Son Dakika: Hareket Yönetimi: Rêber Apo’nun özgürlüğü önünde hiçbir engel kalmamıştır!
GÖRÜNTÜLÜ

Kalkan: 29. yıl mücadelesinin önüne büyük hedefler koyabilmeliyiz

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi Üyesi Duran Kalkan, “Uluslararası Komplo’ya karşı 29. yıl mücadelesi, demokratik toplum hareketini daha çok örgütleme, geliştirme, demokratik cumhuriyet mücadelesini başarıya götürme mücadelesi olmalı” dedi.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi Üyesi Duran Kalkan, 9 Ekim 1998’de başlayan Uluslararası Komplo’nun 28’inci yıl dönümü dolayısıyla komplonun amacı, Kürt sorununa etkisi ve PKK üzerindeki sonuçlarına dair ANF’nin sorularını yanıtladı.

Kalkan, Uluslararası Komplo’nun hedefinin yalnızca Önder Apo’nun fiziki imhası olmadığını belirterek, bunun gerçekleşmemesi halinde İmralı sistemi üzerinden siyasi mücadelenin engellenmesinin amaçlandığını söyledi. Kalkan, komplonun temel hedeflerinden birinin, Kürt sorununu çözümsüz bırakarak Ortadoğu’daki çatışmayı derinleştirmek olduğuna işaret etti.

Kalkan, gelinen aşamaya ilişkin değerlendirmesinde ise “Komplocu saldırının gücü kadar demokratik direnişin de gücü var. En az onun kadar güçlü. Hatta başlangıca göre şimdi çok daha güçlü” ifadelerini kullandı.

Kalkan, Kürtlerin varlığının kabul edilmesine rağmen kolektif haklarının reddedilmesine sert tepki gösterdi. “Kürt var ama hakları yok” yaklaşımının inkarcı zihniyetin yeni biçimi olduğuna dikkat çeken Kalkan, bu anlayışın demokratik çözümün önündeki engellerden biri olduğunu ancak geçmiş deneyimlerden çıkarılan derslerle birlikte “engelleri aşma kararlılığının” en ileri düzeye ulaştığını söyledi.

Duran Kalkan, Uluslararası Komplo’ya Karşı 29. yıl mücadelesi için de şunları kaydetti: “29. yıl mücadelesi, demokratik toplum hareketini daha çok örgütleme, geliştirme, demokratik cumhuriyet mücadelesini aslında başarıya götürme mücadelesi olmalı. 29. yılın mücadelesinin önüne büyük hedefler koyabilmeliyiz. Olmaz dememek de gerekli. Türkiye böyle bir dönemeçte ya olacak, ya olacak. Ya demokratikleşecek, ya demokratikleşecek. Onun ötesinde kötü şeyler olacak. Bunları düşünmeyeceksek o zaman iyi ve doğru olacak şeyleri geliştirebilmeliyiz.”

Uluslararası Komplo özgürlük hareketinde nasıl bir etki yarattı? Komplocuların amaç ve planları neydi?

Komplo etrafında ateşten çember oluşturarak komploya karşı büyük direnişi geliştiren, "Güneşimizi Karartamazsınız" fedai direniş şehitlerini saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. 9 Ekim 1998'de başlatılan Uluslararası Komplo'nun 28. yıl dönümü yaşanıyor.

Komployu düzenleyen güçler biliniyor; bunu Önder Apo da en geniş bir biçimde değerlendirdi. Herkes de tartıştı. Geçen 28 yılda komplonun çözümlenmeyen yanı kalmadı.

Tabii ABD, İsrail ve İngiltere planı ve uygulamasıydı. Amaç neydi, planlama nasıldı? Pratik amaç Önder Apo'yu imha etmekti. Bunu hiç kimse farklı bir biçimde anlamamalı. 9 Ekim 1998 günü Suriye'den çıkıp Yunanistan'a girmek isterken Yunanistan'a alınmayıp tekrar havalandırılarak Akdeniz üzerinde vurulup imha edilmek isteniyordu. Bu kesindir. Böyle bir fiziki imha gerçekleştirilemeyince sonuç 15 Şubat komplosuna ve İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemine gitti. Gerçekleştirebilseydi bunlara gerek kalmayacaktı tabii.

ULUSLARARASI KOMPLONUN AMACI KÜRT SORUNUNU ÇÖZÜMSÜZ BIRAKMAKTI

Önder Apo neden imha edilmek istendi? Kürt sorununa çözüm aradığı için ve Kürt sorununa çözüm arayışını silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye, demokratik çözüme götürmek istediği için, Kürt sorununu Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun demokratikleşmesi temelinde çözmek istediği için. Dikkat edilirse Önder Apo Avrupa'ya bunun için gitti. Kürt sorununa demokratik siyasi çözüm programını geliştirmek için gitti. Uluslararası Komplo saldırısı da Önder Apo'nun Avrupa'ya gidişini ve Avrupa'da çalışmasını engellemek için geliştirildi. Buna saldırıldı.

Dolayısıyla amaç Önder Apo'nun imhası, fiziki imhası, bu imha temelinde PKK'nin tasfiyesi bunlara dayalı olarak Kürt sorununu çözümsüz bırakmaktı. Zaten bir çelişki ve çatışma etkeni olarak yaratılmış olan Kürt sorununu daha derin bir çatışma etkenine dönüştürmekti. Onlarca, yüzlerce yıllara yayılmış bir Türk-Kürt çatışması yaratarak Kürt sorununu çözümsüz bırakıp Ortadoğu'da savaşı, çatışmayı derinleştirmekti.

Evet, komplocular Önder Apo'nun fiziki imhasını gerçekleştiremediler. İmralı işkence ve tecrit sisteminde Önder Apo'yu düşünsel olarak da yenemediler. Bunu başaramadılar. Fakat İmralı sistemi içerisinde tutup siyasi mücadele yürütmesini engelleyerek amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Ne yaptılar? 28 yıldır yapılanları yaptılar işte. Bu 28 yılda Ortadoğu'da yaşananlara bakalım. Kürdistan'da, Arabistan'da, bütün Ortadoğu coğrafyasında ve bugün gelinen duruma bakalım. İran'dan Körfez'e, Kızıldeniz'e, Ortadoğu'dan Akdeniz'e, Kürdistan'ın her tarafına bir kan gölü, her tarafa yayılmış bir savaş durumu var. Bu savaş ve çatışmadan beslenen, rant elde eden kesimler var ya, bu savaş boşuna yapılmıyor.

Birileri bundan zarar görüyor, ölüyor, imkan kaybediyor, değer kaybediyor ama birileri de kazanç sağlıyor. Komplocular kazanç sağlayanlar işte. İmralı işkence ve tecrit sistemini yaratıp bugüne kadar sürdürerek Ortadoğu'yu bu hale getirdiler. Kürt sorununun çözümünü, demokratik siyasi çözümünü engellediler ve Kürt sorunu etrafında çatışmayı Ortadoğu'nun her tarafına yaydılar. Bir İsrail-İran savaşına kadar dönüştürdüler. Zaten Kürdistan'ın her tarafı savaş alanı. Amaç Ortadoğu'nun demokratikleşmesini, demokratik birliğini, bunun Kürt sorununun demokratik çözümü temelinde gerçekleşmesini engellemekti. Uluslararası Komplo ortaya çıkarıp bu saldırıyı geliştirmedeki amaç buydu. Kesinlikle bunun ötesinde başka türlü bir amaç yoktur.

Bunun için plan da Önder Apo'nun fiziki imhası olmayınca İmralı işkence ve tecrit sisteminde siyasi mücadele yürütemez duruma düşürme ve buna dayanarak Kürt sorununu çözümsüz kılıp Kürdistan'a çatışmayı dayatıp Kürdistan etrafında Ortadoğu'ya çatışma dayatarak Orta Doğu demokratikleşmesinin önünü almaktı. Kürt sorununun demokratik çözümünün ve bu temelde Orta Doğu'nun demokratikleşmesinin, demokratik birliğinin önünü almaktı. Böylece planlandı ve yürütüldü. ABD-İsrail-İngiltere planlaması oldu. ABD bizzat doğrudan yürüttü. Bütün devletleri de kattı. Avrupa devletlerini kattı. Kürt örgütlerine kadar kattı. Kime ihtiyaç duyuyorsa ABD doğrudan baskı yaparak kattı.

9 Ekim saldırısı, Uluslararası Komplo hareketimizi nasıl etkiledi? Çok ciddi etkiledi tabii. Biz Hareket olarak önemli dönemeçler geçirdik. Hiç hazır olmadığımız bir dönemde hareketin öncü kadrolarından, Önder Apo'nun yardımcısı Haki Karer Yoldaşı şehit verdik mesela. Bu, Hareket olarak bizi çok sarstı. Yine zindan direnişleri süreci sarsıcı oldu. Birçok olay savaş içerisinde sarsıcı oldu. Ama PKK tarihinin en etkili olayı 9 Ekim 1998 Uluslararası Komplo saldırısı ve bunun 15 Şubat'ta aldığı biçimdi.

Bu hareketimizi ciddi biçimde sarstı. Yeniden bir sorgulama durumu ortaya çıkardı. Bütün kadroları, yönetim dahil, bütün toplumu, dostları, herkesi derin bir sorgulamaya gitti. Ne olacak, ne yapacağız, bundan sonra süreç nasıl gelişecek diye. Herkes ciddi bir biçimde iç sorgulama yaşadı, kendisini yeniledi, yeniden kattı. Yeni bir katılım, önderlik gerçeğine yeni bir katılım, yeni bir partileşme, yeni bir mücadele başlama süreci yarattı.

Bazıları bunu derinlikli yaptılar, güçlü katıldılar, Önder Apo'yu doğru anladılar, Güneşimizi Karartamazsınız fedai direniş çizgisinde, fedai hareketini geliştirip yaydılar. Bazıları ortada kaldı, yalpaladılar, yarım katıldılar, katılmadılar, sorunlar yarattılar, şey yaptılar. Bazıları da inançsız oldu. Komplonun saldırısının ağır etkisi altında korktu, ürktü, büzüldü. Umudunu, inancını kaybetti, kaçtı, koptu, çeşitli sorunlar yarattı. Örgüt içinde tasfiyeciliği geliştirdi, tasfiyeci tutumlar gösterdi.

Böylece Uluslararası Komplo ile birlikte mücadele örgüt hareket kendini yeni bir sürece soktu. Bu bir iç sorgulama ve kendini yenileme süreci, yeniden yapılandırma süreci bu süreçte gelişti. Tasfiyeciler oldu, kopup kaçanlar, ortada kalanlar oldu. Ama komployu, Önderlik gerçeğini doğru, derinden anlayarak ona fedai çizgisinde katılıp, 28 yıllık İmralı işkence ve tecrit sistemine karşı, Uluslararası Komplo saldırısına karşı mücadeleyi fedai çizgisinde geliştiren militanlar oldular. Doğru anlayıp katılanlar da mücadele bu militanlar üzerinde sürdü. Şimdi de böyle devam ediyor.

