Karanlıktan aydınlığa: Bir halkın yeniden doğuşu

15 Ağustos 1984 yılında atılan ilk kurşun, Kürt gerçekliği ve geri bırakılmış Kürt bilinci açısından bir dönüm noktası oldu. Ölüm korkusuyla bastırılmış olan Kürt halkı o kurşunla karanlığı yararak aydınlığa çıktı.

15 AĞUSTOS

Kürt halkı yıllar boyunca katledilen, göç ettirilen, varlığı, dili inkâr edilen, yasaklanan ve ülkesi parçalanan bir halktır. Kürt halkının tarihinde, özellikle de 20. yüzyılda onlarca serhildan gerçekleşmiştir. Ne yazık ki bunların hiçbiri amacına ulaşamamış ve hepsi beraberinde çok büyük katliamlar ve soykırımlar getirmiştir. Önder Apo, coğrafyanın bu gerçekliğini ve sömürgecilik altında asimilasyonla karşı karşıya kalan Kürt halkının gerçekliğini daha çocukluk yıllarında görür, analiz eder ve çözüm arayışına girer. Önder Apo, 1970’li yılların başında yaptığı ilk analizlerinde; “Kürdistan sömürgedir” der ve sömürgeciliğe karşı mücadelenin ilk adımını atar. Bu sözle birlikte ilk grup Ankara’daki Çubuk Barajı’nda bir araya gelir ve toplantının sonucunda grubun büyütülmesi kararı alınır.

Artık Türkiye metropollerinde ve üniversitelerde örgütlenme gelişmeye başlar ve yeni bir doğuşun kapısı aralanır. Bu süreçte onlarca sol hareket ve grup faaliyet içerisindedir, ancak bunların hepsi pratikte zayıf kalmaktadır. Apocu küçük grup ise gittikçe büyür ve bütün hareketlerin ve halkların dikkatini üzerine çeker. Onlara hem Talebeler hem de Apocular denilmektedir. Apocu rüzgâr, sokak sokak, şehir şehir bir akış içerisinde kendisini görünür kılmakta ve toplumsal ayaklanmalara öncülük etmektedir. Apocu grubun öncülerinden biri olan Haki Karer’in 18 Mayıs 1977 tarihinde şehit edilmesiyle, grup yeni bir aşamaya girer ve PKK kurulur. Bununla birlikte mevcut mücadele yeni bir aşamaya geçer.

Bu süreçte devlet yanlısı olan Süleymancı ve Bucaklar gibi çeteleşmelere ve aşiret-ağa baskılarına karşı Hilvan ve Siverek’te yürütülen öz savunma çerçevesindeki mücadele başarıya ulaşır. 1980’li yılların başında artık Türk devleti mevcut gelişmeleri kendisi açısından bir tehlike olarak görür ve Apocu harekete karşı bir hazırlığa başlar, askerî darbenin zemini oluşturulur. Önder Apo, hareketin ve halkın karşı karşıya kaldığı bu tehlikeyi gördüğü için mücadeleyi daha yüksek bir düzeye taşıyan başka bir adım atar. Bu adımla birlikte Önder Apo Bakûr’dan çıkar ve ülke dışında, bu tehlikeyi karşılayabilmek amacıyla kadroları eğitip ülkeye gönderebilmek için çalışmalarına girişir. 12 Eylül 1980’de gerçekleşen darbe, beraberinde daha büyük bir mücadelenin önünü açar.

AMED ZİNDANI MÜCADELENİN TEMELİNİ OLUŞTURUR

Bu süreçte Apocu Hareketin yüzlerce kadrosu tutuklanır ve Amed Zindanı’nda işkencelerle karşı karşıya bırakılır. Amed Zindanı’nda ihanet ve direniş çizgisi belirginleşir. Apocu Hareketin yönetim kadrosu, ihanet ve işgal çizgisine karşı durmak için tarihi eylemler başlatır. 21 Mart 1982 tarihinde Mazlum Doğan, Newroz’u direniş ve bedeninin ateşiyle karşılar. Bu durum, hem Amed Zindanı’nda hem de halk arasında gösterilerin başlamasını sağlar. Mazlum Doğan’ın eyleminin ardından, 17-18 Mayıs gecesi Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Necmi Öner ve Mahmut Zengin şahsında gelişen Dörtlerin eylem, 21 Mart ile 14 Temmuz arasında bir köprü olur ve direniş ile zaferin temelini oluşturur. Apocu Hareketin öncüleri Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz öncülüğünde 14 Temmuz Ölüm Orucu Eylemi ile PKK direnişin doruk noktasına ulaşır ve silahlı mücadelenin temeli Amed Zindan direnişini sonucu ortaya çıkar.

