Devlet hastanelerinde yaşanan yapısal sorunlar ve sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimini her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu bulmakta güçlük çeken yurttaşlar, kimi zaman randevu talebi oluşturabilmek için bile en az 15 gün beklemek zorunda kalıyor. Uzun uğraşlar sonucunda randevu alabilen hastalar ise hastanelerdeki yoğunluk nedeniyle sınırlı muayene sürelerinde sağlık sorunlarını anlatmaya çalışıyor.
Randevuya erişimde yaşanan güçlükler ve muayene sürelerinin kısıtlılığı, sağlık hizmetlerinin niteliği ve erişilebilirliğine ilişkin sorunları derinleştiriyor.
Devlet hastanelerinde yaşanan sorunları, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Amed Şubesi Eş Başkanı Mehmet Nuri Ulus, ANF’ye değerlendirdi.
‘SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM DEĞİL, GERİYE GİDİŞ YAŞANIYOR’
AKP iktidarının 2002 yılından bu yana sağlıkta reform ve dönüşüm programlarını gündeme getirdiğini hatırlatan Ulus, son yıllarda uygulanan politikaların sağlık hizmetlerinde ciddi sorunlara yol açtığını belirterek şunları ifade etti:
“AKP iktidarı, sağlıkta reform ve sağlıkta dönüşüm programları adı altında birçok program açıkladı. Ancak özellikle son 10-15 yıllık süreçte sağlıkta dönüşüm denilen şey, bizim açımızdan bir çöküş ve geriye gidiş anlamına geliyor. Bu süreçte hem Kovid-19 pandemisini hem de depremi yaşadık. Bu büyük krizler sırasında sağlık sisteminin yaşanan sorunlar karşısında ne kadar yetersiz kaldığını gördük.
Sağlık sisteminin bu krizlere hazırlıklı olması, toplumun sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapıya sahip olması gerekiyordu. Sağlık dediğimiz şey, sosyal devlet anlayışı içerisinde gerçekleşmesi gereken bir hizmettir. Herkesin eşit, ulaşılabilir ve anadilinde sağlık hizmeti alabilmesi gerekiyor.
Ancak son yıllarda sağlık hizmetlerinin giderek parası olanın daha kolay yararlanabildiği bir sisteme dönüştüğünü görüyoruz. Özel hastanelerin yaygınlaşması bunun bir boyutu. Diğer boyutu ise kamu hastanelerinde dahi bazı tetkiklerin, radyolojik incelemelerin, raporların ve ameliyatların daha hızlı yapılabilmesinin ücretle ilişkilendirildiği bir anlayışın ortaya çıkmasıdır. Bu durum, sağlık hizmetlerinin herkes için eşit olması ilkesini zedeliyor.”
‘FİZİKİ KUYRUKLARIN YERİNİ SANAL KUYRUKLAR ALDI’
Sağlık sistemindeki randevu sorununa değinen Ulus, geçmişte hastanelerin önünde oluşan kuyrukların bugün MHRS üzerinden devam ettiğini belirtti. Randevu sistemlerinin sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırması gerektiğini ancak mevcut durumda birçok yurttaşın randevu bulamadığını kaydeden Ulus, şöyle devam etti:
“AKP iktidarı, geçmişte insanların sabahın erken saatlerinde hastanelere giderek muayene olmak için kuyruklarda beklediğini söylüyordu. Bugün fiziki kuyrukların yerini sanal kuyruklar aldı. Artık insanlar hastanelerin önünde saatlerce beklemek yerine telefonlarından ya da internet üzerinden randevu almaya çalışıyor. Ancak sisteme girdiğinizde randevu bulamıyorsunuz. Dolayısıyla kuyruk ortadan kalkmış değil, biçim değiştirmiş durumda. Yurttaşlar sağlık hizmetine ulaşabilmek için bu kez dijital sistemlerin önünde bekliyor.
Özellikle kulak burun boğaz, göz ve dermatoloji gibi bölümlerde randevu bulmakta ciddi güçlükler yaşanıyor. Randevu alamayan yurttaşlar, bu kez özel hastanelere yönelmek zorunda kalıyor. Ancak Türkiye’deki ekonomik kriz, geçim sıkıntısı ve barınma sorunu düşünüldüğünde herkesin özel hastanelere başvurabilecek ekonomik gücü yok.
Bu nedenle sağlık hizmetine erişememek, ekonomik sorunların bir başka boyutu olarak karşımıza çıkıyor. Sağlık hizmetinin ücretsiz ve ulaşılabilir olması gerekirken yurttaşlar, ihtiyaç duydukları sağlık hizmetini alabilmek için ekonomik imkanlarını zorlamak zorunda kalıyor.”
‘BÜTÇE, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE AYRILMIYOR’
Sağlık sistemindeki sorunların yalnızca randevu bulamamakla sınırlı olmadığını söyleyen Ulus, şunlara dikkat çekti:
“Sağlık Bakanlığının bütçesine ve sağlık politikalarına baktığımızda, koruyucu sağlık hizmetlerinin sürekli geri planda kaldığını görüyoruz. Oysa sağlık hizmeti, yalnızca insan hastalandıktan sonra hastaneye gitmesi ve tedavi edilmesi demek değildir. İnsanların hastalanmasını önleyecek koşulların oluşturulması da sağlık hizmetinin temel bir parçasıdır. Temiz hava, temiz su, koruyucu aşılar, psikolojik ve sosyal destekler bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Ancak mevcut sistemde tedavi edici sağlık hizmetlerine ağırlık veriliyor. Bütçenin büyük bölümünün hastaneler, muayeneler ve tedaviler üzerinden şekillendiğini, koruyucu sağlık hizmetlerinin ise yeterince desteklenmediğini görüyoruz.
