AKP iktidarında kadın katliamları ve toplumsal şekillendirme

AKP iktidarı, 24 yılda kadın haklarına yönelik sistematik bir saldırı politikası izledi. Bu politika, sadece yasal düzenlemelerin geri çekilmesiyle sınırlı kalmadı; toplumsal algı şekillendirildi ve kadın cinayetlerine cezasızlık kültürü derinleştirildi.

KADIN CİNAYETLERİ

Türkiye’de 2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP, kadın hakları ve can güvenliği alanında sistematik bir gerileme politikası izledi. Sivil toplum örgütlerinin verilerine göre, 2010-2025 yılları arasında en az 4 bin 155 kadın katledildi, bin 436 kadın ise şüpheli şekillerde ölü bulundu. Bu süreç; yasal güvencelerin tasfiyesi, İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı çekilme kararları ve devlet yöneticilerinin cinsiyetçi söylemleriyle örülü yapısal bir krize işaret ediyor. Kadınların yüzde 61'inin bizzat kendi evlerinde katledildiği Türkiye'de, resmi kurumların veri gizleme politikaları da biliniyor. Bu dosya haberle, yükselen şiddet sarmalının anatomisini gözler önüne sereceğiz.

YILLARA GÖRE KADIN CİNAYETLERİ İSTATİSTİKLERİ

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) ve Anıt Sayaç verilerine göre, AKP iktidarları döneminde kadın cinayetleri katlanarak arttı. Resmi kurumlar, kadın cinayeti verilerini sistematik olarak tutmuyor ve kamuoyuyla paylaşmıyor. İçişleri Bakanlığı ise 2021'den sonra kadın cinayeti verilerini açıklamayı durdurdu. Ancak sivil toplum örgütlerinin 2002 yılından bu yana tutmaya çalıştığı verilere göre tablo şöyle:

KRİTİK RAKAMLAR

2002 yılında 66 kadın cinayeti işlenmişken, 2019 yılında bu sayı 474’e yükselerek yaklaşık yedi kat arttı. Yine 2010-2025 yılları arasında toplam 4 bin 155 kadın cinayeti işlendi, 2 bin 436 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. 2024 yılı, veri tutulmaya başlandığından bu yana 394 kadın cinayetiyle en yüksek sayının kaydedildiği yıl oldu.

İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı 2011 yılı, son 15 yılın en düşük kadın cinayeti sayısının (121) görüldüğü tek yıl olarak kayıtlara geçti. Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından, 2022’de kadın cinayetleri yüzde 20 artarak 334’e yükseldi. Şüpheli kadın ölümleri ise 2017-2023 yılları arasında yüzde 82 arttı.

Kadınların yüzde 61’i kendi evlerinde katledilirken, kadın cinayetlerinin yüzde 57’si ateşli silahlarla işlendi. 2025 yılında 23 kadın, haklarında verilmiş koruma kararları uygulanmadığı için katledildi. Aynı yıl 17 kadın ise asker veya polis tarafından öldürüldü.

Yukarıdaki veriler, AKP iktidarı döneminde kadın cinayetlerinin yalnızca bir "sosyal sorun" olmadığını, sistematik bir politika sonucu olduğunu gösteriyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ETKİSİ

2011 yılında İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı dönemde kadın cinayetleri 121’e gerilemişti. Bu, son 15 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Sözleşmenin 2014 yılında yürürlüğe girmesinin ardından, 2014-2019 döneminde kadın cinayetleri dalgalı bir seyir izledi. Ancak 2021 yılında sözleşmeden çekilme kararının alınmasının ardından, 2022’de kadın cinayetleri yüzde 20 artarak 334’e yükseldi. Sözleşmeden çekilme kararının ardından geçen dört yılda (2022-2025) toplam bin 337 kadın cinayeti işlendi.

ŞÜPHELİ ÖLÜMLER

2020 yılından itibaren şüpheli kadın ölümleri sistematik biçimde artmaya başladı. 2020’de 171 olan şüpheli kadın ölümü sayısı, 2025’te 297'ye yükseldi. KCDP raporlarına göre, bu ölümlerin büyük oranı aydınlatılamadı. Aydınlatılan bazı vakalarda ise olayların kadın cinayeti olduğu ortaya çıktı. Kadın örgütleri, bazı dosyalarda soruşturmaların "intihar" veya "kaza" değerlendirmeleriyle sonuçlandırıldığını ve bu nedenle etkin soruşturma yürütülmediğini savunuyor. 2017-2023 yılları arasında şüpheli kadın ölümlerindeki yüzde 82'lik artış, sistematik bir veri manipülasyonu ve cezasızlık politikası olduğunu gösteriyor.