Önder Apo, uluslararası topluma sadece Roma'da mesaj sunmadı. Tarihi daha doğru ve yeterli ele almamız gerekli. 17 Mart 1993 günü Bar İlyas'ta, Lübnan'da yaptığı ilk basın toplantısı ve ateşkes ilanıyla da bir mesaj verdi, program sundu. Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün arayışçısı olduğunu, silahlı mücadelenin rolünü oynadığını ve silahlı mücadele stratejisini değiştirmek istediğini ilan etti. Ve bu temelde demokratik siyasi çözümü geliştirebilmek için bir muhatap aradığını belirtti.

Bunu kamuoyuna da ilan etti. Bu muhatap arayışı o tarihten itibaren sürdü. Bu arayış o dönemde Türkiye çapında bir muhatap arayışıydı. Roma'da muhatap arayışı, Türkiye çapında muhatap arayışı, dünya çapında muhatap arayışına dönüştürdü. 1993'te Türkiye'ye bir muhatap arıyorum çağrısı yaptı. 1998-99 başında da Roma'da bütün dünyaya Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü için küresel düzeyde muhatap aradığını ilan etti. Bunun için çok makul bir program sundu. 8 maddelikti yanlış hatırlamıyorsam. Dönem, Ulusal Kurtuluş Hareketleri dönemiydi. Asya'da, Afrika'da, Amerika'da, her yerde Ortadoğu'da Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri hareketleri gelişmişti. Onlar değişik biçimlerde çözümlere kavuşmuştu. Ulusal sorunlar hangi yöntemlerle çözülüyor, hangi statüler çözüm oluyor. Bunlar birçok örneğiyle dünya çapında ortaya çıkmıştı. Önder Apo'nun Roma'da sunduğu program bütün dünyaya en makul çözüm programıydı. Bütün bunların içerisinde öyle var olanlardan çok öte, çok fazla bir şey isteyen yanı yoktu.

Tam tersine Kürt varlığının, kimliğinin tanınması, Kürt halkının, ulusal demokratik haklarının asgari düzeyde kabul edilmesi, tanınması Kürtlere kimliklerini, kültürlerini özgürce yaşayacakları ve kendi kendilerini yönetecekleri bir ortamın tanınmasıydı. Öyle şunu bunu zorlayacak, ondan bundan bir şeyler almayı içerecek bir talepte bulunmadı. Hiç kimseden bir şey istemedi. Öyle çok aşırı bir talep içermiyordu Roma'daki ilan edilen program. En asgari programdı ve gerçekten de Avrupa Birliği'nde birazcık demokratik öz olsaydı, bu programa dört elle sarılması gerekirdi. Asgari demokrasi programıydı. Demokrat olmanın asgari ölçülerini içeriyordu. Hiç fazlasını içermiyordu. Avrupa Birliği ise kendisinin demokrat olduğunu söylüyordu.

Gerçekten öyle olsaydı bu programa sahip çıkması gerekirdi. Fakat Önder Apo böyle bir programı hem ilan etti; “muhatap arıyorum” dedi, çağrı yaptı; hem de gerçekten kim demokrat kim değil test etti. Turnusol kağıdı gibi. Sahte demokratlıkların maskelerini düşürdü. Bu programa kim sahip çıktıysa demokrat odur. Kim sahip çıkmadı, karşı çıktıysa; onun demokratlığı sahtedir. Sözdedir. Biz sonuçta gördük ki gerçekten de sahte demokrat çokmuş bu dünyada. Gerçek demokrat bulmak zormuş, azmış. Yok dememek lazım tabii. Gerçekten sahip çıkanlar oldu.

O program devletlere bir çağrı değildi. Bütün topluma insanlığa çağrıydı. Kürt sorununun çözümü ilanı da bütün insanlığa ilandı. Kürsüler buldu, taraftarlar buldu. Kürt sorununu dünyaya tanıttı. Siyaset ortamına tanıttı. İtalya içerisinde bile birçok parti, örgüt, kişi, kadın, erkek sahip çıktılar programa. Dünyanın değişik yerlerinde sahip çıkanlar oldu. Geçen 28 yıl içerisinde hep bu temelde bilinçlenen sahip çıkanlar var. Hiç sahip çıkan olmadı dememek lazım. Bu yönetimi de gerçekten o program temelinde çözüm üretmek istiyordu. Fakat Avrupa Birliği'ne güç yetiremedi.

Almanya, Fransa, İngiltere reddettiler bunu. ABD'nin baskısıyla, İngiltere'nin baskısıyla reddettiler. ABD büyük bir baskı uyguladı. Programlar yapıldı. Kürt basınında çeşitli programlar var bu süreç üzerine. O dönemin İtalya Başbakanı Massimo D'Alema, ABD Başkanı Clinton'ın kendisini telefonla arayarak nasıl tehdit ettiğini açıkça ifade etti, söyledi. Tehditle muhatap olmaktan çıkartıldı birçok çevre. Almanya korkutuldu, Fransa korkutuldu. İngiltere zaten bu işin ustasıdır.

Kürt sorununu yaratan İngiltere'dir. Kürdistan'ı bölüp parçalayan, Kürt sorunu var eden İngiltere. ABD de, İsrail de bu İngiliz politikasının sonucudurlar. İngiliz politikasını uyguladılar, uyguluyorlar şimdiye kadar da. Şimdi bu 3. Dünya Savaşı'nın gelişme düzeyi içerisinde ABD-İsrail ittifakı yeni şeyler ileri sürüyor. İngiltere'nin yarattığı sistemi de aşmaya, değiştirmeye yöneliyor. Aralarında biraz çelişki ortaya çıkıyor. Yoksa başlangıçta bu çelişki yoktu. Çünkü İsrail'in bu hedefleri yoktu. ABD-İsrail bu biçimde İngiltere şeyini aşar durumda değillerdi. Bu devlet sistemi neden muhatap olmadı? Bundan dolayı ABD baskısı sonucudur. ABD bizzat komployu yönetti.

Clinton yönetimi Uluslararası Komplo'yu planladı, örgütledi, aynı zamanda yönetti de. Önder Apo nereye gittiyse baskı uyguladı oraya. Rusya üzerinde baskı uyguladı, Yunanistan üzerinde baskı uyguladı, İtalya üzerinde baskı uyguladı, Kenya üzerinde baskı uyguladı, yürüttü zaten. Herkesi tehdit etti. Önder Apo'ya farklı yaklaşım gösterilmesin, kendi istedikleri gibi yaklaşılsın diye. Dolayısıyla Kürt sorununun demokratik çözümünden yana olunmasın diye.

Avrupa bunun için alternatif olamadı. İtalya yönetimi bu nedenle geliştirmek istediği Kürt konferansını örgütleyemedi, gerçekleştiremedi. Planladı, ilan etti ama D'Alema yönetimi söz konusu konferansı yapamadı. Çünkü Almanya, Fransa ve İngiltere katılmadılar, reddettiler. Niye bu muhatap arayışına karşı çıktılar? Rusya konferansı yürütmek için. Önceki soruda belirttiğimiz cevap için. Kürt sorunu çözülmesin, demokratik çözüm olmasın; dolayısıyla Ortadoğu'da demokratikleşme gelişmesin, Kürt sorunu bir çelişki ve çatışma etkeni olsun. Ortadoğu mevcut 1. Dünya Savaşı'nın ortaya çıkardığı ulus devlet sistemi statükoculuğu içerisinde çelişki ve çatışmaya dönüşsün. Savaş sürsün, 3. Dünya Savaşı derinleşerek yayılarak gelişsin. Ve bundan savaştan nemalanan, çıkar sağlayan güçler faydalansınlar diye.

Komployu bu güçler ortaya çıkarmışlardı. Roma'daki programı da engelleyerek komployu sürdürüp, devam ettirip komplonun amaçlarını gerçekleştirmek istediler. Ortadoğu'yu savaş ve kan gölü haline getirmek istediler. Ve isteklerini yapmak istediklerini şimdi de sürdürmeye çalışıyorlar zaten.

Komployla birlikte zindanlarda başlayan sonra Dünyanın neredeyse her yerine yayılan Güneşimizi Karartamazsınız eylemleri süreci var. Halkımızın mücadelesi ve Önderliğine bu derecede bağlılığı komplonun gidişatını ve hesapları nasıl etkiledi?

Evet, bu husus çok önemli. Daha iyi anlaşılması gereken bir yan da bu. Tabii Uluslararası Komplo'yu da daha iyi anlamak gerekiyor. Komplo neydi? Neden çıktı? Amaçları neydi? Yöntemleri neydi? Komplocu güçler kimlerdi? Neyi hedeflediler? Bu durum Kürtler açısından, Kürt varlığı ve özgürlüğü açısından ne ifade ediyor? Bu sorulara doğru cevap vermek lazım.

Şunu söyleyelim; Uluslararası Komplo'yu, komplo saldırısını bu çerçevede anlamayan, bilince çıkarmayan, iliklerine kadar hissetmeyen Kürt varlık ve özgürlük mücadelecisi olamaz. Kürt yurtseveri olamaz. Ne söylerse söylesin, onun tutumu ve davranışından Kürt özgürlük mücadelesine fayda gelmez. Bunu net söyleyelim. Çünkü gerçekleri anlayacaksan, Uluslararası Komplo gerçeğini anlayacaksın. 9 Ekim 1998'de başlatılan, 15 Şubat 1999'da İmralı işkence tecrit sistemine dönüştürülen komplo saldırısının ne olduğunu, nereden başladığını, neyi amaçladığını bilmek gerekiyor. Bir Kürt yurtseveri olmak, dürüst bir Kürt olmak, namuslu bir Kürt olmak ancak bununla mümkün. Dünyada da demokrat olmak, dürüst bir insan olmak bu gerçeği bilmekten geçiyor.

Bu gerçeği doğru anlamanın öğretici yüzü de buna karşı geliştirilen mücadele. "Güneşimizi Karartamazsınız" şiarıyla 9 Ekim 1998'de komplonun başladığı gün zindanlarda başlayan fedai direniş eylemleri. Bu direniş yüzlerce şehit verme pahasına gelişti. Zindandan dışarıya yayıldı. Dört parça Kürdistan'da dünyanın dört bir yanında gelişti. Avrupa'dan Rusya'ya her yere yayıldı.

Tam bir fedai çizgisinde şekillendi. Hiçbir mücadelede, hiçbir önderliği sahiplenme temelinde böyle bir mücadele görülmedi. Önder Apo savunmalarında bunu çok veciz bir biçimde ortaya koydu. Kendisini nasıl sorgulattığını, bunlara nasıl cevap verme sorumluluğu taşıdığını belirtti. "Çok ağır bir yük yükledi bana. Hiçbir tarih boyunca hiçbir kişiye karşı yapılmamış şeyler bana karşı yapıldı ve benden bir şeyler istendi. Ben bunları anlamaya ve onlara cevap olmaya çalıştım, çalışmak zorundaydım. Bunları duyamasaydım o zaman gerçekten de bütün bu hakikatlere ters düşerdim" dedi. İşin esası bu, özü bu.

