HPG gerillası Agir Stêrk (Abdullah Osmanoğlu) ve YJA Star gerillası Destîna Kelaşîn’in (Nurevşan Osmanoğlu) annesi Şükran Osmanoğlu ile çocuklarının özgürlük mücadelesine katılım süreçlerini, Avrupa’da geçen mültecilik yıllarını ve onlardan geriye kalan anılarını konuştuk. Bremen yakınlarındaki evinde ziyaret ettiğimiz Şükran Osmanoğlu, öncelikle göç yolculuğunu anlattı. Dayika Şükran ailesiyle birlikte İtalya’ya geçmek amacıyla Êlih merkeze bağlı Blêder köyünden İstanbul’a geldi. Bir ay İstanbul’da kaldıktan sonra kaçak yollarla, deniz üzerinden mültecilik yolculuğuna çıktı. Dayika Şükran, o günleri şöyle anlattı: “Beş gün boyunca susuz, ekmeksiz yollarda kaldık. Küçük kızım henüz bir yaşına basmamıştı, kucağımdaydı. Başkaları gemiye binerken hazırlıklıydı, biz ise hiçbir hazırlık yapmadan binmiştik. Agir gider, insanlardan ekmek ve su toplar, getirip kardeşlerine verirdi. Gemi İtalya’ya yaklaşınca kaptan kaçtı. Gemide, bir insanın zar zor geçebileceği küçücük bir pencere vardı. Gençler o pencereyi kırıp yaklaşık 300-400 insanı teker teker oradan çıkardılar. Geminin geldiğini fark eden İtalyan yetkililer helikopter ve ambulanslarla olay yerine geldi. Hasta çocukları hastaneye kaldırdılar. Beni ve bebeğimi de hastaneye götürdüler. Diğer çocuklarımı ise kamplara yerleştirdiler.”
PARMAKLARIMIZI JİLETLE KAZIDIK
Aile daha sonra Almanya’ya iltica etti ancak başvuruları reddedildi. 2004 yılında yaptıkları itirazlar da sonuçsuz kaldı ve çocukların babası sınır dışı edilerek Türkiye’ye gönderildi. Çocuklarıyla yalnız kalan Dayika Şükran, o dönemde yaşadıkları zorlukları şöyle anlattı: “O dönem Rezan’a hamileydim. Bir kedinin yavrularını taşıması gibi 8 çocuğumu yanıma alıp İsveç’e kaçtım. Sınırlarda, polislerin elinde çok zorluk çektik. İsveç’te iltica ettik ancak üç ay içinde başvurumuz reddedildi ve bize ‘Sizi Almanya’ya geri göndereceğiz’ dediler. Almanya’nın da bizi Türkiye’ye iade edeceğini biliyorduk. Türkiye’de yasal problemlerimiz olmasına rağmen iade edilecektik. Oradan da Norveç’e kaçtık. Parmak izimiz çıkmasın diye parmaklarımızı jiletlerle kazıdık. Norveç’e yaptığımız iltica başvurusundan bir yıl sonra polisler gelip parmak izlerimizin tam çıkmadığını söyleyerek bizi yeniden parmak izi almaya götürdüler. Nasıl yaptılarsa Almanya’daki parmak izimiz sistemde çıktı. Bir gece ansızın beni ve çocuklarımı gözaltı merkezine götürdüler. Geceyi orada geçirdik. Sabahın erken saatlerinde 8 polis eşliğinde 8 çocuğumla birlikte bizi uçağa bindirip Almanya’ya geri yolladılar. Yani 8 çocuğa karşılık 8 polis...”
