'12 Eylül' paneli: Darbe Kürt hareketinin altında ezildi

Darbeler ve Amed Cezaevi panelinde yapılan konuşmalarda, Türkiye'nin yüz yıldır darbelerle yönetildiği vurgulandı.

12 Eylül Darbesi'nin Kürt hareketinin altında ezildiğine dikkat çekilen panelde, AKP hükûmetinin 12 Eylül'ü aşan faşist politikalara başvurduğuna, bu politikalara birlik olunarak son verilebileceğine değinildi.

Amed 5 Nolu Cezaevi Müzesi Koordinasyon Merkezi ve 78’ler Derneği Amed Şubesi, 12 Eylül 1980 Kenan Evren Darbesi’nin yıl dönümünde, “Darbeler ve Amed Cezaevi” konulu panel düzenledi. Eğitim Sen Amed 1 Nolu Şubesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, “Ne askeri, ne sivil darbe, çözüm demokraside” yazılı pankart asıldı. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven, İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi Başkanı Raci Bilici, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler ile ihraç edilen kamu emekçilerinin yanı sıra çok sayıda genç paneli izledi.

Avukat Mustafa Özer moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ve DBP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Mehmet Şirin Tunç konuşmacı olarak katıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan 78’liler Derneği Şubesi Başkanı Hani Alkan, 12 Eylül Darbesi’ne karşı Amed zindanlarının direniş alanı olduğunu belirterek, “37 yıl geçti, ancak 12 Eylül zihniyeti devam ediyor” dedi.

Moderatör Avukat Mustafa Özer, Türkiye’de yaşanan ve tahribatlar yaratan birçok darbenin olduğunu hatırlatarak, “1960 Darbesi albaylar tarafından yapıldı. Sonradan kendi aralarında itirafa düştü. 14’ler arasında Alparslan Türkeş dışında diğerleri tasfiye edildi. Kemalizmin oynayan taşları yeniden yerlerine yetiştirmek, CHP’nin bünyesinden gelen kadroları vardı. Kadrolar ihtisas komisyonları kurarak, gazetecileri cezaevine atarak kendi yönetimlerini sürdürdü. O dönemin Kemalist kadrolarını yerleştirdiler” diye konuştu.

’BUGÜNLER 12 EYLÜL'Ü AŞTI'

Türkiye’de yaşanan diğer darbelere dikkat çeken Özer, “Sürekli mutlak suretle yapılan olağanüstü bir hareketle, Türkiye gerek siyaset ve ekonomik alanda bunalıma girdiğinde, faturaları Kürtlere ödetmiştir. 1980 Darbesi'ne gelindiğinde, diğerlerinin hatalarını görerek, komuta kademesinin zincir halkasının gerçekleştirerek darbeyi yaptılar. Aradan 37 yıl geçti, o günleri hatırlıyorum. Sıkıyönetim mahkemelerinin tavırlarını göz önüne getirdiğimizde, bugün yargı o günlerin çok gerisinde. Emir komuta zinciri olarak hareket eden yargı olduğunu söylüyorduk, ama gerçekten bugün gelinen boyut, 12 Eylül yargısını aratır durumda” şeklinde konuştu.

’12 EYLÜL ZİHNİYETİ KÜRT HAREKETİNİN ALTINDA EZİLDİ’

12 Eylül zihniyetinin Kürt devrim hareketinin paletleri altında ezildiğini vurgulayan Özer, “Büyük tahribatlara uğramasına rağmen, Kürt Özgürlük Hareketi kendi mecrasında mesafe alarak sürekli mücadelesinde direniyor, direnmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde yıllarca tutuklu kalan DBP MYK Üyesi Mehmet Şirin Tunç, 12 Eylül darbesi ve Amed zindanında uygulanan işkenceler dair şunları söyledi:

“Bugün Kürdistan tarihinde kara bir gündür. Bu gün Türk devletinin eliyle Kürdistan’da faşizm yürütüldü. Binlerce insan işkence gördü, zindanlarda yargılandı. Bugün Mehmet Hayri Durmuş’un ölüm yıldönümü, Kürdistan’ın Vietnam olduğunu söyledi. Türk devleti Kürt özgürlük hareketinin yıkılması için Amed Zindanı’nı pilot olarak seçti. Amed tarihe öncülük etti ve bu nedenle Kürt halkının sesini Amed zindanında kısmak istediler. Bu Türk devletinin politikasıydı. Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar, işkencenin bütün boyutları Amed Zindanı’nda uygulandı.