Bu direniş, halk ve Hareket kadroları için zafer gücü haline gelir ve buna bağlı olarak her alanda direniş sahiplenerek hayata geçirilir. Önder Apo, yoldaşlarının anısına ve onların direnişine her zaman sahip çıkmak için cesur adımlarla yürümüş ve tarihi gelişmeler yaratmıştır. 1983 yılında ülke dışındaki kadrolar, Bekaa Kampı’nda gerilla savaşını geliştirmek ve 14 Temmuz Direnişi’ne cevap olmak amacıyla eğitilerek ülkeye gönderilmeye başlanır. O zamana kadar Önder Apo’nun Kürt sorununu çözmeye yönelik çabaları esas olarak siyaset üzerindedir. Ancak devlet, Önder Apo’nun girişimlerine her zaman olumsuz cevap vermiş ve Kürt Hareketi için tek yol olarak silahlı mücadeleyi güçlendirmeyi bırakmıştır. Ülkeye dönüş başarıyla gerçekleştirilir ve PKK kadroları Bakûr ile Başûr dağlarına yerleşmeye başlar. Bu dönüşe Komutan Egîd (Mahsum Korkmaz) öncülük eder ve adım adım 15 Ağustos’a doğru ilerlenir.

Önder Apo, ilk kurşunu ve o dönemin sürecini şöyle ifade eder: “Bu karara varmadan önce çok düşündüm, üzerinde çok durdum ve çok araştırma yaptım. Şimdiye kadarki bütün ayaklanmaların ve isyanların ömrü çok kısa olmuştu. En uzun süren ayaklanma iki aydı. Düşman iki ay içerisinde ayaklanmaları bastırmış, ayaklanmalara öncülük edenleri yakalamış, bazılarını idam etmiş, bazılarını da sürgüne göndermişti. Ayaklanmaların sonunda da büyük katliamlar gerçekleştirmişti. Sonuç olarak ayaklanma olmuş, fakat ayaklanmaların sonunda bastırma ve katliamlar yaşanmıştı. Bu kez böyle olmayacaktı. Ben çok uzun süreli bir ayaklanmanın planlamasını yapmıştım, ancak bunun hep birlikte yürütülmesi gerekiyordu. Bunun için gelişecek devrimcilik sistemli, planlı ve kontrollü bir biçimde gerçekleştirilmeliydi. Tarihsel bilincimizle, kararlı duruşumuzla, özgürlüğe olan bağlılığımızla başaracağız. Fakat toplumun kendi içinde bastırdığı korkuyu ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bunun için önce bir kurşun sıkmamız gerekiyor ki halk, devrim gücün geliştiğini görsün ki korku ortadan kalksın.”

15 AĞUSTOS HAMLESİ

15 Ağustos 1984’te atılan ilk kurşun, Kürt gerçekliği ve geri bırakılmış Kürt bilinci açısından bir dönüm noktası oldu. Ölüm korkusuyla bastırılmış olan Kürt, o kurşunla karanlığı yararak aydınlığa çıktı. Komutan Egîd, Erdal (Mustafa Yöndem), Bedran (Mehmet Sevgat) ve bir grup yoldaşlarının öncülüğünde gelişen bu eylem, tarihe Kürt halkının yeniden doğuşu olarak damgasını vurdu. Kuşkusuz bu eylem kolay gelişmedi. Çok büyük emek ve fedakârlıklarla ve aynı şekilde çok büyük bir amaç doğrultusunda ilerledi ve sonuç aldı. Yeniden doğuş gününden bugüne kadar yaşanan gelişmeler; ordu haline gelme ve kimlik sahibi olma gibi kazanımlar, beraberinde büyük fedakârlıkları getirdi ve daha güçlü bir askeri mücadeleye, yer yer de siyasi mücadeleye giden yolu açtı.

Apocu Hareketin büyümesi, Zilan (Zeynep Kınacı) şahsında gelişen fedai duruşlar ve aynı şekilde Beritan’ın (Gülnaz Karataş) kadın ordulaşmasının önünü açan eylemi tarihte önemli bir yere sahiptir. Bütün bu gelişmeler yaşamsallaşırken Türk devleti açısından da büyük bir korku ve endişe ortaya çıkmıştır. Önder Apo her zaman bu sorunun siyasi yollarla çözülmesini istedi. Yıllar boyunca bu yönde girişimleri olsa da Türk devleti tarafından bu girişimler sonuçsuz bırakılmış ve silahlı savaş yeniden ortaya çıkmıştır. Bu hareketin, 50 yıl boyunca sergilediği direnişle güçlendiği, bütün saldırılar karşısında fedai bir duruş sergileyerek ayağa kalktığı ve varlığını güvence altına aldığı bilinmektedir.

Önder Apo, 27 Şubat 2025 tarihli çağrısında PKK’nin misyonunu tamamladığını ve artık feshedilmesi ile mücadele yönteminin değiştirilmesi gerektiğini belirtti. Önder Apo’nun çağrısına karşılık Apocu Hareket yönetimi gerekli adımları attı, ateşkes ilan etti, kongresini topladı ve PKK’yi feshetti. Aynı şekilde, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğünde 30 gerilla silah yakma eylemi gerçekleştirdi ve Önder Apo’ya olan bağlılıklarını gösterdiler. Bu süreç sonuçsuz kalırsa ne olacak? Aynı şekilde, bu süreç çözüme ulaşırsa Kürt halkı ve Türkiye halkı ne kazanacak? Bu iki sorunun her Kürt ve Türk birey tarafından kendisine sorulması ve bu sürecin sorumluluğunun herkes tarafından üstlenilmesi gerekmektedir.