DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Aydın İl Örgütümüzün 3. Olağan Kongresinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bakırhan, konuşmasının başında “İnşallah önümüzdeki günlerde DEM Parti paradigmasını Aydın’a da yansıtacağız” dedi.
Bakırhan, “Aydın'da da Türkiye'nin dört bir yanında da adalet arayan, barış arayan, eşitlik arayan; dilinin, kimliğinin, inancının özgür olmasını isteyen herkesin evi olacağız, mekanı olacağız” diye ekledi.
BU YASA SON DEĞİL, BAŞLANGIÇTIR
DEM Parti’nin Börklücelerin, Torlak Kemallerin ve Şeyh Bedrettinlerin partisi olduğunu ifade eden Bakırhan, çerçeve yasaya ilişkin ise şunları söyledi:
“Bunlar tarihi günlerdir. Çerçeve yasa, silahı ve şiddeti devreden çıkarıp meselelerimizi artık hukuki ve siyasi zeminde konuşacağımız bir eşiği bize aştırdı. Ama bu yasa bir son değil, çünkü ilk adımdır. Bu yasanın kendisi Kürt meselesinin demokratik çözümü değil. Bu yasanın kendisi Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının yasal statüye kavuşması değil. Bu sadece şiddet zeminini ortadan kaldıran, hukuki ve siyasi zemine kavuşturan bir yasadır. Demek ki bu yasa bir başlangıçtır, bitiş değil. Bu yasa Kürt'ün dilinin ve kimliğinin eritildiği bir yasa değil. Bu yasa Alevi'nin eşit yurttaşlık hakkının ortadan kalktığı bir yasa değil. Bu yasa yeni bir başlangıçtır. Bu yasayla birlikte daha güçlü örgütleneceğiz, daha güçlü mücadele edeceğiz.
Kürt'ün dilinin özgür olduğu, Türkiye'de yaşayan bütün halkların dilinin özgür olduğu; Türkiye'de başta Aleviler olmak üzere bütün inançların özgür ve eşitçe kendilerini ifade edebildikleri; kanın ve çatışmanın olmadığı, gençlerin yaşamını yitirmediği; Aydınlı çiftçinin, esnafın, insanlarımızın ürününün hakkını, emeğinin hakkını aldığı bir sürece yeni giriyoruz. Evet, mücadele ettik, büyük bedeller ödedik, bugüne geldik. Bir masa kuruldu ve bu masada Kürt meselesi tartışılıyor. Bunu küçümsememek lazım. Masanın kurulmasının kendisi tarihi önemdedir. İlk defa Kürt meselesi Meclis zemininde kendisine bir yer buldu ve bir yasayla birlikte aslında Meclis kayıtlarına girdi. Dolayısıyla bu yasa bir son değil başlangıçtır. Halkımız, “Bu yasayla ne aldık?” diye soruyor ya. Bu bir al-ver yasası değil. Bu yasa şiddeti ve kanı durdurdu. Demokratik mücadeleyle, silahın ve çatışmanın olmadığı bir mücadeleyle, demokratik yol ve yöntemlerle dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü, demokratik hak ve hukukumuzu yasal güvenceye kavuşturacak bir mücadelenin eşiğinden geçtik. Onun için bu kongre önemlidir. Onun için kongrelerimiz önemlidir. İnşallah mücadeleyi büyüterek emeğimize ve değerlerimize layık sonuçları birlikte yaratacağız.
BARIŞIN KAYBEDENİ YOKTUR, BEREKETTİR
Barışın kazananı, kaybedeni yoktur. Barış iyi bir şeydir. Barış berekettir. Barış güzeldir. Türkiye'de birileri barış sürecine karşı çıkıyor, bu süreci eleştiriyor. Tabii ki eleştirilecek yönleri var. Ama insanların yaşamını yitirmediği bir müzakere emin olun ki bu ülkenin yararınadır, 86 milyon insanımızın yararınadır. Aydın'daki esnafın, emekçinin yararınadır. Ektiği ürünün karşılığını alamayan köylümüzün, çiftçimizin yararınadır. Niye mi? Daha dün Meclis’te bu çatışma ve şiddet ortamına 2,5 trilyon dolar para harcandığını hükümet yetkilileri dile getirdi. 2,5 trilyon dolar ne demek biliyor musunuz? Aydın'da bir okul yerine 6 okul, 1 hastane yerine 6 hastane, 1 sağlık ocağı yerine 6 sağlık ocağı yapmak demektir. 1 kişi yerine 6 kişiye iş bulmak demektir. Yani bu süreçle birlikte ülkenin kaynakları çatışmaya ve savaşa değil; emekçiye, emekliye, yoksula, çiftçiye, incir üreticisine, pamuk üreticisine, tütün üreticisine gidecektir. Onun için her fırsatta diyoruz ki bu süreç 86 milyonu ilgilendiriyor. Bu süreç Hakkari, Şemdinli, Şırnak, Siirt süreci değil; Türkiye sürecidir. Barışla birlikte hepimiz rahat nefes alabileceğiz. Barışla birlikte bu ülkenin kaynakları çarçur edilmeyecek. Bu ülkenin kaynakları emekliye ve emekçiye harcanacak.
