KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, Medya Haber Televizyonu’nda yayınlanan özel programda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geldiği aşamaya değinene Hozat, 2 yıllık süreçte hareket olarak ciddi adımlar attıklarını ama buna karşı devletin ciddi bir adım atmadığını belirtti. Önder Apo’nun bu süreci geliştirmede son derece kararlı, ısrarlı ve inançlı olduğunun altını çizen Hozat, muhatabında da aynı kararlılığı, aynı inancı ve aynı ciddiyeti elbette görmek istediğini söyledi.
Sürecin ilerlemesi için çıkan çerçeve yasada demokratik, siyasi ve hukuki adımların atılacağına dönük de bir yaklaşımın, bir iradenin ortaya konulması gerektiğini vurgulayan Hozat, “Kürt sorununun çözümü için demokratik, siyasi, hukuki adımlara elbette çok ciddi ihtiyaç vardır. Bu yasa bir bütünen bunu karşılamadı, o açık. Bu konuda tam olarak bir kök yasa olduğunu belirtmek de çok çok zordur. Bu süreç içerisinde ortaya çıkartılan, gelişen bir adım, bir hukuki adım. Fakat onun ötesinde gerçekten çok fazla anlam yüklemek gerçekçi olmaz. Devlet süreci geliştirmede ciddi, kararlı ve iddialıysa o zaman bunun demokratik, siyasi ve hukuki zeminini de oluşturması ve demokratik adımlar atması gerekiyor. Hızlı bir biçimde, artık zamana yaymadan, Önderliğimizin bu süreci özgür koşullarda yürüteceği hukuki, siyasi bir zeminin de garantisinin de olması gerekli” diye konuştu.
Rojava’da anadili kabul etmeyen bir zihniyetin Suriye'ye demokrasi, barış, özgürlük getiremeyeceğini ifade eden Hozat, bu zihniyet aşılmadığı taktirde Suriye’nin iç savaştan kurtulamayacağını kaydetti. Rojava halkının büyük bedeller ödeyerek anadilde eğitim hakkı elde ettiğini hatırlatan Hozat, Şam'da zihniyet değişikliği olmadan sağlıklı, doğru bir demokratik entegrasyon sürecinin de gelişmeyeceğini sözlerine ekledi.
İran ve Rojhilat’ta yaşanan gelişmelere de değinen Hozat, halkın demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet taleplerinin arttığını, İran rejiminin bu taleplere gözünü, kulağını kapatması durumunda bir bütünen kaydedeceğine dikkat çekti. Gelinen aşamada zaten mevcut yönetimin de, rejimin de meşruiyetinin kalmadığını belirten Hozat, İran’ın önünde iki seçenek olduğunu, ya çok ciddi reformlara gidip demokratik adımlar atarak süreci atlatacağını ya da çözüleceğini belirtti.
Besê Hozat’ın değerlendirmelerinin tamamı şöyle:
Bildiğiniz gibi barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin tartışmalar devam ediyor. Hareket olarak bu konuda önemli adımlar attınız. Yine meclis kapanmadan önce sizin kök yasa diye ifade ettiğiniz çerçeve yasa çıktı. Bu yasa çıktıktan sonra neler yapılmalıydı? Şimdiye kadar neler yapıldı, neler yapılmadı? Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş sürecin tıkır tıkır işlediğini söyledi. Gerçekten de her şey düşünüldüğü gibi işliyor mu?
Sorunuzun cevabına geçmeden önce 25 Eylül 2026 Rıza Altun arkadaşın şehadet yıl dönümüydü. Ülkede ve ülke dışında kapsamlı bir biçimde anıldı, anmalar yapıldı. Ben öncelikle Rıza arkadaş şahsında bütün devrim ve özgürlük şehitlerini saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Rıza arkadaşın mücadelemiz içerisinde çok büyük bir yeri ve değeri var. Teorik, ideolojik, siyasi, pratik, yaşamsal birikimi, bilinci, tecrübesiyle her bir yoldaşa çok şey katmıştır. Bu mücadeleye çok büyük değerler katmıştır, çok büyük bir emeği var. Rıza arkadaşın ve tüm şehit yoldaşlarımızın aydınlattığı yolda bu mücadeleyi kararlı, inançlı, iddialı bir biçimde başarıyla yürüteceğiz ve mutlaka anılarına layık olma temelinde başarıyı sağlayacağız ve bu mücadele başarıya gidecektir. Bunun sözünü ben bu yıl dönümü vesilesiyle tekrardan yenilemek istiyorum.
Şimdi tabii çerçeve yasaya dönük açıklamamız oldu. Baştan itibaren Önderliğimizin de, hareketimizin de bu konuda birçok beyanı oldu. Bu yasanın bütünlüklü bir yasa olması, gerçekten kök yasa rolünü oynaması, Kürt sorununun demokratik çözümünün bir nevi yolunu döşemesi, zeminini oluşturması temelinde çokça değerlendirmelerimiz, beyanlarımız oldu. Bu yasa tam elbette bu çerçevede olmadı. Bunun eleştirilerini de yaptık. Son derece böyle eksik, kendi içinde çelişkili, paradoks bir yasa, uygulanması da bu hâliyle olduğu biçimde, düz bir biçimde uygulanması da zaten pek mümkün değil. Bu oldukça net. Her şeyden önce bu yasanın bütünlüklü derken, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü, özgür yaşam, çalışma koşullarını, bir bütünen hareket yönetiminin, şu anda bu yasa kapsamı dışında tutulan tüm arkadaş yapısının, üst yönetimden tutalım tüm yapıya kadar Önderliğimiz başta olmak üzere kapsaması gerekiyordu.
Bu temelde demokratik, siyasi ve hukuki adımların atılacağına dönük de bir yaklaşımın, bir iradenin ortaya konulması gerekiyordu bu yasada. Çünkü artık dünya âlem biliyor, silah bir sonuçtur, PKK bir sonuçtur. Kürt sorununun varlığı PKK'yi ortaya çıkardı, silahlı mücadeleyi ortaya çıkardı. Kuşkusuz bu sorunun zeminini oluşturma, yol açma biçiminde demokratik, siyasi, hukuki adımlara elbette çok ciddi ihtiyaç vardır. Bu yasa bir bütünen bunu karşılamadı, o açık. Bu konuda tam olarak bir kök yasa olduğunu belirtmek de çok çok zordur. Bir hukuki metindir, bu anlamda belki bir anlamı olabilir. Bu süreç içerisinde ortaya çıkartılan, gelişen bir adım, bir hukuki adım. Fakat onun ötesinde gerçekten çok fazla anlam yüklemek gerçekçi olmaz. Süreç başladığından bu yana yaklaşık iki yıldır hareket olarak çok önemli adımlar attık. Özellikle Önderliğimizin 27 Şubat 2025 Barış ve Demokratik Toplum çağrısından sonra birçok adım atıldı.
