Zübeyir Aydar: Kürtlerin de BM kürsüsünde söz söyleme hakkı var
Kürtlerin BM’de temsil edilmesinin bir hak olduğunu belirten KNK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, “Bu, gasp edilmiş bir hakkın geri alınmasını istemektir” dedi.
Kürtlerin BM’de temsil edilmesinin bir hak olduğunu belirten KNK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, “Bu, gasp edilmiş bir hakkın geri alınmasını istemektir” dedi.

Kürtlerin uluslararası alanda tanınma ve temsil mücadelesi yeni bir aşamaya giriyor. KNK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, Kürtlerin yaklaşık 60 milyonluk nüfuslarına rağmen kendi iradeleriyle uluslararası alanda temsil edilmediğini belirterek, “Biz de temsil edilmek istiyoruz. Talebimiz eşitliktir” dedi.
ANF’ye konuşan Aydar, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde temsil edilme girişiminin yalnızca diplomatik bir talep olmadığını, Kürtlerin eşit bir halk olarak tanınma mücadelesinin önemli bir parçasını oluşturduğunu vurguladı.
KNK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar’la KNK’nin 3 Ekim’de Brüksel’de düzenlediği konferansta dile getirilen talepleri, alınan kararları ve Kürt ulusal birliğinin önemini konuştuk.
Kürtler bugün uluslararası alanda nasıl bir tanınma ve temsil sorunuyla karşı karşıya?
Biz halk olarak, ulus olarak resmi düzeyde tanınmıyoruz. Mücadelemiz, Kürtlerin yeryüzündeki diğer uluslar gibi herkes tarafından tanınmasıdır. Evet, Kürtlerin varlığı biliniyor ve Kürtler tanınıyor; ancak bu tanınma henüz istediğimiz hukuki, siyasi ve diplomatik statüye kavuşmuş değil.
2004’ten bu yana Irak’ta resmi bir tanınma var. Kürtler Irak içinde federal bir statüye sahip. Suriye’de ise kısmi bir tanınma söz konusu. Ancak ne Türkiye’de ne de İran’da Kürtler bir ulus olarak tanınıyor. Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere hiçbir uluslararası kurum, Kürtleri bir ulus ve halk olarak temsil eden bir kurumu ya da temsiliyeti kabul etmiyor.
Bu anlamda özgürlük mücadelemizin bir boyutu içeride tanınmak, diğer boyutu ise kendimizi dışarıda tanıtmaktır. Bizim de dünyadaki diğer uluslar gibi hem içeride hem dışarıda temsil edilmemiz gerekiyor. Kürdistan’ın bir coğrafya ve Kürtlerin bir ulus olarak tanınması, Kürtler adına söz söyleyecek bir temsilin kabul edilmesi lazım. Diğer alanlarda olduğu gibi uluslararası alanda da büyük bir eksiklikle karşı karşıyayız. Biz bu eksikliği gidermek amacıyla bir girişimde bulunduk. Çünkü Kürtler yaklaşık 60 milyonluk bir nüfusa sahip. Buna rağmen dünyada devletsiz, temsilsiz ve tanınmadan yaşayan bir ulus durumundalar. Bu haliyle, bu şekilde devam edemez.
Kürtlerin çoğunluğu Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşıyor. Kürdistan’ın her bir parçası bu devletlerin egemenliği altında bulunuyor. Birinde daha fazla, diğerinde daha az olmakla birlikte temel sorun aynı. Türkiye yönetiminde temsil edilmiyoruz ve devletin ortağı değiliz. İran’da da durum böyle. Irak’ta farklı bir statü bulunmasına rağmen Kürtlerin uluslararası alanda temsili konusunda eksiklikler var. Suriye’de de benzer bir durum söz konusu.
Oysa Kürtler bu coğrafyanın temel halklarından ve kadim halklarından biridir. Türkler, Araplar, Farslar, Azeriler, Yunanlılar, Ermeniler ve bölgedeki diğer halklar gibi Kürtlerin de uluslararası alanda temsil edilmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünyanın meseleleri tartışılıyor. Dünya halklarının ve milletlerinin temsilcileri orada söz alıyor. Zaman zaman Kürtler hakkında da konuşuluyor ancak Kürtlerin kendi temsilcileri orada bulunmuyor. Kürtlerin de bu kürsüde söz söyleme ve temsil edilme hakkı var.
