Ayla Akat: Süreci gözlemleyecek bir kadın izleme komisyonu gerekiyor

Siyasetçi ve TJA aktivisti Ayla Akat, kadınların barış ve demokratik toplum sürecinin öznesi olması gerektiğini vurgulayarak, bunun için de meclis dışında süreci gözlemleyecek bir kadın izleme komisyonu kurulması gerektiğini belirtti.

AYLA AKAT

Kürt meselesinin çözümüne ilişkin barış ve demokratik toplum sürecinde çerçeve yasa çıkarılması bekleniyor. İktidarın her seferinde barış için oluşan umudu politik ayak diretmelerle ve oyalama manevralarıyla geciktirmesi sadece sürece olan ilgiyi, beklentileri zayıflatmıyor, aynı zamanda sürecin toplumsallaşmasının da önüne set oluyor. Sürecin toplumsallaşması için kadınların önemine işaret eden siyasetçi ve Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Ayla Akat, ANF’ye konuştu. Kadınların barış ve demokratik toplum sürecinin öznesi olması gerektiğinin altını çizen Akat, bunun için meclis dışında süreci gözlemleyecek ve katkı sunacak bir kadın izleme komisyonu kurulmasına ihtiyaç olduğunu vurguladı.

‘BU SÜRECİN ÖNEMLİ FARKI MHP FAKTÖRÜ!’

Mecliste 2011-2015 dönemleri arasında hem BDP hem HDP milletvekilliği yapan ve Kobanê Kumpas Davası'ndan yaklaşık 8 sene hapiste tutulan Kürt siyasetçi ve TJA aktvisti Ayla Akat, daha önceki çözüm süreçleriyle bugünkü barış ve demokratik toplum sürecini değerlendirerek sözlerine başladı.

2013-2015’teki çözüm sürecinde İmralı Heyeti’nde de yer alan Ayla Akat, AKP iktidarı döneminde kamuoyunun bildiği 2009 ve 2013-2015 süreçlerinin yaşandığını ve her iki sürecin başarısızlıkla sonuçlandığını, pozitif bir barış ortamı sağlanamadığını hatırlattı. O dönem ve bugün yaşanan süreçler açısından en büyük farkın, bu defa MHP’nin süreçte yer alması olduğunu belirten Ayla Akat, “Geçmişteki 2009 ve 2013-2015 süreçlerinin tam karşısında iken, bu defa bir sürecin yeniden başlaması için ilk adımı atmış bir MHP var. Ama buna rağmen 2002’den beri iktidarda olan ve barış girişimlerinin daha önce yürütücüsü olan AKP, ortaya MHP'nin çözüm iradesini koyamayan bir yerde duruyor. Bu belki de küresel ve bölgesel gerçeklikleri tam okuyamamaktan kaynaklı olabilir ya da zamana yaymakla da şekillenmiş olabilir. Ama bu durum iktidarın çözüm iradesine tam entegre olamadığını gösteriyor. En son geçen ay yapılan açıklamalar vardı. Süreç hızlanacak, süreç belli adımların atılmasını beraberinde getirecek diye. Parlamentoda kurulan bir komisyon oldu. O komisyonun bir raporu var ortada. O raporun adımlarını gerçekleştirme noktasında bile bir zamana yayma politikası vardı. Geçen aydan bu yana adım atılacak dendi. Araya NATO Zirvesi girdi. Şimdi yeni yeni çerçeve yasa konusunda birtakım görüşmeler yapılıyor. O yüzden büyük resme baktığımız zaman, geçmişteki süreçlerle bugünkü süreç arasındaki en önemli fark MHP'nin bu sürece verdiği pozitif destektir” dedi.

‘ÇÖZÜMÜN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL, DESTEĞE RAĞMEN GEREKEN ADIMLARIN ATILMAMASI!’

