Aleviler, özellikle metropollerde bir arada yaşama kültürünü sürdürmeye çalışan, ortak alanlarda yaşayan ve kendi inanç ile kültürlerini korumaya çalışan bir topluluk olarak biliniyor. Her dönem devletin hedefinde olan, özellikle Sünni İslam geleneği içinde “katli vacip” olarak görülen Aleviler, baskılardan korunmak ve kendi topluluklarını yaşatmak için bir arada yaşamaya büyük önem veriyor.
Alevilerin yaşadığı mahalleler ve bölgeler her zaman dikkat çekiyor. Bulundukları yerlerde uzun süreli kalmayı hedefleyen Aleviler hem kendileri hem de kendilerinden sonra gelecek kuşaklar için çeşitli çabalar yürütüyor. Yoğun olarak Gazi Mahallesi, Nurtepe, 1 Mayıs Mahallesi ve Okmeydanı gibi bölgeleri tercih ediyorlar.
Aleviler, sadece inançları nedeniyle değil, politik duruşlarından dolayı da uzun zamandır devletin hedefinde olan bir topluluk olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda bulundukları bölgelerde devlet, özel olarak yozlaştırmak ve sisteme entegre etmek için çeşitli politikalar yürütüyor.
Bu süreç ilk olarak, Kürt ve Türk Aleviler arasında ayrım yaparak başladı. Sonrasında ise Alevilerin yaşadığı mahallelerde ciddi bir yozlaştırma politikasına yönelindi. Bunun ilk adımlarından biri de bugün Türkiye’nin gündeminde olan “çeteleşme” girişimleri oldu.
Ancak Aleviler arasında çeteleşme, diğer bölgelere kıyasla daha farklı bir biçimde yürütüldü ve geliştirildi.
Bugün Alevi mahallelerinde Arap Emrah, Volkan Rençber ve Daltonlar gibi çetelerin faaliyetleri artmış durumda. Gazi Mahallesi’nde ortaya çıkan Volkan Rençber çetesi, İstanbul’daki birçok Alevi mahallesinde kendisine taraftar bulmuş durumda.
Özellikle ‘Alevi gençlerini ve Alevi aileleri koruyacağız’ söylemiyle ortaya çıkan bu çeteler, uyuşturucu, cinayet ve fuhuş gibi birçok yasa dışı faaliyetin içinde yer alıyor.
ÖZEL SAVAŞ EN KÜÇÜK YERDEN SIZAR, SONRA BÜYÜR
Yok sayılan, kendi gerçekliğinden giderek uzaklaştırılan Alevi toplumu, bundan korunmak için her gördüğü küçük parçaya dahi sarılır duruma getirildi. Çeteleşmenin en yoğun yaşandığı bölgeler de bu nedenle Alevilerin yaşadığı mahalleler oldu.
Alevi toplumuna yönelik ilk yozlaştırma girişimleri ise deyişler ve türküler üzerinden yürütüldü. 1990’lı yıllarda Alevi mahallelerinde ve Taksim gibi merkezi bölgelerde açılan türkü barlar, Alevi toplumunun yozlaştırma politikalarıyla tanıştığı alanlardan biri oldu.
Kutsal sayılan deyişler ve gulbanglar, içkili ortamlarda söylenmeye başlandı. Muhalif kimliklerinden dolayı bu türkü barlar, ağırlıklı olarak sosyalist marşlar ve Alevi deyişler üzerinden kendilerini var etti. Alevi deyişler, uzun yıllardır yozlaştırılmaya ve anlamından koparılmaya çalışılan alanlardan biri oldu.
90’lı yıllarda türkü barlarda söylenmeye başlanan deyişler, bugün mafya dizilerinde ve çetelerin çektiği videolarda kullanılıyor. Sedat Peker, birçok videosunda Alevilik ve Bektaşilik üzerine söylemlerde bulunuyor. Daltonlar çetesi, bazı videolarında Alevi deyişlerine yer veriyor. Bu da zaten devlet tarafından her dönem ötekileştirilen Alevi gençler arasında belli bir sempatiyle karşılanıyor ve giderek sahipleniliyor.
ALEVİ MİLLİYETÇİLİĞİ
Alevi gençler arasında yükselen bir diğer tehlikeli akım ise Alevi milliyetçiliği oldu. Yoğun olarak iktidarı elinde tutan Sünni Müslüman kesime yönelik gelişen tepki, bir süre sonra Alevi milliyetçiliğine yönelme, diğer inançlara da tepkilere yol açıyor.
Alevi milliyetçiliğinin en büyük etkenlerinden biri de iktidarın ve egemen gücün, Sünni İslam geleneğinden gelenlerin elinde olması ve Aleviliği sapkın bir inanç olarak görmeleri. Toplumun dışında tutulan Alevi gençler, toplum içerisinde kendilerine yer bulmak için giderek daha fazla milliyetçiliğe sarılıyor. Kendileri dışında herkesi düşman görme algısının başladığı, Alevi gençlerin sosyal medya paylaşımlarından da anlaşılıyor.