Bu temelde Halit Oral Yoldaş, Aynur Artan, zindanlarda geliştirilen direnişler var. Bu yoldaşlar başlattılar bunları ve bütün komploya karşı Güneşimizi Karartamazsınız fedai şiarıyla, günümüze kadar yürütülen mücadelenin tüm kahraman şehitlerini bir kere daha saygı ve minnetle anıyorum. Bu direnişler olmasaydı ne olurdu? Uluslararası Komplo başarılı olurdu. Önder Apo sahipsiz kalırdı. Kuşkusuz Uluslararası Komplo'ya karşı mücadelenin öncülüğünü, önderliğini Önder Apo yaptı. Çünkü komplo doğrudan Önder Apo'ya saldırdı. Gerilla savaşından daha fazla hedef Önder Apo oldu. Fiilen mücadelenin tüm yükünü yüklenen de Önder Apo oldu. Duruşuyla, tarzıyla, yöntemleriyle, direnişiyle komploya karşı mücadeleyi Önder Apo yürüttü.

Bu bir gerçek. Fakat bir kişinin mücadelesiyle gerçekler ortaya çıkartılabilir ama başarı sağlanamazdı. Önderlik gerçeğini, komployu aydınlatan ve komploya karşı duran, özgür Kürt duruşunu ortaya çıkaran, Önderlik gerçeğini doğru anlayan, topluma taşıran, toplumu bilinçlendiren, örgütleyen, komploya karşı eyleme çeken, Önder Apo etrafında birleştiren, örgütleyen, "Güneşimizi Karartamazsınız" şiarıyla fedai eylemi yapan, bu direnişi yapanlar oldular. Bu direnişin şehitleri oldular. Şehitler bu direnişte Önder Apo'yu sahiplendiler, topluma taşıdılar, toplumu eğitip örgütlediler. Dolayısıyla Önder Apo'nun direnişini bir halk direnişi, bir toplum direnişi, örgütlü bir direniş, dolayısıyla zafer çizgisinde yürüyen, pratikte de politik olarak da zaferler kazanan direnişler haline getirdiler.

Belirttim önceki soruda. Hareket komplo temelinde, komplo üzerinde düşünerek, tartışarak, komploya karşı mücadele etme temelinde kendini yeniden şekillendirdi, yapılandırdı, yeni bir çizgi oluşturdu, mücadele yöntemlerini geliştirdi, örgütledi. Kendini yeniden yapılandırdı. Hareketi bütün bunları yapmaya götüren, güç veren, enerji veren, yol çizen, cesaret ve fedakarlık aşılayan; "Güneşimizi Karartamazsınız" fedai direnişinin şehitleri oldular. Bu şehitler bütün karamsarlığı, kötümserliği ortadan kaldırdılar. Doğrunun ne olduğunu, önderlik gerçeğinin neyi ifade ettiğini, Önderliğe doğru katılmanın nasıl olması gerektiğini, Uluslararası Komplo karşısında önderlik çizgisinde mücadelenin nasıl yürütüleceğini ortaya koydular ve doğru yolu gösterdiler, doğru yaşamı gösterdiler, doğru tutumu gösterdiler.

Dolayısıyla yeniden yapılanmanın öncüsü oldular, önderi oldular, ruhu oldular, bilinci oldular, enerjisi oldular, tarzı, taktiği, stratejisi oldular. Bu düzeyde etkili oldu. Böyle büyük bir direniş olmasaydı, Uluslararası Komplo'ya karşı, "Güneşimizi Karartamazsınız", fedai direnişçiliği düzeyinde bir direniş olmasaydı, Uluslararası Komplo'yu geriletmek, zayıflatmak, komployu başarısız kılmak kesinlikle mümkün olmazdı. Bunu net bilelim. Çünkü her şeyi aydınlatan, güç, enerji yaratan, örgüt oluşturan ve mücadeleye çeken bu şehitler gerçeği oldular. Uluslararası Komploya karşı direnilebileceğini, kazanılabileceğini, doğru tutumun, özgürlükçü tutumun, doğru yaşamın bu olduğunu herkese gösterdiler.

Bütün kadrolar, sempatizanlar, savaşçılar, kadın erkek, bütün toplum şehitlerden öğrendi, şehitlerin izinde yürüdü. Dolayısıyla Uluslararası Komplo'ya karşı Önderlik etrafında birleşen, mücadele eden bir hareket ve halk ortaya çıktı. Hareket yeniden yapılandı, bu fedai direniş çizgisinde halk yeniden şekillendi. Özgürlüğü için direnen, savaşan bir halk gerçekliği ortaya çıktı. Fedaileşen bir halk gerçekliği ortaya çıktı. Topluma fedailik ruhunu, bilincini kazandırdı bu direnişler. Zindan direnişinde Mazlumlar, Hayriler, Kemallerden başlayan, sarılardan başlayan bu fedai ruhu direnişi genelleştirdi ve bütün topluma taşırıp toplumsal bir olgu haline getirdiler. Bugün Kürt özgürlüğü için mücadele edenler, bu özgürlük çizgisinde yaşayanlar, herkes bu fedai ruhta ve bilinçtedirler. Bunlar böyle örgüt ve toplum haline gelmesini sağlatan, "Güneşimizi Karartamazsınız" fedai direnişçileri oldu.

Dolayısıyla onlar bir dönemin öncüleridirler, yaratıcılarıdırlar. Uluslararası Komplo karşısında Kürt varlığının ve özgürlüğünün yolunu çizdiler. Bu bilinci, düşünceyi geliştiren, bu tutumu oluşturan, önderlik gerçeğini en doğru anlayan, anı anına ödünsüz, doğru yaşayan, dolayısıyla bu bilinci ve çizgiyi topluma taşıyan güçler oldular, öncü güçler oldular. Bu rolü oynadılar, tarihte de her zaman bu temelde anılacaklar.

Soykırımı ve bin yıl sürecek bir Kürt-Türk savaşını öngören NATO komplosunu Önder Apo nasıl bir yaklaşım ve mücadele ile boşa çıkardı?

Kuşkusuz Önder Apo'yu doğru anlayan ve bu temelde "Güneşimizi Karartamazsınız" şiarıyla fedai direniş geliştiren, ruhu, bilinci, iradeyi, tutumu doğru anlamak gerekiyor. Bir de insanlarda bunu yaratmış olan önderlik gerçeğini, önderlik tutumunu, önderlik tarzını doğru anlamak lazım. İfade ettiğimiz "Güneşimizi Karartamazsınız" fedai direnişçiliğini ruh olarak, bilinç olarak, tarz olarak, pratik olarak yaratan Önder Apo oldu. Hiç kimse kendiliğinden ortaya çıkmadı. Bu büyük direniş değerleri bir anda rahatlıkla ve kendiliğinden oluşmadılar.

Hepsini Önder Apo ve Önder Apo öncülüğündeki mücadele yarattı. Hepsinde Önder Apo'nun emeği vardır. Ruhu, bilinci, duruşu, yaşam tarzıyla emeği vardır. Doğrudan çabalarıyla emeği vardır. Önder Apo'nun geliştirdiği, yürüttüğü mücadelenin, örgütün, eylemin katkısı var tabii. Partinin etkisi var. Gerillanın katkısı var. Halk direnişinin, kadın direnişinin katkısı var. Bunun içinde insanlar bu hale geldiler. Bu büyük fedai direnişçilik Önder Apo'nun bilinci ve mücadelesiyle ortaya çıktı. Bir defa bu gerçeği de çok iyi anlamak lazım. Dolayısıyla Uluslararası Komplo'ya karşı doğru tutum, bilinç, mücadele nedir? Hangi tarzla, taktikle yürütülmeli? Bunları da en doğru bir biçimde Önder Apo belirledi ve geliştirdi tabii. Öncesinden önümüzde 1982 zindan direnişçiliği vardı. Daha sonraki süreçler, dağ direnişçiliği vardı. Önder Apo bütün bunların da yaratıcısıydı tabii.

Mücadele içerisinde bütün bunları değerlendiren, anlamlandıran bir düşünce gücü haline getirdi kendisini. Uluslararası Komplo karşısında da bu düşünce gücünü ortaya koydu. Önder Apo ne dedi? Kenya'dan kaçırılıp uçağa bindirildiğinde ilk düşündüğüm her şeyi reddetmektir dedi. Tutumumu öyle belirledim. İlk tutumum ve davranışım böyle oldu. İlk saat böyle geçti. Daha sonra düşündüm, yoğunlaştım ki zaten bu komployu tezgahlayanların amacı bu. Beni susturmak, suskunluk içerisinde yok etmek. Benim suskunluğum içerisinde Uluslararası Komplonun anlaşılmasını engelleyerek başarısını sağlamak. O halde doğru tutum Uluslararası Komploya karşı mücadele etmektir. Bu saldırıya karşı mücadele etmektir. Bunu da kendim yapmalıyım.

Bu çok önemli bir tutum. Ondan sonra ikinci bir kararının bu olduğunu ifade etti ve böylece yeni bir tutum geliştirdiğini belirtti. Yeni tutumun özelliği ne oldu? Uluslararası Komplo'yu çözümlemek, anlamak, anlamlandırmak, analiz etmek. Bunu fırsat buldukça örgüte ve halka, kamuoyuna yaymak, ulaştırmak. Komplo gerçeği temelinde örgütü, halkı, kamuoyunu bilinçlendirerek Uluslararası Komplo'yu teşhir etmek. Uluslararası Komplo'ya karşı bir mücadele bilinci, duruşu, örgütlülüğü ve eylemi ortaya çıkarmak.

Nitekim Önder Apo'nun duruşu, çabaları, dalga dalga, aşama aşama tüm bunları ortaya çıkardı. Ve bugün Uluslararası Komplo'ya karşı onu tümden yenilgiye uğratmak üzere küresel düzeyde süren bir mücadele var. Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü istiyorlar. İmralı işkence tecrit, soykırım sisteminin yok edilmesini istiyorlar. Yeni süreç temelinde Kürt sorununun demokratik çözümünü istiyorlar. Bu istem sadece özgürlük militanlarının istemi değil, sadece Kürt toplumunun kadınlarının istemi değil. Bölgede ve dünyada tüm ezilenlerin, halkların, emekçilerin, sosyalistlerin, demokratların, aydınların, sanatçıların, siyasetçilerin istemi. Küresel bir özgürlük ve demokrasi hareketi ortaya çıktı. Bunları nasıl yarattı Önder Apo? Elbette bu İmralı direniş gerçeğini, tarihini çok iyi anlamak lazım.

Önder Apo her zaman Kürdistan'da özgürlük mücadelesinin çizgisini, kendisinin yürüttüğü çizgiyi iğne ucuyla kuyu kazma yöntemiyle tanımladı, ifade etti. Bu yöntemle bu işleri yürütüyorum dedim. Sıfırdan başladığını söyledi. Uluslararası Komplo'ya karşı yeniden sıfırdan başlanan bir mücadeleydi. İğne ucuyla kuyu kazmanın da ötesindeydi. En olumsuz koşullarda, eşitsiz koşullar deniliyor ya, öyle denilemeyecek kadar bir tarafın her şeye sahip olduğu, diğer tarafın kendi ruhu, duygusu, düşüncesi ve kişiliğinden başka elinde hiçbir silahın, imkanın olmadığı koşullarda süren bir mücadeleyle oldu.

Bu çok önemli bir durum. Dolayısıyla hiç kimse İmralı'da mücadele edileceğine inanmadılar mesela. Kendini yurtsever sayan birçok çevre bile artık Önder Apo'nun bir şey yapamayacağını, oradan uzak durulmasını, mücadeleyi PKK yönetiminin kendisinin yürütmesi gerektiğini söyledi. Yönetimin üzerine baskı kuranlar oldu, eleştirenler oldu. “Hâlâ ne önderliktir diyorsunuz” diye çıkışanlar oldu. O dönemi gerçekten de incelemek, araştırmak lazım. Neler yaşandı, neler söylendi bilmek gerekli. Kim ne tutum geliştirdi, neler söyledi, neler duydu. Söylenmeyen, içten yaşanan, gizli kalan şeyler nelerdi? İtiraf etmek lazım aslında.