İktidarın atılması gereken adımları zamana yayma politikasının süreci olumsuz etkileyen en önemli gerekçelerden biri olduğunun altını çizen Ayla Akat, Cumhur İttifakı’nın belli bileşenlerinden MHP’nin lider kadrosu geçmişte tam karşısında yer aldığı bir sürecin tam içinde olup destek verirken, burada çözümün önündeki en büyük engelin gerekli adımların atılmamasından kaynaklandığını kaydetti. Bulundukları coğrafyanın bir kapısının Ortadoğu'ya, bir tarafının Kafkasya'ya, bir tarafının Avrupa'ya açıldığını dile getiren Ayla Akat, “Ortadoğu'ya açılan kapıda gerek Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın dörde bölünmesinden kaynaklı, gerekse Körfez Savaşı sonrası Irak'taki sürecin Türkiye'ye etkisi olmasından kaynaklı etkenler var, Suriye’deki Arap Baharı’nın da Türkiye'ye etkisi olmuştur. Bugün İran’ın da Türkiye'ye etkisi olacaktır. Bunların hepsini bir arada düşünüp bir söz kurması, bir siyaset belirlemesi gerekirdi siyasi iktidarın. 2024’ün Ekim ayında parlamentodaki o el sıkışma ritüelinin ardından, Bahçeli'ye bunu niye yaptınız dediklerinde kendisi, ‘Kendi iç barışını sağlayamayan bölge barışı hakkında konuşamaz’ demişti. Bu bilgi önemli ve atılan sembolik adımı da anlamlı kılan bir bilgi. Ama dediğim gibi kendi iç barışını sağlamak, tüm farklılıklar bu noktada evet diyorsa sadece siyasi iradenin elini taşın altına koymasıyla gerçekleşebilir. Bizim tanıklık etmediğimiz odur. Yoksa diğer süreçlere göre gerekli iç ve dış koşullar uygundur” diye konuştu.

‘HERKES SAVAŞA KOŞARKEN, BİZ BARIŞA GEÇ KALABİLİRİZ!’

Muhalefetin ve demokratik güçlerin sürece yönelik yaklaşımını da değerlendiren Ayla Akat, bugün tam da bu sürecin başladığı döneme denk düşen ana muhalefete yönelik bastırma operasyonlarının doğal olarak insanların kafasındaki soru işaretlerini büyüten bir noktada durduğunu hatırlattı. İktidarın bu pratiğinin sürece katkıda bulunmak isteyenleri de ister istemez frenlediğini ifade eden Ayla Akat, “Herkes savaşa koşarken, biz barışa geç kalabiliriz. Dünya şu an hızlı adımlarla savaşa koşuyor. Bugün sadece bulunduğumuz Ortadoğu'da değil, Avrupa coğrafyasından Atlantik ötesine kadar dünyanın her tarafında çatışma hallerinde bir artış söz konusu. Bu nedenle herkesin savaşa koştuğu bir yerde bizler barışa geç kalmamalıyız. Bunu gören bir yerden okumayı yapmamız lazım. Daha büyük bir resme bakmamız lazım. Gündelik siyasete sıkışmamak lazım” vurgusunda bulundu.

‘KADINLAR BARIŞI SAĞLAYACAK POLİTİKALARI GELİŞTİRME SORUMLULUĞUYLA KARŞI KARŞIYA!’

Bugüne kadar Türkiye Kadın Hareketi'yle kurulan mücadele hattının ve bu mücadelenin en dinamik yüzü olarak Kürt kadınlarının barış direngenliğinin büyük kazanımları da beraberinde getirdiğini kaydeden Ayla Akat, ancak barışı sağlamak için bunun yeterli olmadığını belirtti. “Biz kadınlar olarak barışı sağlayacak politikaları geliştirme sorumluluğuyla karşı karşıyayız” diyen Ayla Akat, şunları kaydetti: “Ülkenin mevcut koşullarındaki siyasal gerçeklik ne olursa olsun, biz kadınlar olarak daha büyük resme bakıp bu barışı örgütleyebilecek mekanizmaları kurmak durumundayız. Bu mekanizmayı, süreci takip edecek bir kadın izleme komisyonu kurarak oluşturabiliriz. Süreç zaman zaman İmralı’da sürecin başmüzakerecisi olan Sayın Öcalan’a uygulanan tecritle yavaşlatılıyor. Biz kadınlar olarak kuracağımız izleme komisyonu ile bunu açıkça sorgulayabiliriz. Bu izleme komisyonu meclisten bağımsız olarak kurulabilir. Sürece dışardan katkı sunabilecek ve toplumsallaşmasını sağlayacak bir mekanizmadır bu. Türkiye’de barış mücadelesi vermiş kadınlar var. Türkiye'de barış mücadelesi üzerine çalışmış akademisyenler var. Türkiye'de barış mücadelesinin tarafı olabilecek kadın siyasetçiler, hukukçular var. Bunların bir araya gelebileceği bir izleme komisyonu gerek. Her iki tarafın adımlarını gözlemleyebilecek bir kadın izleme komisyonu. Bir nevi üçüncü göz gibi. Bu mekanizmayı kendi içimizde kurabiliriz. İlla resmi bir statümüz olmasına gerek yok. Kadın izleme komisyonu deklare edildikten sonra kamuoyunun desteğini alarak ilerleyecek bir mekanizma olacaktır. Kadın olarak meşruiyetimizi kamudan alacağız, halktan alacağız. Egemenlerin savaşından en büyük zararı kadınlar görüyor, halklar görüyor. Ama şu an egemenlerin barışı, tarif ettikleri barış, kadınların, halkların barışı olmuyor. Biz kendi barışımızı nasıl örgütleyeceğimizi, nasıl şekillendireceğimizi tartışabiliriz. Bunun önünde hiçbir engel yok. Bu açıdan kadınların barış ve demokratik toplum sürecinde özne olması gerekiyor. Süreç böyle toplumsallaşabilir.

