Tamir: Cezaevleri hak ihlallerinin merkezi halinde geldi

30 yıllık tutsak Ahmet Tamir, cezaevlerinde hukukun yerini keyfi uygulamaların aldığını belirterek, ağır hasta tutsakların tedavi hakkından mahrum bırakıldığını ve infaz sisteminin psikolojik savaş politikalarının bir aracı olarak işletildiğini söyledi.

AHMET TAMİR

Cezaevlerinde ağır hasta tutsakların yaşam hakkına ilişkin kaygılar her geçen gün artarken, hukukçular, insan hakları savunucularının ve sivil toplum örgütlerinin acil tahliye çağrılarına rağmen iktidarın bu yönde somut bir adım atmaması eleştirilere neden oluyor. Tedavileri cezaevi koşullarında sürdürülemeyecek durumda olan çok sayıda hasta tutsağın tahliyesi, infaz mevzuatında buna engel bir hüküm bulunmamasına rağmen çeşitli idari ve siyasi uygulamalarla engelleniyor.

Özellikle Adli Tıp Kurumu raporları ile İdare ve Gözlem Kurulları’nın kararları ve “toplum güvenliği açısından risk oluşturduğu” ya da “cezaevinde yaşamını tek başına sürdürebileceği” yönündeki değerlendirmeler, ağır hasta tutsakların özgürlüğüne kavuşmasının önündeki en önemli engeller arasında gösteriliyor.

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve hasta tutsakların durumuna ilişkin 30 yıllık tutsaklığın ardından cezaevinden tahliye olan Ahmet Tamir ajansımıza değerlendirmede bulundu.

‘İNSAN ONURUNU HEDEF ALAN BİR SİSTEM SÖZ KONUSU’

Hapishanelerin ağır hak ihlallerinin yaşandığı mekanlara dönüştürüldüğünü belirten Tamir, "Cezaevlerindeki uygulamalar ne uluslararası insan hakları standartlarıyla ne de Türkiye'nin kendi hukukuyla bağdaşıyor. Tamamen keyfi bir yönetim anlayışı hakim. Herkes kendisini savcı, hakim ve karar mercii yerine koyuyor. En temel insan hakkı olan ana dil bile yasaklanıyor. Kimliğinizi yaşamanız dahi engelleniyor. Size açıkça, 'Biat edersen her şey serbest, etmezsen en temel ihtiyaçlarını bile kullanamazsın' anlayışı dayatılıyor. Savcı, cezaevinin kararını onaylıyor, mahkeme de savcının kararını doğru buluyor. Böylece hak ihlali kurumsallaştırılıyor. Artık mesele yalnızca hukuk ihlali değil, insan onurunu hedef alan bir sistem söz konusu" diye konuştu.

‘HASTA TUTSAKLAR TEDAVİDEN BİLİNÇLİ OLARAK MAHRUM BIRAKILIYOR’

Cezaevlerinde en ağır tabloyu hasta tutsakların yaşadığına işaret eden Tamir, acil sağlık sorunlarında dahi bilinçli geciktirme politikalarının uygulandığını söyledi. Acil durumlarda bile ambulans çağrılmasının çeşitli gerekçelerle geciktirildiğini aktaran Tamir, “Hastanın neresi ağrıyor, hangi ilacı kullanıyor gibi sorularla saatler kaybettiriliyor. Oysa acil müdahale edilmesi gerekirken tam tersine, hastalığın ağırlaşması için zaman kaybettiriliyor. Bu bilinçli bir uygulamadır. Hastaneye sevk edilen tutsaklar kelepçeli muayene dayatmasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bu durum, tedavi olma hakkını ortadan kaldırıyor; ya kelepçeyle muayene olacaksın ya da tedavi edilmeyeceksin deniliyor” dedi.

‘AMAÇ TEDAVİ ETMEK DEĞİL, İNSANI YAVAŞ YAVAŞ TÜKETMEK’

Cezaevlerinde uygulanan politikaların yalnızca fiziksel değil, psikolojik yıkımı da hedeflediğini belirten Tamir, şunları söyledi:

“İnsanı doğrudan ölüme terk etmekten ziyade onu damla damla tüketmeye çalışıyorlar. Özgür düşüncesini, iradesini ve umudunu yok etmeyi amaçlıyorlar. Bu, insanlık dışı bir anlayıştır. Adli Tıp ‘uygun değildir’ diyor, başka bir doktor ‘uygundur’ diyor. Hastane başka karar veriyor, cezaevi yönetimi başka karar alıyor. Hangi kararın geçerli olduğu belli değil. Çünkü herkes kendisini tek yetkili görüyor. ‘Ben burada iktidarım, benim kararım geçerlidir’ anlayışı hakim. Sağlık durumları ağır olan tutsaklara dahi ‘cezaevinde yaşamını sürdürebilir’ yönünde raporlar düzenleniyor. Bu yaklaşım, insan onurunu zedeliyor.

Özelikle İdare ve Gözlem Kurulları, infazını tamamlayan tutsakların tahliyelerini çeşitli gerekçelerle erteliyor. Ceza süresi bitmiş bir tutsağa ‘Çok su tüketmişsin’ denilerek üç ya da altı ay tahliye ertelemesi verilebiliyor. Oysa cezaevinde su zaten sınırlı veriliyor. Bu gerekçelerin hukukla açıklanması mümkün değildir. Asıl amaç insanın moralini bozmak, umudunu kırmak ve iradesizleştirmektir. Cezaevlerinde özel savaş politikalarının bir uzantısı olan uygulamalar devrededir. Size belli kavramları kullanmanız dayatılıyor. Onların istediği ifadeleri kullanırsanız ‘ıslah olmuş’ raporu veriyorlar. Kabul etmezseniz tahliyeniz engelleniyor. Bu açık bir siyasi dayatmadır.”

‘KİTAP OKUMAK BİLE CEZALANDIRMA GEREKÇESİ YAPILIYOR’

Cezaevlerinde en temel kültürel hakların dahi baskı altına alındığına dikkat çeken Ahmet Tamir, “Kütüphaneden yararlanmak bile disiplin soruşturmalarına gerekçe yapılıyor. Bir gün ‘Neden kütüphaneden yararlanmıyorsunuz?’ diyorlar, ertesi gün ‘Neden her gün kitap istiyorsunuz?’ diye tutanak tutuyorlar. Cezaevi idareleri en sıradan davranışları dahi tutuklular üzerinde baskı kurmanın aracı haline getiriyor.

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri münferit değil, sistematik bir politikanın sonucudur. Ağır hasta tutsakların yaşam hakkının korunması ve keyfi uygulamaların son bulması için kamuoyunun daha güçlü bir duyarlılık göstermesi gerekiyor” diye konuştu.