SÜREÇ SON DERECE AĞIR İŞLİYOR
PKK'nin fesih kongresi çok çok tarihî bir gelişmeydi. Bu kongrede Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi durdurma. Fakat bu sürecin işlemesi için de Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünün sağlanması, özgürce Önder Apo'nun bu süreci yürütmesi temel bir yaklaşım olarak, gereklilik olarak ortaya konuldu. Bu hâlen geçerlidir. Şimdi Numan Kurtulmuş siz de belirttiniz, geçen gün açıklama yaptı süreç dedi tıkır tıkır işliyor. Bilemiyoruz, böyle tıkır tıkır işleyen aslında bir süreç yok. İşin gerçeği bu. Son derece ağır işleyen bir süreç, tek taraflı adımlarla işleyen bir süreç var. Şu anda devlet tarafından demokratik, siyasi ve hukuki herhangi bir adım atılmış değil. Önderliğimizin durumu ortadadır. Bu sürecin başarılı yürümesi, gelişmesi için Önderliğimizin özgür çalışma, yaşam koşullarının olmazsa olmaz bir gereklilik olduğu, zorunlu olduğu bir durum çok açık bir biçimde ortadayken bu konuda herhangi bir gelişme yok. Nasıl süreç tıkır tıkır işliyor anlaşılamaz bir durum. Son derece ağır aksak ve yavaş işliyor.
Şimdiye kadar da tek taraflı adımlarla ağırlıkta bu süreç işledi. Bu açıktır. O açıdan sürecin işlemesi için her şeyden önce temel bir gereklilik olarak, bu sürecin temel bir ihtiyacı olarak elbette Önder Apo'nun özgür çalışma ve yaşam koşullarının oluşturulması, Önderliğimizin resmi ve fiili olarak doğrudan bu süreci yürütür durumda olması gerekiyor. Önder Apo'nun ihtiyaç duyduğu her bir kesimden insanın siyasetçi olur, akademisyen olur, yazar olur, çizer olur, aydın olur, gazeteci olur, örgüt yönetimi olur, siyasi partiler olur, yapılar olur, her kesimin çok rahat bir biçimde Önder Apo'yla görüşmesi, Önderliğimizin de görüşlerini açık bir biçimde, özgür biçimde kamuoyuna yansıtması gerekiyor. Bu sürecin başarılı yürümesi bununla mümkün. Tıkır tıkır işleyecekse bu tarzda işlemeli. Sürecin tıkır tıkır işlemesi Önder Apo'nun özgürce bu süreci resmi ve fiili olarak yürütmesiyle ilgili bir durum. Aksi durumda dediğim gibi çok ağır işleyen, daha çok da tek taraflı adımlarla gelişen bir süreç, bu süreç tek taraflı gitmez, mümkün değil. Bunu belirtmek gerekir.
Türk devleti her zaman PKK'yi ve Türkiye'de yürütülen silahlı mücadelenin varlığını Kürt sorununun çözümü önünde temel engel olarak göstermekteydi. Siz bu gerekçeleri ortadan kaldırmak için attığınız adımlarla iradenizi ortaya koydunuz. Ancak gerçekten de esas olarak Kürt meselesinin çözümü için neler yapılmalı, kök yasadan sonra ne gibi değişiklikler yapılması gerekiyordu. Yine Numan Kurtulmuş bu son süreçte yeni anayasaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Önümüzdeki süreçte yasal ya da anayasal ne gibi değişiklikler öngörülebilir ya da nasıl bir anayasa Türkiye toplumu ve sorunların çözümü için geliştirilebilir sizce?
Demokratikleşme olmadan Türkiye'de bu sürecin başarıya gitmesi mümkün değildir. Her şeyden önce Türkiye'nin demokratikleşmesi, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasaya Türkiye'nin kavuşması, yerel demokrasiyi esas alan bir demokratikleşme sürecinin Türkiye'de gelişmesi olmazsa olmaz kabilindedir bu sürecin başarısı açısından. Bu açıktır. Biraz önce de belirttim, PKK bir sonuçtur, sorunun bir sonucudur. Bu sorun da Kürt sorunudur. Bu sorunun elbette yerel demokrasi temelinde, Türkiye'nin demokratikleşmesi temelinde çözülmesi gerekiyor. Demokratik, özgürlükçü bir anayasayla Kürtler başta olmak üzere tüm halklara, inançlara özgürlüğün tanınması gerekiyor ve anayasanın bunu kabul etmesi gerekiyor. Bu temelde demokratik bir anayasa Türkiye açısından çok temel bir ihtiyaçtır. Şu anda hâlen, geçen gün kendileri de açıklıyordu, yamalı bohça gibi 12 Eylül Anayasası şu anda yürürlüktedir.
Zaman içerisinde bazı değişiklikler yapsalar da onlar da çok demokratik değişiklikler değil. İktidarın, siyasi iktidarın ihtiyacı temelinde yapılan çeşitli değişikliklerdir. Bu anlamda anayasa son derece tekçi, merkeziyetçi, faşist karakterli, inkârcı bir anayasa. Bu anayasanın artık gelinen aşamada ortadan kaldırılması gerekiyor. Yepyeni bir anayasanın demokratik, çoğulcu, kimliklere, inançlara yer veren, kabul eden bir anayasanın yapılması gerekiyor. Geç kalındı bile. Bunun için de tüm toplumsal dinamiklerin bu sürece katılması zaruri. Sivil toplum örgütleridir, toplumun örgütlü tüm yapılarıdır, siyasi partilerdir, toplumun çeşitli örgütlü kesimleridir, demokratik kesimlerdir, kadınlardır, çevre örgütleridir. Tüm bu dinamiklerin, örgütlü demokratik yapıların da bu demokratik anayasa yapım sürecine katılması gerekiyor. Bu önemlidir.