Bizden istedikleri “Allah’a hamd olsun” duasını ettirmekti. Bu duadaki gerçek, baş eğdirmektir. Ancak direniş öncüleri bunu kabul etmedi. Direniş 4 Mart 1981’de başladı ve bununla birlikte işkence başladı. 33 günlük direnişte Ali Erek, arkadaşlarımızın teslim olması için idam edildi. Her koğuşta 40 hücre ve 8 kör hücre vardı. Zindanın öncüleri bu hücrelerde işkencelerden geçirildi. Mazlum Doğan kan gerekli diyordu, direniş fırsatı her zaman gelmez diyordu. Mazlum Doğan Newroz ateşini yaktı ve tarihi direnişi gerçekleştirdi. Bu bütün zindanlar için büyük bir mesajdı.

Amed zindanında soruşturmalar işkence ile yürütülüyordu. Amed zindanlarında vahşet yürütülüyordu. Dörtler zulme karşı Amed zindanı şahsında Kürt halkı üzerinde yürütülen politikalara karşı bedenlerini ateşe verdi. Dörtler kendilerini yaktıkları ateşte, Ferhat Kurtay ‘Birliğinizi oluşturun, arkadaşlarımız düşmanlara yem olmasın’ mesajı veriyordu. Ateşi söndürmeye çalıştığımızda, Ferhat Kurtay ‘Ateşi gürleştirin’ diyordu.

14 Temmuz 1982’de Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz, ölüm orucu ile tarihi direnişi başlattı. Hayri yoldaş, Türkiye’nin Kürt halkına dönük siyasetine karşı bu direnişi başlattı. Amed zindanı sorumlusu Esat Oktay Yıldıran, Gladyo üyesiydi. İşkencelerden zevk alıyordu. Tutsakların zayıf noktalarında araştırmalar yaparak, işkence uyguluyordu.

Amed zindanı işkencelerinde, direniş karşısında faşizm parçalandı. Zindan direnişinin ateşi Kürdistan’a yayıldı. Bu direnişin ruhunu hiçbir zaman unutmayalım. 1984’te ‘Tek tip’ uygulamasını hayata geçirmek istediler. Bugün yine aynı uygulama hayata geçirilmek isteniyor. Bugün 1984 değil, Kürtler eski Kürtler değil. Bu direniş ruhunu esas almalıyız.”

'OTORİTER SİSTEME KARŞI BİRLİKTE YOL ALABİLİRİZ'

12 Eylül darbesine tanıklık eden İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, şöyle konuştu:

“Darbeler deyinde Türkiye cumhuriyetin kuruluşuyla başlamak istiyorum. Soykırım üzerine kurulmuş bir devlettir. İttihak-i Terakki üzerine kuruldu Türkiye cumhuriyeti. 12 Eylül bir milat değildir. Bu coğrafyada yaşayan insanlar darbelerle üzerinde yönetildiler. OHAL aslında bu coğrafyanın kaderi haline getirildi. Kürt sorununu sadece PKK’ye mal etmeyi de yanlış buluyorum. Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini soykırımdan başlayarak değerlendirmek istiyorum. Yıllar önce Talat paşayı öldüren ben bir insan öldürdüm ama katil değilim” demişti. Esat Okay öldürüldüğünde acaba kaç kişi üzüldü. Diyarbakır cezaevinin yaşananları irdelemeden öğrenmeden Kürt sorununu anlamak mümkün değildir. Militarist sadece askeri darbe yapmak değildir. Hayatın her alanında askeri ve silahlı güçlerin baskı ve zor aygıtını ve günü kullanmasıdır. Sur’u gezdik ve insanlar evleri yıktırmayacaklarını dile getiriyordu. 90’lardan bu günü devlet hiç değişmedi. Hala da aynı zihniyetle yönetiliyoruz.

Otoriter sisteme karşı birlikte yol alabiliriz. Hiçbir zaman iç içe olabilecek bir şey değildir. Türkiye’nin değişik bir tarzıyla karşı karşıyız. Hükümetler vardı ama görünmeyen bir devlet yönetimi vardı. Diyarbakır’da 90’larda 10 kafasına sopalarla vurularak öldürmüşlerdi. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Ve Cevdat Kazan’ı aradık ve haberi yoktu. Yani bütün bakanlar ve meclis önünde asker vardı. AKP iktidara başka söylemlerle geldi. Demokrasi söylemleri vardı. Bir gün geldi gülen cemaati ile çıkarları uyuşmadığı zaman AKP derin devletle anlaştı. Şuan derin devletin istediği her şey yapılıyor. Şuan sadece Tayip Erdoğan’ın üzerinde gitmek yanlış olacaktır. Şuan unutulan devletin gücüyle çekirdek devletin yerinde olduğunu düşünüyorum. Şuan gerçekten bir darbe ortamıyla karşı karşıyayız. Şuna DGM’leri bile arar durumdayız. En azından şuan mahkemelere gidip ifadelerimizi vermeye gidince tutuklanır korkusuyla mahkemelere gitmiyorduk. Şuan korkucu bir durum var.