Çok şey oldu çünkü. Fakat tek şey olarak Önder Apo kendi gücüne güvendi. Düşünce gücüne, bilinç gücüne güvendi. Zaten başka çare de kalmamıştı. İmralı koşullarında mücadele etmeyi denemek gücünü kendisinde buldu. Bu kararlılığa ulaştı, yarattı, o tutumunu bu kararlılık haline getirdi. Halkı kendisini desteklemeye, kendisine bir şans vermeye çağırdı. Bunu net söyleyebilirim. Biz Önderliğin açıklamalarından bunu anladık.

Buna -dediğim gibi- birçok çevre inanmadı. Olur demediler, olmaz diye baktı birçok çevre. Bunu kabul ettiği için PKK yönetimini eleştirenler oldu. Fakat yönetimimizin en doğru tutumu, bütün tasfiyeci saldırılara karşın Önderliği sahiplenmek ve Önderliğin yürüteceği mücadeleye sahip çıkmak, onu izlemek, takip etmek oldu. Bu çok önemli bir tutumdu tabii. Önder Apo en zor koşullarda İmralı mücadelesini ortaya çıkardı.

İmralı mücadelesini neyle ortaya çıkardı? Bilinçle ortaya çıkardı, anlam gücüyle ortaya çıkardı. Okudu, inceledi, düşündü, yoğunlaştı. Uluslararası Komplo'nun ne olduğunu, nereden geldiğini, neyi amaçladığını açığa çıkardı. Komploya karşı nasıl bir mücadele yürütülecek, bunun bilincini, düşüncesini geliştirdi. Paradigma değişimini gerçekleştirdi bu temelde. Büyük bir zihinsel devrim yaşadı. Zihniyet devrimi, entelektüel devrim gerçekleştirdi. Demokratik modernite paradigmasını geliştirdi. Özgürlüğü, sosyalizmi devlet ve iktidar aracından kopardı.

Bu oldukça önemliydi. Böylece kendisini İmralı işkence sisteminde düşünemez kılan, yenilgiye uğratmayı hedefleyen güçlere karşı çözümleyen, onların nasıl bir baskı, sömürü, gücü olduğunu, toplum karşıtı olduğunu, insanlık karşıtı olduğunu, nasıl haksız, adaletsiz, faşist, antidemokratik olduğunu ortaya çıkararak mahkum etti aslında. İmralı, 28 yıllık İmralı mücadelesi bir yargılama mücadelesidir. Uluslararası Komplo'yu düzenleyen güçler Önder Apo'yu fiziki olarak imha edemeyince, düşünsel olarak İmralı sisteminde yargılayıp mahkum etmek, yenilgiye uğratmak istediler. Önder Apo savunmalarıyla kendisini yargılamak isteyenleri yargılayıp mahkum etti. Geliştirdiği demokratik çözüm çizgisiyle, demokratik sosyalist çizgiyle, demokratik modernite paradigmasıyla Kürt sorununun çözümünü, bütün toplumsal sorunların çözüm yöntemlerini ortaya koyarak Uluslararası Komplo zihniyeti ve siyaseti mahkum etti, programı mahkum etti, yenilgiye uğrattı.

İmralı sistemini yaratanlar, Uluslararası Komplo'yu düzenleyenler, Önder Apo'nun fiziki imhası planında başarısız kaldıkları, yenildikleri gibi Önder Apo'yu düşünsel olarak yenilgiye uğratma saldırısında da yenildiler. Orada da zaferi Önder Apo kazandı. Düşüncede çözüm üretti. Ürettiği çözümleri zor koşullarda olsa, az imkanlarda olsa onlardan yararlanarak örgüte ve kamuoyuna ulaştırmayı başardı. İşte İmralı'da Kürt sorununun çözümü üretemeyen bir kişilik olarak mahkum edilmek, boğulmak istenirken, şimdi küresel düzeyde başta kadınlar, gençler olmak üzere tüm ezilenlerin, tüm özgürlük arayışçılarının önderi haline getirdi kendisini. En azından önderlik düzeyinde tartışılan bir düşünce ve mücadele gücü haline getirdi. Kendisini küresel bir önder yaptı. Böylece İmralı işkence ve tecrit sistemini paramparça etti. İmralı tecrit ortamında boğulmak istenirken o ortamı parçalayıp kendini küresel bir güç haline getirdi.

İmralı’daki tarihi direniş dışarıyı nasıl etkiledi? Ne tür sonuçları oldu? Hareket bu süreçten güçlü çıkmayı nasıl başardı?

İşte bunu ifade etmeye çalıştım biraz. Önder Apo şunu söyledi; “Bir saldırı, baskı öldürmezse beni güçlendirir”. Uluslararası Komplo saldırısının da kendisini imha etmesini boşa çıkartmaya çalıştı. Fiziki imhayı da, düşünsel imhayı da. Bunu boşa çıkartmayı esas aldı. Bunu boşa çıkartmayı başardıkça gerisi güçlenme oldu tabii. Fiziki imhayı boşa çıkardı, Uluslararası Komplo'yu teşhir etme, dünyaya tanıtma ve böylece insanlık vicdanında ve siyasetinde mahkum etme imkanı buldu. Düşünsel olarak imhayı boşa çıkardı.

Kendisini yaptıklarıyla, yargılamak isteyenleri kendi yaptıklarıyla, barbarlıklarıyla, baskı ve terörleriyle, Kürt toplumuna karşı uyguladıkları 100 yıllık soykırımla yargılayıp mahkum etti. 100 yıldır insanlık suçu işliyor olmaktan dolayı. Bir sürü mahkemeler kuruluyor şimdi değişik yerlerde. Geçen yıllarda kuruldu. Kürt halkı üzerinde uygulanan bu zihniyeti ve siyaseti yargılamak ve mahkum etmek üzere. Bu oldukça önemli.

Şunu söyleyelim: Başarıyı Önder Apo sağladı. Önder Apo da duruşuyla, tutumuyla, yoğunlaşmasıyla, düşünce gücüyle, sorunları düşüncede çözmesiyle mücadeleyi zihniyette ve vicdanda yürütüp orada başarı kazanmasıyla sağladı. Anlam gücü haline getirdi kendisini. Olup bitenleri daha iyi analiz etti, çözümledi. Olumsuzlukları, yanlışları ortaya koydu. Doğru olanları, hakikati geliştirdi. İnsanlık hakikatini yeniden ortaya çıkardı, tanımladı. Ve böylece hakikat bozucuları, tahrip edicileri düşüncede ve siyasette mahkum etti, yenilgiye uğrattı. Esas başarı buradadır.

Bütün mücadelelerden daha fazla Uluslararası Komplo'ya karşı mücadele doğrudan Önder Apo'nun yürüttüğü mücadeledir. Birçok yönüyle tek başına yürüttüğü mücadele de denebilir. Ama ilk andan itibaren "Güneşimizi Karartamazsınız" direnişçileri Önder Apo'yu anladılar ve sahip çıktılar. Önder Apo etrafında ateşten çember oluşturdular. Bir büyük direniş ortaya çıkardılar. Bunlar örgüte dönüştü, hareket kendini bu temelde yeniden yapılandırdı. Önder Apo'nun geliştirdiği yeni paradigma temelinde her türlü tasfiyeci saldırılara karşı çıkarak kendini eğitti, donattı, yeniden bilinçlendirdi, örgütledi, yapılandırdı. Yeni bir mücadele içine çekti. Tıpkı "Güneşimizi Karartamazsınız" direnişçileri gibi fedai çizgisini mücadelede esas aldı.

Bu bakımdan 2004-2024 gerillacılığının fedai gerçeğini hiç göz ardı etmemek, iyi görmek lazım. Öyle sıradan bir gerilla değildi. Başka türlü gerillalara benzeyen bir gerilla değildi. Bu tepeden tırnağa Önderlik çizgisinde ruhunu, bilincini, iradesini şekillendirmiş, kendini örgütlemiş bir fedai gerillacılığıydı. Bunu net bilelim ve bu temelde direniş oldu. Bu da toplumu etkiledi. Önderlik duruşu direnişinin sağlanması ve bunun ilk andan itibaren "Güneşimizi Karartamazsınız" direnişçiliği tarafından anlaşılması etkiledi. Önderlik de düşüncelerini yaydı. Ama dikkat edelim, Önderliğin kendisi komploya karşı direnişçi gerçeği ortaya çıkardı. Önder Apo'nun yarattığı militanlar komplo saldırısını anlayıp bunun karşısında nasıl bir mücadele yürütmek gerektiğini, işte "Güneşimizi Karartamazsınız" direnişçiliğiyle ortaya çıkardılar. Bunlar birbiriyle etle tırnak gibi birleşti. Bir bütün oldu ve bütün bu gelişmeleri, başarıyı bunlar yarattı.

Uluslararası Komplo, 9 Ekim günü Önder Apo'yu imha etme saldırısıydı. Bunu gerçekleştirseydi komplocular, PKK’nin dağılacağını hesap ediyorlardı. Planları böyleydi. Dağılınca Kürt soykırımının önü açılır. Soykırıma karşı direnen PKK’dir. PKK ortadan kalkarsa Kürt soykırımı rahatlıkla yürütülebilir. Bu da bütün Ortadoğu'ya bir savaş olarak yansır. Bunu gerçekleştiremeyince İmralı işkence sistemi altına aldılar. İdamı dayattılar.

Yargılama sürecinde, karar verildiğinde İmralı'da birçok çevrenin hükmü şuydu: “PKK'nin 6 aylık ömrü kaldı. 6 ay sonra PKK'nin esamesi bile okunmayacak” diyorlardı. Adı bile kalmayacak bu dünyada. Onların hesabı böyleydi. Önderlik imhayı boşa çıkardığı gibi, idamı da boşa çıkardığı yaklaşımlarıyla, tutumuyla.

KOMPLOCU SALDIRININ GÜCÜ KADAR DEMOKRATİK DİRENİŞİN DE GÜCÜ VAR

Bir de Önderlik gerçeğini anlayan, doğru anlayan, bilince ulaşan ve bunu pratik direnişe dönüştüren şehitler öncülüğündeki mücadeleyle hareket ve toplum da sahip çıktı. Önderliğin imha olacağını bekleyenler hüsrana uğradılar. Düşünsel olarak yenileceğini bekleyenler hüsrana uğradılar. PKK'nın dağılıp parçalanıp tasfiye olacağını düşünen, hesap edenler hüsrana uğradılar. Tam tersine. Örgüt, hareket, Önderlik ve "Güneşimizi Karartamazsınız" fedai direniş çizgisinde birleşerek komployu anlama ve komploya karşı kendini değiştirip dönüştürüp mücadele geliştirme çizgisine girdi.