Şimdi bu konuda da kısır bir tartışma var. İktidar ihtiyaç gördüğü zaman, ihtiyaç gördüğü ölçüde anayasayı gündeme koyuyor, çeşitli tartışmalar oluyor. Aslında anayasa etrafında bir demagojidir, almış başını gidiyor. Ortada gerçekten ciddi bir anayasayı, yeni bir anayasa yapma planı, programı yok. Kimse mesela böyle bir şey olduğunu iddia edemez. Bir tartışmadır, dediğim gibi ihtiyaç duyduğu süreçte gündeme koyduğu bir konudur. Bu da aslında siyasete alet ediliyor. Yeni bir anayasa yapım gündemi de bir nevi böyle siyasete malzeme edilen bir gündem haline getiriliyor. Bu konuda da tam bir kararlılık, irade ve ciddiyet yansımıyor. Bunu belirtmek gerekiyor. Kürt sorunu elbette, demokratik çoğulcu, Kürt kimliğini de tanıyan bir anayasayla güvenceye alınmadan, Türkiye'de de böyle kalıcı bir barış demokrasiden, çözümden bahsedemeyiz. O açıdan elbette demokratik bir anayasanın yapımı son derece önemlidir.
Bununla da paralel, eş güdümlü iç içe tüm bu tartışmalarla, Türkiye'de demokratik, siyasi ve hukuki adımların da atılması gerekiyor. Bu anlamda Kürt sorununun demokratik çözümüne dönük, yerel demokrasiyi tanıyan, tekçi ve merkeziyetçi yönetim sistemine, devlet sistemine, bu anlamda bu sistemi ciddi bir reformdan geçiren bir sürece de çok ciddi ihtiyaç var. Bu süreçte hâlen Kürt sorununun çözümüne dönük de elbette ciddi bir gündem, çalışma gelişmiş değil. İş getirilip sadece silahlara indirgeniyor. Bu işin nedenleri tartışılmadan, yerel demokrasi tartışılmadan, Türkiye'nin demokratikleşmesi tartışılmadan, sadece böyle silahlara endekslenmiş, indirgenmiş bir tartışma, son derece sığ, dar, çözüm üretmeyen bir tartışma oluyor. Bunun da artık gelinen aşamada giderilmesi ve aşılması gerekiyor.
Siz de belirttiniz, şimdi Türkiye'de bazı kesimlerin süreci çok fazla silahsızlanma algısına boğan yaklaşımlar gelişiyor. Siz ise her zaman odağınıza Önder Apo'nun özgür çalışır ve herkesle görüşmesinin imkânlarının sağlanmasını koydunuz. Çerçeve yasa çıktığında da AKP'li yetkililer bundan böyle talep eden herkesin İmralı Adası'na gidebileceğini, aydınların, yazarların, akademisyenlerin gidip Önder Apo'yla görüşebileceklerini belirtmişti. Fakat hâlihazırda öyle bir durum görülmemektedir. Yine İmralı heyeti bile ayda bir gider duruma gelmiş. Bu durum hem Kürt halkında hem de demokrat çevrelerde ciddi bir rahatsızlığı ortaya çıkarmaktadır. Siz bunun için ne söylersiniz?
Önderliğin koşullarında herhangi bir değişiklik söz konusu değil. İstedikleri zaman tecridi gevşetiyorlar, istedikleri zaman tecridi sertleştiriyorlar. Önderlikle bazen oluyor ki haftalarca, iki ayı bulan sürede görüşmeler olmuyor. Şimdi bu sürece elbette her defasında ifade ediyorlar ki bu devlet kararıdır. Bu süreç devlet kararı temelinde gelişen bir süreçtir. Kararlıyız bu süreci yürütmede diyorlar. O zaman Önder Apo'nun ivedilikle koşullarının değiştirilmesi gerekiyor. Önder Apo'nun özgürce bu süreci yürütmesi gerekiyor. Şimdi böyle çeşitli kurullar tartışılıyor, koordinatörlükler tartışılıyor. Geçen gün çeşitli programlarda arkadaşlar da değerlendirdiler. Bunlardan öte Önder Apo'nun özgürce süreci yürütmesi lazım. Önder Apo barış ve demokratik toplum sürecinin yürütücü gücüdür, önderidir. Bu süreci yürütecek, bu süreci yönetecek.
Bu sürecin başarısında belirleyici rol oynayacak Önder Apo'dur. Ama Önder Apo'nun da elbette özgürce çalışmasıdır. Önder Apo'nun özgürce çalışır ve yaşar koşullarının da bu anlamda hukuki güvenceye, hukuki bir çerçeveye kavuşturulmasıdır. Bu işler de facto da olmaz. Önder Apo süreci özgürce yürütecekse, bu özgürce süreci yürütmenin de bir hukuki çerçevesi olmalıdır. Bir yasal düzenlemesi olmalıdır. Hukukta bunun bir adı olmalıdır, bir statüsü olmalıdır. Bu işin bir resmiyeti de olmalıdır. Resmi ve fiili yürütmeli ve bunun da bir hukuki çerçevesi olmalıdır, adı olmalıdır. Vasfı olmalıdır. Bu önemlidir. Baştan beri bu konuda sürecin başarıyla yürümesi için Önderliğimizin çok büyük bir emeği var, çabası var. Bu konuda gerçekten Önderliğimiz günün 24 saati büyük bir emek ve enerji harcıyor.
Şimdi elbette buna uygun da bir yaklaşım gelişmesi lazım. Önderliğimiz bu süreci geliştirmede son derece kararlıdır, ısrarlıdır, inançlıdır. Ama muhatabında da aynı kararlılığı, aynı inancı, aynı ciddiyeti elbette görmek istiyor. Hareket olarak biz de görmek istiyoruz. Muhatap da, devletin kendisi de bu süreci geliştirmede ciddi, kararlı ve iddialıysa o zaman bunun demokratik, siyasi ve hukuki zeminini de oluşturması ve demokratik adımlar atması gerekiyor. Hızlı bir biçimde, artık zamana yaymadan, Önderliğimizin bu süreci özgür koşullarda yürüteceği hukuki, siyasi bir zeminin de garantisinin de olması gerekli.
