GÖRÜNTÜLÜ

Karayılan: İlk sırada Önder Apo’nun özgür olması gerekir!

Murat Karayılan: Bu iş sıradan bir iş değildir; temel bir yasa gerekiyor. Öncelikle Önder Apo’nun statüsü netlik kazanmalı. Bu nedenle Kürt halkı ile Türk devleti arasında barışın gerçekleşmesi için, ilk sırada Önder Apo’nun özgür olması gerekir.

Halk Savunma Merkezi(HSM) Komutanlığı Üyesi Murat Karayılan’ın Fedai Şehitler Ayı vesilesiyle tüm savunma güçlerine dönük görüntülü bir mesajı Gerila TV’de yayınlandı.

Savunma güçlerini selamlayarak konuşmasına başlayan Karayılan, sürece dair çok çarpıcı açıklamalarda bulundu:  

“Haziran ayındayız. Haziran ayı, Fedai Şehitler Ayı’dır. 8 Haziran’da fedai Gulan yoldaş, 17 Haziran’da fedai Sema Yüce, 30 Haziran’da büyük fedai Zîlan yoldaş şehadete ulaştı. Her üç fedai şahsında tüm fedai şehitleri ve tüm Kürdistan devrim şehitlerini saygı ve hürmetle anıyoruz, anıları önünde eğiliyoruz ve onlara verdiğimiz sözü bir kez daha tekrarlıyoruz: Sözümüze bağlı kalacağız, taşıdıkları kaygı ve hayallerini hakikate ulaştırmak için zafere kadar mücadeleyi büyüteceğiz, bayraklarını hep yükseğe taşıyacağız.

Hareketimizde fedailik, başlangıçtan beri temel bir ruhtur. Önder Apo’nun çıkışı fedai bir anlayışa dayanmasaydı, böylesine bir çıkış mümkün olmazdı. Bu anlamda diyebiliriz ki, başlangıçta Önder Apo fedai bir şekilde örgütledi, “Kürdistan sömürgedir” cümlesiyle yola çıktı. O dönemler, böyle bir şeyi açıktan söylemek, bu düzeyde bir mücadeleyi örgütlemek büyük bir cesaret istiyordu. Bir fedai olmalısınız ki, böyle bir şeyi yapabilesiniz. Bu çıkışı sonrası Rêber Apo, çalışmalarını bu ilke üzerinden yürüttü. Veyahut Ankara’da ilk eğitim, sonra Kürdistan’a geliş, fedai bir ruhla mücadele doğal bir şekilde yürütüldü. “Kürt sorunu ağır, büyük bir sorundur” deniliyordu; fakat fedai olmazsan, kendini fedai etmezsen, her şeyi göze almazsan bu yolda yürüyemezsin. Yani daha başlangıçta böyle bir temel atıldı. Bu nedenle fedai ruh, fedakarlık, bu ilke üzerinden de korku bilmezlik ve cesaret, Hareket’in başlangıcından beri esas bir ilkeydi. Haki Karer yoldaşın duruşu ve şehadeti, daha sonra Amed zindanının zülüm ve işkencesi karşısında Mazlum Doğan yoldaşın başkaldırısı, yine Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Eşref Anyık ve Necmi Öner yoldaşların bedenlerini ateşe vermesi… Her dördü bedenlerini çember haline gelerek Amed zindanındaki işkenceyi protesto etmek ve kendilerini bir çağrı haline getirmek için bedenlerini ateşe verdiler. Ateşi söndürmek isteyenlere ise, “Ateşi söndürmeyin, ihanet etmeyin, gürleştirin” dediler. 17 Mayıs 1982’de Amed zindanında böyle bir ruh, böyle bir duruş sergilediler. Daha sonra 14 Temmuz eylemcileri Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek, aynı ruhu geliştirdiler, daha da büyüttüler. Yine Amed zindanında Ali Erek-Cin Ali ve daha birçok kişi bu ruhla direnen ve şehadete ulaşanlar, direnişi başarıya ulaştırdılar. 

