“Demokratik Toplum ve Barış Süreci” kapsamında hazırlanan, silahlı mücadelenin sonlandırılması ve hukuki altyapısının oluşturulmasını hedefleyen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, 5 Ağustos’ta Türkiye Meclisi’ne sunuldu. 12 maddeden oluşan teklif, silah bırakanların hukuki durumundan denetim mekanizmalarına kadar birçok başlığı içerirken, Kürt sorununun siyasal ve anayasal boyutlarına yer vermemesi nedeniyle tartışmalara yol açtı. Madde dün gece Meclis’te kabul edildi.
Yeni durumu ve beraberinde getirdiği tartışmaları ajansımıza değerlendiren KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, çerçeve yasa teklifini sorunu tek başına çözecek nihai bir düzenleme olarak değil, uzun yıllara yayılan çatışmaların ardından mücadelenin siyasal ve demokratik zemine taşınmasının hukuki başlangıcı olarak gördüklerini belirtti.
Yasanın kapsamı ve dili açısından önemli eksiklikler barındırdığına dikkat çeken Kartal, dağdan ve Avrupa’dan dönüşler, hukuki statü, askerlik, siyasi faaliyetlere getirilen sınırlamalar ve uygulama mekanizmalarının önümüzdeki aşamalarda mutlaka ele alınması gerektiğini söyledi.
Sürecin ilerleyen aşamalarında yeni yasal düzenlemelerin yanı sıra diyalog ve müzakere başlıklarının da gündeme geleceğini vurgulayan Kartal, Önder Apo’nun pratik koordinasyon rolüne de dikkat çekti.
Önder Apo’nun yasada açık bir statüyle yer almamasının süreçte rol üstlenmeyeceği anlamına gelmediğini belirten Kartal, özellikle dağdan ve Avrupa’dan Türkiye’ye dönüşlerin Önder Apo’nun koordinasyonu ve çağrıları olmadan gerçekleşemeyeceğini ifade etti. Sürecin ilerlemesi halinde Önder Apo’nun özgür yaşam ve çalışma koşullarının da sonraki aşamalarda yasal gündemin bir parçası olacağını ekledi.
Çerçeve yasanın öneminin, ortaya çıktığı koşullar ve yürütülen süreç birlikte değerlendirilerek anlaşılabileceğini belirten Remzi Kartal, son yüzyılda yaşanan çatışma, inkar ve imha politikalarını hatırlattı. Kürt sorununda diyalog ve mücadelenin askeri çatışmalı ortamdan siyasal-demokratik zemine taşınmasının koşullarının oluşturulduğunu ifade eden Kartal, yasanın bu süreç içerisindeki yerine ilişkin şunları söyledi:
“Bu yasanın önemini, çıktığı koşulları ve süreci göz önüne alarak değerlendirmemiz gerekiyor. Yani son yüzyılda yaşanan çatışma, inkar ve imha politikalarından sonra Kürt sorununda diyalog ve mücadelenin askeri çatışmalı ortamdan siyasal-demokratik zemine taşınmasının koşullarının oluşturulduğu bir süreç. Amaç bu. Onun için yasa her şey değil; bu süreçle ilgili sadece bir kapı açıyor. Bunun ötesinde yasadan çok fazla şey beklemek doğru değil.
Kürt sorununun çözümü bu yasayla söz konusu olmayacak. Bu yasa, sadece demokratik siyasal mücadelenin önünün açılması için bir adımdır. Bu temelde olaya bakarsak, şu anda çıkan yasa, beklentilerimiz ve kapsamlı bir demokratikleşme mücadelesi açısından buna tam olarak cevap verecek nitelikte değil. Ama demokratik siyasal mücadelenin önünü açacak bir kapı, bir giriş ve bir adım olarak ele alındığında önemlidir.