SEROK APO'NUN FOTOĞRAFI VARDI
Almanya’da Türkiye’ye iade edileceklerini öğrenince çocuklarıyla yeniden İsveç’e giden Dayika Şükran, bir süre sonra Almanya’ya döndü. Aile, sonunda Almanya’da kalmaya başladı. Dayika Şükran, çocuklarıyla birlikte Ratingen’den Duisburg’a taşındıktan sonra kızı Nurevşan ve oğlu Agir aracılığıyla derneği tanıdı. Kızının adının Nurevşan olduğunu ancak kendisinin ona “Nurşin” diye seslendiğini belirten Dayika Şükran, dernekle tanışma süreçlerini şöyle anlattı: “Sordular, araştırdılar derneğin yerini. Evimiz yakın olmasına rağmen adresini bilmiyorduk. İnsan bilmediği yerde kör gibidir, burnunun dibini göremez. Bizim durumumuz da öyleydi. Hatta otobanı geçip gitmek gerekiyordu. Bir defasında derneğe giderken Nurşin’e araba çarptı ve kızımı yoğun bakıma kaldırdılar. Kazadan sonra kaza yerinde, koynunda Serok Apo’nun fotoğrafı bulunmuş. Polisler fotoğrafı görünce bizi aradılar, ‘Nurşin’e araba çarptı, şu an komada’ dediler. Hastaneye gittiğimde polis, Serok Apo’nun fotoğrafını bana teslim etti. Agir ve Nurşin’in dernekle tanışması ve oraya bağlanması bu şekilde oldu.”
EVİMİZ GENÇLERİN EVİYDİ
Derneğe gitmeye başlayınca çocuklarının pek çok arkadaş edindiğini anlatan Dayika Şükran, “Genç kadın ve erkek arkadaşları eve gelirlerdi. Her akşam en az 10 genç Agir ile birlikte bize gelirdi. Birlikte bağlama çalar, oyunlar oynar, sohbet ederlerdi. Agir dost canlısı, arkadaş canlısı biriydi. Çocuklarımın hepsi iyilikseverdi ama Agir başkaydı, onun yeri doldurulamazdı” dedi. Nurşin biraz iyileşince onu hastaneden çıkarıp eve getirdiklerini aktaran Dayika Şükran, “İyileşir iyileşmez de yoluna devam etti. Onun da tıpkı Agir gibi çok sayıda arkadaşı vardı ve onları eve getirirdi. Duisburg’da herkes bizim evin ne kadar kalabalık olduğunu bilirdi. Gençlerin eviydi, düğün evi gibiydi” diye vurguladı.
KÜRTLÜĞÜNÜ ÇOK SEVERDİ
Kendisinin de çocuklarının sayesinde derneğe gitmeye başladığını belirten Dayika Şükran, şunları anlattı: “Sekiz çocuğumla birlikte giderdim. Orada çalışır, temizlik yapardım. Agir okuldan erken çıkar, çıkar çıkmaz da derneğe gelir, bana yardım ederdi. Agir kardeşlerini, arkadaşlarını ve Kürtlüğünü çok ama çok severdi. Beni derneğe ilk götüren Agir oldu. Sadece beni değil, tüm kardeşlerini dernekle tanıştıran da Agir’di. Orada herkes bizi tanırdı. Herkesle iyi ilişkilerimiz vardı. Çocuklarım derneğe gittiğinde içim rahattı. Biliyordum ki kötü yolda değiller, orası onlar için iyi ve güzel bir yerdir. Evimizde Kürtçe televizyon daima açıktı. Çocuklarım sürekli gerilla marşları söylerdi. Duvarlarda şehitlerin ve Serok Apo’nun fotoğrafları asılıydı; o fotoğrafları asanlar da Nurşin ile Agir’di.”
ARKADAŞLARIYLA KATILDI
Avrupa ülkelerinde sürekli yer değiştirmek zorunda kalmalarının çocuklarının eğitimini aksattığını belirten Dayika Şükran, buna rağmen Agir ve Nurevşan’ın okul hayatlarında başarılı olduklarını söyledi: “Okula başlıyorlardı, henüz dört ay geçmeden sınır dışı kararı geliyordu. Biz de çaresiz kalıp başka ülkeye kaçıyorduk. Bu yüzden eğitimleri sık sık kesintiye uğradı. En sonunda oturum işlemlerimiz tamamlandı. Agir, okulda başarılıydı. Üniversitede elektronik mühendisliğinde okurken, arkadaşlarıyla birlikte mücadeleye katılma kararı aldılar. Agir, 2018 yılında katıldı. Katıldıktan birkaç ay sonra, 17 Aralık 2018’de Medya Savunma Alanları’na düzenlenen hava saldırısı sonucu şehit düştü. Şehadet haberi ise 2019’un başında bize ulaştı.”