BUGÜN HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA FEDAİ RUHA İHTİYAÇ VAR

Aynı şey dışarıda da geçerliydi. Sadece zindanlarda değil, dışarıda da 12 Eylül faşist askeri cuntası, işkence rejimi karşısında fedai olmayan, ülkeye dönüşü sağlayamazdı. Özellikle 1982’de ülkeye dönüş bu ilke üzerinden gerçekleşti; dönüş, fedailik gerektiriyordu. Fedai bir ruh olmasaydı çok zordu bu. Düşman tüm Kürdistan’ı zindan haline getirmişti. Köy meydanlarını işkencehane haline getirmiş, işkence ediyorlardı. Zulüm arşa çıkmıştı. Bu nedenle ülkeye girmek, bir mücadele başlatmak, kesinlikle cesaret, fedailik gerektiriyordu.

Bu çalışma bu şekilde yola çıktı. Ölümsüz komutan Egîd yoldaşlar, Bedranlar, Erdallar şahsında bu dile getirildi. Onlardan olmasaydı, 15 Ağustos saldırısı bu ruhla gerçekleşmezdi.

Ardından 30 Haziran 1996’da kahramanca bir eylemi gerçekleştiren Zîlan yoldaş, bu fedai ruhu, bir eylem tarzı, taktik bir çıkış, bir çağrı, yeni bir çıkış, örgütlü bir tarz haline getirdi. Hareketimizde fedailik, sonrasında da devam etti. Özellikle Önder Apo’ya yönelik geliştirilen uluslararası komplo sonrası zindanlarda, Kürdistan sokaklarında, Kürdistan dağlarında fedailik daha da büyütüldü, yaygınlaştı. Zaten Ölümsüzler Taburu da bu ilke temelinde kuruldu.

Kısacası, Önder Apo’nun çıkışından günümüze kadar Hareketimizde esas ruh; fedakarlıktır, yoldaşlıktır, bu ilke temelinde değerlere üst düzeyde bağlılık, bu değerler için kendini feda etmektir. Bilhassa gerekirse kendini feda etmek, geri adım atmamaktır. Apocu Hareketin bu duruşu, Hareketi bugüne kadar getirmiştir. Bu ruhta zayıflamanın olduğu yerde gerileme, bırakma olacaktır.  Fedakarlık, direnme ruhunun, gerektiğinde fedaice bir yaklaşımın, korkusuzluğun olduğu yerde sonuç alma vardır, başarı vardır. Bu ruhun egemen olduğu yerde arkadaşlarımız az sayıyla büyük orduları durdurmuş, onlar karşısında büyük başarı elde etmişlerdir. Bu, Hareket tarihimizde çok belirgindir. Haziran ayını ve şehit fedaileri böyle ele almalıyız. Sadece onlar değil, esasta Hareketimizde fedailik ruhu, temel bir ruhtur. Hareketimiz şimdiye kadar da bu ruhla bugüne gelmiştir.

Bugün de her zamankinden daha fazla bu ruha ihtiyaç var. Şimdi son aşamadayız. Artık sonuç alma aşamasındayız. Bu aşamada hem daha fazla girişkenliğe, profesyonelliğe hem de Apocu fedai bir ruha ihtiyaç var. Bu ruhu kendimizde ne kadar güçlendirirsek zafere, başarıya o kadar yakınlaşırız.

KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN ZİHNİYETLERİNİ DEĞİŞTİRMELERİ GEREKİR

Kürt sorununun çözümü için her şeyden önce her iki tarafın da zihniyetinin değişmesi gerekir. Biz değişimi gerçekleştirdik; çözüm paradigmasında dönüşüm gerçekleştirmişiz. Bunu açık söylüyoruz: Bu çerçevede diyalog yoluyla çözüme gidebiliriz. Devlet tarafı da diyor “çözüme gidelim”, fakat fikirleri veya zihniyetleri önceki gibidir. Hala inkar-imha zihniyeti söz konusudur. Çok açıktır ki, inkar-imha zihniyetiyle demokratik çözüm olmaz. Çözümün gelişmesi için Türk devletinde de zihniyet değişimi olması gerekir. Kürt halkı, kendisi açısından bir tehlike olarak görmemesi, düşman olarak görmemesi için, Kürt halkıyla diyalog yoluyla çözüme gitmek için Kürt halkını yok saymasınlar, varlık olarak tanısınlar. Onlarda böyle bir değişim olursa, bir çözüm kendileriyle tartışılabilir. Bu zihniyetlerini değiştirmezlerse çözümün gelişmesi zordur. Bu nedenle bu sürecin başında “Bu süreç, mücadele sürecidir” dedi. Yani değişim için mücadele etmeliyiz, zihniyet değişsin diye. Gerçekten Önder Apo şimdi İmralı zindanında, bu görüşmelerde, bu diyaloglarda çok büyük bir çaba gösteriyor. Çok önemli bir mücadele sergiliyor. Önder Apo, “Ben Kürtler için bir yer yapmak istiyorum” diyor. Şimdi bu devlet, Kürtleri inkar ediyor. Türkiye dışındaki Kürtleri de kendisi için tehlike görüyor. Devlet, bu zihniyetini değiştirirse, Kürtleri yasal olarak kabul ederse, Türkiye dışındaki Kürtlerin kazanımları üzerindeki tehlikeler de ortadan kalkar. Önder Apo’nun şu anda İmralı’da yürüttüğü mücadele, ulusal bir mücadeledir. Bütün Kürtler içindir. Çünkü Türkiye devleti inkar-imha siyasetinden vazgeçmezse, her zaman Kürtlerin kazanımlarını kendisi için tehlike görür. Kürtlerle gerçek dostluğu bu akılla gerçekleştiremez. Kürt kazanımları üzerindeki tehlikenin ortadan kalkması için öncelikle Türk devletinin bu zihniyetinin değiştirilmesi lazım. Kendi içindeki Kürtleri yasal olarak kabul ederse bu değişim anlamına gelir.

ÖNCE ÖNDER APO ÖZGÜR OLMALI

Önder Apo, bu çerçevede çok önemli, stratejik bir mücadele yürütüyor. Önder Apo’nun çaba ve emeklerinin sonuca ulaşacağı yönünde umutlu olmak gerekir. Fakat uzak veya yakın bir zamanda olacağı başka bir konudur. Buna bakmak lazım.

Sadece gerillanın silah bırakmasına dönük bir yasa çıkarmaları mümkün; bu kendi başına yetmez tabii. Çerçeve yasa, geneli kapsamalı. Her şeyden önce Önder Apo’nun durumu Türkiye’de de tartışıldı; Devlet Bahçeli kendisi “Barış ve siyasallaşma koordinatörü olmalı” dedi. “Yol haritası” diye isimlendirdiği bir sonraki açıklamasında değerlendirmelerini biraz geriye çekti ama ilk açıklaması ““Barış ve siyasallaşma koordinatörü olsun” şeklindeydi. Bu tartışma oldu. Çok belli ki, Önder Apo zindanda kalsa bu süreç gelişmez. PKK’nin 12. Kongresi’nde aldığımız karar da bu çerçevededir. Biz “silah bırakacağız” demedik. Biz “Silahlı mücadele stratejisini durduruyoruz” dedik. Silah bırakmak için Önder Apo’nun kendisinin bu süreci geliştirmesi gerekiyor. Başka bir deyişle özgür olmalı. Kararlarda bu var. Şimdi kendilerini bundan sıyırmak istiyorlar, “gerilla silah bıraksın” diyorlar. Böyle olmaz.