CEZASIZLIK VE FAİL PROFİLİ

KCDP raporuna göre, kadın cinayeti işleyen faillerden en az 39'unun daha önce adli sicil kaydı bulunuyordu. 11. Yargı Paketi kapsamında yapılan infaz düzenlemeleri bazı faillerin erken salıverilmesine zemin hazırladı. Örneğin, Rojda Yakışıklı'nın infaz düzenlemesi kapsamında salıverilen Okay Gür tarafından katledilmesi de bu politikanın somut bir sonucudur. Ateşli silahlarla işlenen kadın cinayetlerinin oranı ise 2021 yılında yüzde 48 iken, 2025 yılında yüzde 57'ye yükseldi. Bu artış, bireysel silahlanmanın kontrol altına alınmadığının ve şiddeti doğrudan artırdığının göstergesidir.

KORUMA KARARLARININ İFLASI

2025'te 23 kadın, haklarında koruma kararı bulunmasına rağmen katledildi. 258 kadın hakkında ise koruma kararı olup olmadığı bilgisi bulunamadı. Bu, devlet mekanizmalarının kadınları korumada ciddi sorunlar yaşadığını ve koruma kararlarının fiilen uygulanmadığını gösteriyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın 2022'de hazırladığı “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Yol Haritası” ise bu tabloyu değiştirmekten uzaktır.

İPTAL EDİLEN VE GERİLETİLEN YASAL DÜZENLEMELER

AKP iktidarı, kadın haklarını güvence altına alan uluslararası sözleşmeleri ve iç mevzuatı sistematik olarak hedef aldı; bu mekanizmaları geriletti veya yürürlükten kaldırdı. Bu süreci kronolojik ve analitik olarak şu başlıklar altında değerlendirmek mümkün:

İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme (20 Mart 2021)

11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan ve Türkiye'nin ilk imzacısı ile ilk onaylayan ülkesi olduğu İstanbul Sözleşmesi, 19 Mart 2021 tarihli 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile tek taraflı olarak feshedildi. Karar, 20 Mart 2021'de Resmi Gazete'de yayımlandı, 23 Mart 2021'de Avrupa Konseyi'ne bildirildi ve 1 Temmuz 2021'de yürürlüğe girdi.

Peki, İstanbul Sözleşme neydi ve Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesinden sonra neler yaşandı?

Sözleşme, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi için kapsamlı bir hukuki çerçeve sunuyordu.

Türkiye, sözleşmeden çekilen ilk ve tek ülke oldu. Polonya 2025'te çekilme kararı aldı, ancak Türkiye bu süreci başlatan oldu.

Çekilme kararının gerekçesi olarak İletişim Başkanlığı, “Sözleşmenin eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edildiği” iddiasını öne sürdü.

Sözleşme iptal edildikten sonra 2022'de kadın cinayetleri %20 artış gösterdi (280’den 334’e yükselerek).

Freedom House raporuna göre, sözleşmeden çekilme, 6284 sayılı kanunun da etkinliğini zayıflattı. Cinsel istismar failleri tutuksuz yargılanmaya başladı.

Danıştay, 28 Haziran 2021'de yürütmenin durdurulması talebini reddetti. Karar hukukçular tarafından eleştirildi.

6284 Sayılı Kanun'un hedefe konulması

8 Mart 2012'de TBMM'de oy birliğiyle kabul edilen 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, İstanbul Sözleşmesi'ne dayanarak hazırlandı. AKP iktidarı bu kanunu sürekli hedef aldı. Peki, bu kanunun taşıdığı önem ve saldırıların gerekçeleri nelerdi?

Kanun, şiddet mağduru kadınlara koruyucu ve önleyici tedbirler sağlıyordu.

2023 Mayıs seçimlerinin ardından kanunun içinin boşaltılması çabaları hız kazandı.

8. ve 9. Yargı Paketlerinde zorlama hapis kararına itiraz yolunun açılması öngörüldü. Bu, şiddet uygulayan erkeklerin serbest kalmasına zemin hazırlayacaktı.

2025'te 23 kadın, koruma kararları olmasına rağmen öldürüldü. 258 kadının ise tedbir kararı durumu tespit edilemedi.

Adalet Bakanlığı, 2020'den sonra 6284 sayılı kanuna ilişkin dava istatistiklerini yayınlamayı durdurdu.

Diğer Yasal Gerilemeler (2010-2025)

AKP iktidarı, kadın haklarını gerileten çok sayıda yasal düzenleme yaptı. Bu düzenlemelerin kronolojik sıralaması şöyle:

2012: Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonu'nun adı “Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu” olarak değiştirildi. “Eşitlik” kelimesi “fırsat eşitliği” ile değiştirilerek devletin pozitif ayrımcılık sorumluluğundan vazgeçtiği sinyali verildi.