AGIR GÜLERYÜZLÜ BİR İNSANDI
Dayika Şükran, oğlunu şu sözlerle anlattı: “Şehit Agir çok sıcakkanlı ve güler yüzlü bir insandı. Küçük çocukları çok severdi. Büyüklerle büyük, küçüklerle küçük olurdu. Almanya’da okula gitti, derslerinde oldukça başarılıydı. Bütün ruhu kardeşleriyle ve benimleydi. Kendini sürekli geliştiren biriydi. Öyle ki şehit düştüğünde Avrupa’daki Kürtler sokaklara dökülüp onu sahiplendi. Girişken biriydi. Sürekli derneğe gider, gençlik çalışmalarında en önde yer alırdı. Bu yönüyle bir öncüydü. Çok sayıda arkadaşı vardı. Kürt, Alman, Norveçli, İsveçli gençler... Her halktan arkadaşı vardı diyebilirim. Agir çok sıcakkanlıydı ve aramızdaki ilişki çok güçlüydü.”
NURŞIN YILBAŞI GECESİ KATILDI
Nurevşan’ın okulunu bitirmeden kendi isteğiyle amcasının oğluyla evlendiğini, ancak evliliğin daha sonra sona erdiğini belirten Dayika Şükran, kızının gerillaya katılma sürecini şöyle anlattı: “Eşi Türkiye’deydi. Aslında ben istemiyordum ama kendisi karar verdiği için kabul ettim. Evlendikten sonra eşini Almanya’ya getirdi. Sırf kızım onu seviyor diye çabaladım. Ancak anlaşamadılar ve ayrıldılar. Nurşin tekrar yanımıza döndü, altı ay sonra 2015’in yılbaşı gecesi katıldı. O dönem Rojava ve Şengal’de Kürtlere yönelik DAİŞ saldırıları vardı. Bu katliamlar onları çok etkiledi. Kürt kadınlarının kaçırıldığını, insanların başının kesildiğini anlatıyordu. Katılım kararı aldıklarında hem Nurşin hem de Agir, ‘Kardeşlerimiz katledilirken bizim Almanya’da ne işimiz var?’ diyorlardı. Bu yol onların yüreğindeydi. Nurşin Kürtlük ve Kürt tarihi üzerine çok okurdu. Agir de öyleydi. İkisi de çok okuyan gençlerdi ve neticesinde bu yolu tercih ettiler.”
9 YILDIR HABERİM YOKMUŞ
Çocuklarının onurlu bir yolda yürüdüğünü belirten Dayika Şükran, her iki evladının da erken yaşta şehadetinin acısını taşıdığını söyledi. 2 Kasım 2017’de Avaşîn’de şehit düşen kızının şehadet haberini yıllar sonra öğrendiğini anlatan Dayika Şükran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Elbette hiçbir anne çocuğunun şehadet haberini almak istemez. Ben de bir anne olarak çocuklarımın daha uzun süre direnmesini isterdim ama erken şehit düştüler. Nurşin yaklaşık üç yıl orada kaldı, Agir ise üç ay kalabildi. 2 Kasım, Nurşin arkadaşın şehadet yıl dönümüdür. Bize şehadet haberi geç ulaştı. Ben kızımın bir gün bu kapıdan içeri gireceği hayaliyle ayaktaydım. Kendi kendime ‘Agir şehit düştü ama Nurşin sağdır, bir gün gelecek’ derdim. Süreç başlayınca kızımın döneceğini, 30’lu yaşlarına geldiğini, nasıl göründüğünü düşünürdüm. Meğer kızım henüz 21 yaşındayken şehadete ulaşmış... Dokuz yıldır kızımın şehit düştüğünden haberim yokmuş.”
ÇOCUKLARIMLA GURUR DUYUYORUM
Çocuklarıyla gurur duyduğunu belirten Dayika Şükran, “Eğer bir gün çocuklarımın mezarına ulaşabilirsem onlara ancak şunu söyleyebilirim: “İyi ve doğru bir yol yürüdünüz. Sağ olduğum sürece sizi unutmayacağım. Her zaman yüreğimdesiniz, sizinle gurur duyuyorum, başım diktir. Yüreğim yanıyor ama başım dik.”
Dayika Şükran, sözlerini şöyle noktaladı: “Çocuklarımı ben büyüttüm, sağ olduğum sürece de onların izinde olacağım.”