Bu iş sıradan bir iş değildir; temel bir yasa gerekiyor. Öncelikle Önder Apo’nun statüsü netlik kazanmalı. Önder Apo baş müzakerecidir. Kürt sorununun çözümünün birinci muhataptır. Statüsü budur. Kürt halkının temsilcisidir. Bu nedenle Kürt halkı ile Türk devleti arasında barışın gerçekleşmesi, halkların kardeşliğinin gelişmesi için, ilk sırada Önder Apo’nun özgür olması gerekir.

İKİNCİSİ, KÜRT HALKININ VARLIĞI YASALLAŞMALI

İkincisi; Kürt halkının sözlü olarak kabul edildiği gibi yazılı olarak da Cumhuriyet’in yasalarına girmesi gerekir.  Kürt halkının varlığı yasallaşmalı. Şu anda yasa dışındadır, Türkiye yasalarında Kürt yoktur. Madem çözüm geliştirmek, barışı gerçekleştirmek istiyorsak Kürtler yasallaştırılmalı. Bundan daha meşru ne var? İkincisi de budur.

İKİSİ GERÇEKLEŞİRSE DEMOKRATİK ENTEGRASYON SÜRECİ GELİŞİR

Eğer bunları yerine getirirlerse ve bu temelde gerilla için demokratik entegrasyon yasası çıkarsa, gerilla bunun üzerinde duracaktır. O zaman süreç gelişecektir. Bunun dışında süreç gelişmez. Herkes bu hakikati görmeli.

YASAL ADIMLAR ATILMADIKÇA GERİLLA SİLAH BIRAKMAZ

Kürdistan Özgürlük Gerillası, kendisini Türk devletine kabul ettirmek için gerilla olmadı; bazı kutsal amaçlar için, Kürt halkının varlığı, Kürt halkının hakları için gerilla oldu. Bu hususlarda adım atılmadıkça, yasal adımlar atılmadıkça gerilla silah bırakmaz. Herkes bu hakikati bilmeli.

Bu çerçevede süreç yürüyor. Ay içerisinde bakmamız gerekir; kabul edilen yasa acaba nasıl bir yasa olacak. Gündeme getirip getirmeyecekleri bile belli değil. Gündeme koyarlarsa eğer, acaba içeriği ne olacak? Bunu görmeliyiz. Eğer içerik çözüm odaklıysa; yani saydığımız o üç hususu içeriyorsa üzerinde durulabilir. O zaman sürecin önü açılabilir.

Ancak böyle olmazsa, dar olursa, sadece ve sadece silah bırakmaya dayalı olursa bu kabul edilmeyecektir. Bu, süreci geliştirmeyecektir.

İKİNCİ BİR LOZAN YAŞAMAMAK İÇİN SÜRECE OLAĞANÜSTÜ YAKLAŞMALIYIZ

Dört parça Kürdistan’a bakıldığında, bölgedeki gelişmeler değerlendirildiğinde; içerisinde geçtiğimiz sürecin öyle sıradan, kolay bir süreç olmadığını görürüz. Bu süreç, olağanüstü bir süreçtir. Bunu görmemiz gerekir. Kürdistan’ı inkar eden sistemler şu anda tartışmadadır. Değişim ihtimali söz konusudur. Değişim olursa Kürtlere yer verilecek mi verilmeyecek mi? İşte bu belirsizdir. Biliyoruz ki birçok taraf, yeni dizaynda da ikinci bir Lozan’ı dayatma çabasında. İşte ikinci Lozan’ın gerçekleşmemesi için, Kürt halkının da bu topraklarda doğal bir hak olarak özgür yaşaması ve yerini alması için bizim de olağanüstü bir tarzla yaklaşmamız gerekir.