Bu kapsamda Önder Apo'nun yer aldığı bir alt kurul var. Son süreçte Mehmet Uçum'un Önder Apo'nun yer aldığı bu kurulu değerlendirirken çok sıradanlaştıran bir açıklaması oldu. Buna karşı hareket yönetiminin, DEM Parti'nin, Önderliğin bu alt kurulda koordinatör rolü oynayacağı söylendi. Önderlik bu süreçte nasıl bir rol oynayacak bu alt kurulda?
Önderliğimiz alt kurulda rol almıyor. Bildiğimiz kadarıyla bu bir algıdır. Böyle bir algı yaratılıyor. Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. İlla da koordinatör diyeceksek, Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. İki yıldır zaten bu koordinatörlüğü yapıyor. Fiili olarak Önderliğimiz yaklaşık iki yıldır 27 Şubat çağrısından bu yana Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörlüğünü yapıyor. Liderliğini, önderliğini yapıyor. Yöneticiliğini yapıyor. Şimdi bu fiili olarak yürüttüğü bu çalışmanın bir hukuki çerçeveye, resmi bir çerçeve, prosedüre, statüye kavuşturulması gerekiyor. Bunun adının resmi olarak konulması gerekiyor. Ve elbette bunun deklare edilmesi, kamuoyuna da açıklanması gerekiyor. İstenen budur.
Oluşturulan kurullar, devletin kendi kurullarıdır. Kendi kurullarıdır, kendi örgütlediği kurullardır. Onların içinde devletin kendi insanları var. Kendi perspektifi, belirlediği politika temelinde sürece uygun çalıştırmayı öngörüyor. Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. Bu sürecin yönetimidir, Önderidir. Fiili olarak yaklaşık iki yıldır geliştirdiği bu sürecin, dediğim gibi tekrar belirtiyorum, öneminden kaynaklı altını tekrardan çiziyorum. Bunun bir resmiyete, bir statüye kavuşturulması ve adının konulması gerekiyor. Bu önemli, istenen ve beklenen budur.
Süreç geliştikten sonra Önder Apo'ya ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik ciddi saldırılar oldu. Bazı Kürt milliyetçi çevrelerin, bazı sol grupların ve belirli Kemalist kesimlerin, dillerinin daha da sertleştiğini görüyoruz. Bu saldırıların nedeni nedir?
Bu süreçte oldukça yoğunduk. Gerçekten bu tartışmaları çok yakından takip edemedim. O açıdan böyle çok somut değerlendirmeler yapamayacağım. Fakat biliyoruz, bu süreç geliştiğinden beri birçok tartışma var. Bazen haksız eleştiriler de gelişiyor. Bazı kesimler önderliğimize dönük de çok çirkin saldırılar da yapıyor. Ben demokrasi güçlerinin, sol sosyalist hareketlerin, Türkiye'deki demokrasi güçlerinin ve özellikle çeşitli eleştirilerini, kaygılarını, endişelerini anlaşılır buluyorum bir noktaya kadar. Şimdiye kadar devlet herhangi bir demokratik adım atmadı. Toplum üzerinde, demokrasi güçleri üzerinde, muhalefet üzerinde iktidarın hâlen çok yoğun bir tazyiki ve saldırıları var. Son derece böyle antidemokratik saldırılar ve uygulamalar geliştiriyor. Bu çok ciddi zaten rahatsızlık ve öfke yaratıyor. Bu anlamda demokrasinin olmadığı bir yerde, bu sürecin ne kadar başarılı yürüyeceği, yürütüleceği çok ciddi kaygı ve endişe konusu oluyor.
Demokrasi güçlerinin, sol sosyalist hareketlerin bu konudaki endişe ve kaygıları yerindedir. Aynısını biz de taşıyoruz. Bunu açık ifade etmek lazım. Demokratikleşmenin olmadığı yerde, Türkiye demokratikleşmeden, Türkiye yerel demokrasiyi kabul etmeden, demokratik siyasi ve hukuki adımlar atmadan, Türkiye'de Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarıya gitmesi mümkün değil. Bu açıktır. Bu sürecin başarısında Türkiye'deki demokratikleşmenin çok belirleyici bir yeri ve rolü var. Şimdi bu zemin, bu ortam oluşmadan, bu anlamda iktidarın da politikalarında değişiklik olmadan bu süreçte başarı beklemek pek mümkün değil. Şimdi iktidarın uygulamalarına bakıyorlar çeşitli güçler, elbette inançsızlığa düşüyorlar, karamsarlığa düşüyorlar. Ciddi kaygı ve endişe taşıyorlar ve bu çeşitli sağlıksız tartışmalara ve Önderliğimize, harekete dönük de ön yargılara da yol açıyor. Bazıları tartışıyor, sanki böyle önderlik, Kürt Özgürlük Hareketi, AKP ile gizli bir anlaşma yapmış.
AKP'nin de hesapları var, seçim hesabı var, şu hesabı var, bu iktidar hesabı var. Bu süreci de bu temelde kullanacak. Bu zaten Önderliği hiç tanımamaktır. Bu tür böyle gerçekten düşüncelere gitmek, bu tarzda kaygılar yaşamak, Önderliği tanımamaktır hiç, Özgürlük Hareketi’ni tanımamaktır. 53 yıllık mücadeleyi ve mücadelenin ortaya çıkardığı sonuçları görmemektir bir bakıma. Bu büyük bir haksızlıktır dolayısıyla. Bu tür şeylere girmemek lazım. Önderliğimiz de son derece ilkeli, büyük bir demokrasi, özgürlük, barış mücadelesi veriyor. Bu süreç başarıya giderse, Barış ve Demokratik Toplum süreci, Türkiye nefes alacak. Türkiye'de demokrasi gelişecek, özgürlükler gelişecek, adalet gelişecek. Türkiye bambaşka bir sürecin içine girecek. Bu açıktır. Özgürlük Hareketi'nin, Önder Apo'nun 53 yıllık mücadelesi bunun ispatıdır. Ortaya çıkardığı sonuçlar bunun ispatıdır. Bu konuda endişeye, kaygıya kapılmak çok yersizdir. Onu açıkça belirtelim.
