Demokratik entegrasyon üzerine
Demokratik entegrasyon, demokratik cumhuriyet ve demokratik toplum yaratmak için bir örgütlenme ve mücadele çizgisidir. Titiz, duyarlı ve örgütlü davranmayı gerektirir.
Demokratik entegrasyon, demokratik cumhuriyet ve demokratik toplum yaratmak için bir örgütlenme ve mücadele çizgisidir. Titiz, duyarlı ve örgütlü davranmayı gerektirir.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'yle birlikte tartışma gündemine gelen ve yoğun olarak kullanılan bazı kavramlar var.
"Komün” bunlardan biri. Dikkat edilirse son süreçte en çok kullanılan kavramlardan bir tanesi oluyor. Yerli yersiz durmadan söyleniyor ve yazılıyor. Bazıları, kendi durumuna, yaşam ve çalışma tarzına bakmadan komünden söz ediyor. Gırtlağına kadar bireyci özel mülkiyeti yaşıyor, ancak neredeyse kendini bir numaralı ‘Komünar’ olarak ilan ediyor. Bir şeyin adına "komün" denince gerçekten komün olduğu sanılıyor. Halbuki komün, bir yaşam ve çalışma tarzını ifade ediyor. Bunun da esasını ortaklaşma, dayanışma, paylaşım oluşturuyor. Yani komünalizm, bireyciliğin karşıtı oluyor.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'yle birlikte en çok kullanılan kavramlardan biri de “demokratik entegrasyon”dur. Bu kavramın da yerli yersiz kullanıldığına tanık oluyoruz. Neredeyse her konuşmada veya yazıda geçiyor fakat kullanılış şekline bakınca insan fazla bir şey anlayamıyor. Anlaşılan tek şey, kullananın da aslında kavramı tam anlamadığı ve doğru kullanmadığı oluyor.
Aslında ‘komün’ de ‘demokratik entegrasyon’ da yeni kavramlar değildir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Savunmalar'ında söz konusu kavramları yoğun olarak kullanmıştır. Bu kavramlar, demokratik sosyalist modernite kuramının temel kavramlarıdır. Komün, demokratik sosyalist toplumun temeli, çekirdeği, kökü olurken; demokratik entegrasyon da demokratik toplum ile devlet ilişkilerinin düzenlenmesini ifade etmiştir. Bu durum, Savunmalar'da ‘Devlet artı demokrasi’ olarak formüle edilmiştir.
Türkçe sözlüklerde ‘entegrasyon’ kavramı, birçok anlam temelinde açıklanmaktadır. Ekonomiden siyasete kadar birçok alanda geçerli olan bir kavramdır. En anlaşılır tanım, ‘Farklı birimlerin, birbirlerinin varlığını kabul etme temelinde aralarında oluşturdukları yeni bütünleşmedeki ilişki biçimi’ olmaktadır. Yani entegrasyonda birbirinin varlığını kabul eden farklı iki birim var, bunlar yeni bir birlik oluşturuyorlar. Entegrasyon, işte bu yeni birlik oluşturmadaki ilişki biçimini ifade ediyor. Kuşkusuz demokratik entegrasyon da bu ilişki biçiminin demokratik olması gerektiğini belirliyor. Elbette bu ilişki biçiminin demokratik olabilmesi için de yeni birlik oluşturan birimlerin demokratik olması gerekiyor.
Buradan devlet ile toplum ilişkilerinde entegrasyona gelelim. Söz konusu entegrasyonun ‘demokratik entegrasyon’ olabilmesi için birincisi devletin demokrasiye duyarlı olması, ikincisi ise demokratik toplum örgütlülüğünün yaratılması gerekiyor. Yani demokratik entegrasyon, demokratik cumhuriyet ile demokratik toplumun varlığını gerektiriyor. Demokratik entegrasyon çözümü, ancak bu temelde gerçekleşebiliyor.
Demek ki ‘demokratik entegrasyon çözümünü istiyoruz’ demekle böyle bir çözüm gerçekleşmiyor. Demokratik entegrasyon çözümünün gerçekleşmesi, demokratik cumhuriyet ile demokratik toplumun varlığını gerekli kılıyor. Bu da demokratik cumhuriyeti yaratmak ve demokratik toplum inşasını komün temelinde gerçekleştirmek için çalışmak, mücadele etmek, örgütlü bir çalışma yürütmek anlamına geliyor. O halde demokratik entegrasyon sadece bir isteme işi değil, masa başındaki anlaşmayla gerçekleşecek veya bir yasayla sonuca bağlanacak bir şey de değildir. Demokratik entegrasyon, demokratik cumhuriyet ve demokratik toplum yaratmak için bir örgütlenme ve mücadele çizgisidir.
Örneğin şimdi Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde yeni bir aşamaya geçebilmek için 'çerçeve yasa' veya “Kök yasa” adıyla yeni bir kanunun çıkartılması için çalışılmaktadır. Bazıları, bunu demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi olarak anlamaktadır. Kuşkusuz böyle bir yasa da eğer doğru ve yeterli maddeler içerirse demokratik entegrasyonun gerçekleşmesine hizmet eder. Demokratik entegrasyonun kendisi olmaz, çünkü sadece böyle bir yasayla demokratik entegrasyon çözümü gerçekleşmez. Dahası içeriği uygun olmazsa demokratik entegrasyona değil, bir tarafın yok ve tasfiye olmasına yol açar.