KÜRT MESELESİ MASADA TARTIŞILIYOR
Bu yasa önemlidir, önemsiyoruz. Bu yasayı küçümsememek gerekiyor. 100 yıldır bu topraklarda ilk defa Kürt meselesi masada müzakere ve diyalogla tartışılıyor. Başlı başına önemli ve kıymetli bir yasadır. Bu yasa bir başlangıç ve temeldir. Bu temeli ne yapacağız? Birlikte öreceğiz, birlikte inşa edeceğiz. Bu temelin çatısını yaptığımız zaman altında Kürt de Türk de Arap da Alevi de emekçi de yoksul da adil ve eşit bir yaşam sürecek. O kadar önemlidir. Evet, temelini birlikte attık ama içini yapmak, çatısını takmak ve içindekilerini mutlu etmek önümüzdeki süreçte vereceğimiz demokratik mücadeleye, örgütlülüğe ve gücümüze bağlıdır. Bu gücün, bu örgütlülüğün bizde olduğuna inanıyorum. Çünkü yıllardır bu salonda oturanlar pes etmedi. Ali Rıza başkan, Kasım başkan zulüm gördü, cezaevi gördü, sürgün gördü. 26 yıl sonra hala aramızda oturuyorlar ve bizimle birlikte mücadele ediyorlar. Aramızda Cemal Yılmaz arkadaşımız var. 32 yıl cezaevinde kalmış bir arkadaşımız. Eğer cezaevleri bizi pes ettirseydi bugün Cemal Yılmaz arkadaşımız bizimle birlikte aktif mücadele içerisinde yer almazdı. Dolayısıyla şiddetin ve çatışmanın olmadığı, sabah 4'te gözaltına alınmadığımız, belediyelerimize kayyımların atanmadığı, Selahattinlerin ve Figenlerin cezaevinde olmadığı, sürgünde olan yoldaşlarımızın ülkeye döndüğü, dağda bulunan insanlarımızın demokratik siyasal yaşama katıldığı bir çatıyı inşallah birlikte öreceğiz. İşimiz bitmedi, yeni başlıyor.
KİMLİĞİMİZİN VE DEĞERLERİMİZİN HUKUKEN TANINANACAĞI BİR SÜREÇ
Kürtler çok şey kazandı. Aydın'da bina bulamayan Kürtler bugün yüzlerle, binlerle bu salonu doldurdu. Kürt kimliğini inkar eden inkarcı rejim Kürt kimliğini tanıdı. Kürt'ü tanıdı, Kürt realitesini tanıdı. Hala resmi güvencesi olmasa da “bilinmeyen dil” denilen Kürtçe sokaklarda, Meclis’te, Türkiye'nin her yerinde kullanılmaya başlandı. Türkiye'nin üçüncü büyük partisi olduk. Hem de öyle bir üçüncü büyük parti ki istediğine kazandıran, istediğine kaybettiren bir güce erişti. Bütün baskılara rağmen Kürt illerinde yerel yönetimlerde açık ara birinci olan; adil, demokratik, şeffaf yerel yönetimleri uygulayan bir siyasi parti haline geldik. Sadece Türkiye'de değil dünyada Jin, Jiyan, Azadî mücadelesiyle, kadın mücadelesiyle örnek olduk. Dolayısıyla bu yasayla birlikte kimliğimizin, dilimizin ve demokratik değerlerimizin eriyeceği değil aslında hukuken tanınacağı bir sürece girdik.