KESİNLİKLE ULUSAL BİRLİK SAĞLANMALI

Bunun karşısında iki noktada dönem görevlerini dile getirebiliriz. Birincisi, siyasi görevlerdir. Başka bir deyişle, bütün siyasi kesimler bu hakikati, bu olağanüstü durumu görmeli ve kesinlikle ulusal birliği sağlamalı. Çok üst aşamada sağlanmasa da ortak bir Kürt stratejisi olmalı. Şu anda ulusal bir konferansın düzenlenmesi hedefleniyor; bu çok önemlidir. KNK 24. Genel Kurulu da bu şeye işaret etti. Onlar da böyle bir konferansın gerçekleşmesi için çabalıyor. Birçok kesim bunu dile getiriyor ancak önemli olan bunu hayata geçirmektir. Öte yandan bazı belgeler hazırlanmalı. Ortak Kürt stratejisinin yanı sıra Kürtlerin birbirlerine karşı silah kullanmamasına, birbirlerine karşı ajanlık da yapmamasına dair bir belge. Sadece birbirlerine karşı silah kullanmamak değil, aynı zamanda ajanlık da yapmasın. Hiçbir Kürt, Kürt’ün yaşamına zarar vermemeli. Herkesin imzaladığı böyle bir belge gerekir. Bu önemli ve stratejik bir dönemde Kürt halkı böyle bir adım atmalı.

Aynı zamanda bölge halkıyla; Arap, Türk, Fars gibi halklarla nasıl ilişkileneceğine, demokratik bir çerçevede ortak bir yaşam geliştireceğine dair de kendisinde netleşme sağlamalı.

BU SÜREÇ HER İHTİMALİ BARINDIRIYOR

İkincisi de kendimize dairdir. Apocu Hareket olarak biz, bu dönemi büyük bir sorumlulukla karşılamalıyız. Bu süreç, sıradan bir süreç değil, sıradan yaklaşabileceğimiz bir süreç değil. Olağanüstü ve hayati bir süreçtir. Kürt halkının kaderi önümüzdeki dönemde belli olacak. Bu hakikat bölge halkları için de geçerlidir ancak ilk sırada Kürt halkı geliyor. Önümüzdeki süreçten kastım, 4-5 gün değil; bir-iki yıl, en fazla üç yıl sonra her şey belli olacak. Böyle önemli bir dönemdeyiz. Bu nedenle Önder Apo’nun Bakur’da geliştirdiği süreç çok önemlidir. Hareketimizin mücadelesini her yerde geliştiriyor. Bu çerçevede çok önemi vardır. Hareketin tüm kadrolarının; ister kadın ister erkek, kendisini dava insanı, Önder Apo’nun kadroları olarak gören arkadaşların; kadın özgürlük çizgisi temelindeki demokratik, ekolojik paradigmanın sonuç alması için, ulus devlet sosyalizminin değil demokratik ulus sosyalizminin gelişmesi ve başarıya ulaşması için sorumluluklarına en üst düzeyde sahip çıkması gerekir. 

Burada Önder Apo’nun, kahraman şehitlerin emeği, halkımızın fedakarlığı, Kürdistan annelerinin ve kadınların, gençlerin fedakarlığı söz konusudur. Kan döküldü. Ve bugün bir döneme ulaştık. Bu dönemde gevşek davranamayız. Aksine var gücüyle kendini katmalı, değerleri savunmalı. Bu süreci nasıl geliştirebiliriz? Hele ne oluyor diye beklenti içerisine girilmemeli. Bu bir mücadeledir; her ihtimali barındırıyor.

FEDAİ RUH BİZİ AYAKTA TUTTU

Mesela Önder Apo 27 Şubat hamlesini geliştirdiğinde “Kimse yanlış anlamasın, biz kimseyle anlaşma sağlamamışız; bu süreç mücadele sürecidir” dedi. Önder Apo süreci geliştirdi. Ne için geliştirdi? Elbette çözüm için geliştirdi. Amacımız çözümdür. Barış ve demokratik toplum temelinde yeni bir strateji geliştirmektir. Türk devleti de gerçekten samimi olursa, adım atarsa amaç budur.

