Komedyen Deniz Göktaş’ın milyonların beğenisini alan YouTube’daki “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde yaptığı politik mizah gerekçe gösterilerek, “Dini değerleri aşağılama” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla tutuklanması infial yarattı. Yurtdışından döner dönmez havalimanında gözaltına alınan Göktaş’ın, götürüldüğü İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde ters kelepçeli fotoğrafının sanal medya platformuna servis edilmesi büyük tepki toplamıştı. Göktaş ile dayanışmak için Çağlayan Adliyesi’nde nöbet tutan siyasetçilerden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Cengiz Çiçek, bu haksız ve hukuksuz tutuklamayı ANF’ye değerlendirdi.

‘KÜLTÜREL İKTİDAR OLAMAYAN AKP REJİMİNİN YOL DÖŞEME OPERASYONU’
Stand-up'çı Deniz Göktaş’ın gözaltına alınıp tutuklanmasının Türkiye'deki rejimin otoriter karakterinin göstergesi olduğunu vurgulayan Cengiz Çiçek, bu zulmün aslında bütün farklı düşünenlere, farklı olanlara dönük iktidarın nefes aldırmama politikasının en somut örneği olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce yaptığı, “Biz siyasal iktidar olduk ama kültürel iktidar olamadık” itirafını hatırlatan Çiçek, Deniz Göktaş meselesinin kültürel iktidar olamayan AKP rejiminin kültürel iktidara giden yolları döşeyen bir operasyon süreci olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
‘KAHKAHANIN ORTAKLIĞINDAN İKTİDARIN NE KADAR KORKTUĞUNUN GÖSTERGESİ’
Deniz Göktaş’ın yaptığı politik mizahla sol ve muhalif dünyada da umut olduğunu ifade eden Çiçek, “Deniz’in etrafında bu kadar toplumsal ve siyasal kenetlenmenin olmasının temel nedeni bu. Bu da siyasi hicvin ne kadar önemli olduğunu da gösterdi. Deniz gösterisini yaparken karşısındaki yüzlerce, binlerce insan aynı anda kahkaha atıyor. Esas olarak kahkahanın ortaklığından iktidarın ne kadar korktuğunun da bir göstergesi. Deniz stand-up gösterisiyle rejim karşıtı insanların ortak değer yargılarında nasıl buluştuğunu da tekrar gösterdi. Bu da AKP’nin en büyük korkusu. Bunu Gezi Direnişi’nde de gördük. Gezi Direnişi’ndeki çokluk, farklılık ve mizah iktidarı çok korkutmuştu. Deniz Göktaş da gösterisiyle aslında bir kez daha itaat etmeyenlerin, rejime boyun eğmeyenlerin, sorgulayan, gülen ve güldürdükçe de hayata bağlananların sesi oldu” diye konuştu.
‘AYDINLAR DÜN YAKILIYORDU, BUGÜN HAPSEDİLİYOR’
Deniz Göktaş’ın Türkiye’ye 2 Temmuz günü dönmesinin de önemli bir mesaj içerdiğini belirten Çiçek, şunları kaydetti: “Deniz, 2 Temmuz’da, yani Sivas Katliamı’nın 33. yıldönümünde Türkiye’ye geri döndü. Bilinçli olarak mı bu tarihi seçti bilmiyorum ama o fotoğrafın kendisi bile aslında bir Türkiye fotoğrafı oldu. Yazarlara, sanatçılara, aydınlara 33 yıl sonra da tahammül edilemediğinin bir fotoğrafı oldu. Onları katleden zihniyetin yıllar sonra dışa vurumu oldu. Dün yakılarak katledilen aydınlar, bugün de ‘milli ve dini değerler’, ‘kamu güvenliği’ adı altında tutsak ediliyor. Bu aslında aydınların, solcuların, Alevilerin, demokratların ve devrimcilerin bu ülkede güvenliği olmadığını da gösteriyor. Deniz bu yönüyle aslında bilerek ya da bilmeyerek bir şeye işaret etti. 33 aydının katledilişinin yıldönümünde ülkeye geri dönen Deniz, bu toprakların öz çocuğu, öz değeri olduğunu bu sistemin yüzüne söylemiş oldu. Çünkü isteseydi geri dönmezdi ama döndü. Şimdi bunu hazmedemeyenler, onu ters kelepçeleyerek, bu ters kelepçeli görüntüsünü de servis ettiler. Bu aynı zamanda Deniz gibi düşünenlere, yaşayanlara, itaat etmeyenlere de bir mesajdı. Birileri Sivas Katliamı'nda sözde ‘firari sanıkları’ zaman aşımına tabi tutarak bir şekilde cezasızlıkla ödüllendirdiler. O sözde firari sanıkların nerelerde, kimler tarafından saklandığını, kollandığını da az çok biliyorum. Meseleye oradan bakıldığında; 33 cana kıyanlar serbest, özgür ama mizah yapan, sanat icra eden, gülerken güldüren, toplumu tekrardan kahkahalarla buluşturan ve hayata bağlayan insanların ters kelepçeli görüntüsü servis ediliyor. Bu aslında bu rejimin özeti. Sivas Katliamı’nda hayatımızı karartanlar, değerlerimizi, canlarımızı diri diri yakanlar özgür ama Deniz gibi bizi kahkahalara boğan, gülen ve güldürenler mahkum. Bu aynı zamanda bizim özgürlük arayışımıza, yaşam sevincimize dönük bir müdahale. Tam da bundan ötürü inadına kahkaha atmak ve kahkahalarımızı çoğaltmak zorundayız.”
