Siyaset bilimci- ve yazar Mehmet Zahir Sarıtaş, Çerçeve Yasa’yı ve yeni çözüm sürecinin bundan sonraki aşamalarını ANF’ye değerlendirdi.
Sarıtaş, Çerçeve Yasa’ya gelinen süreci Kürt halkının tarihsel mücadelesi bağlamında değerlendirerek, yasanın Kürt sorununun çözümü noktasında bir başlangıç olarak önemsenmesi gerektiğini ifade etti ve şunlara dikkat çekti:
“Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere karşı sürdürülen ret, imha, inkar, asimilasyon ve baskı politikaları Kürt-Türk ilişkilerinde büyük tahribatlar yaratarak büyük acılara sebep oldu. Bu politikaların doğal sonucu olarak Kürtler sürekli bir isyan ve direniş mücadelesi içinde oldu. Son elli yıla yakın tarihte de PKK isyanı ve direnişi yaşandı. Bu durum, Cumhuriyet’in en temel sorunu olan Kürt meselesini sürekli gündemde tutarak çatışma ve savaş zemini yaratı. Devlet, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt meselesini bu zeminde tutarak katı politikalarında ısrar etti. Bu ısrarın Türkiye toplumunun tamamına, devlete ve Kürtlere büyük bir maliyeti oldu. Karşılıklı on binlerce insanın yaşamına mal oldu; büyük ekonomik, sosyal, siyasal ve toplumsal sorunlara neden oldu.
Ağırlıklı olarak Ortadoğu’yu merkezine alan Üçüncü Dünya Savaşı, küresel ve bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirme ve oluşturma durumu yarattı. Bu durum, devletin bekası açısından ciddi bir risk olarak görüldü. Bu riskleri bertaraf etmek için Kürtlerle çatışmanın bitirilmesi ve bununla birlikte iç cepheyi güçlendirme amacıyla devlet, Sayın Bahçeli üzerinden bir girişimde bulundu. Sayın Öcalan da bu girişime olumlu cevap vererek 27 Şubat’ta ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı yaptı. PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması, bununla Kürt meselesinin çatışma zemininden demokratik siyaset zeminine taşınmasını vurgulayarak yeni bir çözüm ve barış süreci başlattı.
Bu süreçte PKK, kongre kararıyla kendisini feshetti, silahlı güçlerini Türkiye’den ve çatışma riski olan bölgelerden geri çekti, silah bırakma iradesini ortaya koymak için KCK Eş Başkanı Besê Hozat’ın öncülüğünde 30 kişilik gerilla grubu silahlarını yaktı. Bütün bunlara karşılık devlet, süreci çok zamana yayan ve ağırdan alan bir yaklaşım içinde oldu. Bu iki yıla yakın zaman diliminde devletin bu yaklaşımından kaynaklı toplumsal güven ve sürece kaygılı yaklaşım gelişti.
Tüm bu gelişmelerden sonra nihayet Çerçeve Yasa Meclis’e gelip komisyondan geçerek yasallaşması için Genel Kurul’a gelecek. Yasanın çerçevesi bazı muğlaklıklar ve dar bir kapsama sahip olsa da sürecin başlangıç adımı olarak önemsenmelidir.”
YASANIN KAPSAMI VE MUĞLAKLIKLAR
Yasa maddelerine bakıldığında, sadece PKK-KCK yönetici ve üyelerinin bazı şartlara bağlanarak toplumsal yaşama dahil edilmesinin amaçlandığını belirten Sarıtaş, şöyle konuştu:
“Bu da muğlak ve kategorize eden bir çerçevede tutularak kapsamı daraltılmış. Kasten öldürmenin yasadan hariç tutulması, yasanın amacı ve ruhuna ters, muğlak bir kavramdır. Tüm gerillalar bu kapsamın içine sokulabilir ve ciddi bir güvensizlik yaratabilir. Dolayısıyla bu kavramın yasadan çıkarılması gerekir.
Sayın Öcalan’ın statüsü ve özgürlüğünü yasa kapsamı dışında tutmak için 1 Haziran 2005’ten önce müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezası gerektiren suçlar da hariç tutulmuş. Bu, hem sürecin gidişatını hem de sürece olan güveni zedeler. Buna gerek duymadan AİHM’nin ‘umut hakkı’ kararı çerçevesinde sürecin temel aktörü, muhatabı ve baş müzakerecisi olan Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü ve özgürlüğü sağlanabilirdi.”
‘SİYASİ FAALİYET YÜRÜTENLER DE KAPSAMA ALINMALI’
Yasadan yararlanmanın yazılı bildirimde bulunma şartına bağlanmasının yalnızca PKK üyelerinin başvurabileceği bir durum yarattığına dikkat çeken Sarıtaş, şunları belirtti:
“Oysa örgüte üye olmadıkları halde örgütlenme ve düşünce özgürlüğü kapsamında legal siyasi faaliyet yürüten, ancak zorlama, hukuk dışı yöntem ve iddialarla, asılsız gizli tanık beyanlarıyla, örgüt üyesi ve propagandası suçlamalarıyla cezalandırılan ve cezalandırılmaya çalışılan binlerce siyasetçi var. Bunlar da yasa kapsamı dışında bırakılmış. Bu durumda olanlara dair yasada herhangi bir belirleme veya madde yok.
Bu durumda olanların PKK’den ayrı olarak ele alınıp örgütlenme ve düşünce özgürlüğü kapsamında dosyalarının görüldükleri mahkemece düşürülmesine dair bir maddenin de olması gerekirdi.”