‘HUKUKİ ZEMİN OLURSA HİÇ UMMADIĞIMIZ İNSANLAR SÜRECE DAHİL OLABİLİR!’

Daha önceki süreç deneyimleri ne yazık ki kötü deneyimler oldu. Örneğin Barış Akademisyenleri yargı sopasıyla baskı ve susturma politikalarına maruz kaldılar. O yüzden ister istemez bir tedirginlik var. İnsanlar böyle bir sürecin içinde yer almayız demiyorlar. Ama bir hukuki zemin olması gerektiğini söylüyorlar. Onun için bu süreçte cezadan muafiyetleri olması gerekiyor. Yarın öbür gün yaptıkları işten, söyledikleri sözden dolayı yargı önüne çıkmamaları gerekiyor. Bu güvencenin verilmesi gerekiyor. Eğer bu yasalar çıkarsa, yani bu cezadan muafiyet yasaları çıkarsa eminim ki Türkiye'de bu işin içinde olmak isteyen, elini taşın altına koymak isteyen değişik çevrelerden hiç ummadığımız insanlar da sürece dahil olabilir. Mesela hakikatle yüzleşme meselesi. Türkiye'nin bu konuda ciddi bir deneyimi var, tutulmuş kayıtlar var. O kayıtlardan başlayarak bir hakikat süreci başlatabiliriz.

‘YENİ SİSTEMİN ADINI HEP BERABER KOYABİLİRİZ!’

Kapitalizm bir kriz yaşıyor ve dünyada bir sistem arayışı var. Yeni sistemin adını hep beraber koyabiliriz. Bu sistem, sistem kötü biz kurtarıcıyız diyenlere mi kalacak? Yoksa o yeni sistemde, sahte olan, halkların çıkarına olmayan iki sisteme biz hayır deyip kendi sistemimizi mi kuracağız? Ne mevcut statüko, ne de sahte söylem. Halkların sözünün olması gereken, halkların kuracağı bir sisteme ihtiyaç var ve biz bu sistemi herkesin eşit, özgür, birlikte, adil, gönüllü yaşadığı bir sistem olarak değerlendiriyoruz. O eşitliğin, özgürlüğün sağlanmasının da mümkün olduğunu değerlendiriyoruz. En büyük kapitalist toplumun, kapitalist modernitenin en örgütlü aygıtıdır ulus-devlet anlayışı. Şimdi ulus-devletin o tekçi anlayışı bize yüz yıl kaybettirdi. Biz önümüzdeki yüzyılı nasıl tahlil ediyoruz? Nasıl bir yüzyıla uyanacağız? Çocuklarımız, torunlarımız nasıl bir yüzyılda yaşasın? Bunun kararını vermek durumundayız. O yüzden bir seçenek olarak yeni sistemi biz kurabiliriz. Birleşmiş Milletler'e güven kalmamış, Avrupa Birliği'ne güven kalmamış, dünyada hukuk sistemine güven kalmamış. Amerika çıkıp kendi hukukunu yaratabiliyor. İsrail-Filistin meselesi ortada. Gazze ile ilgili söylenen sözler ortada. İran'a yönelik müdahale ortada, küresel anlamda yaşanan kutuplaşma ortada. Ama güçlü olanın sözünü belirlediği dünyadan, halkın gücünün söz söylettirdiği dünyaya gelebiliriz. Buna inanmak gerekiyor.”