2012: “Her kürtaj bir Uludere’dir” sözüyle kamuoyuna yansıyan kürtaj karşıtı devlet politikaları devreye girdi. Fiili olarak kürtaj yaptırmak son derece zorlaştı.

2014: Kadınların miras haklarına doğrudan müdahale edilerek tarım arazilerinin “ehil çocuğa” (pratikte büyük erkek kardeşe) bırakılmasına yönelik yasa çıkarıldı.

2015: Resmi nikah olmaksızın dini nikah yapılması suç olmaktan çıkarıldı. Bu, çokeşliliğin ve çocuk evliliklerinin önünü açtı.

2016: TCK 103. madde değişikliğiyle 15 yaş altındaki çocuklara karşı işlenen cinsel istismarda “rıza” kavramı geri getirildi. Rıza yaşı fiili olarak 12'ye indirildi.

2017: Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda değişiklikle müftülüklere resmi nikah kıyma yetkisi verildi. Çocuk evlilikleri ve çok eşliliğin önü açıldı.

2025: “Aile Yılı” ilan edilerek kadınlar ev içi rollerle tanımlandı. “Toplumsal cinsiyet”, “cinsel yönelim”, “cinsiyet kimliği” gibi kavramlar resmi belgelerden çıkarıldı.

AKP'NİN KADIN KATLİAMLARINDAKİ ROLÜ

AKP iktidarı, kadın cinayetlerinin artmasındaki rolünü hem doğrudan hem de dolaylı yollarla her zaman üstlendi.

Cezasızlık Politikası: Freedom House'un verilerine göre, şiddet gören her 100 kadından yalnızca 7'si polise başvuruyor. Polise yapılan başvuruların yüzde 29'unda kadınların eşleriyle barıştırılmaya çalışıldığı, yüzde 13'ünde ise herhangi bir işlem yapılmadığı belirtiliyor. Aynı verilere göre, cumhuriyet savcıları kadınların fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığı her 100 vakanın yalnızca 4'ünü soruşturma aşamasında takip ediyor. Davaya dönüşen dosyaların ise sadece yüzde 49'unda fail hakkında mahkumiyet kararı veriliyor.

Veri Gizleme ve Manipülasyon: İçişleri Bakanlığı, 2021'den (Süleyman Soylu döneminde) sonra kadın cinayeti verilerini açıklamayı tamamen durdurdu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da 2022'den sonra veri paylaşımını kesti. Bu, şeffaflığın ortadan kaldırılması anlamına geliyordu. Kadın cinayetleri “intihar”, “kaza”, “yüksekten düşme” gibi bahanelerle kapatılmaya çalışıldı. 2025'te 19 kadının hangi koşullarda yaşamını yitirdiği tespit edilemedi.

Koruma Kararlarının Uygulanmaması: 2025'te 23 kadın, devlet tarafından verilen koruma kararları bulunmasına rağmen öldürüldü. 258 kadın hakkında ise koruma kararı olup olmadığı bilgisi netleştirilmedi. Bu, devlet mekanizmalarının kadınları korumada ciddi sorunlar yaşadığını ve koruma kararlarının fiilen uygulanmadığını gösterdi. Asker ve polislerin, karakollarda şiddet mağduru kadınları “Aile Mahkemesine başvuracaksınız” diyerek geri çevirmeleri, 6284 Sayılı Kanun’un 8. maddesine açıkça aykırı olmasına rağmen, işlemler genellikle böyle yürütüldü.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Karşı Tutum: AKP, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını reddederek kadın cinayetlerinin kök nedenlerini görmezden geldi. “Aile Yılı” ilan edilerek kadınlar ev içi rollerle tanımlandı. Kadınların ekonomik bağımsızlıkları görmezden gelindi. İşgücüne dahil olmayan kadın sayısı 6 milyon 345 bine ulaştı (2025 tarihi itibarıyla). Kadın hakları mücadelesini de hedef aldı. Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı, “aile düşmanlığı” olarak lanse edildi.

'AİLE YILI' VE KADININ EVE ÇAĞRILMASI

AKP iktidarı, kadınları kamusal alandan sistematik olarak çekmeye ve “aile” kavramı üzerinden kontrol altına almaya çalıştı. Bu politikalar, kadın katliamlarının artmasının derin toplumsal kökenlerini oluşturdu. 2024 yılında ilan edilen “Aile Yılı”, devletin aileyi merkeze alan ideolojik yönelimlerinin bir ifadesi olarak kalmadı. Kadınların ve tüm ötekileştirilenlerin yaşamlarını hedef alan kapsamlı bir toplumsal mühendislik hamlesinin parçasıydı.

KCDP Mayıs 2025 raporuna göre, sadece mayıs ayında en az 14 kadın, 2025 yılı boyunca ise en az 86 kadın aile üyeleri tarafından katledildi. Bu sayılar, “aile”nin her zaman güvenli bir yer olmadığını, kadınlar için çoğu zaman şiddetin kaynağına dönüştüğünü gösteriyor.

EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞIN GÖRMEZDEN GELİNMESİ

Kadınların ekonomik bağımsızlıkları görmezden gelindi. Ev işleriyle meşgul olduğu için işgücüne dahil sayılmayan kadın sayısı 6 milyon 345 bin (2025 yılı itibariyle). Kadınlar, yeniden ve ısrarla “eve çağrıldı”. Ancak bu çağrının ardında eşitlik değil, kontrol ve tahakküm vardı. Kadınların üniversiteye erişimi kısıtlanmaya çalışıldı. Kız çocuklarının okula gitmeleri önündeki engeller artırıldı.

SİYASİ TEMSİLİN AZALTILMASI

Kadınların siyasi temsili azaltıldı. Kadın milletvekili oranı düşürüldü, kadın bakan sayısı azaltıldı. Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonu'nun adının değiştirilmesi, “eşitlik” kavramının “fırsat eşitliği” ile değiştirilmesi, devletin kadınlar lehine pozitif ayrımcılık sorumluluğundan vazgeçtiğinin sinyaliydi.

HUKUKİ ÇERÇEVENİN İFLASI

AKP iktidarının kadın politikaları, “aileyi koruma” adı altında kadınların bireysel haklarını, bedensel özerkliğini ve yaşam hakkını gasp eden bir yapıya dönüştü. Bu politikanın mantığı, ataerkil kontrol mekanizmalarını yeniden üretmek ve kadınları kamusal alandan çekmekti.

İstanbul Sözleşmesi'nin iptali, 6284 Sayılı Kanun’un hedef alınması, veri gizleme politikası, şüpheli ölümlerin üstünün örtülmesi ve kadın düşmanı söylemlerin normalleştirilmesi, bu politikaların birbirini tamamlayan unsurları olarak öne çıkıyor. Hukuki çerçeve, kadınları korumak yerine erkekleri korumaya dönüştürülmüş durumda. Cezasızlık, failin korunması anlamına geliyor.

VERİ MANİPÜLASYONU VE GERÇEĞİN GİZLENMESİ

Resmi kurumların veri paylaşımını durdurması, şüpheli ölümlerin “intihar” ve “kaza” olarak kapatılması, kadın cinayetlerinin gerçek boyutunu gizliyor. KCDP verileri, resmi verilerin çok üzerinde bulunuyor. 2025'te İçişleri Bakanlığı, ilk on ayda 217 kadın cinayeti yaşandığını açıkladı. KCDP ise aynı dönemde en az 225 kadın cinayeti tespit etti. Bu fark, resmi verilerin eksik ve manipüle edildiğinin de kanıtıdır.

SÖYLEM VE ŞİDDET ARASINDAKİ BAĞLANTI

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” söylemi, “anneliği reddeden kadın eksiktir” mesajı, “her kürtaj bir Uludere’dir” çıkışı, kadınların bedenleri ve yaşamları üzerinde erkek egemenliğinin meşruiyetini sağlayan söylemlerdi. Söylem, her zaman şiddetin zihinsel altyapısını oluşturur. Söylem şiddetini fiziksel şiddete dönüştüren de cezasızlık politikasıdır.

OHAL VE KADIN DÜŞMANI POLİTİKALAR

15 Temmuz 2016 sonrası OHAL döneminde kadın cinayetlerinde artış olduğu, ortalama günde katledilen kadın sayısının üçten beşe çıktığı belirtiliyor. OHAL, iktidarın kadın düşmanı politikalarının hayata geçirilmesine zemin hazırladı. Kadın ve diğer hak savunucusu kurumlar KHK'lerle kapatıldı, kadın örgütlerine baskılar arttı. Bu, kadın cinayetlerine karşı örgütlü mücadelenin zayıflatılması anlamına geliyordu.

BİR KATLİAM POLİTİKASININ HESABI

AKP iktidarı, 24 yıllık süreçte kadın haklarına yönelik sistematik bir saldırı politikası izledi. Bu politika, sadece yasal düzenlemelerin geri çekilmesiyle sınırlı kalmadı. Toplumsal algının şekillendirilmesi, kadınların kamusal alandan çekilmesinin teşvik edilmesi ve kadın cinayetlerine karşı cezasızlık kültürünün yerleştirilmesiyle de derinleştirildi.

İstanbul Sözleşmesi'nin iptali, 6284 sayılı Kanun'un hedef alınması, veri gizleme politikası, şüpheli ölümlerin üstünün örtülmesi ve kadın düşmanı söylemlerin normalleştirilmesi, bu politikaların birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Her bir unsur, diğerini güçlendiren bir mekanizma işlevindedir.