Bu çizgi başarı sağlattı. Bütün imha planları, tasfiye planları boşa çıkınca bunu boşa çıkartan güçler gelişme sağladılar tabii. Örgüt gelişme sağladı. Bu gelişmenin temelinde zihniyet değişimi, düşüncede düşmanı yenilgiye uğratma, boşa çıkarma vardır. Ardından o düşüncenin örgüte ve eyleme dönüşmesi bu büyük gelişmeyi yarattı. Birçok çevrenin hemen herkesin, önderlik dışında herkesin beklentileri ters yüz oldu. Bu tür gelişmenin bu yönlü olacağını gören, anlayanlar çok azdı. Yok denecek kadar diyebilirim. Süreç böyle gelişti.

Tersine; hesaplar, beklentiler bozuldu. Evet, Uluslararası Komplo engellenememiş oldu. Dolayısıyla komplocu güçler Ortadoğu'yu çatışma etkeni haline dönüştürdüler. Bundan yararlanıyorlar, saldırılarını sürdürüyorlar. Ama Önder Apo ve PKK de yenilmedi hâlâ. Kürt halkı yenilmedi. Mücadele ediyor. Dolayısıyla onun karşısında Kürt sorununun demokratik çözümü temelinde Ortadoğu'nun demokratikleşmesini öngören, isteyen bir zihniyet, siyaset ve mücadele de Kürdistan'da var ve Kürdistan'dan Ortadoğu'nun diğer alanlarına yayılmaya çalışıyor. Hâlâ 28 yıldır bu mücadele sürüyor. Komplocu saldırının gücü kadar demokratik direnişin de gücü var. En az onun kadar güçlü. Hatta başlangıca göre şimdi çok daha güçlü.

Önder Apo komplonun boşa çıkarıldığını söyledi, ancak bunun karşısında komplocu güçler nasıl bir yaklaşım içinde oldu. İnkarcı ve imhacı zihniyette bir aşılma var mı? Bu zihniyet bugün hangi yol ve yöntemleri kullanıyor?

Bu geçen süreçte komplocu güçlerde değişiklikler oldu mu? Evet oldu. Her düzeyde. Herkesle aynı değil tabii; farklı farklı. Aynı şeyde diyemeyiz ama hiç değişiklik olmadı. Aynı şey sürüyor dersek de bu doğru olmaz. Çünkü dedik ya, komplo bir günlük bir saldırıydı. Sonuç alacağını umut ediyordu. 9 Ekim 1998 günü... Olmayınca İmralı'da idamla sonuç alacağını söylüyordu. O da olmazsa birkaç yıl içerisinde Önderliği bunaltıp düşünsel olarak yenilgiye uğratıp sonuç alacağını düşünüyordu. Şimdi 28 yıl geçti. Bu 28 yıl içerisinde defalarca planlarını yeniledi, yeni saldırı planları geliştirdi.

Başarılı olmak için Önder Apo'yu ve Kürt Özgürlük Hareketi'ni yenilgiye uğratmak için hiçbirisinde sonuç alamadı, başarılı olamadı. Elbette sert bir mücadele oldu. Bedeli ağır mücadeleler oldu. Kürtler büyük şehitler verdiler, acılar, zorluklar yaşadılar ama bütün saldırıları da kırdılar. Bütün saldırılar karşısında var olma ve özgür yaşama tutkularını, düşüncelerini, örgütlülüklerini korudular ve geliştirdiler. Bu iradeyi, tutumu şimdi bütün dünyaya, insanlığa kabul ettirdiler.

Bu bir defa çok önemli bir durum ve bize neyi gösteriyor? Birçok komplocu planın boşa çıkartıldığını, başarısız kılındığını gösteriyor. Bu durumda yeni yeni planlar ararken yeni değişiklikleri gündeme getiriyor. Gelinen noktada komplocu güçlerin, komployu esas örgütleyip yürütenlerin tutumunda şunu görüyoruz. Kürt'ü inkâr edemiyorlar mesela. Hepsi Kürt var diyorlar. İngilizler de Kürt var diyorlar artık alenen. Amerikalılar da var diyorlar. Hem hatta Güney Kürdistan yönetimini Beyaz Saray'da ağırlıyorlar Kürt olarak, Kürtçe konuşarak, Kürt elbisesiyle. Bu duruma geldi.

‘KÜRT VAR AMA HAKLARI OLAMAZ’ ZİHNİYETİNİN DERHAL AŞILMASI GEREKİYOR

Bu bölgedeki güçler açısından aynı düzeyde söylenemez tabii. Türkiye'deki durum bundan kısmen etkileniyor. Güney Kürdistan'ı Türkiye de kabul etti. Rojava'yı kabul etmeyeceğiz diye saldırı yapıyorlar hep ama yine de Suriye'deki Kürt gerçeğini inkar edemiyorlar.

Fakat Önder Apo bir şey tanımladı. Eskiden bu güçler “Kürt yok” diyorlardı. Şimdi “Kürt var ama hakları yok” diyorlar. “Kürt yok” diyenler var tabii hâlâ. “NATO mermer, NATO kafa” deniliyor ya. Türkiye'de İttihat ve Terakki'den gelen böyle faşist, soykırımcı bir zihniyet yapısı vardı. Aslında bunlar orijin olarak, köken olarak Türk de değiller. Oradan buradan devşirme olmuş. “Beyaz Türklük” dedi Önder Apo buna. Gerçekten Türk değiller. Ama Türkiye yapılanmasından nemalanıyorlar. Varlıklarını, yaşamlarını, kazançlarını oraya bağlamışlar. Onun için, onlar da Türk olmuş olmamış bir şey ifade etmiyor. Kendilerine para getiriyor bu tutum. Böyle yürütüyorlar. Onlar hâlâ inkarcı ve imhacı şeyi sürdürüyorlar. Koruyorlar zihniyeti ve siyaseti. Hâlâ Kürt yok diyorlar ama işte MHP'ye kadar şey olmadı. Devlet Bahçeli, Türk-Kürt kardeşliğinden söz etti. Kürtlerin varlığını ve kardeşliğini ifade etti. En çok işte geçmişte diyelim Kürt varlığını inkar eden, reddeden zihniyet yapıydı AKP. Yine o duruma geldiler.

Fakat gerçekten durum şöyle: “Kürt var. Tamam var diyoruz ama hakları yok. Hakları olmaz.” Kürt var ama nedir bu varlık? İnsan mıdır? Toplum mudur? Bireyler olarak var, toplum olarak yok. Hiç toplum olamayan birey var olabilir mi? Bu kadar felsefeye, düşünceye, varoluş teorisine aykırı bir zihniyet yapısı olabilir mi? Kürt'ü inkâr bu kadar mantıksızlık durumudur. Kendini böyle ortaya koyuyor. Gerçekten bir hastalık durumu, bir zehirlenme durumu. Bunu iyi görmemiz lazım. Şimdi böyle diyorlar işte.

Kürt var ama bireydirler. İşte birey olarak kendine biz Kürt’üz desinler. Ama Türkiye'de birçok etnik grup birleşti, yine Türk oldu. Öyle olur mu? Diyelim ki entegre oldu. Beş kimlik, içinden birisi Türk, yine Türk oldular. O zaman diğer dördü yok olmuş demektir. Öyle entegrasyon olmaz. Öyle demokrasi olmaz. Bu asimilasyondur. Onu şey diyorlar ve Kürt olsa da Türkleşmiş Kürt’tür. Ulus olarak Türk’tür deniliyor. Bunda bir ısrar var. Durum bu noktada.

Zihniyet olarak çok tutarsız bir durum. Savunulacak bir yanı yok. “Kürt yok” dersen bir varlığı inkar etmiş olursun. Ama onun yine de bir şeyi var. Hesabına geliyor, inkar ediyorsun. Ama var ama bir toplum olarak hakları yok. Toplum olamazlar diyorsun. En mantıksız durum budur. Bu düşüncenin savunulacak bir yanı yok. Çok anlamsız bir düşünce. İçi boş bir düşünce. Temelsiz bir düşünce.

Bu durumun derhal aşılması gerekiyor. Yoksa bu düşünce sahipleri çok yakın gelecekte aşılacaklar ve mahkum edilecekler tarihsel gelişme tarafından. Belki bugün hükümlerini sürdürürler. Siyasi askeri güç olarak, ekonomik güç olarak bundan çıkar sağlayabilirler ama çok yakında mahkum olacaklar. Çünkü çok mantıksız ve temelsiz bir düşünce yapısı bu. İnsanın doğal varlığını, toplum olma gerçeğini toplumun da haklarını yok sayıyor.

O zaman o insana var demişsin, Kürt demişsin ne anlamı kalıyor? Ne demişti Kemal Pir, kendisini ölüm orucundan caydırmak isteyen doktora? Kemal'in gözleri olsun ama beyni olmasın, kendisi olmasın diyorsunuz. Şimdi aynı şeyi söylüyorlar. O doktorun Kemal Pir'e söylediğini, mevcut egemen zihniyet ve siyaset bütün Kürtlere, Önder Apo'ya ve Hareketimize söylüyor. “Tamam biz sizi inkâr etmiyoruz. Varsınız ama haklarınız yok, toplum değilsiniz”. Peki neyiz o zaman? Kürtler ne? Buna cevap verilsin. Bu konuda bir tutum konulsun. İş bu noktaya geldi.

Daha tutarsız hale geldi. Değişiklikler oldu ama önceki de çok yanlıştı zaten. Çok daha tutarsız. Bir şey direnç var işte. İnkarcı direnç, çeşitli biçimlerde kendini, hükmünü sürdürmeye çalışıyor. Ama temelsizdir, geleceği yoktur. Çok kısa zamanda mahkum edilecekler ve sahipleri tarih tarafından gerçekten de mahkum edilecek, aşılacak.

Önder Apo’nun PKK isyanı devleti masaya oturtmayı başardı. Demokratik entegrasyon çözümünün geliştirilmesi 15 Şubat Uluslararası Komplo ve soykırım zihniyetiyle mücadele bağlamında ne anlama geliyor?

Önce Kürt direnişleri var, 19. ve 20. yüzyılda. Bunlar önemli direnişler, tecrübe birikimleri. Fakat akıbetleri hepsinin aynı.

Şunu söyleyebilirim başlangıçta. Bir mücadeleye girerken Önder Apo ve PKK, öncelikle bu tarihi çözümlemeye, anlamaya çalıştı. Bu direnişleri, anlamını, önemini, bugün açısından taşıdığı değeri ortaya koyduğu gibi, neden başarılı olamadı, neden yenildi? Bu soruların da cevaplarını çok aradı. Dolayısıyla kendisini o durumlara düşmeyecek bir hareket olarak var etti, şekillendirdi, örgütledi ve yürüttü. Bunu herkes bilmeli.

Bu düzeyde tarih bilincine dayanıyor. Önder Apo'nun en büyük gücü tarih bilincinden geliyor. Tarihten ders çıkartmasından geliyor. Yeni tarih tezi oluşturmasından geliyor. Şimdi diyor, tarihsel sosyoloji yapıyorum, çok önemli bu. O tarih bilinci gele gele böyle bir tarihsel sosyoloji kavramı, tanımı geliştirecek düzeye ulaştı.