Bu hakkı talep etmek Türkiye, İran, Suriye ya da Irak’a karşı olmak anlamına gelmiyor. Biz ortaklaşmadan ve ortak çözümlerden yanayız. Ancak biz Türk, Fars ya da Arap değiliz; ayrı bir ulusuz. Ayrı bir kültürümüz, ayrı bir dilimiz, ayrı bir halkımız ve ayrı bir ülkemiz var. Bu gerçekliğin tanınması gerekiyor.
Mesele, özgürlük mücadelesinin uluslararası alandaki boyutudur. Özgürlük mücadelesi yalnızca bir ülke içinde belirli haklara sahip olmakla sınırlı değil. Uluslararası alanda da söz ve karar sahibi olmamız gerekiyor. Bu süreci başlatıyoruz. Bu, Kürtler için de bir haktır.
Bu, gasp edilmiş bir hakkın geri alınmasını istemektir. Biz başka halkların temsil edilmesine karşı çıkmıyoruz. Biz de temsil edilmek istiyoruz. Talebimiz eşitliktir. Bir ulus ve halk olarak eşit haklara sahip bir biçimde dünyada yaşamak istiyoruz. Yalnızca yaşadığımız ülkelerde değil, dünya halkları arasında da eşit haklara ve temsile sahip olmamız gerekiyor.
Kürtlerin uluslararası alanda temsili için başlatılan girişim nasıl şekillendi?
Bu çerçevede birçok diplomatik ilişki yürütüldü. Uzmanlarla görüşmeler yapıldı, görüş alışverişinde bulunuldu ve istişareler gerçekleştirildi. Konuyu 6-7 Haziran’da yapılan KNK Genel Kurulu’nun gündemine taşıdık. Genel kurulda yapılan tartışmaların ardından böyle bir sürecin başlatılması yönünde karar alındı.
İlk defa bir Kürt kuruluşu böyle bir süreci Kürtler adına resmî olarak başlattı. Bu süreç kapsamında KNK adına Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’e elden bir mektup da verildi.
Girişimi hem iç kamuoyunun hem de dış kamuoyunun, özellikle Kürt kamuoyunun gündemine taşımak amacıyla 3 Ekim’de Brüksel’de bir konferans düzenledik. Konferansın amacı, bu meseleyi bütün Kürtlerin ve dostlarının gündemine taşımak, herkesi bu konuda ortaklaştırmak ve duyarlı hâle getirmekti.
Konferansa herkes davet edildi. Katılım büyük ölçüde gerçekleşti ancak bazı eksiklikler de vardı. Bunları tamamlamaya çalışacağız. Bu karar bütün Kürtlerle paylaşıldı. KNK’den bir heyet Güney Kürdistan’a giderek oradaki bütün önemli isimlerle ve partilerle en üst düzeyde görüşmeler gerçekleştirdi.
Herkesin bu sürece katılması isteniyor. Şu ana kadar kimse bu konuda olumsuz bir söylem geliştirmiyor. Ancak sürece nasıl katılım sağlanacağı ve bunun nasıl yürütüleceği konusunda tartışmalar var.
Peki, konferansta hangi kararlar alındı ve kararların hayata geçirilmesi için nasıl bir çalışma planlamanız var?
Konferansta, bütün partilerin, örgütlerin, kurumların ve ilgili şahsiyetlerin katılacağı, ulusal düzeyde geniş bir komitenin oluşturulması kararı alındı. Bu işi yürütecek ve süreci ilerletecek bir komitenin kurulması kararlaştırıldı.
Ayrıca komite oluşturulduktan sonra BM ve uluslararası kurumlara sunulmak üzere bir imza kampanyası başlatılması kararı alındı. Milyonlarca insanın katılacağı bir imza kampanyası düzenlenmesi hedefleniyor. Ancak kampanya henüz başlamış değil. Öncelikle komitenin kurulması gerekiyor. Komite oluşturulduktan sonra çalışmalarına başlayacak ve yeni planlamalar yapacak.
Komite, kampanyanın ardından toplanan imzaları BM’ye sunmak üzere girişimlerde bulunacak. New York’ta bulunan BM merkezine gidilerek imzaların sunulması ve görüşmelerin yapılması planlanıyor.
Uluslararası temsil komitesinin kuruluş süreci hangi aşamada? Komitenin çalışmalarına hangi kesimler katılacak?