O halde demokratik entegrasyon mücadelesinde öncelikle duyarlı ve dikkatli olmak gerekir. Demokratik entegrasyon adına tasfiyenin, asimilasyonun, teslimiyetin gerçekleşmesine izin vermemek gerekir. Eğer duyarlı ve dikkatli olunmazsa, mücadelede asla boşluk bırakmayacak bir tutum gösterilmezse, o zaman entegrasyon yerine yok oluşlar yaşanabilir. Demek ki demokratik entegrasyon mücadelesi savaştan da daha fazla titiz, duyarlı ve örgütlü davranmayı gerektirir. Bütün toplumun böyle bir duyarlılık içinde olmasını ister.
İkincisi ise demokratik entegrasyon çözümünün büyük bir mücadele ve örgütsel çalışma işi olduğunu bilmek gerekir. Bu da günümüz Türkiye ve Kürdistan gerçeğinde cumhuriyetin demokratik dönüşümü için mücadele etmek ve demokratik toplum inşası için çalışmak anlamına gelir. Peki cumhuriyetin demokratik dönüşümü ne anlama gelir? Öncelikle mevcut devlet yapısının tekçi ve merkezi karakterinin değişmesi, çoğulcu ve yereli esas alan bir karakter kazanması anlamına gelir. Tam bir düşünme, ifade etme ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması demektir. Cinsiyetçiliğin aşılarak kadın özgürlüğünün, doğa kırımının aşılarak toplumsal ekolojinin esas alınmasını ifade eder. Bunların ve benzeri demokratik dönüşümlerin de çok yoğun ve örgütlü bir mücadele gerektirdiği açıktır. Söz konusu mücadelede etkili ve başarılı olabilmek için de demokratik toplum örgütlülüğü şarttır.
Demokratik komün temelinde demokratik toplum örgütlülüğü, demokratik entegrasyon çözümünde ikinci tarafı yaratmak için de gereklidir. Yani demokratik cumhuriyetle entegre olacak demokratik toplum inşasının gerçeklemesi gerekir. Demokratik toplum oluşmadan da demokratik entegrasyon gerçekleşemez. Mevcut haliyle örgütlü toplum varlığından da söz edilemez. Bu durum, aynı zamanda toplumun bilinçsiz kılınması, daha doğrusu tam bir zihniyet kırımına uğratılması anlamına gelir. Öyle ki, kendi gerçek çıkarını göremeyen, görse bile bunun için örgütlenme ve mücadele etme gücü gösteremeyen, adeta dağılmış ve köleleşmiş, mevcut yaşama neredeyse razı kılınmış bir toplumsal duruş ortaya çıkartılmıştır. Bu durumun zihniyette ve pratikte tamamen aşılması gerekir ki, bunun da çok yoğun bir eğitim, yani yeniden bilinçlendirme ve örgütleme çalışmasını gerekli kıldığı açıktır.
İşte bu noktada çok ciddi bir zayıflık yaşanmaktadır. Öyle ki, söz var ama pratik yok. Dahası söylenince pratiğe geçtiğini ve görevini yerine getirdiğini sanma durumu yaşanıyor. Bu anlamda devrimci ve demokratik öncülük görevlerinin yerine getirilmesi çok zayıf kalmaktadır. Adeta düzen siyasetinin tarzından etkilenme yaşanmaktadır. Orta sınıf çizgisi denilerek, toplumdan kopuk, yoksul ve emekçi toplum derinliklerine inmeyen, toplumla iç içe yaşamayan, toplumla tartışmayan ve birlikte çalışmayan, toplum üstü, bürokratik bir tarz sürüp gitmektedir. İşte öncelikle bu tarzın ve duruşun aşılması gerekir. Bu tarz aşılmadıkça demokratik komün örgütlülüğü ve demokratik entegrasyon çözümü gerçekleşmez.
O halde, ne yapmak lazım? Demokratik entegrasyon çözümünü bir mücadele ve örgütsel çalışma işi olarak görüp buna göre pratikleşmek lazımdır. Bu temelde başarılı, çok yönlü ve bütünlüklü bir demokratik cumhuriyet mücadelesi yürütmek ve buna demokrasiden yana olan herkesi katmak önemlidir. Kuşkusuz daha da önemlisi, demokratik komün temelinde gerçekleşecek demokratik toplum inşasıdır. Bu noktada sadece söz söylemeyi ve başkasından beklemeyi aşarak, gerçek anlamda bir toplum eğitimi ve örgütlenmesi seferberliğine yönelmek gerekir. Başarılı bir demokratik entegrasyon mücadelesi ancak bunlar yapılarak verilir ve aranan çözüme de ancak böyle ulaşılır.
Kaynak: Yeni Özgür Politika