Bunun görülmesi lazım. Önceki direnişler bu anlamda neydiler? Bilinçleri zayıftı, özgürlükleri zayıftı. Çok yereldiler, mahalli, ulusal düzeyden kopuktular. Karşıt gücü anlamada, özellikle de inkar ve imha zihniyetini ve siyasetini anlamada zayıftılar. Uzaktılar. Önceki tarihsel süreci tecrübeleriyle doluydular. Yeni gelişmeleri, kapitalist modernite sisteminin yarattığı yenilikleri görmüyorlardı. O nedenle ulus devlet sistemi karşısında duracak, dayanacak, mücadele edecek bilinci, örgütlülüğü, strateji ve taktiği geliştiremediler. PKK bunları aştı. Bütün bunları sorguladı. Bütün bunların aşılması oldu. Onun için yenilip ezildiler.

Darağacı öyle kuruldu. Darağacı sadece Kürdistan'da kurulmadı, Türkiye'de de kuruldu. PKK ortaya çıkarken. Onu da hiçbir zaman unutmamak lazım. TC sistemini Osmanlı'dan gelen bir sistem, ondan devralınan kodlar var. Onları da görmek lazım. Çok iyi anlamak gerekiyor. İşlerini darağacı ile yürüttü. Mesela Kürt hareketleri bütün parçalarda ezildi. Katledildiler. Bir katliam yaşadılar ve liderler, örgütler idam edildiler, Darağacına gittiler. Ama sosyalist harekete de bunu yaşattı TC devleti. 1972'de Ankara'da da darağacı kurdular. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildiler. Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi devrimciler benzer bir durumu yaşadılar. İdam edilmediler ama katliamı yaşadılar. Oradan da ders çıkardı Önderlik. Bunun için “ben hep bunların dersiyle hareket ettim” dedi Önderlik.

Ne dersi çıkardı? Öyle bir hareket oluşturacaksın ki sonu darağacında bitmeyecek, katliamda bitmeyecek. O halde yenilmeyecek. Darağacı ve katliam yenilgi üzerinden gerçekleşiyor. Yenilmeyecek bir hareket yaratacaksın. Önder Apo savunmalarda bunu net ifade etti. Okunursa görülür. Bütün bu hareketlerden, Türkiye'deki devrimci gençlik hareketten, sosyalist hareketten ve Kürt direnişlerinden çıkardığı temel ders; yenilmeyecek, sürekliliğini her zaman sağlayacak bir örgütün ortaya çıkartılması, bu temelde bir mücadele stratejisinin ve tarzının geliştirilmesi gerektiği sonucunu çıkardığını söyledi. Ve gerçekten buna göre de pratik yaptı.

Sonuçta Mayıs 2025'te PKK'nin 12. Kongresi, PKK'nin örgütsel yapısını fesheden kongre neyle karar aldı? Yenilmeyen bir Hareketin kendi özgür iradesiyle örgütsel varlığını sona erdirmesi olarak tanımladı. Ve benzerlerinin yaptığı gibi dedi. Bu PKK'nin 12. Kongresi bir yenilgi kongresi değildir. Bazıları öyle algılamaya çalışıyor, öyle göstermeye çalışıyorlar. Ucuz bir suçlama yapıyorlar. Bu doğru değildir. Böyle mantıksız, temelsiz suçlamalardan uzak durmak lazım. PKK özgür iradesiyle bunu yaptı.

Hiç kimsenin aklından geçmediği bir anda iki ay içerisinde PKK örgütsel varlığını sona erdirdi. Nasıl oldu bu? Kendi şeyi de olmasa nasıl gerçekleşecekti? Besbelli ki özgür iradesiyle durumu değerlendirdi. Doğru olanın böyle bir adım atmak olduğunu gördü. Ve hiç kimsenin atamayacağı adımı büyük bir kararlılıkla, öngörüyle, cesaretle attı. Bunun anlaşılmayacak bir yanı yok ki. Şimdi bu bakımdan demokratik entegrasyon çözümü bu çözümün tartışılıyor olması bile başlı başına PKK'nin yenilmediğini gösteriyor.

Darağacından işte demokratik entegrasyona gelmek, masaya gelmek, işte müzakereye ve siyasi mücadeleye gelmek bunu ifade ediyor. Bunun için tabii büyük bir çaba harcadı Önder Apo. Hareket, Kürt gençliği, Kürt halkı büyük bir özveri gösterdi 50 yıldır. Tarihin en büyük, en anlamlı mücadelesini veriyor. En ağır bedeller ödendi. İşte 30 bin militan şehit verdi. Sivil toplumla birlikte 40-50 bin daha fazla şehidi var. Bunlar öyle sıradan toplum şehidi değil. Mücadelenin ortaya çıkardığı en temel öncü değerler.

Türkiye'de devlet, ordu ne hale geldi? İtiraf etsinler! Şimdi diyorlar, bilmem kaç milyar şey oldu, Türkiye bu kadar krizi yaşıyor. Neyin sonucunda yaşıyor? Bu mücadele sonucunda yaşıyor. Aslında Yaşar Büyükanıt söylemişti PKK'nin nasıl büyük bir örgüt olduğunu. Gerçek olan budur. Bunu herkesin böyle görmesi, anlaması, kabul etmesi gerekli.

İşte burada önemli olan nokta şu:

Bir; yenilmeyen ve bütün saldırıları boşa çıkartan bir örgüt ve mücadele tarzı geliştirebilmiş olmak.

İki, zamanı geldiğinde bunları değiştirebilmek.

Önder Apo özeleştiri veriyor. Hareketimiz de özeleştiri veriyor. “Tekrar oldu” diyor. “Geç kaldık” diyor. “93'te bu işi yapmalıydık” diyor. Gerçekten de öyle.

Ama 93'ten itibaren başlattı. Engellediler. Rantçı güçler, soykırımcı güçler, inkarcı imhacı güçler bu değişimi dönüşümü engellediler 30 yıl boyunca.

Biz şöyle değerlendiriyoruz. Tamam, onlar engellediler. Çıkarları onu gerektiriyordu. Çünkü soykırımcıydılar. Engelleri bertaraf edebilmeliydik. Özeleştiriyi o temelde veriyoruz. Engelleri bertaraf edebilmeliydik. Engeller önümüzü kesememeliydi geçmişte ama bu olmadı.

BU SÜREÇTE ENGELLERİ AŞMA KARARLILIĞI EN İLERİ DÜZEYDEDİR

Şimdi yeni süreçte Barış ve Demokratik Toplum Süreci'yle birlikte bu engelleri aşma kararlılığı en ileri düzeydedir. Geçmişten çıkartılan tecrübelerle de bu oluyor. Siyasi askeri süreç de bunu gerektiriyor. Türkiye'deki durum, işte birçok güç de bu bilince geldi; artık bu iş böyle gitmez diyor.

Bütün bunları değerlendirerek yeni bir süreç geliştirildi. Demokratik entegrasyon çözümü. Demokratik entegrasyon çözümü ne demektir? Tarafların birbirlerini kabul etme temelinde yeni bir birlik oluşturmaları. İşte Barış ve Demokratik Toplum Süreci bir anlaşma süreci değil. Ama işte PKK, “savaş patadır” dedi. TC devleti de savaşta sonuç alamayacağını itiraf ediyor. Sonuç alamadı. Bu kadar yıl; otuz yıl-kırk yıl savaş yürüttü; yenemedi, sonuç alamadı. Askeri yollarla sonuç alamıyor. Kürt soykırımını gerçekleştiremiyor. O halde bu sorunu çözecek. Başka yöntemlerle çözmek zorunda. Yoksa Kürt'ü yok etme zihniyeti ve siyaseti Türkiye'yi de bitiriyor. İş bu noktada.

Bunu gördüler ve ne oldu? Darağacından masaya gelindi. Demokratik entegrasyon. Tarafların birbirlerini kabul etmesi ve bu temelde demokratik cumhuriyet, demokratik toplum entegrasyonunu gerçekleştirme. Demokratik entegrasyonu başta Kürt sorunu olmak üzere diğer bütün toplumsal sorunlarının bir çözüm yöntemi olarak yeni süreçte uygulama, Türkiye'yi yeni bir demokratikleşme modeli geliştiren bir ülke haline getirme mücadelesi oluyor, süreci oluyor. Buraya gelindi.

Bütün bunların temelinde; geçmiş direnişlerinden çıkartılan dersler, yenilmeyen bir mücadeleyi, örgütlenmeyi ortaya çıkarma. Yeri geldiğinde karşılık bulduğunda da sorunların demokratik siyasi çözümüne açık olma, esas alma. Böyle bir strateji ve taktiği geliştirme. Bunun gerektirdiği değişimi, dönüşümü yerinde, zamanında yapabilme bilincini ve gücünü gösterme yapıyor. Önder Apo bu bilinci, bu gücü temsil ediyor. Zaten ilk başlarken “teorik ve pratik gücüm var” diyerek bu sürece başladı. Şimdi gelişen süreçte bunun pratikleşmesi, çabası oluyor.

HERKES KONUŞTUĞU SÖZÜN İÇİNİ DOLDURMALI

Devletin Önder Apo’nun statüsünü kabul etmeyen yaklaşımı soykırımcı inkarcı zihniyetin devamı olarak okunuyor. Bu yaklaşımların sürmesi ne gibi sonuçlar ortaya çıkarabilir?

Aslında bu soruyu tartışmak gerekli ama herkes kendi içinde yapmalı. Kişi olarak içinde yapmalı, Hareket-örgüt olarak içinde yapmalı. Bu soruyu basına yansıtmak, bunun üzerinden tartışma geliştirmek çok iyi bir şey değil. Madem taraflar var, yeni bir süreç var, bu sürecin ruhuna ve şeyine uygun değil. Neden? Çünkü en azından tehdit oluyor karşı taraf için. Kim yaparsa öbür taraf öyle anlıyor. Gerçek olan da bu. Yine sürece dair bir umutsuzluk, karamsarlık, benzeri şeyler insanların ruhunda, bilincinde gelişiyor. İyi bir durum değil ama vazgeçilecek bir durum da değil. Bu soru her an, her zaman yakıcı olarak karşımızda duruyor.

Herkesin karşısında duruyor. Ne olur? Çok kötü şeyler olur. Önder Apo öyle söyledi. Hiç iyi şeyler olmaz. Bu kötü şeyler Türkiye için olur, Kürtler için olmaz demiyorum ben. Kürtler için de olur, Türkiye için de olur. Gerçekten kötü şeyler olur. Önder Apo'nun statüsünü kabul etmemek demek, Kürt varlığını, Kürtlerin bir toplum olarak varlığını kabul etmemek demektir. Kürt kardeşliği boş bir laf demektir o zaman. Kürt varlığını kabul etmezsen Kürt-Türk kardeşliğinin ne anlamı kalır? Herkes konuştuğu sözün içini doldurmalı. Boş laf olarak söylememeli. Dolayısıyla Önder Apo'nun statüsü, özgürlüğü, Kürt sorununun çözümü, Kürt varlığının kabulü, Türkiye'nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununu çözüme götürmeyi ifade ediyor.

