ANALİZ

Köklerinden koparma ve savunmasız bir zemin yaratma

Êzidîlerin Şengal Dağı'ndan koparılarak toplulaştırma yerleşimlerine zorla yerleştirilmesi, ekonomik bağımsızlıklarını ve savunma mekanizmalarını zayıflattı. Bu süreç, Êzidîlere yönelik fermanın altyapısını oluşturan sistematik bir devlet politikasıydı.

Êzidî toplumunun tarihinde dağ, hiçbir zaman yalnızca coğrafi bir mekân olmadı; aynı zamanda bir savunma kalesi, inancın yurdu ve en güvenli sığınak oldu.

DAĞDAN KOPARILAN YAŞAM

Êzidîler binlerce yıl boyunca, özellikle Şengal Dağı'nda, kendi kendine yeten yaşamları, doğal ekonomileri ve komünal savunma mekanizmalarıyla saldırı dalgalarına karşı varlıklarını korudular. Ancak fermana giden süreçte dağla kurdukları bu bağ, "fermanın zeminini hazırlama" politikasının ilk hedefi haline getirildi. Fermanın zemini, Êzidîlerin dağlarından koparılmasıyla hazırlanmaya başlandı. Bu, ani bir saldırı değildi; Baas rejiminin kurduğu ‘toplulaştırma’ yerleşimlerinin uzun yıllara yayılan bir politikasıydı. Bu politikanın temel amacı, Êzidîlerin bağımsız yaşam düzenini ve kendi kendine yeten ekonomik sistemini parçalamaktı.

EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞIN TASFİYESİ

Daha önce Êzidîler incir yetiştiriciliği, küçükbaş hayvancılık ve doğal üretim üzerinden dışa bağımlı olmayan bir ekonomik düzen kurmuşlardı. Bu, onların özgürlüklerinin temel kaynaklarından biriydi. Kendi toprağına sahip olduğunda ve dağın sunduğu üretimle yaşamını sürdürdüğünde, egemen siyasal sistemlere bağımlılığın da en aza iner. Ancak Êzidîler dağlarından koparılarak devlet tarafından tasarlanan toplulaştırma yerleşimlerine yerleştirildiklerinde, ekonomik bağımsızlıkları doğrudan hedef alındı. Bu yerleşimlerde artık kendi yaşam biçimlerini sürdürmeleri mümkün değildi. Artık dağlarının üreticileri olmaktan çıkarılıp, geçimlerini sağlamak, gıda ve günlük ihtiyaçlarını karşılamak için devlet kurumlarına, sisteme yakın tüccarlara ve dış kaynaklara bağımlı hale getirildiler.

TOPLUMSAL SAVUNMANIN ZAYIFLATILMASI

Ekonomik yapıda yaşanan bu dönüşüm, toplumsal savunmayı da doğrudan etkiledi. Dağ yaşamında Êzidîler güçlü toplumsal ağları ve coğrafyalarını iyi tanımalarının sağladığı avantajla kendilerini doğal biçimde koruyabiliyorlardı. İnsanları dağlardan indirip her yönü denetim altında tutulan toplulaştırma yerleşimlerine yerleştirdiğinizde, gerçekte o toplumun savunma sütunlarını da ortadan kaldırmış olursunuz. Bu yerleşimlerde Êzidîler her taraftan kuşatıldılar. Sadece dağlarından değil, savunma hafızalarından da koparıldılar. Bu süreç "modernleşme" ve "kentleştirme" adı altında sunuldu; oysa özünde toplumun her türlü direniş kapasitesinin boşaltılması anlamına geliyordu.

TOPLULAŞTIRMA VE ASİMİLASYON

Daha önce dağdaki direnişleriyle tanınan Êzidîler, bu yerleşimlerde kendilerine yabancı olan bir kent yaşamına alıştırıldılar. Ancak bu bir özgürleşme değil, toplumsal bir asimilasyondu. Giderek kendilerine ait olmayan kurumlara bağımlı hale getirildiler. Ekonomik ve toplumsal bağımlılık belirli bir düzeye ulaştığında ise artık kendi başlarına karar verebilecek güçten uzaklaştırıldılar. Böylece fermanın zemini adım adım hazırlandı. Yıllar boyunca dağlarından, doğalarından ve savunma sistemlerinden koparılan bir toplum, tehdit kapısına dayandığında kendisini savunabilecek hazırlığını büyük ölçüde yitirmişti.

Êzidîlere karşı yürütülen politikalar, özellikle bu toplulaştırma yerleşimlerinde, onları "dilsiz, kültürsüz ve savunmasız" bırakmayı amaçlıyordu. Binlerce yıl boyunca korudukları özerk yaşam düzeni zor yoluyla değiştirildi. Bugün "fermanın zemini"nden söz ederken, bu dönemi iradenin sistemli biçimde tasfiye edilmeye başlandığı ilk aşama olarak değerlendirmek gerekir. Êzidîler dağlarından uzaklaştırılırken aslında kendi ruhlarından da koparıldılar. Çünkü dağ yalnızca bir kaya parçası değildi; Êzidîlerin Êzidî olarak var olabildikleri yaşam alanıydı. Bu bağ koparıldığında her türlü saldırının önü açılmış oldu. Devlet eliyle kurulan bu toplulaştırma yerleşimleri gerçekte açık hava hapishaneleriydi. Êzidîler burada yalnızca ekonomik bağımsızlıklarını değil, toplumsal dayanışmalarını da büyük ölçüde kaybettiler.

FERMANIN ALTYAPISINI HAZIRLAYAN SÜREÇ

Bu süreç adım adım ilerledi. Dağdan uzaklaştırılan her adım, toplumu biraz daha zayıflatan bir adımdı. İnsan zorla özünden koparıldığında, artık soykırım ve katliam politikalarına karşı direnme gücünü de önemli ölçüde yitirir. Ekonomik ve savunma alanlarında yaratılan bu zayıflık tesadüfi değildi; sistematik bir devlet politikasının sonucuydu. Bir zamanlar emekleriyle dağlarında özgürce yaşayan Êzidîler, toplulaştırma yerleşimlerinde egemen güçlere bağımlı hale getirildiler. Fermanın zemini işte bu süreçte en sağlam biçimde hazırlanmış oldu.

Sonuç olarak Êzidî toplumu, bu politikalar nedeniyle kendi özünden uzak bir yaşamı toplulaştırma yerleşimlerinde sürdürmek zorunda bırakıldı. Dayatılan kent yaşamı onları daha da savunmasız hale getirdi. Artık kendilerine ait olmayan bir düzen içinde, dost olmayan güçlerin gözetimi altında yaşamaya mahkûm edildiler. Savunmadaki bu boşluk ve ekonomik bağımlılık, fermanı gerçekleştirmek isteyenler için son derece elverişli bir zemin oluşturdu. Gerçekte ferman, fiziksel saldırılar başlamadan çok önce, bu yerleşimlerde toplumun zayıflatılması ve iradesinin tasfiye edilmesiyle başlamıştı. Bu, kutsal dağından zorla koparılan ve devlet politikaları eliyle fermanı beklemeye mahkûm edilen bir toplumun hikâyesidir.