Liselerde günlerce süren blokaj eylemleri ve polis şiddeti ardından 6 Ekim’de yüzbinlerce kişi sokaklara çıktı. Sendikalara göre 450 bini aşkın kişi ülke genelinde eylemlere katıldı. 8 Ekim’de bu kez özellikle Paris’te dev bir gösteri düzenlendi. Hükümete göre ülke genelinde yaklaşık 72 bin kişi, sendikalara göre 130 bin kişi sokaklara çıktı. Paris’teki ünlü Bastille Meydanı’nda İçişleri Bakanlığı’na göre 24 bin 500 kişi toplandı.
BASTİLLE GERİ ALINDI!
Solcu parti LFI’nin lideri Jean-Luc Melenchon, “Bastille geri alındı. Taleplerini olabilecek en güzel şekilde dile getiren gençlerin etkileyici gösterisi! Muazzam bir gurur. Gençlik sendikaları ve çalışan sendikalarının çağrısı üzerine 13 Ekim Salı günü buluşalım” dedi.
Gösteri sırasında polisin müdahaleleri nedeniyle şiddetli çatışmalar yaşandı. Yetkililer, “kentsel şiddet olaylarında artış” olduğunu belirterek ve 8 Ekim Perşembe akşamı itibariyle Fransa genelinde, bu yeni eylem gününde 504 kişinin gözaltına alındığını ve 48 polis memuru ile jandarma mensubunun yaralandığını açıkladı. Yetkililer yaralanan eylemcilere ilişkin herhangi bir ifade kullanmadı. Oysa görüntüler, eylemcilerin sokak ortasında polis şiddetine maruz kaldığını ve çok sayıda yaralı olduğunu gösteriyor.
HÜKÜMETİN YANITI YETERSİZ, EYLEMLER SÜRÜYOR
Perşembe günü Reims’te lise öğrencileri ve öğretmenlerle görüşen Eğitim Bakanı Édouard Geffray, akşam saatlerinde durumun gerektirdiği liselere 3 bin yedek öğretmenin kısa sürede gönderileceğini ve hükümetin lise öğrencilerinin bazı taleplerini dikkate almak üzere bütçe tasarısına değişiklik önerileri sunacağını duyurdu. Tansiyonu düşürmeye yönelik bu açıklama eylemlerin başlamasından on gün sonra geldi. Ancak lise öğrencileri hükümetin yanıtının, beklentilerin çok altında olduğunu belirterek, eylemlerini sürdürüyor. 9 Ekim itibariyle liselerdeki blokaj eylemleri devam ediyordu.
NASIL VE NE ZAMAN BAŞLADI
Fransa’daki lise ve üniversite öğrencilerinin protestoları, eğitim bütçesindeki kısıtlamalar, öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar ve eğitimde artan eşitsizliklere yönelik tepkilerle başladı.
Hareketin çıkış noktası, eğitim koşullarında yatıyor. Paris bölgesindeki Créteil’de personel eksikliğini protesto etmek amacıyla düzenlenen öğretmen grevi, öğrencilerin ilk eylemini tetikledi. Protesto daha sonra genişleyerek, lisede yaşanan günlük zorlukları lise sonrası eğitim yolunun belirsizlikleriyle birleştirdi.
Öğrenciler ve eğitim sendikaları, eylül 2026’da yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla taleplerini daha güçlü biçimde dile getirmeye başladı. Öğretmen açığının birçok okulda derslerin aksamasına yol açması ve üniversiteye yerleştirme sistemindeki sorunlar tepkileri artırdı. Eylemler, sendikaların çağrısıyla ülke çapında protestolara dönüştü; öğrenci hareketi ise daha fazla kamu kaynağı ve daha eşitlikçi bir eğitim sistemi talebiyle gösterilerini sürdürdü.
NE İSTİYORLAR
Fransa’da lise öğrencileri ve eğitim sendikaları, eğitim sistemine daha fazla kaynak ayrılmasını, öğretmen açığının giderilmesini ve sınıflardaki öğrenci yoğunluğunun azaltılmasını talep ediyor. Öğrenciler, öğretmen eksikliği nedeniyle derslerin aksamasına son verilmesini, eğitim koşullarının iyileştirilmesini, okulların fiziki altyapısına yatırım yapılmasını ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasını istiyor. Ayrıca yoğun ders programlarının hafifletilmesi ve öğrencilerin üzerindeki akademik baskının azaltılması da talepler arasında yer alıyor.
Üniversite öğrencileri ise yükseköğretime erişimin kolaylaştırılmasını, barınma ve yaşam maliyetlerinin düşürülmesini ve üniversiteye yerleştirme sürecinde daha fazla şeffaflık sağlanmasını talep ediyor. Özellikle Parcoursup sistemi üzerinden yürütülen yerleştirmelerde binlerce öğrencinin kontenjan dışında kalmasına tepki gösteren öğrenciler, herkesin eğitim hakkına erişebilmesini ve sosyal eşitsizliklerin giderilmesini istiyor. Öğrenciler ve sendikalar, bu talepler doğrultusunda eğitime ayrılan bütçenin artırılması çağrısı yapıyor.