KANTAR KÜRT HALKININ ELİNDEDİR
Kürt kardeşlerime sesleniyorum. DEM hepimizin evidir. Eksiklerimiz, yetmezliklerimiz olabilir. Terazimiz bazen şaşabilir ama kantar Kürt halkının elindedir, kantar sizdedir. Her şaşırdığımızda bize doğru yolu gösterecek olan Aydın'da yaşayan siz kıymetli halkımızdır; Şırnak'ta, Siirt'te yaşayan halkımızdır. Merak etmeyin, daha güzel günleri daha güçlü örgütlenerek birlikte getireceğiz. Çocuklarımızın aş ve iş bulmasını sağlayacağız. Ekonomide adaleti sağlayacağız. Türkiye'de demokratik bir hukukun işlenmesini sağlayacağız. Kayyımların olmadığı bir Türkiye'yi birlikte yaratacağız. Aydın'da inşallah doğru yöneticilerle, sözünde duran yöneticilerle birlikte kenti yöneteceğiz. Size söz veriyorum: Önümüzdeki dönemde Aydın'ın emekçisi, köylüsü, esnafı, yoksulu, demokratı, solcusu, sosyalistiyle birlikte Kürt kadınları, Kürt gençleri, DEM Parti bir araya gelerek bu kenti yönetecektir. Adaletin, eşitliğin, liyakatın, dürüstlüğün, onurun ne olduğunu bu parti gösterecektir.
‘SAYIN ÖCALAN TAAHHÜT ETMİŞSE, TEKRAR KAVGA VE ÇATIŞMA ÇIKMAZ’
Türk kardeşlerimize de sesleniyorum. Bu süreç birilerinin dediği gibi kimseden bir şey alıp götürmüyor. Kürt'ün kendi dilini kullanması, öğrenimini görmesi, eğitimini görmesi Türk kardeşlerimizi, başka milliyetten kardeşlerimizi rahatsız etmesin. Kimse sizden bir şey almıyor. Sizden bir şey gitmiyor. Aksine gençlerimizin yaşamını yitirmeyeceği bir sürece birlikte gireceğiz. Evet, Türk kardeşlerimizin kaygılarını anlıyorum. Duyuyoruz eleştirilerini, eleştirileri de bize geliyor. Bazıları diyor ki ülke bölünür mü? Hayır. Barışla ülkenin bölündüğü tek bir dünya ülkesi yoktur. Aksine çatışmayla, şiddetle bölünen ülkeler çoktur. Dolayısıyla ülke bölünür kaygısını aklınızdan çıkarın. Bazısı diyor ki acaba yeniden çatışma çıkar mı? Hayır, yeniden çatışma çıkmaz. Sayın Öcalan'ın başlattığı bu süreçte Sayın Öcalan taahhüt etmişse tekrar kavga ve çatışma çıkmaz. Çocuk oyuncağı değil. Kürtler bin yıldır bu topraklarda barışa barışla elini uzatmış ama zulme karşı da kavgasını onurluca vermiş.
DEMOKRATİK CUMHURİYETİ BİRLİKTE KURACAĞIZ
Dolayısıyla biz bugün bütün samimiyetimiz ve inancımızla elimizi barışa uzatıyoruz ve elimiz barışa uzatılmış bir şekilde olacak. Onun için Türk kardeşlerimiz korkmasın. Demokrasi gelecek, kardeşçe bu ülkede yaşayacağız. Ortadoğu'daki yangından bu ülkeyi birlikte koruyacağız. Demokrasiyi ve adaleti birlikte getireceğiz. Ezilme ise Kürt de eziliyor, Türk de eziliyor, Arap da eziliyor. Bu ezilmişliği, bu hak etmediğimiz ekonomik koşulları birlikte kaldıracağız. Batman'ın, Siirt'in çiftçisi ile Aydın'ın, Muğla'nın çiftçisi arasında bir fark yok. Gübreyi aynı fiyata alıyoruz; aynı vergiyi, aynı KDV'yi ödüyoruz. Dolayısıyla derdimiz birdir. Birlikte demokrasiyi, adaleti, barışı getireceğiz. Bu topraklarda kimsenin ezilmediği, sömürülmediği, zulüm görmediği, inancından ve düşüncelerinden dolayı cezaevine girmediği demokratik