Eğer Türkiye'de demokrasi isteniyorsa, barış isteniyorsa, özgürlük, eşitlik, adalet isteniyorsa, tüm bu güçlerin bu sürece çok güçlü sahip çıkması gerekiyor. Sorumluluk almaları gerekiyor. Bu sürece öncülük yapmaları gerekiyor. Kürt Özgürlük Hareketi ile demokratik siyasi yapıyla birlikte, siyasi yapıyla birlikte ortak bir demokrasi, özgürlük, eşitlik mücadelesi vermesi gerekiyor. Bunun da odağında Önder Apo'nun özgürlüğü var. Önder Apo'nun özgürlüğü Kürtlerin özgürlüğünden bağımsız değil ki, Türkiye demokrasisinden bağımsız değil ki. Önder Apo'nun özgürlüğü demek gerçekten Kürtlerin özgürlüğü demektir. Türkiye'nin demokratikleşme sürecine girmesi demektir. Bu çok açıktır. Şimdi bu konuda enerjiyi buna sarf etmek, bunun için çalışmak, bu süreci güçlü sahiplenmek, öncülük yapmak çok önemlidir. Ben bunu belirtmek istiyorum.
Bu anlamda bazı yazarlar, aydınlar, siyasetçiler süreci sahiplenmek amacıyla Bin bir İmza kampanyası başlattı. Bunun için ne söylemek istersiniz?
Mesela bu çok gerçekten anlamlı ve değerli bir eylem. Bunu daha da büyütmek, yaygınlaştırmak gerekiyor. Türkiye'nin temel çıkmazı nedir? Türkiye'de birçok yapı kendi kulvarından mücadele yürütüyor. Mücadele bir yerde birleşmiyor, ortaklaşmıyor, bir sinerjiye dönüşmüyor. Kadın hareketi kendi cephesinde bir mücadele yürütüyor, gençlik kendi cephesinde, ekoloji hareketleri, çevre hareketleri öyle, emekçiler öyle, köylüler öyle, demokrasi güçleri öyle, böyle herkes kendi mahallesinde, kendi çeperinde, kendi kulvarında bir mücadele yürütüyor ve her birini bir nehir gibi düşünürsek, her bir nehir ayrı bir yerden akıp gidip, ayrı bir yere akıyor.
Bu nehirler birleşse, bu mücadele dinamikleri bir araya gelse, ortak bir mücadele, birleşik bir mücadeleye dönüşse, bu Türkiye'de çok güçlü bir demokrasi hareketini ortaya çıkaracak, çok güçlü bir demokrasi dinamiğini ortaya çıkaracak ve bu süreci de güçlü bir sahiplenmeyi ortaya çıkaracak, yaratacak. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarısında da belirleyici bir rol oynayacak. Şimdi bu önemli. Mesela aydınların geliştirdiği inisiyatif çok değerlidir, anlamlıdır. Ama sadece aydınlarla sınırlı kalırsa ve sadece böyle bin bir imza, birazcık bunu aşan bir imza kampanyasıyla, tutumuyla sınırlı kalırsa elbette bir anlamı, değeri vardır. Ama yaratacağı sonuç açısından bir yere kadar bir sonucu var. Diyelim kadınların yürüttüğü bir mücadele var. Kadınlar da karar aldı.
Kadınlar açısından, Kürdistan’da ve Türkiye'de yine içinde sanatçıların, siyasetçilerin, aydınların, akademisyenlerin bulunduğu, işte Barış ve Demokratik Toplum sürecinde kadınların rolünü tartışmak, erkek ve devlet şiddetine karşı ortak mücadele hattı yaratmak için konferans düzenleyecekler. Bu arada kadınlar için de söyleyeceğim.
Evet, belirttiniz. Hatırlattınız, doğru. Kadınlar da yan yana adıyla bir süreç başlattı, bir mücadele süreci başlattı. Sanıyorum Ekim sonu, Kasım başında da bir çalışma yapacaklar. Orada da ortak mücadele planı çıkaracaklar. Ortak ve birleşik bir mücadele yürütecekler. Bu çok önemlidir. İşte kadınların yürüttüğü bu mücadele, dediğim gibi bu aydınların bin bir imzayla geliştirdiği, bu süreç, mücadele süreci, emekçilerin, çevre ekoloji hareketlerinin bir bütünen, Türkiye'deki tüm demokratik dinamiklerin mücadelesi bir potada birleşirse, ortak bir mücadeleye dönüşürse ve bu mücadelenin merkezindeki hepsinin zaten talebi odur, demokrasidir, özgürlüktür, eşitliktir, adalettir, ortak, demokratik bir yaşamdır. Bu çok güçlü gerçekten Türkiye'de bir demokrasi hareketini ortaya çıkaracak. Barış ve Demokratik sürecin başarıya gitmesinde de çok çok önemli bir rol oynayacak ve bu süreci ben inanıyorum ki hızlandıracak.
Bu iktidar üzerinde de ciddi bir basınç oluşturacak, baskı oluşturacak. İktidarın da devletin de zamana yaymadan daha hızlı bir biçimde demokratik siyasi ve hukuki adımlar atmasını getirecek. Bu mücadeleyle olur. Oturup böyle seyretmekle, beklemekle, herkesin böyle sınırlı bir mücadeleyi kendi mahallesinde sürdürmekle bu süreç kısa sürede başarıya gitmez. O mücadelelerin de tekrar belirtiyorum bir anlamı var fakat o mücadeleleri bir potada buluşturmak, ortak bir mücadele, ortak bir sinerjiye dönüştürmek gerekiyor. Bu çok güçlü bir demokrasi iradesini, gücünü, hareketini ortaya çıkaracak ve devleti, iktidarı da demokratik adım atmaya zorlayacak. Bu süreci hızlı bir biçimde yürütmesine vesile olacak. Bunu geliştirmek gerekiyor.
Kadınlar açısından da öyle. Kadınlar bu sürecin öznesidir, öncü gücüdür, belirleyen gücüdür. Demokratik toplum sürecinin inşa gücüdür, temel inşa gücüdür. Bu süreç gerçekten kadınların öncülüğünde, kadınların büyük katılımıyla, güçlü katılımıyla ve mücadelesiyle gelişecek bir süreç. Kadınlar da bu mücadelesini toplumdaki diğer demokratik dinamiklerle buluşturabilmeli, birleştirebilmeli. Bütün bu mücadelelerin de özne gücü, öncü gücü olmayı başarabilmelidir. Bu önemlidir. Bu gelişirse ben inanıyorum ki bu son derece böyle iktidar ve devlet üzerinde de ciddi bir baskıya, basınca dönüşecek ve demokratik adımların atılmasını beraberinde getirecek bu çalışmalar son derece değerlidir.