Gülen Cemaati farklı bir yöntem kullanıyordu. Dinlemeler ile insanlar tutuklanıyordu. Bugün ağır işkence yöntemlerine geri dönüldü. Özellikle kadın mahpuslar tarafından, kameralar tarafından tehdit ve taciz altında olduğunu ve izlendiklerini görüyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğü hiç olmadığı kadar baskı altında. Birçok yazar, çizer ve gazeteci cezaevinde. Bunlara rağmen mücadele devam ediyor, bu umut verici. HDP milletvekilleri cezaevinde, onlar cezaevinde bizler dışarda direniyor. Cesaret insanı en çok koruyan şeydir. Kürdistan’da halk bir türlü baş eğmiyor. Bunu başaramıyorlar. Kürtlerin büyük kazanımları var, Suriye’de Kürt hareketi dünyada tanınmış durumda. Bu mücadelenin barış mücadelesi ve kardeşleşme mücadelesi olduğuna inanıyorum. İşimiz çok zor ancak her şeye rağmen mücadeleye devam edeceğiz.

Türkiye kendi ayağına sıkıyor bugün. Dünyayı karşısına alıyorsa bunu yapacaktır. Dilerim bir an önce aklıselime dönerler ama öyle bir umudumuz yok. Kadınlar son derece bu mücadelede önemli. Militarizm, erkek egemenliğinin son derecesidir.”

'KÜRT HALKINDAKİ SİYASİ UYANIŞ HEDEF ALINDI'

Son olarak konuşan HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“12 Eylül son yüzyılın hikayesi içerisine yerleştirmeden anlamak mümkün değildir. Bu devletin yönetim teknikleri, iktidar anlayışı 1915’te oluşturuldu. Devlet zihniyetinin bütün ayrıntılarıyla olgunlaştırıldığı bir laboratuvar olarak kullanıldı. Soykırımın sonraki yıllara bıraktığı, halkın yok edilmesiyle büyük acılar ve tahribattı. Darbeleri bu tarihlere bakarak değerlendirmek gerekir. Her darbe 1915 ve 1923 arasına dönmektir. Her dönem bir darbeyle restorasyon çabasına girdiler. 12 Eylül’e gelinirken, Kürt siyasi hareketi her alanda farklı renkleriyle, ciddi bir gelişme göstermiştir. Kürdistan’da uyanış ve mücadele söz konusuydu. Egemen güçler bunu fark ettiler, Türkiye sol hareketlerine darbe amacı taşıyor ama asıl hedefi Kürt halkındaki siyasi uyanışı hedef almaktı.

Buna yönelik politikaları, Amed zindanı uygulamalardan anlayabiliriz. Diyarbakır Cezaevi’nin özelliği, Kürt halkına boyun eğdirme merkezi haline gelmiş olmasıydı. Kürt halkına nasıl onursuz bir yaşam dayatabilir ve iradesini teslim almak üzerine kurdular. İşkence ve fiziksel acı vermenin ötesinde tanınan bir uygulamadır. Fiziksel acı, sırf acı çeksin diye yapılan bir şey değil. Asıl olarak zihni, iradeyi teslim almaya yöneliktir. Bu yöntemlerle yetinmezler, günün her anı teslimiyeti dayatacak şekilde planlanmıştı. Bunu becerebilseydiler, fiziksel acıları azaltırlardı. Zulüm aynı zamanda direnişle karşılaştığında, çıplak hale geldi. Direnenler olmayınca saydıklarım egemenler tarafından başka türlü pazarlarlar. Yazdıkları hikayeyi bozan, planları yırtıp atan tek şey direniş oldu ve ondan sonraki tarihi belirledi. 12 Eylül temelinde yatan zihniyet ve ona karşı direniş. Bu iki anlayış sonraki yıllarda farklı şekillerde, farklı şekillerle karşı karşıya kaldılar.

'YENİ DARBE SÜRECİNDEYİZ'

En kritik dönem 7 Haziran sonrasıdır, yeni bir darbe sürecine girildi. 8 Haziran’dan itibaren Türkiye’nin siyasi darbe sürecine girdiğini söyledik. 8 Haziran’da Devlet Bahçeli, ‘yan tarafımızı görmeyeceğiz’ dedi. Görmeyecekleri ve yok sayacakları bizlerdik. Bunu engellemeye kararlı olduğunu ilk söyleyen MHP oldu. Bu tesadüf değil, önemli bir işaretti. Bu konuyu sıradan ele almadık. Bunun üzerine başka şeyler inşa edildiğini düşündük. Yanılmadık, arkasından AKP ve Erdoğan’ın açıklamaları geldi. 7 Haziran sonrası iki önemli nokta vardı. Kobanê direnişi esas itibariyle Erdoğan’ın gelecek planlarının çökertilmesiydi. Bir halkın sonuna kadar direnmesi değerliydi, ancak siyasi etkisi de büyük oldu, kazanılan zaferin etkisi büyük oldu. Erdoğan’ın Ortadoğu planları orada bozuldu. Suriye ve Mısır üzerinden Müslüman Kardeşler planı vardı. Kirli ilişkilere girmesinin nedeni ise Suriye’de iktidar değişikliğini sağlamaktı. Bu planı bozan Kürtlerdi.