Yasanın üslubu, dili ve birçok boyutu; eksikleri ve yetersizlikleri nedeniyle eleştirilebilir. Daha kapsayıcı olmalıydı. Yani hem dağdan hem Avrupa'dan gelişlerle ilgili sınırlamalar getirilmiş, bu açıdan ciddi eksiklikleri var. Yine kullanılan ‘terör’ kelimeleri gibi dil unsurları da düşüncelerin özgürce ifade edilmesi gereken siyasal-demokratik mücadele zemini açısından bir eksikliktir.
Bir bütün olarak baktığımızda, beklentiler açısından tam bir yanıt olmasa da özü itibarıyla bu stratejik sürecin gelişmesi için diyalog ve demokratik zeminin önünün açılmasına vesile olan tarihî bir adımdır diyebiliriz.”
Yasanın geçiş süreci açısından çıkarıldığının ifade edildiğini belirten Kartal, bunun yalnızca teknik bir geçiş düzenlemesi olarak ele alınamayacağını, dağdan, Avrupa'dan ve özellikle kırsal alandan geri dönecek kişilerin toplumsal yaşama katılımını da kapsayan bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Kartal, “Yasanın bir geçiş süreci için çıkarıldığı ifade ediliyor ama sadece geçiş süreci yetmiyor. Bunun toplumsal anlamda, dağdan, Avrupa'dan ve özellikle kırsal alandan geri gelenlerin toplumsal alana katılmasına ve sorunlarının çözümüne yönelik de bir çerçevesi olmalıydı, fakat yok.
Tabii ki bu yasa ile tartışılması gereken birçok konu var ve bunlar pratik olarak yürütülürken gündeme gelecek. Belki pratik yürütülmesinde Önder Apo'nun doğrudan rolü olacak. Ama bu arkadaşlar nasıl gelecek, nerelerde toplanacaklar? Bunların hem hukuki hem toplumsal boyutuyla ilgili neler yapılması gerekiyor? Bunlar herhalde pratik süreç içerisinde cevaplanması ve tartışılması gereken konulardır” dedi.
‘ASKERLİK SORUNU DA ÇÖZÜLMELİ’
Dağdan ve Avrupa'dan geri dönüşler açısından şimdiye kadar yeterince gündeme gelmeyen bir başka konunun da askerlik olduğuna dikkat çeken Kartal, bu sorunun da süreç içerisinde çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Kartal, şöyle devam etti: “Diğer bir konu da gelenlerin teknik olarak askerlik yapmaması konusudur. Bu, gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husustur. Gelen gerillaların içerisinde askerlik yapan çok az insan var; dolayısıyla askerlik sorunu şu ana kadar hiç gündeme gelmedi. Bunun da aynı şekilde Önder Apo'nun içinde olduğu koordinasyon ve devletle tartışmaların içerisinde uygun bir çözüme kavuşması gerekiyor.
Çünkü uzun süredir dağda yer alan veya Avrupa'da bulunan, askerlik yapmamış bir PKK kadrosunun geri dönme koşulunda askere gitmesi zorlayıcı ve geri dönüşü engelleyen bir konudur. Bu gibi konuların bu süreçte tartışılması ve netleştirilmesi, önümüzdeki ikinci ve üçüncü adımlarda bunlara yönelik çözümlerin üretilmesi gerekir.”
‘HUKUKİ VE SİYASİ SINIRLANDIRMAYLA SONUÇ ALINAMAZ’
Yasalaşma sürecinde yapılan itirazlar ve görüşmeler sonucunda bazı konularda esneme payı oluştuğunu aktaran Remzi Kartal, bunun sürecin ilk adımı olduğunu ve mevcut düzenlemenin dışında kalan konuların yeni yasalar ile diyalog-müzakere sürecinde gündeme geleceğini söyledi.