Şimdi Giyadîn'de geçen gün bir yürüyüş vardı. Toprağımızı ve suyumuzu koruyalım. Çok önemlidir. Her yerde büyük bir doğa talanı var. Kürdistan'da, Türkiye'de, Giderek ekoloji hareketleri gelişiyor. Bu konuda ciddi bir duyarlılık oluşuyor. Karadeniz'de, Ege'nin köylerinde de toprağına, ağacına, zeytinine, ormanına, suyuna sahip çıkan bu konuda çok ciddi bir köylü hareketi de gelişiyor. Kadınlar da bunun başını çekiyor. Bu çok değerlidir. Aylardır, neredeyse böyle bir yılı bulacak, Gimgim'da bir mücadele var, Dersim'de var, Şırnak'ta var. Kürdistan'da zaten bir doğa yıkımı var. Bir kırım var gerçekten, bir ekolojik kırım var. Soykırım politikasının bir parçası olarak yıllardır geliştiriliyor ve bu hâlen son bulmuş değil. Bunu sürdürüyorlar. Bu konuda bir duyarlılık var. Bunun da kapsamlaşması, yaygınlaşması gerekiyor. Her yerde bu konuda çok ciddi bir mücadelenin yürütülmesi lazım.
İşte uyuşturucuya karşı Şiyar Be kampanyası var. Bu da önemli bir duyarlılık yaratıyor. Bu konuda da ciddi bir toplum kırım, gençlik kırım, çocuk kırım politikası uyuşturucu üzerinden, fuhuş üzerinden, kadın şiddeti üzerinden geliştiriliyor. Tüm bunlar dediğim gibi böyle gelişir, yaygınlaşır ve ortak bir potada buluşursa bu güçlü bir sinerji ortaya çıkaracak, çok güçlü bir toplumsal demokrasi hareketini ortaya çıkaracak. Sürecin başarısında çok çok önemli bir rol oynayacak. Buna çalışmak, bunun üzerinde yoğunlaşmak, buna çabalamak gerekiyor.
Son süreçte Güney Kürdistan'da da olumlu gelişmeler oldu. KDP ve YNK Pêşmergeleri ortak bir bakanlık altında toplandı, birleştiler. Bu durum süreç üzerinde nasıl bir etki yaratır?
Başûrê Kürdistan'ın durumu önemlidir. Pêşmergelerin ortak bir bakanlık altında bir araya gelmesi, birleşmesi de iyi bir gelişmedir, olumlu bir gelişmedir. Hükümet kurma tartışmaları da var. Biliyorsunuz seçimden sonra şimdiye kadar Başûr'da hükümet kurulmuş değil. Bu tartışmaların da elbette bir sonuca gitmesi önemlidir. Başûr'da demokratik bir hükümetin kurulması çok önemlidir. Biz bunu çok önemsiyoruz. Başûr'da da artık gerçekten parti iktidarına dayalı, aile iktidarına dayalı dönem aşılmalıdır. Tüm halk temsilcilerinin, örgütlü yapılarının, siyasi yapılarının içinde olduğu demokratik bir biçimde kendisini ifade ettiği, temsil ettiği demokratik bir birlik hükümeti oluşmalıdır. Giderek hem böyle Başûr'daki federal yapı, demokratik federal bir yapıya, sisteme dönüşmeli, hem de yönetim demokratik bir hükümete, yönetime dönüşebilmelidir.
Demokrasisini sağlamış, kendi iç barışını sağlamış bir sistem ve yönetim Irak'ın da demokratikleşmesinde, bölgenin de demokratikleşmesinde çok büyük bir rol oynayacak ve belirleyici bir güç olacak. Böyle olursa hem Türkiye'de, hem Başûr'da, Suriye'de, İran'da bir bütünen Kürtlerin yürüteceği demokratik mücadele, Ortadoğu'nun da demokratikleşmesinde gerçekten çok büyük bir rol oynayacak ve bölgeyi de demokratikleştirecek. Bu konuda Başûr'un da rolü önemli olacak. Demokratik federal bir Başûrê Kürdistan ve demokratik bir birlik hükümeti, yine Pêşmergelerin, birleşik bir ordu gücü bu son derece önemlidir. Başûr'un ve Irak'ın demokratikleşmesinde katkısı çok büyük olacaktır, buna inanıyoruz.
Son süreçte Rojava'da da bir entegrasyon süreci başladı, çeşitli atamalar oldu, dil konusunda bazı kararlar alındı. Ancak toplumda buna karşı ciddi bir rahatsızlığın olduğu görülmektedir. Yine Kobanê'deki gelişen olaylar baskı durumunu göstermektedir. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Şara yönetiminin politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hataları nelerdir? Nasıl düzeltebilir?
Suriye'de demokratik bir devletten, bir hükümetten, yönetimden bahsetmek zaten hiç mümkün değil. merkeziyetçi, tekçi, faşist bir sistem var şu anda Şam'da. Merkeziyetçi, faşist bir sisteme, demokratik bir entegrasyon da zaten pek mümkün olmuyor. Mevcut durumda, Rojava’da yürütülen demokratik entegrasyon çalışmalarının sürecin özüne ve ruhuna uygun ilerlemediği ve entegrasyonun doğru biçimde gelişmediği açıkça görülüyor. Anlaşılan o ki demokratik entegrasyon hâlâ tam olarak anlaşılmış ve kavranmış değil. Oysa demokratik entegrasyon ancak demokratik bir devletle mümkündür. Demokratik bir devlet, demokratik bir cumhuriyet olmadan demokratik bir entegrasyon sağlanamaz. Demokratik entegrasyon nedir? Demokratik entegrasyon, yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir.
