İsviçre Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), “Eylül ayını barış ayı yapalım” şiarıyla yürüttüğü çalışmalar kapsamında Zürih’teki St. Jakob Kilisesi önünde “barış için nöbet çadırı” eyleminin startını verdi. “Barışın öznesi, demokratik toplumun güvencesiyiz” sloganıyla gerçekleştirilen iki günlük eylemin sonunda basın açıklaması yapıldı.
Eyleme FEDA üyelerinin yanı sıra İsviçre Demokratik Kürt Konseyi Eşbaşkanları da katıldı.
FEDA Eşbaşkanı Songül Aslan, Alevi toplumunun tarihsel olarak ezilen halkların yanında yer aldığını belirterek, Türkiye’de başlayan sürecin kalıcı bir barışa evrilmesini istediklerini söyledi.
Songül Aslan, “Biz Aleviler her zaman ezilen bir halk olarak ezilen halkların yanında olduk. Bugün Türkiye’de başlatılan sürecin kalıcı bir barışa evrilmesini istiyoruz. Avrupa genelinde ‘Eylül ayını Barış Ayı yapalım’ kelamıyla yürütülen çalışmalar kapsamında Zürih’te bu eylemin startını verdik. Biz Alevilerin varlık koşulu barıştır” dedi.
FEDA adına hazırlanan basın açıklamasını ise Eşbaşkan Ulaş Yıldız okudu. Açıklamada, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün barış ihtimalinin güçlendiği bir döneme denk gelmesinin toplumun tüm kesimleri açısından önemli bir fırsat olduğu belirtildi.
‘ALEVİLERİN VARLIK KOŞULU BARIŞTIR’
Alevi toplumunun tarih boyunca asimilasyon ve soykırım politikalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekilen açıklamada, barış ve demokratik toplum mücadelesinin Alevilerin hak ve hakikat mücadelesi olduğu vurgulandı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bizler bugün burada, Demokratik Alevi Federasyonu olarak ‘Barışın Öznesi, Demokratik Toplumun Güvencesiyiz’ düsturuyla irademizi beyan etmek üzere toplanmış bulunuyoruz.
Uzun yılların mücadelesi sonucunda 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün, barış ihtimalinin güçlendiği bir döneme denk gelmesi hepimiz açısından önemli bir fırsattır. Bu vesileyle, Demokratik Alevi Federasyonu’nun Avrupa’nın birçok yerinde ‘Eylül ayını Barış Ayı yapalım’ kelamıyla yürüttüğü çalışmalar kapsamında, FEDA-İsviçre olarak Zürih’te ‘barış için nöbet çadırı eylemi’ ile startı vermiş bulunuyoruz.
Savaşın ve fiziki-kültürel soykırım politikalarının hüküm sürdüğü bir coğrafyada, biz Alevilerin varlık koşulu barıştır. Halkları ve inançları birbirine düşüren, ötekileştiren, dışlayan ve itaat isteyen nahak zihniyete karşı gün, birlikte var olmanın ve birlikte yaşamanın koşullarını yaratma günüdür.
Barış ve demokrasi için herkesin üzerine düşeni yapması gerekmektedir. Biz Aleviler için ise barış, bir gerekliliğin ötesinde ibadettir. Yetmiş iki millete bir nazarla bakan, ‘Yol bir, sürek binbir’ diyen Alevi hakikatinde cümlenin muradı dünyada cenneti var etmektir.
Alevi toplumu tarih boyunca baskıya, inkâra, asimilasyona ve soykırım politikalarına karşı kendi hakikatiyle direnmiştir. Bu tarihsel hafızadan ve Reya Heq yolunun değerlerinden aldığımız güçle bugün de eşit yurttaşlığı, inanç özgürlüğünü, adaleti, demokrasiyi, kalıcı ve onurlu barışı savunuyoruz.”
‘BARIŞ SADECE KÜRTLER İLE TÜRKLERİN MESELESİ DEĞİLDİR’
Demokratik toplumun yalnızca siyasi bir proje olmadığı, farklılıkların eşit ve özgür biçimde bir arada yaşamasını sağlayacak bir yaşam düzenini ifade ettiği belirtilen açıklamada, barış sürecinin yalnızca Kürtler ile Türklerin meselesi olarak görülemeyeceği vurgulandı.
Açıklamada, “Bizim için demokratik toplum yalnızca siyasal bir proje değildir. Farklılıkların eşit ve özgür biçimde bir arada yaşaması; hiçbir halkın, inancın ve kimliğin diğerinden üstün olmadığı bir yaşamın kurulmasıdır.
Bu nedenle barış sürecini yalnızca Türkler ile Kürtlerin meselesi olarak görmüyoruz.
Barış, bütün halkların, bütün inançların ve bütün toplumsal kesimlerin ortak talebi ve sorumluluğu olmalıdır” denildi.
‘SÜREÇTEN ANLADIĞIMIZ, RIZA TOPLUMUNUN YARATILMASIDIR’
Önder Apo’nun çağrısıyla başlayan sürecin yalnızca devlet ile yürütülecek bir çözüm olarak görülmediği belirtilen açıklamada, sürecin demokratik bir toplum sözleşmesine dönüşmesi gerektiği ifade edildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Sayın Öcalan’ın çağrısı sonrasında başlayan süreçten bizim anladığımız bir devlet ittifakı değil, demokratik bir toplum sözleşmesidir. Yani Rıza toplumunun yaratılmasıdır. Biz bu perspektifi kendi tarihsel değerlerimiz ve toplumsal gerçekliğimiz açısından önemsiyor, demokratik geleceğin inşasına katkı sunmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz.
Çünkü barış yalnızca savaşın olmaması değildir. Barış; adalet, eşitlik, özgürlük ve rızalıktır.
Rızalık varsa barış vardır.
Barış varsa birlikte yaşam vardır.
Herkesin kendi kimlikleri, talepleri ve fikirleri ile bir arada olduğu bir yaşam düzeni için;
‘Herkesin fikri kendisine, demokrasi hepimize.’
‘Kendi irademizle, kendi sözümüzle, kendi geleceğimize yürüyoruz.’
‘Sevgi dinimiz, Barış ibadetimizdir.’
‘Barışın öznesi, demokratik toplumun güvencesi’ olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”