Öğrencilere göre “parcoursup”, son derece acımasız bir uygulama. Diğer bir ifadeyle öğrenciler, adaylar arasındaki rekabetle boğuşurken kendi geleceğine karar vermek zorunda kalıyor.
Ancak öfkenin bu denli büyük olması, son onlarca yılın siyasi, ekonomik ve eğitim politikaları ile ilgili. Özellikle 2017’den beri Emmanuel Macron cumhurbaşkanlığı dönemindeki neoliberal politikalar ve demokratik değerlerdeki aşınmalar, çok sayıda sendikal ve toplumsal hareketi tetikledi. 2018’de Sarı Yeleklilerin başlattığı benzeri görülmemiş hareket, çok şiddetli polis baskısıyla karşılaştı. Gözünü veya kolunu kaybedenler oldu. O dönem hem yetkililer hem de medya, spontane bir şekilde ortaya çıkan ve talepleri zaman içinde büyüyen bu hareketi anlamakta zorlandı. İlkin küçümseyici bir yaklaşım sergilendi.
Bugün gençlerin öncülük ettiği hareket de benzer bir yaklaşımla ele alındı. Hükümet talepleri görmezden geldi. Milyarderlerin elindeki medyanın önemli bir kısmı ve aşırı sağcı medya, eylemcileri kriminalize etmeye ve küçük düşürmeye çalıştı. Polis şiddeti görmezden gelinmeye çalışılırken, bu politikaların sonucu olan eylemci şiddeti ise görünür kılınarak, talepler boğulmaya çalışıldı. Hükümet, kamuoyunu eylemler radikal solun örgütlediğini ve teşvik ettiğine odaklayarak, kendisini aklamaya ve polis şiddetini meşrulaştırmaya çalıştı. Gençler, politikacıların umursamazlığı, polis şiddeti ve yargı tehdidi arasında, şiddet yanlıları ve sebepsiz şiddete hayran olmakla itham edildi.
GENÇLERE YÖNELİK BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ POLİS ŞİDDETİ
Alım gücünün giderek daha fazla düşmesi, zenginlerin daha zenginleşmesi, yoksulluk, konut krizi, demokratik kurumların aşındırılması, göçmen fobisi ile aşırı sağın güçlendirilmesi, eğitim, sağlık, tarım ve diğer birçok sektörün can cekişmesi, patlamaya hazır bir durum ortaya çıkardı.
Tahminlere göre 2027 yılında Fransa’nın kamu borcu GSYİH’nin %121,7’sine ulaşacak. Aynı zamanda, bütçe açığı da hızla artarak 2026 yılında GSYİH’nin %5,4’üne ulaşacak.
Toplumsal taleplere yanıt olmak yerine, Sarı Yeleklilere karşı polis şiddeti ile yanıt veren hükümet, daha önce yetişkinlere karşı kullandığı şiddeti bu kez çocuklara karşı kullandı. Eylemler sırasında polisin korkunç şiddet uygulamaları görüntülendi. Dişlerini ve elini kaybeden çocuklar oldu.
Bu durum Fransa tarihinin, hatta tüm Batı dünyasının tarihindeki gençlere yönelik en şiddetli baskı dönemi olarak tanımlandı. Zira en az 6600 kişi on gün içinde gözaltına alındı. Adalet Bakanlığı 26 Eylül ile 5 Ekim tarihleri arasında 6 bin 59 kişinin gözaltına alındığını ve bunların yüzde 87’sinin çocuk olduğunu açıklamıştı.
Sarı Yelekliler ayaklanması sırasında 6.730 kişi gözaltına alınmıştı. Ancak söz konusu dönem 2018 sonbaharından 2019 sonbaharına kadar uzanıyordu. Üstelik bu gözaltıların çoğu yetişkinlerden oluşuyordu. 2016’da birkaç ay süren İş Kanunu’na karşı büyük hareket sırasında ise gözaltı sayısı 890’dı. 2006’da, bir bahar boyunca milyonlarca insanı harekete geçiren CPE karşıtı hareket sırasında ise gözaltı sayısı 2.000’in altındaydı. Polisin şiddetini sonuna kadar sergilediği banliyö ayaklanmalarıyla karşılaştırıldığında bile rekor kırıldı. 2005 yılında, bir ay boyunca tüm ülkeyi kasıp kavuran büyük ayaklanmalarda 4.500 kişi gözaltına alınmış, bunların 950’si reşit olmayanlardı.
HAYATA BORÇLU BAŞLAYAN GENÇLER: YAŞASIN KAPİTALİST CENNET!
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI)’nin lideri Jean-Luc Melenchon’a göre 100 bin genç, yükseköğretimde herhangi bir yerleştirme teklifi almadan yeni yıla başladı. Melenchon, “Öğretmenleri olmayan ya da içler acısı koşullarda eğitim görenlerden, hayattaki yolunun tam olarak nasıl olacağını bilmeleri isteniyor. Bu gençler, borçlanarak özel eğitim sistemine katılabilirler. Hayata borçlu olarak başlıyorlar. Kapitalist cennete hoş geldiniz!” diye tepki gösteriyor.
“Bilgi piyasasını yaratmak amacıyla her şey metodik bir şekilde parçalandı” diyen Melenchon, bu küresel sürece karşı halk ayaklanması yaşandığını ifade ediyor.