Ve bu anlamda da devletin de kendisini değiştirmesi demektir. Demokrasiye duyarlı hale gelmesi demektir. Demokratik cumhuriyet inşası temelinde bir süreci geliştirmesi demektir. Demokratik bir anayasal düzenlemeye devletin de katılması demektir. Şimdi bunlar var mıdır Suriye'de? Yoktur. Dolayısıyla şu anda entegrasyondan anlaşılan nedir? 14 yıldır devam eden demokratik özerk yönetim kurumlarının bir nevi böyle Şam'a devredilmesi biçiminde anlaşılıyor. Devlet sistemine göre bir bakıma böyle Rojava alanının da Hesekê vilayetinin de yönetilmesi biçiminde anlaşılıyor. Bu çok yanlış bir anlaşılma biçimidir. Demokratik entegrasyonu çok yanlış bir biçimde anlama ve kavrama biçimidir. Demokratik entegrasyon süreci öyle kolay gelişecek bir süreç değil. Devletin demokratikleşmesiyle, Suriye'nin de demokratikleşmesiyle, demokratik bir Suriye inşasıyla paralel, eş güdümlü, iç içe gelişecek bir süreçtir. Bu ciddi bir demokrasi mücadelesi istiyor, çalışması istiyor.
Elbette bütün bu süreçler içerisinde Şam'daki zihniyet bellidir. Son derece antidemokratik, faşist bir zihniyet hâlen var. Bu anlamda gerilimli geçecek bir süreçtir. Öyle kolay kolay gelişecek bir süreç de değildir. Bu sürece de elbette bunu da göze alarak bir demokrasi mücadelesinin yürütülmesi gereklidir. Bu konuda problemler var. İşte en son anadilin 3 saate, seçmeli derse indirgenmesi, haftada 3 saate indirgenmesi biraz önce bahsettiğim Şam'daki bu anlayışın bir sonucudur. Şimdi Şam'da demokratik bir sistem olmazsa, bir yönetim biçimi olmazsa elbette o zihniyetin kabul edeceği şey anadilde eğitim olmaz. Kabul edeceği şey en fazla en fazla 2-3 saat seçmeli ders olur. Şimdi Rojava 14 yıldır demokratik özerklikle yönetiliyor. Demokratik ulus paradigması orada beden kazandı.
ROJAVA HALKI ANADİLDE EĞİTİM GÖRMEK İÇİN BÜYÜK BEDELLER ÖDEDİ
14 yıldır Rojava'da, genel Kuzey-Doğu Suriye'de halklar birlikte demokratik özgür bir biçimde bir arada yaşadı. Her halk, Kürtler de başta olmak üzere kendi anadilinde eğitim gördü. Kürtler anadilde eğitim yaptı, Asuri Süryaniler anadilde eğitim gördü. Kuzey-Doğu Suriye'de yaşayan tüm kesimler Arapları ile çok dilli kimliği oldu Rojava'nın. Şimdi bir bütünen böyle bunu görmezden gelen, bir bakıma bunu böyle reddeden, inkâr eden bir yaklaşım gözleniyor. Bir yaklaşım görülüyor. Şimdi bu yaklaşım, bu anlayış, bu zihniyet Suriye'ye demokrasi getirmez, barış getirmez, özgürlük getirmez. Halkların bir arada özgürce, kardeşçe yaşamasını getirmez. Bu zihniyet aşılmazsa, Suriye bir biçimde bugün olmaz yarın, yarın olmaz diğer gün, fakat Suriye hiç savaştan kurtulamaz. Gerginlikten kurtulamaz, istikrarsızlıktan kurtulamaz. Bu açıktır. Haftada 3 saat seçmeli ders olarak kimse Kürtçe eğitim göremez, bunu kabul edemez. Zaten kabul etmediklerini ifade ediyorlar.
Her gün çocuklar, gençler, yaşlılar, tüm Rojava halkı 7'den 70'e ayaktadır. Çok ciddi protestolar gelişiyor. Bu belli ki devam edecek. Çok büyük bir öfke yarattı bu. Bir halkın dilini, anadilde eğitimini kabul etmiyorsan sen o halkın varlığını da kabul etmiyorsun demektir. Bir halkın varlığını kabul etmek demek, o halkın anadilde eğitimini kabul etmek demektir. Anadilde eğitimini yasaklamak ne demek? Yasaklamak ne demektir? Büyük bir mücadele verdi bu halk, çok büyük bedeller verdi. Bu bedeller anadilde eğitim görmek içindi, özgürce kendisini yönetmek içindi, öz yönetimi içindi, öz savunması içindi. Şimdi bunları yok saymak demek, Suriye'nin istikrarsızlığına sonuna kadar kapıyı açmak demektir, ardına kadar açmak demektir. O açıdan çok ciddi bir gerçekten bu konuda zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Şam'da zihniyet değişikliği olmadan sağlıklı, doğru bir demokratik entegrasyon süreci de gelişmez, bu mümkün olmaz.
Geçtiğimiz günlerde Jin Jiyan Azadî Serhildanlarının yıl dönümüydü. Yine İran'da da krizler ve sorunlar devam ediyor. Kadınlara yönelik baskıların sona ermesi, demokratikleşme, idamlara dönük bu konularda herhangi bir adım atılmadı. Siz buradaki Kürtler için nasıl bir yol haritası izlemelerini önersiniz?
Tabii İran büyük bir savaşın içindedir. Şu anda göreceli olarak biraz sakinleşmiş olsa da aslında böyle savaş devam ediyor. Her biçimde İran üzerinde ambargodur, saldırılardır sürüyor. Bu savaş sürecinde İran da çok ciddi bir zayıflamayı yaşadı. Bu açık. Toplum üzerinde de çok yoğun baskılar uyguladı. İdam politikaları artarak devam etti. Katliamlar çok yaygın bir biçimde sürdürüldü. Toplum katliamlarla, idamlarla böyle sindirilmeye çalışıldı, bastırılmaya çalışıldı. Böyle göreceli olarak bir sessizlik durumu toplumda gelişti. Fakat bu rejime karşı, yönetime karşı toplumun öfkesinin dindiği, taleplerinin ortadan kalktığı anlamına hiç gelmez. Sanıyoruz İran rejimi de yönetimi de bu gerçeği görüyor. Toplumda çok birikmiş büyük bir öfke var. Jin Jiyan Azadî Serhildanları zaten bunun patlamasıydı, zirvede yaşanmasıydı.
