Pasifik’in küçük ada ülkeleri, İsrail’in Kudüs’ü başkent olarak tanıma politikasına diplomatik destek veren ülkeler arasındaki yerlerini güçlendiriyor. Nauru’nun ay başında Kudüs’te büyükelçilik açmasıyla, kentte büyükelçilik bulunduran ülkelerin sayısı dokuza yükseldi.
Nauru, bu adımı daha önce büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıyan Papua Yeni Gine ve Fiji ile birlikte attı. Samoa da büyükelçiliğini bu yıl Kudüs’e taşımayı planladığını açıkladı.
Bu kararlar diplomatik açıdan önem taşıyor. Çünkü İsrail'le resmi diplomatik ilişkisi bulunan ülkelerin büyük bölümünün büyükelçilikleri Tel Aviv'de bulunuyor.
KUDÜS’ÜN STATÜSÜ TARTIŞMALI
Kudüs, İsrail-Filistin çatışmasının en hassas başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.
Birleşmiş Milletler'in 1947'de kabul ettiği Filistin'in bölünmesine ilişkin planda Kudüs'e, kentin Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar açısından taşıdığı önem nedeniyle özel ve uluslararası bir statü verilmesi öngörülmüştü.
İsrail ise 1967 Savaşı'nın ardından Doğu Kudüs'ü ilhak etti. Ancak bu ilhak Birleşmiş Milletler tarafından tanınmıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, 2018'de ABD Büyükelçiliği'ni Tel Aviv'den Kudüs'e taşıdı. Daha sonra Guatemala, Honduras, Kosova, Paraguay ve Somaliland'ın yanı sıra Fiji ve Papua Yeni Gine de benzer adımlar attı. Nauru'nun son hamlesiyle bu çizgiye katılan ülkelerin sayısı daha da arttı.
DESTEĞİN ARKASINDA DİNİ MOTİVASYONLAR MI VAR?
Fransız basın ajansı AFP’ye konuşan uzmanlara göre Pasifik ülkelerinin İsrail'e verdiği desteği yalnızca diplomatik veya ekonomik çıkarlarla açıklamak mümkün değil.
Eski Fiji diplomatlarından Salote Tagivakatini, Hristiyanlığın bölgedeki İsrail yanlısı yaklaşımın temel unsuru olduğunu söylüyor.
Pasifik adalarının yerli nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ının kendisini Hristiyan olarak tanımladığına dikkat çeken Tagivakatini, bazı topluluklarda İncil'deki İsrailoğullarına ilişkin anlatıların güçlü biçimde etkili olduğunu belirtiyor.
Bölgede 19. yüzyılda Hristiyan misyonerlerin yaydığı Evanjelik inançların bugün siyasetle iç içe geçtiği ifade ediliyor. Bazı Pasifik ülkelerinin anayasalarında Hristiyan inancına açıkça yer verilirken, kimi topluluklarda Yahudilerin İsrail topraklarına dönmesini öngören Eski Ahit'teki kehanetlere güçlü biçimde inanılıyor.
Papua Yeni Gine, Solomon Adaları ve Fiji'nin bazı bölgelerinde kendilerini İsrail'in “kayıp kabilelerinin” soyundan geldiğini iddia eden topluluklar da bulunuyor.
SİYASETÇİLER DE GÜÇLÜ DİNİ BAĞLARA SAHİP
Bölgedeki bazı liderlerin kişisel dini geçmişleri de İsrail'e yönelik yaklaşımlarında etkili oluyor.
Fiji Başbakanı Sitiveni Rabuka, daha önce Metodist vaiz olarak görev yapmıştı. Papua Yeni Gine Başbakanı James Marape ise Yedinci Gün Adventistleri geleneğinden gelen bir papazın oğlu.
Samoa Başbakanı La'aulialemalietoa Leuatea Schmidt de geçen yıl göreve geldiğinde Yahudi dua şalı takarak ve şofar eşliğinde törene katılmıştı. Schmidt o dönemde, “İsrail'i, Tanrı'nın toprağını destekliyorum” demişti.
Ancak bölgedeki İsrail yanlısı tutum toplumların tamamı tarafından paylaşılmıyor. Örneğin İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın geçen yıl Fiji'yi ziyareti sırasında küçük bir grup protestocu Filistin bayrakları taşıdı.
Pasifik ülkelerinin çoğu ise büyükelçiliklerini hâlâ Tel Aviv'de tutuyor ve Kudüs'ün nihai statüsünün İsrail-Filistin çatışmasının çözümü çerçevesinde belirlenmesi gerektiğini savunuyor.
İSRAİL İÇİN ‘SEMBOLİK’ DESTEK
AFP’ye konuşan Avustralya'daki uluslararası ilişkiler uzmanı Shannon Brincat'a göre, Pasifik'in küçük ülkelerinden gelen diplomatik destek İsrail açısından son derece önemli.
Brincat, Kudüs'e büyükelçilik taşımanın İsrail'in kenti “bölünmez başkenti” olarak görme iddiasına sembolik meşruiyet sağladığını belirtiyor.
Buna karşılık bu küçük ada ülkelerinin İsrail'den ne kazandığı daha az açık.
Lowy Institute verilerine göre İsrail, 2015'ten bu yana Pasifik bölgesine insani yardım ve kalkınma desteği kapsamında yaklaşık 2 milyon dolar sağladı. Bu rakam, bölgenin en büyük bağışçıları olan Avustralya ve Çin'in aktardığı yüz milyonlarca dolarlık yardımla kıyaslandığında oldukça düşük.
Ancak Adelaide Üniversitesi'nden Pasifik güvenliği uzmanı Maima Koro'ya göre ilişkiyi klasik bir “diplomatik çıkar karşılığında destek” modeliyle açıklamak yanlış.
Koro, bu ülkelerdeki yaklaşımın temelinde İsrail'in “Tanrı'nın halkı” olduğu inancının bulunduğunu belirterek, ilişkinin ekonomik bir alışverişten ziyade “ruhani bir bağ” olarak görüldüğünü ifade ediyor.