Koruyucu sağlık hizmetleri, toplumun hastalanmasını önlemeye dönük çalışmalardır. Bu hizmetlerin güçlendirilmesi, insanların sağlık sorunları yaşamadan önce gerekli önlemlerin alınması anlamına geliyor. Sağlık politikalarının bu anlayışla yeniden düzenlenmesi gerekiyor.”
‘KÜRTÇE SAĞLIK HİZMETİ EKSİKLİĞİ SÜRÜYOR’
Sağlık hizmetlerinde anadilinin önemine işaret eden Mehmet Nuri Ulus, şöyle konuştu:
“Bir hastalığı doğru şekilde teşhis edebilmek için hastanın şikayetlerini ve yaşadığı sorunları anlayabilmeniz gerekiyor. Bunun en önemli araçlarından biri dildir. Hasta, yaşadığı rahatsızlığı kendi anadilinde ifade edebildiğinde kendisini daha rahat anlatabilir. Sağlık çalışanının da hastayı doğru anlaması, hastalığın öyküsünü eksiksiz alması gerekir.
Sağlık Bakanlığının sistemlerinde farklı dillerde hizmet sunulmasına yönelik imkanlar bulunurken Kürtçe konusunda aynı yaklaşımı göremiyoruz. Kürtçe konuşan yurttaşların kendi anadillerinde sağlık hizmeti alabilmesi için gerekli politikalar oluşturulmuş değil. Bu, sağlık hizmetine erişim bakımından önemli bir eksikliktir.
Dil bariyeri nedeniyle hasta ile sağlık çalışanı arasında iletişim sorunları yaşanabiliyor. İletişimin yeterince kurulamaması; yanlış anlaşılmalara, hastanın şikayetlerini eksik aktarmasına ve teşhis sürecinin zorlaşmasına neden olabilir. Bu nedenle sağlık hizmetlerinde anadilinin dikkate alınması gerekiyor.
Herkesin kendi anadilinde sağlık hizmeti alabilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı. Sağlık Bakanlığının bu konuda hızlı ve kapsamlı politikalar geliştirmesi gerekiyor. Sağlık hizmetinin eşitliği, yalnızca hastanenin kapısının herkese açık olmasıyla sağlanamaz. İnsanların kendilerini ifade edebildiği ve sağlık çalışanlarıyla sağlıklı iletişim kurabildiği bir sistemin oluşturulması gerekiyor.”
AMED’DE HASTANELERİN FİZİKİ KOŞULLARI YETERSİZ
Hastanelerdeki fiziki yetersizliklerin sağlık hizmetlerinin sunumunu zorlaştırdığını vurgulayan Ulus, şunları söyledi:
“Sağlık hizmetinin sunulduğu fiziki binaların yeterliliği de önemli bir sorun. Amed’de bunu açık biçimde görüyoruz. Şehir Hastanesi adı altında yeni bir hastaneden söz ediliyor. Ancak mevcut hastanelerin durumuna baktığımızda ciddi eksikliklerle karşılaşıyoruz.
Selahaddin Eyyubi Çocuk Hastanesi hakkında, 6 Şubat depremlerinin ardından yıkım kararı alındığı, sağlamlık testlerinden geçmediği ifade ediliyor. Buna rağmen tasarruf tedbirleri gerekçe gösterilerek gerekli adımların atılmadığı bir durumla karşı karşıyayız.
Bir tarafta yeni hastane projeleri gündeme getiriliyor, diğer tarafta mevcut hastanelerin fiziki koşullarına ilişkin sorunlar devam ediyor. Sağlık hizmeti sunulan binaların güvenli olması, hastaların ve sağlık çalışanlarının ihtiyaçlarına uygun biçimde düzenlenmesi gerekiyor. Sağlık hizmeti, insanların şansına bırakılabilecek bir alan değildir. Yurttaşların güvenli koşullarda sağlık hizmeti alması devletin sorumluluğudur.”
‘SAĞLIKTAN TASARRUF EDİLEMEZ’
Sağlık alanında yaşanan sorunların çözümü için bütünlüklü bir politika değişikliğine ihtiyaç olduğunu belirten Mehmet Nuri Ulus, şunları ekledi:
“Bizim temel yaklaşımımız, ‘Sağlıktan tasarruf edilemez’ sözüdür. Bugün bu sözün ne kadar önemli olduğunu yaşanan sorunlarda görüyoruz. Her alanda tasarruftan söz edilebilir ancak sağlık alanında yapılan tasarrufların sonuçları insanların yaşamını doğrudan etkiliyor. Sağlık hizmetlerinin sunulmasında gerekli personelin istihdam edilmemesi, hastanelerin fiziki koşullarının iyileştirilmemesi ve koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli bütçe ayrılmaması, yurttaşların sağlık hizmetine erişimini zorlaştırıyor.
Sağlık sisteminin baştan sona yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Öncelikle sağlık hizmetlerinin herkes için eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir olması sağlanmalı. Bunun için yeterli sayıda sağlık emekçisi istihdam edilmeli, atama bekleyen sağlık çalışanlarının atamaları yapılmalı ve mevcut hastanelerin fiziki koşulları iyileştirilmeli. Yeni açılan birimlerin de gerekli altyapı ve personel sağlandıktan sonra hizmet vermesi gerekiyor.
Bunun yanı sıra koruyucu sağlık hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılmalı ve insanların hastalanmasını önlemeye dönük politikalar geliştirilmelidir. Sağlık hizmetlerinin anadilinde sunulması için gerekli düzenlemeler yapılmalı, hastaların sağlık çalışanlarıyla sağlıklı iletişim kurabilmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.”