7'den 70'e bütün İran toplumu, sadece yoksulu değil, orta sınıfı, sadece orta sınıfı değil, devlet içerisinde birçok bürokrasiden kesim bu serhildanda yer aldı. Tepkisini ortaya koydu, taleplerini ortaya koydu. Elbette bu konuda, bu serhildanların başını kadınlar çekti. Gerçekten çok görkemli bir kadın mücadelesi gelişti. Jin Jiyan Azadî Devrimi İran'da, Rojhilat'ta bir toplumsal devrim yarattı. Çok ciddi bir toplumsal değişim ve dönüşüme yol açtı. Artık bu geri döndürülemez. Gerçekten İran'da sosyolojik olarak da toplumda çok ciddi bir değişim söz konusu, demokratikleşme söz konusu. Toplumda demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet talepleri çok çok artmış durumdadır. İran gözünü buna kapatırsa, kulaklarını buna kapatırsa, görmezden gelirse, duymazdan gelirse bir bütünen kaybeder. Zaten dış bir müdahaleyle de karşı karşıya, içte de bu kadar ciddi bir rahatsızlık söz konusu.
Gelinen aşamada zaten mevcut yönetimin de, rejimin de meşruiyeti kalmamıştır. Çok ciddi bir meşruiyet kaybı yaşadı. Toplumun rıza göstermediği bir iktidarın ayakta kalması mümkün değildir. Belki kısa süreli baskıyla, zulümle, idamla, korkutarak, sindirerek birazcık ömrünü uzatabilir. Ama o birazcıktır. Uzun süre kendisini ayakta tutamaz. Meşruiyet çok önemli bir şey. Şu anda meşruiyetini kaybetmiş bir rejim, bir iktidar söz konusudur. O açıdan da önünde iki seçenek var elbette. Ya çok ciddi reformlara gider, demokratik adımlar atar. İran demokratikleşerek toplumun, bir bütünen kadınların taleplerine cevap vererek bu süreci atlatır, aşar. Ya da çözülür. Başka bir yol, seçenek önünde yoktur. Ama doğrusu nedir tabii ki? Demokratik adım atmasıdır. Bu konuda Kürtlerin de rolü çok önemli oluyor.
İDAM POLİTİKALARIYLA TOPLUM SİNDİRİLEMEZ
Baştan beri özellikle PJAK çok doğru bir strateji izledi. Yerel demokrasi temelinde İran'ın demokratikleşmesini hedef alan, esas alan bir politika yürüttü. Bu temelde çalıştı ve mücadele etti. Bu doğru bir politikadır. İran'ı demokratikleştirecek olan da gerçekten odur. Kürtler başta olmak üzere kimliğini, özgürlüklerini tanımak, haklarını tanımak, yerel demokrasiyi kabul etmektir. İran tarih boyu da hep böyle uzun yıllar, yüzyıllar federal bir biçimde yönetilmiş. Buna uygun bir tarihi de var. Sosyolojisi, tarihsel gerçekliği de demokratik yönetime oldukça uygundur. Bu konuda birikimi tecrübesi oldukça fazladır. Hâlen de İran'da birçok eyalet var. İşte Kürdistan eyaleti de var. Fakat çok içi dolu değil, işlevsel değil. Şimdi tekrardan mesela güncellenebilir.
Demokratik, federal bir İran, demokratik, öz yönetimlere dayalı, yerel demokrasiye dayalı Rojhilat, İran'da yaşayan tüm kesimler, halklar, inançlar bu temelde, yerel demokrasiye dayalı kendilerini özgürce ifade eder, örgütlenirlerse ve bu temelde demokratikleşirse İran, bu durumdan çıkabilir. Bu süreci de başarıyla atlatabilir. Bu da önemlidir. Bu konuda Kürtlerin mücadelesi de, geliştirdiği strateji ve politika da çok önemli bir örnek oluşturuyor. Diğer örgütleri açısından da, İran'daki, Rojhilat'taki diğer demokratik dinamikler açısından da bir modeldir. Bu önemlidir. Bu temelde, İran'da da demokrasi, ittifakı çok önemlidir. İran'ın içerisinde de birçok dinamik var. İran'ın demokratikleşmesinden yana olan çeşitli kesimler var, çevreler var. Bunlar da bu ittifak etrafında bir araya gelir, birleşirlerse, ortak bir mücadele gücü ve iradesi gösterirlerse, İran'ın demokratikleşmesinde de bu hareketin de çok önemli bir rolü olacaktır.
Bu idamlara karşı da bir kampanya başlatıldı. KJAR yıllardır bu kampanyayı yürütüyor. Genel olarak bir PJAK kampanyasına da dönüştü. Fakat bu PJAK, KJAR'la sınırlı kalan bir kampanya olmamalıdır. Gerçekten bu idam uygulamaları çok vahşi uygulamalardır. Hele bu çağda korkunç kabul edilemeyecek bir idam politikasıdır. Buna karşı da bu kampanyayı bir hamle düzeyine çıkarmak, herkesin bu kampanyayı, bu hamleyi sahiplenmesini sağlamak çok önemlidir. Hem tüm dört parça Kürdistan, ülke dışı, hem de idama karşı olan her türlü antidemokratik uygulamalara karşı olan, İran'da demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği savunan, demokratik bir İran için mücadele eden tüm kesimlerin, çevrelerin ve güçlerin de idama karşı bu kampanyaya, hamleye katılmaları çok önemli. Sesini yükseltmeleri çok önemli. Mücadelelerini büyütmeleri ve ortaklaştırmaları çok önemlidir. Buna karşı da çok güçlü mücadele etmek lazım.
Geçen gün bir haber vardı. Bir hafta içerisinde İran'da 28 idam gerçekleşmiş. Korkunç bir şeydir bu. Özellikle bu son bir, bir buçuk yıldır çok ciddi bir artış var. Çok ciddi bir artış var. Böyle idam politikalarıyla bu toplum sindirilemez. Gerçekten bunu görmeyen iktidar kördür. Sağırdır, anlaşılmaz bir şeydir gerçekten. Bu daha fazla öfkeyi biriktiriyor. Daha fazla direnci biliyor. Jin Jiyan Azadî Serhildanları dediğim gibi yılların, on yılların ortaya çıkardığı bir sonuçtur, patlamadır. Mevcut durumda da devam ediyor. O açıdan idama karşı da çok güçlü bir mücadele yürütmek lazım. Ve Rojhilat örgütlerinin yanında da, bu anlamda onların geliştirdiği bu hamlenin yanında da tüm kesimlerin demokrasiden yana olan, özgürlükten, eşitlikten yana olan herkesin de bunların yanında yer alarak bu mücadeleye katılmaları gerekiyor. Bunu da önemli buluyorum.