Konferans öncesinde bütün partilerle bir diyalog süreci yürütüldü ve herkesle görüşüldü. Şu anda elimizde bir karar ve bu süreci esas alan bir metin var. Henüz komite kurulmuş değil. Komitenin oluşturulması için yeni bir görüşme süreci başlatacağız.
Görüştüğümüz parti, örgüt ve kurumlara katılım konusunda olumlu yanıt verdikleri takdirde komitede kendilerini temsil edecek kişileri belirlemelerini söyleyeceğiz. Kimlerin bu komitede kendilerini temsil edeceğini öğrenmek istiyoruz. Şu anda sürecin başlangıç aşamasındayız.
Muhtemelen yakın dönemde Güney Kürdistan ve Rojava’ya heyetler gidecek. Oradaki katılımla birlikte bütün kesimlerle görüşmeler yapılacak. Farklı partilerin, grupların ve iradelerin görüşleri ile katılımı önemlidir. Bu çalışmaları KNK yürütecek ve herkesle bu çerçevede görüşmeler yapılacak.
Komite yalnızca siyasi temsilcilerden oluşmayacak. Siyasi temsilcilerin yanı sıra hukukçuların, diplomatların ve uzmanların da bu çalışmaya katılması gerekiyor. Uzmanların yer alacağı farklı alt komiteler oluşturulabilir. Hukuk, diplomasi ve diğer uzmanlık alanlarında örgütlenecek bu yapılar, geniş bir ağ oluşturarak çalışmalarını yürütebilir.
Kürtlerin BM’de gözlemci statüsüyle temsil edilmesi için hangi diplomatik adımların atılması gerekiyor? Diğer halkların deneyimleri bu açıdan nasıl bir yol gösteriyor?
BM’de temsil edilebilmemiz için, devlet olmadığımızdan, gözlemci statüsü gündeme geliyor. Bunun gerçekleşebilmesi için BM Genel Kurulu’nda bir devletin ya da bir grup devletin konuyu gündeme taşıması ve genel kurulda çoğunluğun desteğinin alınması gerekiyor.
Bu kolay bir süreç değil. Konunun genel kurulun gündemine bir ülke tarafından getirilmesi lazım. Biz kendi başımıza gündemi belirleyemiyoruz; böyle bir hakkımız yok. BM’de devlet statüsüne sahip yaklaşık 192 üye bulunuyor. Bu devletlerden en az birinin ya da bir grubun konuyu gündeme taşıması gerekiyor. Bunun için uluslararası düzeyde bir lobi faaliyeti yürütmemiz lazım.
Diğer halkların BM’de gözlemci statüsüyle temsil edilmesi konusunda da örnekler var. Filistinlilerin BM’de gözlemci statüsüyle temsil edilmesinin nasıl gerçekleştiğine bakabiliriz. Önce Arap Birliği, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü Filistin halkının meşru temsilcisi olarak kabul etti. Ardından bu kararı BM Genel Kurulu’na taşıdı. Genel kurulda yapılan oylamada çoğunluk, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Filistinliler adına gözlemci statüsüyle temsil edilmesini kabul etti.
Güney Afrika örneğinde de benzer bir süreç yaşandı. Nelson Mandela’nın hapiste olduğu dönemde Afrika Birliği, Afrika Ulusal Kongresi’ni Güney Afrika’daki siyah halkın meşru temsilcisi olarak kabul etti. Ardından BM’ye başvuruldu ve bu temsil kabul edildi. Bugün Afrika Ulusal Kongresi Güney Afrika’nın iktidar partisidir. Güney Afrika zaten Birleşmiş Milletler üyesi bir devlet olduğu için artık eski gözlemci statüsüne ihtiyaç bulunmuyor.
Namibya’da da SWAPO açısından benzer bir süreç yaşandı. Afrika Birliği, SWAPO’yu Namibya’nın meşru temsilcisi olarak kabul etti. Ardından konu BM’ye taşındı ve BM bu temsili kabul ederek gözlemci statüsü verdi.
Bu örnekler, Kürtler açısından da uluslararası alanda meşru temsilin kabul edilmesine yönelik bir yolun bulunduğunu gösteriyor. Ancak önümüzde ince, uzun ve zor bir yol var. Bir adım attık ancak henüz sürecin başındayız. Böyle bir yolculuğa başladık ve bunu devam ettireceğiz. Bu girişim, genel özgürlük mücadelesinin farklı alanlarda yürütülen bir boyutudur.
