Demokratik Entegrasyon Konferansı: Kimliksizleşme değil, eşit ve özgür birliktelik

Zürih’teki Demokratik Entegrasyon Konferansı’nda Kürt kimliğinin tanınması, eşit yurttaşlık, hukuksal güvenceler ve demokratik komünal ekonomi ele alındı. Konuşmacılar, kalıcı çözüm için siyasal, toplumsal ve hukuksal dönüşümün önemini vurguladı.

Kürt Toplumsal Araştırmalar Derneği (Akademî Kurd) tarafından İsviçre’nin Zürih kentinde “Demokratik Entegrasyon” başlıklı bir konferans düzenlendi. Zürih Kirchgemeindehaus’ta gerçekleştirilen konferansta, Önder Apo’nun ortaya koyduğu Demokratik Komünal Toplum Manifestosu çerçevesinde demokratik entegrasyon kavramı farklı boyutlarıyla tartışılıyor. Kürt siyasetçi Veysi Aktaş ve sosyolog Nazan Üstündağ’ın sunumlarının ardından konferansın ikinci oturumuna geçildi.

DEMOKRATİK ENTEGRASYONUN SİYASAL, SOSYOLOJİK VE KÜLTÜREL BOYUTU

Konferansın ikinci oturumunda, “Demokratik Entegrasyonun Siyasal, Sosyolojik ve Kültürel Boyutu” başlığı altında, Kürt sorununun demokratik çözümünde entegrasyonun nasıl bir rol oynayabileceği, Kürt kimliğinin tanınması, eşit yurttaşlık ve demokratik toplumun inşası gibi konular ele alındı.

Yoğun programı nedeniyle konferansa katılamayan Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdî’nin yerine Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimden Hasan Ali Muhammed konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda ayrıca Paris 8 Üniversitesi’nden sosyolog Engin Sustam, TJK-E üyesi Zîlan Diyar ve DEM Parti MYK üyesi Derya Arslan konuşmacı olarak katıldı.

‘DEMOKRATİK ENTEGRASYON BİR GÜCE YEDEKLENMEK DEĞİLDİR’

Oturumda ilk olarak söz alan Hasan Elî Muhammed, Rojava deneyimi üzerinden demokratik entegrasyonun siyasal, sosyolojik ve kültürel boyutlarını değerlendirdi.

Demokratik entegrasyonun herhangi bir siyasi güce yedeklenmek ya da mevcut sistem içerisinde kimliksizleşmek anlamına gelmediğine dikkat çeken Muhammed, bunun Kürt halkının kendi kimliği, iradesi ve toplumsal değerleriyle siyasal ve toplumsal yaşamın eşit bir parçası haline gelmesini esas aldığını belirtti.

Demokratik entegrasyonun, Kürt halkının içinde yaşadığı devlet tarafından siyasal, toplumsal ve kültürel alanlarda tanınmasını gerektirdiğini ifade eden Muhammed, bu sürecin aynı zamanda demokratik sistemi inşa etme anlamına geldiğini vurguladı.

‘KÜRT KİMLİĞİ TANINMALI, EŞİT YURTTAŞLIK ESAS ALINMALI’

Ardından söz alan Paris 8 Üniversitesi’nden sosyolog Engin Sustam ise demokratik entegrasyonun toplumsal ve siyasal boyutlarına dikkat çekti. Demokratik entegrasyonun temelinde Kürt kimliğinin devlet tarafından bütünlüklü biçimde tanınmasının yer alması gerektiğini belirten Sustam, bu sürecin eşit yurttaşlık anlayışı üzerinden geliştirilmesinin önemini vurguladı. Sustam, demokratik entegrasyonun yalnızca siyasal bir düzenleme olarak değil, Kürtlerin kimlikleriyle toplumsal ve siyasal yaşamda eşit biçimde yer alabilmelerini sağlayacak bir dönüşüm olarak ele alınması gerektiğine işaret etti.

‘DEMOKRATİK ENTEGRASYONDA KADINLARIN ROLÜ BELİRLEYİCİ’

Oturumda söz alan Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) üyesi Zîlan Diyar ve DEM Parti MYK üyesi Derya Arslan ise demokratik entegrasyonun toplumsal ve siyasal boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Demokratik entegrasyonun yalnızca Kürt halkının haklarının tanınmasıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumun bütün kesimlerinin demokratik yaşama eşit katılımını esas alması gerektiğini vurgulayan Zîlan Diyar ve Derya Arslan, kadınların bu süreçteki rolünün önemine dikkat çekti. Demokratik entegrasyonun kalıcı bir çözüme dönüşebilmesi için toplumsal örgütlülüğün güçlendirilmesi, demokratik siyasetin önünün açılması ve halkların eşit, özgür bir arada yaşamının güvence altına alınması gerektiğini belirttiler.

DEMOKRATİK ENTEGRASYONUN HUKUKSAL BOYUTU TARTIŞILDI

Konferansın üçüncü oturumu ise “Demokratik Entegrasyonun Hukuksal Boyutu ve Tüm Kürtler İçin Çözüm” başlığıyla gerçekleştirildi. Bu oturuma, İmralı Heyeti üyesi avukat Özgür Erol ile Lozan Barosu avukatlarından Hüsnü Yılmaz konuşmacı olarak yer aldı.

Oturumda demokratik entegrasyonun hukuksal temelleri, Kürt halkının kolektif haklarının tanınması, eşit yurttaşlık ve Kürt sorununun demokratik çözümünün kalıcı hukuksal güvencelere kavuşturulması gibi konular tartışıldı. Demokratik entegrasyonun yalnızca siyasal iradeyle sınırlı kalmaması, aynı zamanda hukuksal düzenlemelerle güvence altına alınması gerektiği konusu oturumun temel tartışma başlıkları arasında yer aldı.