bir cumhuriyeti birlikte yaratacağız. Meclis’te bazıları diyor ki bu bir bölünme yasasıdır. Bu bir bölünme yasası değil, değerli arkadaşlar. Yeniden daha güçlü bir şekilde buluşma yasasıdır. Kürtler bölmek isteseydi, Meclis çatısı altında olmazdık. Eğer Kürtler ülkeyi böleceğiz deseydi, Aydın'da bugün burada binlerle kongre yapmazdık. Biz bu ülkede eşit haklara sahip olmak istiyoruz. Biz bu ülkede bir Türk'ün, Sünni inancındaki bir kardeşimizin yaşamış olduğu haklara sahip olmak istiyoruz. Biz bu ülkede Alevilerin cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşmasını istiyoruz. Diyanet’in bütün inançlara ve mezheplere eşit ve adil bir şekilde yaklaşmasını istiyoruz. Biz bu ülkede Kürt'ün bin yıllardır kullanmış olduğu dilin “bilinmeyen dil” olarak geçmesini istemiyoruz. Bizim istediğimiz bu. Ülkeyi bölmek isteyenler çatışma isteyenlerdir. Ülkeyi bölmek isteyenler, Türk ve Kürt gençlerinin yaşamını daha fazla yitirmesini, bu ülkede halklar arasında kutuplaşma ve kamplaşma olmasını isteyenlerdir. Kutuplaşma ve kamplaşma bu ülkeyi böler. Barışla el ele tutuşmak bu ülkeyi bölmez. Onun için acınızı anlıyoruz. Türk annesinin de Kürt annesinin de acıları bizim acımızdır. Her acı da ortaktır, değerlidir. Onları yüreğimizin en müstesna köşesinde hissedeceğiz. Ama bir daha ölümlerin ve yetimlerin olmaması için de hep birlikte bu ülkede barışı getireceğimizin sözünü hem Türk hem de Kürt annelerine vermek istiyorum.
BU ADIMDAN SONRA KÜRDÜN DİL TALEBİ GELECEK
Değerli arkadaşlar, diyorlar ki bu adımdan sonra Kürt'ün dil talebi gelecek. E tabii gelecek. Kürtçe konuşuyor Kürt. Kürt'ün kendi dilini konuşması bu ülkeyi küçültmez, büyütür. Bu ülkede Kürtçe konuşulması, Arapça konuşulması, Azerice, Terekemece konuşulması bu ülkeye katkı sunar, ülkeyi büyütür. Bu ülkenin rengini ve dokusunu zenginleştirir. Evet değerli arkadaşlar, açık söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti bizim ortak evimizdir. Ama eksikler var, yanlışlar var; inkarcı bir tutum var. O yanlışların, eksiklerin, inkarın ve yok saymanın ortadan kaldırılmasını hep birlikte sağlayarak ortak evimizde kardeşçe ve eşitçe birlikte yaşayacağız. Hepsi bu kadar. Ne bölünme ne çatışma ne de kimseden bir şey alma süreci değil bu süreç. Diyorlar ki bu süreç demokratikleşmeyi getirmedi. Değerli arkadaşlar, daha ilk aşamasındayız. Birinci aşama silahı, acıyı ve ölümü durdurdu. İkinci aşama demokratik adımlar olacak. Can Atalayların, Selahattin Demirtaşların cezaevinde olmadığı, cezaevindeki bütün siyasi tutsakların çıktığı, Barış Akademisyenlerinin görevine döndüğü, KHK ile işine son verilenlerin işine döndüğü; ekonomide adaletin olduğu, Türkiye'deki milli gelirin adil ve eşit paylaşıldığı, Siirt'ten Kocaeli'ye ekonomide eşit ve adil yatırımın yapıldığı bir sürecin kapısını aralayacaktır. Dolayısıyla bu süreçte işimiz bitmedi, devam ediyor. Henüz yolumuz çok. Bu yolu birlikte yürüyeceğiz. Bu yolda da son aşamaya birlikte geleceğiz.