‘‘TERÖR ÖRGÜTÜ’ TANIMI SÜRECİN RUHUYLA BAĞDAŞMIYOR’
“Yasada, çözüm sürecinin birlikte yürütüldüğü ve muhatap olan Özgürlük Hareketi2nin halen ‘terör örgütü’ nitelendirilmesi de sürecin ruhu ve muhataba yaklaşım açısından sorunludur” diyen Sarıtaş, “Silahlı örgüt, yasadışı örgüt veya illegal örgüt kavramlarından biri kullanılabilirdi. Çünkü sürecin ‘terör’ denkleminde ele alınmaması, barış ve demokratik toplum denkleminde ele alınması daha doğru olurdu. Yasanın adında belirtilen dayanışma ve bütünleşme amacına daha uygun ve kapsayıcı bir yaklaşım olurdu” ifadelerini kullandı.
‘UYGULAMA, DENETİM YETKİSİ VE SORUMLULUK SİYASİ İKTİDARDA’
Çerçeve Yasa’nın nasıl uygulanacağının asıl önemli konu olduğunu ifade eden Sarıtaş, şunları vurguladı:
“Yasanın 7. maddesine göre kanunun takibi, koordinasyonu ve uygulamasının Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında; Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri’nden oluşan sekiz kişilik kurul tarafından yapılır. Kurul, ihtiyaç halinde alt komisyonlar oluşturabilir. Bakanlar ve gerekli kişileri kurul ve komisyon toplantılarına davet edebilir. Kurul, gerekli gördüğünde adli, idari ve yasal düzenlemeler talep edebilir.
Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere TBMM’de izleme komisyonu kurulur. Bu komisyon süreci izler ve tavsiyelerde bulunabilir. Bu maddeye göre, bu kanunun sonuçlandırılmasıyla ilgili tüm sürecin yetki ve inisiyatifinin oluşturulan kurulda olduğu görülüyor. Kurulun bileşimine baktığımızda, dolayısıyla yetki siyasi iktidardadır.
Ayrıca 10. Maddede, kanunla ilgili görevleri yerine getirenlere görevleri nedeniyle hukuki, idari ve cezai sorumluluk doğmaz güvencesi de dikkate alındığında, devletin ve iktidarın sonuçlandırma niyeti ve iradesi varsa bu çok olumlu bir imkan yaratıyor. Ancak böyle bir niyet ve iradesi yoksa süreci sonuçsuz bırakma imkanı da yaratıyor. Dolayısıyla bu sürecin olumlu veya olumsuz sonuçlanma sorumluluğu da siyasi iktidardadır.
Süreç başladığından beri atılan adımlar ve sürecin geldiği aşama açısından daha çok Sayın Öcalan’ın inisiyatifi ve çabası belirleyiciydi. Devlet, iktidar ve Bahçeli daha çok süreci sahiplenen ve destekleyen bir pozisyondaydı. Ana muhalefet ve bazı diğer partilerin de olumlu yaklaşımı ve desteği vardı.
Ancak bu kanunla birlikte artık inisiyatif ve sorumluluk iktidara geçmiş olacak. Bu, sürecin aşamaları boyutuyla sorun değil, olması gerekendir. Çünkü meselenin şiddet zemininden çıkarılması için en belirleyici aktör Sayın Öcalan’dı ve bunu büyük bir hassasiyet ve inisiyatifle bu aşamaya getirdi.
Şimdi de sıra devletin ve iktidarın atması gereken adımlara geldi ve bu kapsamda bu çerçeve veya başlangıç yasası çıkarılıyor. Dolayısıyla bu aşamada devletin ve iktidarın inisiyatif alması olması gerekendir ve sürecin doğası gereğidir. Devlet ve iktidar, bu yasanın gereklerini hassasiyetle uygularsa ve süreç içerisinde Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü sağlarsa rolünü ve misyonunu daha iyi yerine getirir. Böylece Kürt meselesinin çatışma zemininden çıkarılması tamamlanmış olacak.”
DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE YENİ AŞAMA
Kürt meselesinin demokratik siyaset zemininde çözümü için gerekli yasaların çıkarılması gerektiğini kaydeden Mehmet Zahir Sarıtaş, şöyle konuştu:
“Bu aşamanın başarıyla tamamlanmasından sonra sıra Kürt meselesinin demokratik siyaset zemininde demokratik çözümü aşamasına gelecek. Yani demokratik entegrasyonla demokratik cumhuriyetin inşasına. Bu aşamada hem devlet ve iktidar hem de Sayın Öcalan ve Kürtler, Kürt meselesinin çözümüne dair stratejik plan ve programlarını oluşturmalıdırlar. Çözüm programlarını demokratik müzakere yöntemiyle tartışmalıdırlar.
Burada taraflar eşit ve orantılı bir inisiyatife sahip olmalıdır. Yani devlet, tek taraflı yaklaşımlardan kaçınmalıdır. Bu tartışmalardan sonra belli bir çözüm mutabakatı açığa çıkarılır. Son aşama olarak bu mutabakatın gerektirdiği yasal ve anayasal düzenlemeler Melis’te çıkarılır. Böylece Kürt meselesinin demokratik çözümü gerçekleşmiş olur. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi olacak.
Kürtler açısından da tüm bu aşamaların çözüm odaklı gelişmesi ve demokratikleşme adımlarının atılabilmesi için demokratik siyaset stratejisiyle güçlü ve örgütlü demokratik toplum inşası ve demokratik ulusal birlik çalışmalarını yeni mücadele döneminin temel ve öncelikli hedefi ve çalışma alanı olarak belirlemeli ve gerçekleştirmelidirler.”