ÖZGÜR EROL: KÜRTLER AÇISINDAN HUKUK TARİH BOYUNCA OLUMSUZ BİR ROL OYNADI

Oturumda ilk olarak söz alan İmralı Heyeti üyesi avukat Özgür Erol, demokratik entegrasyonun hukuksal boyutunu tarihsel ve toplumsal gelişmeler üzerinden değerlendirdi. Önder Apo’nun Kürtlerin hukuksal olarak tanınmasına verdiği öneme dikkat çeken Erol, hukukun yalnızca yasalar ve anayasal düzenlemeler üzerinden değil, tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alınması ve tanımlanması gerektiğini belirtti.

Hukukun Kürtler açısından tarih boyunca olumsuz bir rol oynadığını ifade eden Erol, Kürt halkının kolektif olarak cezalandırılmasının tarihsel bir süreklilik taşıdığını vurguladı. Önder Apo’nun hukukun Kürtlere yaklaşımı üzerinde özellikle durduğunu belirten Erol, Kürt sorununun yalnızca siyasal değil, aynı zamanda tarihsel ve hukuksal bir mesele olduğunu dile getirdi.

Türkiye’de hukuk sisteminin şekillenmesinde Kürt sorununa yönelik politikaların belirleyici olduğunu ifade eden Erol, Kürt meselesi üzerinden oluşturulan siyasal rejimin Türkiye’de demokratik bir hukuk sisteminin gelişmesini de engellediğini söyledi. Türkiye’nin anayasal tarihine değinen Erol, 1921 ve 1924 anayasalarından sonraki askeri darbelere kadar uzanan süreçte, hukuksal düzenin birbirini tamamlayan demokratik bir gelişim çizgisi izlemediğine dikkat çekti. Anayasaların ve yasaların çoğu zaman önceki düzenlemelere karşı oluşturulduğunu belirten Erol, bu durumun Türkiye’de kalıcı bir hukuksal sistemin oluşmasını zorlaştırdığını ifade etti.

‘ÖCALAN’IN HUKUKSAL STATÜSÜ BELİRLEYİCİ OLACAK’

Önder Apo’ya yönelik tecride karşı yıllardır sürdürülen mücadeleyi de değerlendiren Erol, bu mücadelenin Kürt halkının ortak siyasi iradesinin ortaya konulması açısından önemli olduğunu belirtti. Gelinen aşamada tecridin bütünüyle ortadan kalktığının söylenemeyeceğini ancak siyasal ve hukuksal çözüm seçeneklerinin tartışılmaya başlandığı yeni bir döneme girildiğini ifade etti. Demokratik entegrasyonun kalıcı bir çözüme dönüşebilmesi için hukuksal güvencelerin önemine dikkat çeken Erol, sürecin temel aktörlerinden Önder Apo’nun hukuksal ve siyasal statüsünün açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurguladı. Öcalan’ın statüsünün hukuken tanınmasının, demokratik entegrasyon sürecinin ilerlemesi ve hukuksal zemininin oluşturulması açısından belirleyici olacağına işaret etti.

HÜSNÜ YILMAZ: DEMOKRATİK ENTEGRASYONUN ÖNÜNDEKİ ENGELLER AŞILMALI

İmralı Heyeti üyesi avukat Özgür Erol’un ardından söz alan Lozan Barosu avukatlarından Hüsnü Yılmaz ise Türkiye’deki siyasal rejimin tarihsel gelişimini, devletin hukuksal yapısını ve demokratik entegrasyonun önündeki engelleri değerlendirdi. Türkçülüğün devletin kuruluşunda temel bir ideolojik ilke olarak benimsendiğini belirten Yılmaz, bu anlayışın Kürtlerin kolektif haklarının tanınmasının önünde tarihsel bir engel oluşturduğunu ifade etti. Kürtlere yönelik ayrımcı politikaları, uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan apartheid kavramı üzerinden ele aldı.

Türkiye’deki devlet yapısını Alman hukukçu Ernst Fraenkel’in “ikili devlet” (Doppelstaat) kavramıyla değerlendiren Yılmaz, hukuk kurallarına dayanan devlet ile olağanüstü tedbirlerle işleyen yönetim mekanizmasının iç içe geçtiğini belirtti. Olağanüstü yönetim uygulamalarının süreklilik kazanmasının hukuk devleti ilkesini zayıflattığını ifade eden Yılmaz, yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığının ortadan kalkmasının demokratikleşmenin önünde ciddi engeller oluşturduğunu vurguladı.

Kapitalizmin ve ulus-devlet modelinin insanlığın sorunlarına çözüm üretemediğini belirten Yılmaz, demokratik hak ve özgürlüklerin giderek daraldığına dikkat çekti. Fransız filozof Jacques Derrida’nın “gelecek demokrasi” yaklaşımına değinerek demokrasinin tamamlanmış bir sistem değil, sürekli gelişen bir süreç olduğunu ifade etti. Başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarının devlet tarafından güvence altına alınması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, bu hakların korunmasının aynı zamanda toplumsal mücadeleyi gerektirdiğini belirtti. Demokratik entegrasyonun önündeki tarihsel ve hukuksal engellerin ancak demokratikleşme mücadelesiyle aşılabileceğine işaret eden Yılmaz, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

DEMOKRATİK KOMÜNAL EKONOMİ TARTIŞILDI

Konferansın son oturumunda ise araştırmacı ve ekonomist Ahmet Pelda ile sosyolog ve antropolog Neşe Özgen, demokratik entegrasyonun ekonomik boyutunu ele alarak demokratik komünal ekonominin toplumsal eşitlik, dayanışma ve demokratik toplumun inşasındaki önemine dönük bir sunum yaptı.