Sen bunu yapmazsan o zaman bu sorun çözülmeyecek demektir. Sorun böyle demokratik siyasi yöntemle çözülmezse ne olur? Sorun duruyor ortada. Ne üretiyor bu sorun? Çatışma üretiyor, savaş üretiyor. Geçen yüzyıl savaş yüzyılı oldu, çatışma yüzyılı oldu. Kürtler bütün devletlerle savaştılar. Her parçada savaştılar, yenildiler, ezildiler. 10 yıl geçti; oradan yeni bir güç topladılar, yeniden dirildiler, yine savaşa başladılar. Yine başlarlar. Herkes şunu bilsin, PKK sonuca gidemese bile silahlı mücadeleyi bıraktı, kimse Kürtlerden silahlı mücadele yapmaz, savaş yapmaz sanmasın. 10 tane PKK çıkar. PKK'yi daha aşan, yeni sürecin gereklerine göre işleri yapan örgütler çıkar, mücadele ederler.

Böyle bir mücadele Kürtlere kazandırır. Çok iyi olur demiyorum, öyle anlaşılmasın. Çözüm olmazsa ama bunlar olur. İşte Kürt sorununun çözümü için duayen kişilik Ahmet Türk'ün çok veciz bir şeyi var: “Bizim kuşakla çözemezseniz, bizden sonraki kuşakla hiç anlaşamazsınız” diyordu. Öyle bir Kürt kuşağı geliyor ki, onlarla siyasi uzlaşma yapmak bile mümkün değil. Defalarca uyardı Türkiye'de devleti ve toplumu yöneten kesimleri.

Türkiye'de de savaş yapmak isteyen savaş rantçılarının önü açılır. 93'te, 94'te çeteciliğin önü nasıl açıldı ve yararlandılarsa, yine onlar açılır. Bazı partiler var işte, Zafer Partisi; her gün ağızlarından savaş salyası dökülüyor. Gün bekliyorlar; ne zaman Kürt katliamını şey edelim, Kürt kanı içelim, oradan devletten biraz daha rant elde edelim, nemalanalım. Tamamen rantçı bir yaklaşım. Türkiye'de rantçıların önü açılır. Savaş rantçılarının, savaş baronlarının… Kürtler de direnmek, savaşmak zorunda kalırlar. Mecburlar. Var olmaları için başka çareleri kalmıyor. Ne olur? Çatışma sürer. Yeni türden çatışmalar çıkar. Kürdistan daha derin bir savaş alanı haline gelir. Uzun vadeli savaş alanı haline gelir.

Ne olur? Bundan kim kazanır? Savaş rantçıları kazanır. Kürt sorununu yaratanlar kazanırlar. Kürt sorunu demek, Kürtlerin herkesle savaşması demek zaten. Kürt sorunu devam eder. Çözümsüz kalır. Kürt sorununu ortaya çıkartanlar kazanırlar. Oradan nemalanırlar. Savaş rantçıları, savaş tekelleri, silah üreticileri kazanç sağlarlar. Ortadoğu üzerinde savaş devletlerinin, kapitalist modernite sömürüsünün daha ağırı gelişir. Daha derin sömürü, egemenliği gelişir. Halklar ezilir, daha ağır sömürülürler. Kürtler soykırım uygulaması altında kalırlar. Ama bütün halklar da ağır bir ezilmeyi ve sömürüyü yaşarlar.

Kazanan; savaş rantçıları olur, savaştan çıkar sağlayanlar, Ortadoğu'da daha ağır baskı ve sömürü düzeni kurmak isteyenler olur. Yeni hegemonya oluşturmak isteyenler kazanırlar. Onların istedikleri gerçekleşmiş olur. Uluslararası Komplo derinleşerek, yayılarak sürer o zaman. Komplocuların amacı, varlığı da buydu. Komplo sürer o zaman.

Bu tehdit ve tehlikeler var mı? Var. Kürtler için de var, Türkiye için de var. Bütün Ortadoğu'da herkes için var. Herkes aklını başına toplamalı. Doğru yaklaşmalı, parçalı olmamalı. Demokratik güçler birlik yapabilmeliler.

Kapitalist modernitenin hegemonik savaşçı gücü bu kadar etkili oldu. Bugün açıklama yapıyorlardı. 2023, 7 Ekim Gazze Savaşı'nın başlangıcından bu yana geçen üç yılda 74 bin Gazzeli, Filistinli ölmüş. İran'da kimler öldü? Kürdistan'da her gün ölenlerin haberi yok, sayısı yok. Kızıldeniz'e kadar gitti şeyler. Bu durum nedir böyle? Bunlar kazanır. Süreç böyle işler. Bu, gün gibi açık.

O nedenle bunları dillendirmek değil de, görüp bunların önünü kapatan bir tutumu geliştirebilmek önemli. Bunlar herkese kaybettirdi. Bugün biraz kazanç sağlayan bazıları yarın daha kötü kaybeden haline gelirler. Hiç sanmasınlar ki her zaman kazanırlar. Bu tutum, siyaset herkese kaybettirir. Bugün olmasa yarın öbür gün daha fazla olmak üzere kaybettirir.

Oysa Önder Apo demokratik siyasi çözümle herkesin kazanacağı bir ortam oluşturmak istedi. Yeni bir süreç geliştirmek istedi. “Kazan-kazan süreci işletelim” dedi. Herkese kazandıracak bir durum. Bunu böyle görmek, anlamak gerekli. Bu bakımdan öyle bir kişiye şu bu değildir. Önder Apo'nun statüsü, özgürlüğü, Kürt sorununun özgürlüğü temelindeki çözümü, Kürt toplumunun, Kürt kimliğinin statü kazanmasıdır. Dilinin, kimliğinin, kültürünün varlığının kabulü. Bugün Rojava'da, Suriye'de yaptıkları gibi, “Türk’sünüz, Türk olacaksınız, Türkçe okuyacaksınız, konuşacaksınız” denilmemesidir. Bir yönetim, 15 senedir Kürtçe kurulmuş, okuyan, mezunlar vermiş okula gelmiş; “bırakın Kürtçeyi, Arapça okuyacaksınız” diyordu. Hayret bir şey! Niye sen Kürt insanına Arapça okutuyorsun? Birisi gelip senin ağzını tutsa, “Arapça konuşma, falanca dili konuş” dese ne yaparsın? İnsanlara böyle söylenir mi? En büyük hakaret bu değil mi? Böyle yapan bir zihniyet var.

Bundan nemalanıyorlar. Bu çatışma yaratıyor, savaştan besleniyorlar, maddi kazanç sağlıyorlar. Savaş çeteleri var. Savaş rantçılığı demek, tekelciliği demek, savaştan yarar sağlamak, maddi çıkar sağlamak demek. Sadece o maddi çıkar için bu kadar katliamı göze alıyorlar. Bunların önünü almak lazım. Büyük tehlikeler. Hiçbir biçimde bunun gelişmesine fırsat vermemek gerekli.

ULUSLARARASI KOMPLO ORTADOĞU’YU 3. DÜNYA SAVAŞI'NIN YAYILMA ALANI HALİNE GETİRDİ

Artık aklımız başımıza gelmeli. Ortadoğu'ya neler kaybettirdi? Şöyle diyelim, eğer Önder Apo'ya dönük Uluslararası Komplo saldırısı olmasaydı, Irak'ta bu gelişmeler olmazdı. Gerçekten de Kürt demokrasisi gelişecek, Irak'ta demokratik bir sistem ortaya çıkaracaktı. Mevcut olanın çok ötesinde demokratik bir sistem. Büyük korku onun üzerineydi zaten. Irak’a, Bağdat'a saldırı konusunda ABD ile Türkiye anlaştı; 15 Şubat komplosunu gerçekleştirdiler. Önder Apo'nun Kenya'dan kaçırılarak Türkiye'ye teslim edilmesi bu temelde gerçekleşti. ABD'nin Bağdat'a saldırısında Türkiye, ABD'ye askeri destek verecekti. Karşılıklı anlaşma bu temelde oldu.

Bu olmasaydı, bunun tersi ne olacaktı? Kürt demokrasisinin Güney Kürdistan'dan gelişmesi ve Irak'ı demokratik bir alan haline getirmesiydi. Onun da ötesi ne olacaktı? Demokratikleşen Irak, demokratikleşen Ortadoğu olacak. “Demokratik Orta Doğu Birliği”,  “Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi” dedi Önder Apo. O ortaya çıkacak, gelişecekti. Uluslararası Komplo saldırısı olmasaydı, gelişecek olan kesinlikle buydu. Komplo bunu boşa çıkardı, önledi. Engelledi, gelişmenin bu yönde ilerlemesinin önüne ket vurdu. Neye götürdü? Ortadoğu'yu 3. Dünya Savaşı'nın yayılma alanı haline getirdi.

İşte Büyük Ortadoğu Projesi. Bu bir söylem oldu biliyor musunuz? Onu ifade edeyim. İçi hiçbir zaman doldurulmayan bir söylem. İçine ne kondu belli olmadı. 1992'den itibaren söylediler Büyük Ortadoğu Projesi var. Ama ne anlaşılıyor, belli olmadı. Bir dönem öyle dendi, bir dönem böyle. Şimdi Büyük Ortadoğu Projesi'nden anlaşılan İsrail'in Ortadoğu hegemonyasıdır. Bu gerçekleşebilir mi? Mümkün değil. Müslüman dünya kabul eder mi bir Yahudi hegemonyasını? Yine Türkler, Farslar, Araplar bütün Ortadoğu toplumları kabul eder mi? Yok. Böyle bir sükunet sağlanır mı Ortadoğu'da? Yok. Kimse de ona inanmıyor zaten.

Neyi öngörüyorlar? Çatışmayı öngörüyorlar. Bununla çatışma olur diyorlar. Sükunet değil, çatışma istiyor bunu geliştiren çevreler. Bunu net görelim. Çatışmayı dayatıyorlar ve halklara dayatılan, Orta Doğu halklarına dayatılan da bu oluyor işte. Çatışma, ezilme, sömürülme, katliam. Gazze'ye ne dayatıldı? Önder Apo dedi, “elli Gazze” olur. Gazzeleşme dayatılıyor. Büyük Ortadoğu Projesi'nin, İsrail, ABD hegemonyasının Ortadoğu'ya halklara dayattığı Gazzeleşmedir. Küçücük bir alanda 74 bin Filistinli katledilmiş bu üç yıl içerisinde. Bu kadar dar bir alanda. Düşünelim ki daha geniş alanlarda benzer şeyler olsun.

Bir bölge toplumlar buna nasıl dayanacak? Açık olan bu. Bunun görülememesi, buna karşı çıkılamaması anlaşılır bir durum değil. Ne kadar menfaat içinde olunduğunu gösteriyor. Halktan adaletten ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor bu. Bunun anlaşılmayan bir yanı var mı? Bunun savunulacak, meşru görülecek bir yanı var mı? Tamamen halklar için bir katliam, kırım hiçbir bir avuç insanın çıkar sağlaması, maddi kazanç sağlaması karşılığında bütün insanlığın insanlaşmanın, tarihin, toplumun, uygarlığın katledilmesi öngörülüyor. Bu savaşta hepsi katlediliyor. Neler tahrip edilmedi Gazze'den İran'a? Bu 28-30 yıllık, 35 yıllık 3. Dünya Savaşı içerisinde Ortadoğu değerleri ne kadar tahribat yaşadı görelim. Bunlar gerçekten de insanın yüreğini sızlatıyor. Acı verici bir durum. İnsanım, diyen hiç kimsenin kabul etmemesi gereken bir durum. Dolayısıyla halklar bunu kabul etmemeli. Toplumlar bunu kabul etmemeli.

