Kürdistan’da yerel demokrasi deneyimi

Kürtlerin 27 yıllık yerel yönetim deneyimi, halkçı belediyecilikten demokratik özerkliğe uzanan bir yönetim modelini ortaya çıkardı. Türk devleti ise bu deneyime kapatma davaları, tutuklamalar ve kayyum politikalarıyla karşılık verdi.

YEREL YÖNETİMLER - KOMÜN

Kürdistan’da yerel demokrasi, on yıllardır Türk devletinin ağır saldırıları altında. Halkın dili, kimliği ve kültürüyle var olma mücadelesi; baskılar, tutuklamalar, kayyum uygulamaları ve yasaklarla engellenmeye çalışılıyor. Yerel demokrasinin gelişmesinin en önemli ayaklarından biri olan yerel yönetimler üzerinde kurulan tahakküm, tekçi ve otoriter yönetim anlayışını gözler önüne seriyor. Çünkü bu anlayışa göre, yerel demokrasi ne kadar baskı altına alınırsa halkın hak talepleri de o kadar ortadan kaldırılmış olur.

Kürtler ise bu anlayışa karşı, 1970’lerden edindikleri deneyimleri 1999’dan bu yana sürdürüyor. HADEP’le başlayan, DEHAP, DTP ve BDP’yle derinleşen bu 27 yıllık süreç, yalnızca belediye yönetimlerini kazanmayı değil; halkın günlük yaşamına dokunan, kimliğini ve kültürünü yaşatan, kadın özgürlüğünü ve ekolojik dengeyi merkeze alan bir yönetim modelini inşa etmeyi hedefledi. Bu model, Kürdistan’da halkçı belediyecilik, çok dilli hizmet, eşbaşkanlık ve demokratik özerkliğe uzanan evrelerle şekillendi.

HADEP: HALKÇI BELEDİYECİLİK

1999 yerel seçimleri, Kürtler için bir milat oldu. HADEP, Amed Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere Ağrı, Batman, Bingöl, Hakkâri, Siirt ve Wan ile birlikte toplam 37 belediyeyi kazandı. Bu zafer, yıllarca faili meçhuller, gözaltılar ve baskılarla ezilen halk için büyük bir umut ışığı oldu. HADEP’in benimsediği model ise "Halkçı Belediyecilik"ti. Temel hedef; hizmetleri halka ulaştırmak, altyapıyı güçlendirmek ve yoksullukla mücadele etmekti.

Bu doğrultuda pratik adımlar hızla atıldı. Kadın merkezleri, çamaşır evleri ve tandır evleri gibi halkın günlük ihtiyaçlarına yönelik mekanlar kuruldu. Yeşil alanlar oluşturuldu, tarihi dokunun korunmasına yönelik çalışmalar yürütüldü. Derik’te Ayşe Karadağ’ın, Kızıltepe’de Cihan Sincar’ın ve Bazîd’de Mukaddes Kubilay’ın seçilmesi ise kadın temsiliyeti açısından önemli adımlar oldu.

Ancak Türk devleti bu durumu sineye çekmedi. Seçimlerin ardından Amed, Siirt ve Bingöl belediye başkanları gözaltına alındı, sokak protestolarına katılan binlerce kişi tutuklandı. HADEP hakkında kapatma davası açıldı ve parti 2003 yılında kapatıldı. Bu süreç, sonraki yıllarda sistematik hale gelecek baskı ve tasfiye politikalarının ilk işaretiydi.

DEHAP: ÇOK DİLLİ VE KADIN ODAKLI BELEDİYECİLİK

HADEP’in kapatılmasının ardından Kürtler, bu kez DEHAP çatısı altında örgütlendi. 2004 yerel seçimlerinde demokratik güç birliğiyle, SHP çatısı altında kurulan ittifaklarla hareket edildi ve kazanılan belediye sayısı artırıldı. DEHAP döneminde "Çok Dilli ve Kadın Odaklı Belediyecilik" anlayışı benimsendi. Kürtçe ve diğer anadillerde hizmet, kadın komisyonlarının güçlendirilmesi ve sosyal projeler ön plana çıktı.