‘KOMEDYENİNDEN BU KADAR KORKACAK DÜZEYDE BİR SİSTEM ÖRGÜTLEMİŞSENİZ VAY HALİNİZE’
Çiçek, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin barış ve demokratik toplum sürecinin yürütüldüğü böylesi bir dönemde yapılan bu anti-demokratik uygulamaların büyük bir tutarsızlığa da işaret ettiğini hatırlattı. Bu süreçte en çok demokratikleşme üzerine durduklarını vurgulayan Çiçek, “Cumhuriyet kurulurken Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, sosyalistler, devrimciler cumhuriyetin kapısının dışına itildi. Kuruluş aşamasında tasfiye edilenler de oldu. Bugün Deniz’i konuşurken tekrardan şu süreç bağlamında bunu hatırlatmamız lazım. Biz, cumhuriyetin demokratikleşmesi mücadelesini bütün dışlanmış kesimler adına da veriyoruz. Biz cumhuriyete demokratik mücadelemizle dahil olmak istiyoruz. Ulusalcıların kurduğu cumhuriyet zaten birçok farklı kesimi dışladı. İkinci yüzyılında bunun artık değişmesini istiyoruz. Ulusalcılar ve daha sonra İslamcıların hakim olduğu yüz üç yıllık dönemin toplamını biz anti-demokratik, oligarşik cumhuriyet olarak değerlendiriyoruz. Totaliter cumhuriyet olarak değerlendiriyoruz. Biz demokratik cumhuriyet mücadelesini büyütmeye çalışırken, çatışmadan siyasal ve hukuki zemine çekmeye çalışırken kendimizi bir demokratik mücadele gücü olarak zaten siyasi ve hukuki zeminde tarif ediyoruz. Sayın Öcalan da, biz DEM Parti olarak da rejimdeki muhataplarımızla görüştüğümüzde, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, kimlik, inanç özgürlüğü, kadın özgürlük çizgisi, cinsiyet özgürlüğü üzerinde duruyoruz. Biz bütün muhalifler için ifade ve örgütlenme özgürlük alanını genişletmeye çalışırken, siz bir sanatçıyı neredeyse, yani sisteme düşman, baş düşman ilan edip ters kelepçeyle yargılıyorsanız, hapsederek sindirmeye çalışıyorsanız o zaman doğal olarak da başta Kürtler olmak göre toplumun birçok kesimi bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu çelişkisini yaşar. Siz sırf yaptığı politik mizah nedeniyle bir komedyeni kamu güvenliğine, milli güvenliğe tehdit olarak görüyorsanız, vay halinize sizin. Yani komedyeninden bu kadar korkacak düzeyde bir sistem örgütlemişseniz vay halinize. İktidara güvensizlik en temel nedeni, bu tutarsızlık hali. Kürtlerin de, demokratların da, sosyalistlerin de, en çok süreci eleştirdikleri nokta iktidara güvensizlik. Dinlediğimizde bizi hayata bağlayan 32 yaşındaki bir komedyenden bu kadar korkuyorsanız, Kürtlere, Alevilere ve muhaliflere dair korkunuzun yüksekliğini biz düşünemiyoruz. Baskıyla kendisini ayakta tutmaktan başka şansı yok. Demek ki bu bir çaresizlik hali. İşte Abdülhamid dönemi gibi istibdat rejimi denir ya. Yani her yerde ajanlaşma. Mesela Deniz'i kim gammazlıyor? Yandaş medyadan, yandaşlardan birileri. Şunu söyledi, bunu yaptı, şuna hakaret etti, buna dil uzattı. Şimdi din sadece sizin dininiz mi? Deniz'in annesi, babası, akrabaları inançlı değil mi? Yani dini inanç alanını bile o kadar çok kendi tekel alanınıza koyup bir iktidar aracı haline getirmişsiniz ki, kendiniz gibi düşünmeyen herkesi ya milli güvenliğe tehdit, ya kamu düzenine tehdit, ya da dini alemi aşağılama gibi kalıplarla cezalandırmaya kalkışıyorsunuz” diye tepki gösterdi.