Kartal, şunları ifade etti: “Gidenlere yönelik bir siyaset yasağı süreci vardı. Beş yıl ve daha fazlası için devletin on yıllık süreci vardı. Fakat yasalaşma sürecinde buna yapılan itirazlar ve görüşmelerde orada bir esneme payı getirilmiş. Yani beş yıl iki, on yıl için üç yıl uygulanacak diye itirazlarla bu noktaya çekilmiş. Bu bir başlangıçtır. Bu yasayla her şey dört dörtlük çözülmüyor. Bu yasadaki eksiklikler ve dışarıda bırakılan birçok konu, yeni yasa ve diyalog-müzakere sürecinde gündemde olacak. Bu temelde yeni yasalar çıkacak.
Resmi siyasi parti yönetimlerinde yer alma ve çalışma konusunda bazı sınırlamalar bulunduğunu belirten Kartal, bunun özgürlük mücadelesi yürüten insanların toplum içerisindeki faaliyetlerini ortadan kaldırmayacağını vurguladı. Kartal, bu duruma ilişkin şunları söyledi:
“Resmi parti yönetimlerinde yer alma ve çalışma konusunda bir sınırlama olduğu doğrudur. Ancak özgürlük mücadelesi yürüten insanlar için bir partinin başkanı ya da üyesi olma koşulu yoktur. Toplum içerisinde her alanda çalışabilirler. Hiçbir şey özgürlük militanlarını toplumdan ve çalışmalardan koparamaz; sınırlandırmayla sonuç alınamaz.
Belki resmi boyutta getirilen tahditler, resmi siyasi partilerin yönetiminde aktif görev alma konusunda engelleyici olabilir ama çalışmalar bir biçimde herkes tarafından etkili bir şekilde yürütülür. Her şey başta dört dörtlük olmayabilir. Ancak mücadeleyle, demokratik siyasal mücadeleyi geliştirmekle, toplumu demokratik temelde inşa etmekle birlikte yasal ve anayasal süreçlerin değiştirilmesi her zaman gündemde olacaktır.”
‘GÜVEN SORUNU MÜCADELEYLE AŞILACAK’
Remzi Kartal, yoğun çatışmalı bir dönemden geçildiği için hem Hareket hem de halk açısından ciddi bir güven sorunu bulunduğunu belirterek, güvenin bundan sonraki süreçte de Önder Apo’nun yürüteceği mücadele, kendilerine ve halka duyulan güven üzerinden aşılacağını söyledi.
Kartal, şöyle devam etti: “İnsanlar silah bıraktı, Türkiye'ye döndü; haklarının nasıl düzenleneceğini beklerken devlet ile Hareket arasındaki güven nasıl korunacak? Bu da önemli bir sorudur. Yoğun bir çatışmalı süreçten gelindiği için hem Hareket hem de halk olarak ciddi bir güven sorunu olduğu doğrudur. Fakat biz bu hareketi Önder Apo'nun önderlik ettiği mücadelelerle, önderliğe duyduğumuz güvenle, kendimize ve halkımıza duyduğumuz güvenle yürüttük. Bundan sonra da öyle olacak. Karşı tarafın da bugüne kadar savaş yürüttükleri bu Hareket’e, onun stratejisine ve çalışmalarına yönelik bir güven sorunu var.
Fakat bu güven sorununu, baş müzakerecimiz olan Önder Apo'nun yürüttüğü sürece olan inançla, kendimize ve önderliğimize duyduğumuz güvenle aşacağız. Hem kendi cephemizdeki hem de karşı cephedeki güvensizliği aşmak için buna uygun bir dil, söylem, tarz, üslup, taktik ve stratejiyle yaklaşarak bu güvensizliğin giderek aşılacağına inanıyorum.”
‘KÜRTLERİN ÇOK BÜYÜK KAZANIMI VAR’
Silahlı mücadelenin sonlandırılmasının ardından Kürt meselesinin siyasal, anayasal ve kültürel boyutlarının nasıl ilerleyeceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kartal, yeni sürecin Kürtlerin siyasal-demokratik zeminde mücadele yürütmesinin koşullarını oluşturduğunu vurgulayarak şunları ifade etti:
“Temel sorun burada. Kamuoyunda bazı sorular soruluyor: Hani feshedildi, silahlı mücadele ortadan kaldırıldı, devlet ne verdi, Kürtlerin eline ne geçti? Süreci anlamayanlar açısından bu tür sorular sorulabilir. Ama aslında Kürtlerin çok büyük bir kazanımı var.