Diyorlar ki güveniyor musunuz? Biz bu salona güveniyoruz, bu salondaki iradeye güveniyoruz. Bu salondaki duruşa güveniyoruz. Pes etmeyen, onurlu mücadelesini veren Türk ve Kürt kadınlara, emekçilere, gençlere güveniyoruz. Bizim güvendiğimiz bu zemin asla karşısındakine de yanlış yaptırmaz. Arkamızda koskoca halklar var, inançlar var, kadınlar var, gençler var. Biz kendimize güveniyoruz, siz olduğunuz için güveniyoruz. Siz yanımızda durduğunuz müddetçe de dimdik ve güvenle o masada oturacağız. Asla hakkımızdan, hukukumuzdan taviz vermeyeceğiz. Bu ülkede Kürt'ün eşit yurttaş olduğu, Alevi'nin eşit yurttaş olduğu inşallah bir neticeye de birlikte ulaşacağız.
YORULMADAN SÜRECİ ANLATACAĞIZ, İKNA EDECEĞİZ
Bütün bunların olması için ne yapmak lazım? Yasa Meclis’te yazılıyor ama nerede yaşar? Aydın'da yaşar, sokakta yaşar. Mahallemizde yaşar, okulumuzda, çalıştığımız işletmede yaşar. Biz yasayı çıkardık ama bunu hayata geçirecek olan bizim mücadelemizdir. Ne yapacağız? Bugün burada konuştuğumuz şeyleri, “Kürtler bölüyor”, “Kürtler memleketi talan edecek” diyen insanlara doğru bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Kardeşleşmeyi, eşitliği, adaleti bütün insanlara götürmemiz gerekiyor. Barış beklemez, barış birlikte mücadele ederek hayata geçer. Örgütleneceğiz, anlatacağız. Yorulmadan, pes etmeden ikna edeceğiz. En çok da kadın arkadaşlar anlatacak. Bu sürece inanmayan, bu sürecin karşısında duran, algılardan etkilenen herkese bu süreci doğru bir şekilde götürmek boynumuzun borcudur. İnsanlık için mücadele eden bütün değerlerimize borcumuzdur. Bu borcumuzu layıkıyla ödeyeceğimize inanıyorum.
6 EYLÜL’DE KONGRE YAPACAĞIZ
6 Eylül'de olağan kongre yapacağız. Kongremizi biraz öne çektik. Çünkü bekliyorduk ki bu yasa çok erken çıksın ama gecikti. Zorunlu olarak kongremizi yapmamız gerektiğinden dolayı da tarihi öne aldık. Bu kongre eksiklerimizi tamamlayacağımız teknik bir kongre olacak. Asıl kongremizi ne zaman yapacağız? Figen Yüksekdağlar, Selahattin Demirtaşlar, Bekir Kayalar çıktığında, Fırat Anlılar, Ayşe Gökkanlar, Leyla Güvenler cezaevinden çıktığında, sürgünden geldiğinde yapacağız. Türk emekçilerinin ve ezilenlerinin, adalet ve barış arayanların gelip katıldığı bir süreçte kongremizi hep birlikte yapacağız. Kongremizi sadece sürgünden ve cezaevinden çıkan arkadaşlarla birlikte yapmayacağız. Daha geniş, daha büyük kongreler yapacağız. Burası Türkiye'nin en önemli muhalefet zeminlerinden birisidir. Bugüne kadar eksiklerimize rağmen bunu kanıtladık. Dolayısıyla bu zemini büyüteceğiz. Daha nitelikli, daha renkli, daha güçlü olacağız. Bugüne kadar çeşitli sebeplerden dolayı partimize gelmeyen, devletin zulmü ve baskısından kaynaklı gönlü bizden olsa da adımlarını yavaş atan herkesin daha hızlı bir şekilde adım atmasını sağlayarak güçlü ve büyük bir kongre yapacağız. Dört bir koldan arkadaşlarımızın katılımıyla sizlere layık, değerlerimize layık bir kongre gerçekleştireceğiz. Evet, güçlü bir başlangıç yapacağız, yeni bir başlangıç yapacağız. Artık sadece muhalefet eden değil, Türkiye'yi yönetme iddiası olan bir kongre yapacağız. İnanç da bizde, bilgi de bizde, birikim de bizde, duruş da bizde, yılmayan irade de bizde. Bu irade inşallah bir gün bu ülkeyi yönetecektir. Adaletin ne olduğunu, eşitliğin ne olduğunu gösterecek; yolsuzluğun ve çürümenin olmadığı, kadının ve gencin eşit olduğu, çiftçinin ve emekçinin alın terini aldığı bir Türkiye'yi bu zemin kuracaktır.”