Uluslararası alanda güçlü bir temsil oluşturmanın temel koşullarından biri, Kürt siyasi güçlerinin ortak bir irade geliştirmesi. Sizce bugün Kürt ulusal birliğinin önündeki temel engeller nelerdir?
Kürtlerde birlik meselesi uzun süredir bir yara olarak varlığını sürdürüyor. Kürdistan önce Safevilerle Osmanlılar arasında bölündü. Bu fiilî bölünme 1500’lü yıllarda ortaya çıktı. 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla bölünme resmileşti; Kürdistan’ın bir bölümü İran’da, diğer bölümü Osmanlı topraklarında kaldı. Bu resmî bölünmenin ardından ayrılık devam etti. Daha sonra, 1923’te Lozan Antlaşması’yla Kürdistan dört parçaya bölündü. Bu durum Kürtler açısından büyük bir yaradır.
Temel neden işgal ve bölünmedir. Kürt örgütlerinin bir araya gelmesinin önünde bu tarihsel koşulların yanı sıra engellemeler de bulunuyor. Kürtlerde ulusal uyanış ve uluslaşma süreci hem geç başladı hem de yeterli bir ulusal birlik geliştirilemedi.
Biz farklı bir yöntemle herkesi bir araya getirmeye çalışıyoruz. KNK 1999’dan bu yana bu amaç doğrultusunda faaliyet yürütüyor. Ulusal birlik, KNK’nin en önemli gündemlerinden biridir. Henüz bütün hedeflerimize ulaşmış değiliz; ancak bu gündem devam ediyor.
3 Ekim’deki konferansta ulusal konferans çağrısının da yapılması bu açıdan önemlidir. Ulusal birlik eksikliği her yerde hissediliyor. Kürdistanlı parti ve gruplarla, bütün kesimlerle ilişkilerimiz var. Temel hedefimiz, ortak bir strateji çerçevesinde bir araya gelerek hepimizi temsil edebilecek bir kurumlaşma yaratmaktır.
Örneğin BM’de temsil konusunda ortak bir paydada buluşabiliriz. Henüz yeterli bir kurumlaşma sağlanmamış olsa bile Kürtlerin uluslararası alanda temsil edilmesi için ortak bir karar alabilir, ortak bir komite oluşturarak birlikte çalışabiliriz.
Diasporada Newroz’un birlikte kutlanması, ortak etkinliklerin ve konferansların düzenlenmesi, Kürdistan’da önemli bir konu gündeme geldiğinde acil toplantıların yapılması mümkündür. Bu önerileri görüştüğümüz bütün çevrelere iletiyoruz. Tek bir formüle bağlı değiliz; herkesin önerisine açığız.
Şu anda Kürtler arasında geçmişe kıyasla daha fazla diyalog var. Bölgede tehlikeler de oldukça fazla. Eğer bir araya gelemezsek elde ettiğimiz kazanımları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bir araya gelirsek hem mevcut kazanımları koruyabilir hem de bunların üzerine yenilerini ekleyebiliriz. Bütün bu gelişmeler bizi bir araya gelmeye zorluyor. Halk da bunu istiyor.
Dolayısıyla herkesin parti çıkarlarını bir kenara bırakarak ulusal çıkarları öne çıkarması gerekiyor. Partiler varlıklarını sürdürebilir ancak aynı zamanda ulusal bir çatı altında, ortak bir strateji çerçevesinde bir araya gelmeliyiz. Bu, hayati bir meseledir.
Kuzey Kürdistan’da yürütülen “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, Kürtler arası birlik ve uluslararası temsil çabalarını nasıl etkiliyor?
Şu anda Kürtler arasında daha rahat bir araya gelme imkânı var. Barış ve Demokratik Toplum Süreci de Kürtler arası birliğe hizmet ediyor. Bu sürecin başarıya ulaşması bütün Kürtler açısından hayati önemdedir.
Kuzey’de Kürt sorununun önündeki engeller aşılmaya ve sorun çözüm yoluna girmeye başladığında bunun diğer üç parçaya olumlu yansımaları olacaktır. Bölgeye de olumlu yansıyacak ve Kürtlerin bir araya gelmesine katkı sağlayacaktır.
Bugünkü dönem ve koşullar bu açıdan uygundur. Hem ulusal birlik hem de uluslararası temsil için adımlar atmamız gerekiyor. Bir adım attık ve bu süreci geliştirmeye devam edeceğiz.