‘BİZİM GÜVENLİĞİMİZ NE OLACAK’
Dini ve inançları kendi tekeline almanın, dini inanç alanının içini boşaltmak anlamına geldiğini vurgulayan Çiçek, “Kamu düzeni diyorsunuz, muhaliflerin, sosyalistlerin, demokratların, Kürtlerin, Alevilerin kendi düzeni yok mu? Milli güvenlik diyorsunuz, biz kimiz? Bu topraklarda emekçileriz, yoksullarız, üretenleriz, vergi verenleriz. Bizim güvenliğimiz ne olacak? Sizin parti güvenliğiniz, sizin iktidar güvenliğiniz bu kadar önemli de Deniz'in güvenliği ne olacak? Ailesinin güvenliği ne olacak? Her yerde herkese hedef gösteriyorsunuz. Muhaliflerin, bizim güvenliğimiz ne olacak? Dolayısıyla siz toplumun güvenliğini öne koyan adımlar atmadığınız sürece, yaklaşımlara saygı duymadığınız sürece toplumla aranızdaki mesafe her geçen gün artıyor” vurgusunda bulundu.
‘ASKERİ DÖNEMDE DE AKP DÖNEMİNDE DE DÖVÜLEN HEP BİZ OLDUK’
Baskıyla, zulümle, farklı yaşam alanlarına dönük müdahaleyle bir yere varılamayacağını yakın tarihin zaten gösterdiğini hatırlatan Çiçek, şöyle konuştu: “Siyasal İslamcı hareket de aslında cumhuriyetin kuruluşunda dışlanmış toplumsal kesimlerdi. Ama gelinen noktada cumhuriyetin dışladığı dünün mazlumları bugünün gerçekten zalimlerine dönüştü. Dün askerlerin Türkiye'yi yönettiği, siyasete baskılarla dizayn verdiği bir ülkeden, bugün yargı eliyle siyaseti ve toplumu dizayn etmeye çalışan bir AKP yönetimine gidildi. Askeri dönemde de AKP döneminde de dövülen hep biz olduk. Barış ve demokratik toplum sürecindeki temel amaçlarımızdan biri bu oyunu bozmak. Yani kadın, Kürt, Alevi, sosyalist, komünist, ateist, farklı yaşam alanlarına, yaşam tarzına sahip herkes her dönem dövüldü. Biz ötekiler olarak askerin hakim olduğu dönemde de dövüldük. Şimdi AKP’nin hakim olduğu son 23 yıllık dönemde de yargı eliyle dövülüyoruz. Haliyle aslında dövülen hep belli kesimler, belli gruplar.
‘NE BİZİ SIKIŞTIRMAK İSTEDİĞİNİZ ADLİYELERE NE DE HAPİSHANELERE SIĞMADIK, SIĞMAYACAĞIZ’
O zaman buradan hangi dersi çıkarmak lazım? Siyasal mücadeleyi sadece ideolojik kalıplar üzerinden değil, CHP-AKP gibi kaba bir karşıtlık üzerinden okumamak lazım. Çünkü Türkiye'de baskı ve sömürüye dayalı düzen iki egemen blok tarafından bugüne kadar sürdürüldü ve Türkçü ve İslamcı olan bu iki egemen bloğun hedefinde hep biz vardık, Deniz’ler vardı. Bugün hapsedilen Deniz 32 yaşında. Dün Deniz 20’li yaşlarında dar ağacına götürüldü. Gelenek ve direniş de devam ediyor farklı biçimde. Bugünün Deniz’i sanatıyla direniyor, sözüyle direniyor, mizahla direniyor. Aynı baskı karşısında direniş geleneği devam ediyor. O yüzden Deniz’leri sahiplenmek, Deniz’lerin mizahını çoğaltmak ve inadına gülmek, inadına mizah, inadına kahkaha atmak demek. Zalimlerin ve zulmedenlerin inadına, bizi hayattan soğutmak isteyenlerin inadına, hayattan koparmak isteyenlerin inadına güleceğiz, güleceğiz, güleceğiz. Kahkaha atmak devrimci bir eylemdir. Umutlu olmak gerçekten devrimcilerin, demokratların görevidir. Geleceğe dair mücadele kararlılığını büyütmek, pekiştirmek, güçlendirmek, yan yana, omuz omuza bir arada mücadeleyi, demokrasi mücadelesini yükseltmek, büyük kahkaha buluşmaları gerçekleştirmek… Muhalifleri adliye koridorlarına sıkıştıran, daraltan, sıkıştırdığı alanda tekil hale getiren, yalnızlaştıran ve umutsuz hale getiren bu zihniyete karşı umudu yeşertmek zorundayız. Biz adliye koridorlarına sığmayan bir halkız, milyonlarız. Bizi kapatmak istedikleri cezaevlerine sığmayacağız. Sürgünlere gönderdiler, dünyaya sığmıyoruz. Dünyanın her yerinde mücadele ediyoruz. Biz halkız, haklıyız, kazanacağız.”