Bu dönemde Sur, Adana ve Cizîr gibi yerlerde çok dilli belediyecilik uygulamaları hayata geçirildi. Kadın kotası uygulandı, kadın meclisleri ve kadın merkezlerinin sayısı artırıldı. Düzenlenen konferanslarda yoksulluktan ekonomiye, kültürden engelli hizmetlerine kadar birçok konuda kararlar alındı. Halkın nefes alabileceği yaşam alanları oluşturulurken, kültürel etkinliklerin desteklenmesine de ağırlık verildi. Bu dönem, yerel yönetimleri salt hizmet birimi olmaktan çıkarıp toplumsal dönüşüm aracı haline getirme çabasıydı.

Devletin tepkisi ise yine sert oldu. Kapatma tehdidiyle karşı karşıya kalan DEHAP, kendisini feshederek DTP’nin kuruluş sürecine zemin hazırladı. Bu süreçte tutuklamalar, gözaltılar ve idari engellemeler sürdü. Ulus-devlet anlayışı, çok dilliliği ve kadın özgürlüğünü “bölücülük” olarak nitelendirerek halkın elde ettiği kazanımları hedef aldı.

DTP: DEMOKRATİK ÖZERKLİK VE EŞBAŞKANLIK

2005’te DTP’nin kurulmasıyla birlikte yeni bir evre başladı. DTP, “Demokratik Özerklik” modelini tüzüğüne aldı ve yerel yönetimleri bu perspektifle yeniden yapılandırdı. Bu model, yerel demokrasinin güçlendirilmesini ve halkın iradesinin öne çıkarılmasını hedefliyordu. Merkezi yönetime karşı ademi merkeziyetçi bir sistem uygulanarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması, kendi kaynaklarını yaratması, ortak fonlar oluşturması ve vergi toplaması gibi öneriler geliştirildi.

Bunun yanı sıra cinsiyet eşitliği, toplumsal ekoloji ve doğrudan demokrasi modelin üç temel ilkesi olarak benimsendi. Yüzde 40 kadın kotası uygulanırken, eşbaşkanlık sistemi de fiilen hayata geçirildi. Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, ilk eşbaşkanlar olarak Kürt siyasi tarihine geçti.

DTP, 2009 yerel seçimlerine “Özgür Yurttaşla Özgür Kentlere” sloganıyla girdi ve önemli bir başarı elde etti. Parti, 8 il, 51 ilçe ve 40 belde olmak üzere toplam 99 belediye kazandı. Bu sonuç, devlette bir şok etkisi yarattı. “Belediyeler Tutum Belgesi” yayımlandı, halk meclisleri ve katılım mekanizmaları güçlendirildi. Kadınların yerel yönetimlerdeki görünürlüğü artarken, ekolojik projeler, kültürel çalışmalar ile eğitim ve sağlık destek evleri yaygınlaştırıldı. Demokratik özerklik modeli, mahallelerden kent meclislerine uzanan katılımcı bir yönetim anlayışı olarak somutlaşmaya başladı.

Türk devleti ise buna “KCK davaları” olarak adlandırılan siyasi kırım operasyonlarıyla karşılık verdi. Yüzlerce belediye yöneticisi ve meclis üyesi tutuklandı. 11 Aralık 2009'da DTP kapatıldı, seçilmişler ise BDP çatısı altında siyasi faaliyetlerini sürdürdü. Bu saldırı, halkın iradesinin kriminalize edilerek yerel demokrasinin hedef alınmasıydı. Merkeziyetçi anlayış, demokratik özerklik talebini “bölünme” tehdidi olarak gördü ve yerel yönetimler üzerindeki baskılar da yoğunlaştı.

BDP: DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİN KURUMSALLAŞMASI

BDP, önceki dönemin geleneğini sürdürerek demokratik özerklik ve eşbaşkanlık modelini daha kurumsal bir yapıya kavuşturmaya çalıştı. 2014 yerel seçimlerinde, üçü büyükşehir olmak üzere toplam 102 belediye kazanıldı. Eşbaşkanlık sistemi kurumsallaştırılırken, fermuar sistemiyle belediye meclislerinde eşit temsiliyet sağlandı.