Elbette Kobanê’de başarılı olsaydılar, sonraki adım belliydi. Anayasa değişikliği masalarında vardı, Ortadoğu için düşündükleri düzeni gerçekleştirmek tek adam yönetimi ile olacaktı. Erdoğan, Ortadoğu’daki Sünnilerin büyük abisi olacaktı. Rüyadan ilk uyanması Kobanê ve 7 Haziran oldu. Rojava ve HDP’ye büyük bir öfke duyuyor. Sayın Demirtaş’ı da öfke duyduğu bir düşman olarak gördü. Demirtaş’a yönelik operasyonlar intikam operasyondur. Dokunulmazlıkların kaldırılması ve 4 Kasım bunların birer parçası.

15 Temmuz’a gelindi, şaibeler gittikçe büyüyor. Darbe Araştırma Komisyonu’nda yer aldım. Barış girişimlerine yönelik operasyonların araştırılması için uğraştık. Sayın Gültan Kışanak komisyona gelince, asıl yargılamak istedikleri bizlermişiz gibi bir öfke vardı. Kürt siyasetine, taleplerine yaklaşım konusunda AKP ve cemaatçiler arasında bir fark yok. Bütün iddianameler cemaatçi savcılar tarafından hazırlandı. Alt yapısı da cemaat polisi tarafından hazırlandı. Polis ve savcılar çoğunluklar darbeci suçlamasıyla içerdeler. Buna rağmen davalar devam ediyor. Bizler için devam ediyor ancak Ergenekoncular kurtarıldı.

8 Haziran’da koalisyon temeli atıldı, Erdoğan kendisini ve ailesini kurtarmak için Ergenekoncular’ın her istediğini verdi. Kendini güvenceye alacak koalisyon kurdu. Bunu bir arada tutan tek gerçek, Kürt karşıtlığı ve düşmanlığıdır. Rojava politikalarına bakın, buradaki politikalara bakın. Kayyumlar belediyeleri idari açıdan çevirme misyonu ile bulunmuyorlar. Zihniyeti hayata geçirme bekçileridir. Sadece belediye hizmetleri ile ilgili olsaydı, Roboski anıtını, Uğur Kaymaz heykelini, Tahir Elçi’nin ismini neden kaldırsınlar. Sistematik Kürt karşıtlığı üzerinden kayyumlar yürütülüyor. Rant paylaşım merkezi haline geldi.

'BU DÖNEMLER GEÇİCİ'

Bu dönemler geçicidir. Bu dönemlerde kendilerine işbirlikçi yaratmak istiyorlar. Bölge valiliği döneminde de böyleydi. Bütün sömürge sistemlerinde böyledir. Sömürge valileri, rant mekanizmaları da kurarak iş birlikçiler yaratıyorlar. Halkın tarihinde kara sayfa olarak geçenler, bu politikaların hayata geçirilmesine rant alanlardır.

15 Temmuz Darbe Girişimi, sorduğumuz sorulara cevap verilmiyor. 20 Temmuz gerçek darbedir, 1915’in restore edilmesidir. Her türlü yıkımı kendinde hak gören iktidarın kurumsallaşmasıdır. Fiziksel olarak insanları yok etme dışında, medeni ölüme mahkum edecek uygulamalar yapılıyor. KHK’ler, ihraçlar, sürgünler basit idari tedbirler değil. Bunlar medeni ölüm dayatma pratikleridir. O nedenle 1915 zihniyeti diyoruz. Kürtlerin statü ve hak sahibi olma arayışlarını engellemektir. İçeride de sınırsız baskı yöntemini sürdürmektir. Başarılı olabilirler mi? Korkularını gizleyemiyorlar. Kürtler nerede bir iktidara itiraz etmişlerse, uzun süre yaşama şansı olmamıştır. Bütün partilerin çöküş nedeni, Kürt sorunun girdikleri hayırsız yoldur. Partiler yok oldular, gittiler. Öyle bir dönemece doğru ilerliyoruz ki; bu anlayış son kozlarını oynuyor. Her yöntemi kullanıyorlar, fakat onları kurtarmayacaktır. Yaşananlarla sınırlı olmayacak gibi görünüyor ama; ittifak ve asla boyun eğmeyeceğiz.

Halkın tek söylediği ‘Evlerimizi yıktılar ama irademizi yıkamazlar. Boyun eğmeyeceğiz’. Birlikte hareket edersek, direnirsek mutlaka kazanacağız.”