Bizde evet rütbe var, alt-üst var ama hepimiz yoldaşız. Bir ay önce gelen bir arkadaşla 20-30 yıl önce gelen aynıdır; yoldaştır, Apocu yoldaştırlar. Saygı da değer de eşittir. Yaklaşım böyle olmalı. Eşitlik, adalet olmalı, adil paylaşım olmalı. Ne varsa hepsini paylaşmalı. Yoldaşlık böyle olur. Bir yoldaşın yanındaki yoldaşı için nasıl kendisini feda ettiği, bir yoldaşın yoldaşını nasıl koruduğu, kadın ve erkek arkadaşların kendi aralarında nasıl sinerji yarattığı, nasıl birbirlerine sahip çıktıkları, nasıl birbirlerini güçlendirdikleri, nasıl birer kahraman oldukları tünel direnişlerinde kanıtlandı. Girê Hakkarî Direnişi’nde herkes şehit düştü; Azê arkadaş yalnız kaldı. O tünelde savaştı. Tam kesin gün sayısını bilmiyoruz ancak yaklaşık bir ay kadar hem tekmilini veriyordu hem de arkadaşların cenazelerinin arasında düşmana karşı direniyordu. Böyle bir kahramandı işte. Kürt kadını böyledir. Böyle onlarca, yüzlercesini sayabiliriz. Fedai ruh, Kürt kadınının ve Kürt erkeğinin fedakarlığı son yıllarda çok yüksekti. Önder Apo çizgisinde, Önder Apo’nun İmralı’da sergilediği direniş anlayışı, çok büyük bir ruh geliştirdi arkadaşlarda. Sadece Mersin’de, Ankara’da fedai eylem geliştirilmedi. Sara ve Rûken, Rojhat ve Erdal, en son Asya ve Rojger arkadaşlar sembol fedailerimizdir. Fakat tünellerde onlarca böyle fedaice eylem ve duruş söz konusuydu. Bu ruh bizi ayakta tuttu. Türk devletini tıkanmaya götüren bizi ayakta tutan bu ruhtu.

DEVRİMCİ SORUMLULUK ÇERÇEVESİNDE HERKES GÖREVLİDİR

Bu çerçevede hareket edersek, bütün arkadaşların sürecin gerekliliklerine göre rollerini oynayacağına inanıyoruz. Gerçekten çok önemli bir dönemin içindeyiz. Her arkadaşımız sorumlulukla yaklaşmalı. Kimse “benim görevim büyük”, “benim görevim küçük”, “ben savaşçıyım”, “ben komutanım” demesin; herkes sorumlulukla yaklaşmalı. Bizde devrimci sorumluluk vardır. Devrimci sorumluluk çerçevesinde herkes görevlidir. Çizgiyi savunmakla görevlidir, değerleri savunmakla görevlidir, yoldaşlığı, Apocu ruhu savunmakla görevlidir. Önder Apo ile tam yoldaşlığı bu şekilde geliştirebilir; başta kahraman şehitlerimiz Fuatlar, Saralar, Adil, Nûda, Sofî ve Delaller olmak üzere bütün kahraman şehitlerimize verdiğimiz sözü yerine getirebiliriz. Bunun için, bu tarihi süreçte Önder Apo’nun çizgisinde, kahraman şehitlerimizin takipçiliğinde görevlerimizi yerine getirelim. Bundan daha kutsal bir şey yoktur. Bu, kendisiyle birlikte başarıyı kaçınılmaz kılacaktır. Buna inanıyoruz. Bu inançla, Merkez Karargah olarak siz tüm arkadaşlara can-ı gönülden başarılar diliyoruz, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyoruz. Ve diyoruz ki, yaşasın halkımızın mücadelesi, Bijî Serok Apo!”