Bu gerçeği görüp herkes daha fazla bilinçlenmeli, buna karşı çıkmalı, mücadele edilmeli. Bunun anlaşılmayacak bir yanı yok. Zorla, baskıyla, katliamla önü alınmak isteniliyor ama ona gerekli fırsatı vermemek lazım. Bu bilinç ve irade Ortadoğu'da ortaya çıkmalı. Kendi öz gücüne, tarihi gücüne güvenmeli Ortadoğu insanları, halklar. Bu işbirlikçiliğe ve kapitalist modernite hegemonyasına ve onun işbirlikçiliğine karşı gerçekten de geniş bir demokrasi cephesi, demokrasi hareketi her alanda bölgesel düzeyde geliştirilebilmeli.

Buna büyük ihtiyaç var. Böyle olmazsa kan, katliam, gözyaşı, acı, tahribat çok daha fazla artar. Halklar daha ağır sorunlarla karşılaşırlar. Öyle olmamak için o halde daha bilinçlenmek, örgütlenmek, birleşmek ve bu gerçekten de hırsızlık düzenine, soykırım düzenine, kan ve katliam düzenine karşı mücadele etmek, karşı çıkmak, direnmek, onlara işbirlikçilik yaparak böyle bir durumun gelişmesine vesile olanlara karşı mücadele etmek gerek.

Önder Apo ve Kürt halkı bu 28 yılda çok büyük tehlikeleri bertaraf etmeyi başardı. Ancak gelinen noktada Kürtlerin soykırım kıskacından kurtulduğu söylenebilir mi? Komplo mücadelesindeki Kürt halkının önünde nasıl tehlikeler var. Yeni mücadele paradigmanız ve stratejiniz bağlamında hangi alanlara ve kesimlere ne tür rol ve sorumluluklar düşüyor?

Soykırım kıskacı bitti mi? Hayır. Uluslararası Komplo aşıldı mı? Hayır. Bir günlük komplo 28 yıla yayıldı. Birçok komplo planlaması başarısız kılındı, boşa çıkartıldı. Ama komplocu güçler hâlâ iş başındalar, hâlâ yeni planlar peşindeler, hâlâ saldırı yapıyorlar, yapmaya çalışıyorlar. Bu 3. Dünya Savaşı ortamı aslında böyle bir komplo ortamı demek. Zaten komplocu saldırıyla 3. Dünya Savaşı iç içe et ve tırnak gibi bağlı, birlikte gelişiyor. Bu bakımdan soykırım kıskacı ortadan kalkmadı. Uluslararası Komplo saldırısı soykırım zihniyetinin ve siyasetinin bir saldırısıydı. Bu her zaman da böyledir. Dolayısıyla bu ortadan kalkmadı tabii. Tehlike aşılmış değildir.

Hiç kimse böyle tehlikenin aşıldığını sanarak rehavete kuran kapılmaz. O zaman büyük yanlış yapar. Fakat soykırımcı saldırılar darbe yediler. Uluslararası Komplo'nun birçok planı boşa çıkartıldı. Eskisine göre deşifre edildi, teşhir edildi, zayıflatıldı. Komploya karşı mücadele edilmez diyerek komplo önünde biat edenler vardı. Şimdi 28 yıl gösterdi ki komploya karşı çıkılabilir, komploya karşı mücadele edilebilir, komplo yenilgiye uğratılabilir. Uğratıldı 28 yıldır zaten. Daha da çok uğratılabilir ve kesinlikle tümden yenilgiye uğratılabilir. Dolayısıyla soykırımcı zihniyet ve siyaset yenilebilir. Buna inanmak lazım, bu gerçeği görmek gerekir. Geçmişte çok güçlüydüler.

TEHDİT, TEHLİKE VAR AMA ZAFER İMKANI HER ZAMANKİNDEN DAHA GÜÇLÜ

Özgürlükçü, zihniyet ve siyaset örgüt diye bir şey yoktu. PKK'nın ortaya çıkış koşullarına bakalım; 40-50 yıl öncesine. Ruh, bilinç, irade çok zayıftı. Birkaç teorik inançtan ve güzel sözden öte maddi pratik hiçbir şey yoktu. Ama 40 yıl savaştı Kürtler, 50 yıldır direniyorlar. Bütün Ortadoğu'yu ve dünyayı etkiledi bu. Komplonun, soykırımcı güçlerin birçok saldırıları kırıldı, boşa çıkartıldı. Şu an Kürdistan'daki mücadele bir bölgesel mücadele haline geldi. Dahası küresel mücadele haline geldi. Bütün ezilenler, kadınlar, gençler, sol sosyalist güçler, Kürt özgürlük mücadelesinden güç alıyorlar, destek alıyorlar, bilinç alıyorlar. Bu düzeyde büyük bir küresel özgürlük direnişi haline gelme yaşanıyor. Bunlar büyük, önemli gelişmeler tabii.

Bu neyi gösteriyor? Mücadele etme imkanları daha çok artmıştır. Zafer kazanma gücü, imkanları çoğalmıştır. Zafer daha da yakın hale gelmiştir. Zafer hem mümkün hem yakın hale gelmiştir. Ama gerçekleşmiş de değil tabii. Zafer yakın ve de mümkün olduğu kadar, soykırımcı saldırılar da var, komplocu saldırılar da var. Bunun yarattığı tehlike var. Kürt kapanı sürdürülmeye çalışılıyor. Soykırım kıskacı sürdürülmeye çalışılıyor. Kürtler değişik yönlere sevk edilerek, Kürtler içinde işbirlikçilik geliştirilerek, Ortadoğu'ya ve insanlığa demokratik öncülük edecek, çözüm modeli sunacak konumdan çıkartılmak isteniyor. Kürt özgürlüğünün önü alınmak isteniyor. Bu gerçekleri görmek lazım.

O halde bu Üçüncü Dünya Savaşı gerçeğini çok iyi anlayalım. Kapitalist modernite sisteminin, Orta Doğu'da süren savaşın Kürtler için bir savaş olmadığını, Kürt soykırımını gerçekleştirmeyi hedefleyen savaş olduğunu iyi görelim. Ama bunun yarattığı ortamdan yararlanarak, bu savaşı da ortadan kaldıracak bir özgürlük mücadelesinin yürütülebileceğini de görelim. Bunlar aleni gözle görülebilecek gerçeklikler bu hale geldi. Tehlikeler demek ki bu biçimde aşılabilir. Tehdit var, tehlike var ama zafer imkanı, fırsatı da var ve her zamankinden daha güçlü.

O halde gerisi bu bilinci edinmeye, doğru temelde mücadele etmeye kalıyor. Doğru temelde mücadele etmek ne demektir? Apocu çizgiyi; demokratik modernite çizgisini doğru özümsemek, anlamak demektir. Dolayısıyla demokratik entegrasyon çözümünü doğru anlamalıyız. Doğru bilinçlenmeliyiz. Bunun gerektirdiği örgütlenmeyi ve yaratıcı mücadeleyi geliştirebilmeliyiz.

Bunun için bir defa kendi öz gücüne güvenmek önemli. Özgürlük iradesini geliştirmek önemli. Kürt varlığı ve özgürlüğü, öz güç ve öz iradeyle gelişti. Bu olmasaydı hiçbir şeyi kazanamazdık. O halde kendi öz gücümüze, öz irademize güveneceğiz. İş birlikçiliğe, ihanete karşı çıkacağız. Her zamankinden daha fazla iş birlikçiliğe ve ihanete karşı çıkacağız. Öz gücümüze, öz irademize güveneceğiz. Bu temelde Kürtlerin en geniş demokratik birliğini oluşturacağız. Demokratik birlik, yaratıcı mücadele. Demokratik toplum çizgisinde, demokratik komünal toplum örgütlülüğü temelinde toplumsal örgütlenmeyi ve mücadeleyi geliştirmek olmalı.

Demek ki ne diyebiliriz? Kısmen tartışılıyor bunlar. Önemli bir gelişme var. Fakat kavramlar yanlış kullanılıyor. Bir; içi boşaltılıyor bazı çevrelerce. İki; kavramlar söyleniyor, gerekleri yapılmıyor. Üç; çok konuşuluyor, az pratik yapılıyor. Dört; bunları aşmak lazım artık. Bunu Kürt gençleri ve kadınları aşmalı. Demokratik sosyalist güçler aşmalılar.

Kürdistan'ın ve Türkiye'nin demokratik sol sosyalist güçleri, demokratik toplumcu ittifakı gerçekten geliştirebilmeliler. Bu temelde hem demokratik toplum örgütlülüğünü Türkiye'de, Kürdistan'da, demokratik komün çizgisinde geliştirip, demokratik entegrasyonun temel bir gücünü yaratmalılar, hem de demokratik siyaseti var olanın çok çok ötesinde kat kat daha fazla güçlendirerek demokratik cumhuriyet mücadelesini etkili geliştirebilmeliler. Bu cumhuriyeti, bu faşist, soykırımcı, inkârcı güçlerden kurtarmak, arındırmak lazım, almak gerekiyor. Türkiye toplumunu bu temelde bilinçlendirmek lazım. Bu Türkiye toplumuna, insanlarına, emekçilerine hizmet etmiyor. Karadeniz'in, bilmem Ege'nin üreticilerine, fındık üreticisine, tütün üreticisine, emekçisine hizmet etmiyor. Kürt düşmanlığı savaş baronlarına yarıyor. Topluma ise baskı ve sömürü olarak gelişiyor. Bu gerçeği bu insanlara taşırmak gerekli işte.

Bu temelde de hem demokratik toplum örgütlülüğünü hem de demokratik cumhuriyet hareketini çok daha güçlü, örgütlü hale getirmeliyiz. Uluslararası Komplo'ya karşı 29. yıl mücadelesi, demokratik toplum hareketini daha çok örgütleme, geliştirme, demokratik cumhuriyet mücadelesini başarıya götürme mücadelesi olmalı. 29. yılın mücadelesinin önüne büyük hedefler koyabilmeliyiz. Olmaz dememek de gerekli. Türkiye böyle bir dönemeçte ya olacak, ya olacak. Ya demokratikleşecek, ya demokratikleşecek. Onun ötesinde kötü şeyler olacak. Bunları düşünmeyeceksek o zaman iyi ve doğru olacak şeyleri geliştirebilmeliyiz. Bunun için de gerçekten biraz daha iyi anlamak, daha çok örgütlü olmak, komünal dayanışmacı hale gelmek, biraz daha fedakâr ve cesur olmak, daha örgütlü, mücadeleci olmak lazım.

Başkalarından bekleme, özellikle devletten beklemekten uzak durmak gerekiyor. Devleti değiştirip dönüştürecek, demokratikleştirecek bir mücadeleyi, demokratik hareketi, demokratik toplum örgütlenerek kendisi geliştirebilir. Yoksa kimden bekleyecek? Bu bekleme durumunu kesinlikle aşmak lazım. Bekleyen değil, kendi yaşamından feragat ederek, cesaret, fedakârlık göstererek demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet mücadelesini ve örgütlülüğünü her alanda geliştirip yayıcı olmak gerekli. Doğru olan bu. 29. yılda böyle olursak komployu daha fazla geriletiriz demiyorum; tümden yenilgiye de uğratabiliriz. Bunun koşulları da, imkânı da var. Herkesi bunu başarmaya da çağırıyorum. Kolay gelsin diyorum.