Bu milliyetçiliği özellikle Arap Emrah ve Volkan Rençber gibi çeteler körüklüyor. Bir dönem bu çetelerin içerisinde yer alan E.A., çetelerin Alevi kimliğini nasıl kullandığına dair şunları söylüyor:
“Alevi gençler zaten toplumun ötekileştirdiği bir kesim. Alevi olmalarından ve yoksul mahallelerde yaşamalarından kaynaklı giderek toplumun dışına itilen gençler, bir de inançlarıyla alay edilmesi nedeniyle daha da öfkeli oluyor. Bu çetelerin ilk kullandığı argüman ise Alevi kimliği oluyor.
Kendilerini mahalledeki Alevilerin koruyucuları olarak gösteren bu çeteler, özellikle Sünni kesime yönelik nefreti de körüklüyor. Mahallelerde Alevilerin ve Müslümanların yaşadığı bölgeler hep ayrıdır. Mesela Sünni esnaftan haraç alıp Alevi esnaftan almadıklarını belirterek, Alevi gençleri uyuşturucuya bulaştırmadıklarını iddia ederek gençleri yanlarına çekiyorlar.”
‘ALEVİ ÖRGÜTLERİ BU SALDIRILARA KARŞI BİR ŞEY YAPMAMAYA DEVAM EDİYOR’
Alevi mahallelerinde çetelerin bir diğer örgütlenme alanı ise “koruma” iddiası oluyor. Özellikle Alevilere yönelik saldırılar karşısında gençler arasında oluşan öfke ve tepkinin farkında olan çeteler, Alevi gençlerine kendilerini savunmaları gerektiğini, bu nedenle mahallelerde bulunduklarını söylüyor.
E.A., şunları anlatıyor:
“Alevi mahallelerinde yaşayanlar her zaman bir tedirginlik içerisinde olurlar. Alevilere yönelik saldırılar bazı dönemler kitleselleştiğinden her daim diken üstünde yaşarlar. Nitekim 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilk saldırıların olduğu yerlerin başında da Alevi mahalleleri geliyor.
Alevi örgütleri ise ısrarla bu saldırılara karşı herhangi bir şey yapmamaya devam ediyor. Halen saldırılara karşı bir gücümüz yok. Bu bizi tedirgin ediyor. Alevi mahallelerinde en çok tartışılan da budur aslında. Kürtlerin bir örgütü var, bir birlikteliği var. Ancak Alevilerde o birlik oluşturulamadı. Bu da Alevi gençlerin öfkesinin kontrollü bir şekilde örgütleneceği bir alanın olmadığını gösteriyor.
Bu saldırılar sonrası ise çeteler, ‘Buralar bizim mahallelerimiz, biz bu mahalleleri koruruz’ diyorlar. Geceleri devriye atıyorlar, mahallede yabancı birini görünce izliyorlar ve takip ediyorlar. Bu da Alevi gençlerinin onlara sempatiyle bakmasını sağlıyor. Zaten bu sempati de çetelerin daha çok mahallerimize girmesine izin veriyor. “
Yıllardır Okmeydanı’nda yaşayan ve devrimci yapılar içerisinde yer alan Ali ise Alevi kurumlarına yönelik eleştirilerine bir de devrimci yapıların tavırlarının yanlışlıklarını ekleyerek şunları söylüyor:
“Alevi kurumları, ısrarla ‘Cemevleri birer ibadethanedir’ diyerek aslında Aleviler için bir örgütlenme ve yaşama tutunma alanı olan cemevlerini, cami gibi sadece ibadet edilen yerler haline getirmeye çalıştılar. Bu ısrar, giderek Alevilerin daha pasif, daha savunmasız ve daha dağınık bir hal almasını beraberinde getirdi.
Oysa cemevleri, Alevilerin sadece cem yaptığı ya da cenazelerini kaldırdığı yerler değil. Oralar; Alevilerin örgütlendiği, toplandığı, sorunlarını çözmek için konuştuğu ve yaşamlarını planladığı alanlardır. Ancak cemevlerini sadece ibadethane olarak görme anlayışı, giderek gençleri de başka yollara yönlendirdi.
Burada devrimci kurumların ve örgütlerin, Alevi inancını bilmeden ya sonuna kadar savunma ya da Alevi düşüncesini bir din olarak görüp reddetme anlayışı da devreye girince -ki bir dönem devrimci kurumlar ateist olmayı dayatıyordu- gençler giderek hem kendi inançlarını ifade edebilecekleri hem de kendilerini güvende hissedebilecekleri yapılara doğru kayış içerisine giriyorlar. Bu da bugün çeteler oluyor.”
Bugün gelinen noktada Alevi gençler, özellikle Alevi simgeleri üzerinden çetelerin hedefi durumunda. Deyişler ve Aleviliği simgeleyen dövmeler üzerinden etkilenmeye çalışılan Alevi gençler, Alevilere yönelik saldırılar karşısında biriken öfkeyle birlikte bir alternatif bulamayınca çetelere yöneliyor.