Bu dönemde çok dilli tabelalar yaygınlaştırıldı; kreşler, dil kursları ve kültür merkezleri açıldı. Park ve caddelere Kürtçe isimler verildi. Kadın daire başkanlıkları ile kadın dayanışma merkezleri kuruldu. Ekolojik yaklaşım, toplumsal cinsiyet eşitliği ve halkın yönetime katılımı belediyecilik anlayışının temel unsurları arasında yer aldı. Belediyeler, halkla bütünleşen alternatif bir yerel yönetim kültürü oluşturdu.

SÜREKLİ KAYYUM REJİMİ

Ancak devlet, bir kez daha alternatif yerel yönetim anlayışını hedef aldı ve 2016’dan itibaren kayyum politikasını devreye soktu. 90’ı aşkın belediyeye kayyum atandı, eşbaşkanlar tutuklandı, Kürtçe tabelalar söküldü, kreşler kapatıldı ve kültürel çalışmalar durduruldu. OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile binlerce belediye çalışanı ihraç edildi. Bu, halkın seçimlerle ortaya koyduğu iradeye doğrudan el koymaydı.

Devlet, sonraki yıllarda da aynı politikayı sürdürdü. Ulus-devletçi anlayış, Kürt halkının kendi kendini yönetme iradesini bir tehdit olarak gördü. Bu politika, son olarak 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından da uygulamaya konuldu. DEM Parti’nin kazandığı 78 belediyeden en az 10’una kayyum atandı.

YEREL DEMOKRASİYİ TEHDİT OLARAK GÖRÜYOR

Kayyum atamaları, siyasi baskılar ve gözaltı süreçleri, yerel demokraside halkın iradesinin yok sayılması ve demokratik katılım mekanizmalarının zayıflatılması anlamına geliyor. Seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılarak yerlerine merkezi idare tarafından atama yapılması ise temsil ve hesap verebilirlik ilkelerinin askıya alınmasına yol açıyor. Öte yandan, uzun süren hukuki süreçler ve siyasi baskılar, yerel demokrasinin gelişiminin önündeki en önemli engellerden biri olmayı sürdürüyor.

DEMOKRATİK BELEDİYECİLİK GELİŞTİRİLMELİ

Önder Apo, DEM Parti’nin 8 Haziran’da Amed’de düzenlediği “Yerel Yönetimler Konferansı”na gönderdiği mektupta, yerel demokrasi üzerindeki çekincelerin kaldırılmasının Türkiye’yi ikinci yüzyılda bölgede daha güçlü kılabileceğini vurguladı. Yerel demokrasinin “çözümün formülü” olduğunu belirten Önder Apo, Kürtlere “demokratik belediyecilik” anlayışını geliştirmeleri çağrısında bulundu.

“Demokratik belediyecilik hareketi, geniş toplumsal bir ağ halinde köy-mahalle komünlerinden kooperatiflere, sivil toplum örgütlerinden insan hakları kuruluşlarına, kadın özgürlüğü mücadelesinden çocuk ve hayvan hakları savunucularına, gençlikten ekolojistlere kadar her yerde demokratik toplum örgütlenmesini sağlamalıdır.

Kadınlar başta olmak üzere çocuk, gençlik, eğitim, dil, kültür, sanat, sağlık, ekonomi ve ekoloji çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Üretim alanları artırılmalı, her geçen gün daha da büyüyen işsizliğe çözüm olunmalıdır. Kadınlar öncülüğünde yeni yaşam alanları örülmelidir. Kent Konseyleri, Kent Meclisleri kurulabilir; yurttaşlar burada toplanıp, her türlü ekonomik, sosyal sorunlarını tartışabilir ve kararlar alabilir.”

 

Yarın: DEM Parti Batman Milletvekili ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki ile yerel yönetimler üzerine söyleşi.