Kürtler, Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte inkar ve imha politikalarıyla yüz yüze kaldılar. Bu yeni süreç, Kürtlerin siyasal-demokratik zeminde mücadele etmesinin koşullarını yaratıyor. Yani bu diyalog, inkar ve imha politikalarına bir ‘dur2 diyor. Bu yasal adım, meselenin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne taşınması ve siyasal-demokratik zeminin esas alınması, inkar ve imhanın bitmesi demektir.
Kürtlerin ana dili, eğitimi, hukuki ve yasal hakları için demokratik alanlarda mücadele edilecektir. Geçmişte devlet inkar ve imhayı dayattığı için silahlı mücadele zorunlu oldu ve Kürtler kendilerini bununla korumaya çalıştı. Devletin inkar ve imha politikaları boşa çıkarıldı. Eğer devlet bu politikalardan sonuç alsaydı zaten böyle bir diyalog ve süreç gelişmezdi.
Gelişen Ortadoğu savaşları farklı tehdit ve tehlikeleri gündeme getirdi. Bu temelde devlet, Önder Apo'nun mesajını duyacak konuma ve diyaloğa geçme noktasına geldi ve böyle tarihi bir mesajla yeni bir süreç başladı. Artık bu demokratik siyasal zeminde hem Kürtler hem bütün Türkiye için demokrasiyi ve özgürlüğü geliştirmeyi, Kürtlerin varlığını yasal konuma getirmeyi, ana dil eğitimini, kendilerini yönetmeyi, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel haklarını elde etmeyi esas alacağız ve mücadeleyi bu temelde sürdüreceğiz.”
‘BU SÜRECİN GELİŞMESİ İÇİN ÖNDER APO’NUN ÖNCÜLÜK ETMESİ GEREKİYOR’
Önder Apo’nun süreçteki konumuna dikkat çeken Kartal, ilk yasal adımda Önder Apo’nun statüsünün açık biçimde düzenlenmediğini, ancak pratik sürecin koordinasyonunda rol almasının öngörüldüğünü söyledi.
Kartal, devamında şunları belirtti: “Atılan bu ilk yasal adımda Hareket’in sürekli dile getirdiği bir şart vardı: Önder Apo'nun özgürlüğü ve özgür yaşam ile çalışma koşullarının sağlanması. Önder Apo da ifade etti; bu sürecin gelişmesi için çalışma koşullarının oluşturulması, kendisinin bu sürece öncülük etmesi ve koordine etmesi gerekiyor. Görünen o ki devlet ile Önder Apo arasında yürütülen tartışmalarda ve müzakerelerde devlet, ilk adımda kendi kamuoyu açısından buna tam hazır değil. Ama ikinci adımda ve daha sonraki aşamalarda Önder Apo'nun özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması zorunludur. Başka türlü bu süreç gelişmez.
Ancak bu ilk adımda da Önder Apo'nun içinde yer alacağı ve pratik süreci koordine edeceği bir yapı var. Hem dağdan hem Avrupa'dan ülkeye dönüşlerle ilgili sorunları ve çalışmaları Önder Apo koordine edecek, uygun çözümler bulacak ve bütün gelişmeleri denetim ve kontrol altında alacak bir koordinasyon çalışması olacak. Bu konuda bilgimiz var.
Önder Apo olmadan, onun muhatap olmadığı ve çağrı yapmadığı bir süreç, ne gerilla ne de Avrupa alanı için gelişmez; geri dönüşler olmaz. Tabii ki bunu devlet de biliyor. Şu anda bir statü olarak Önder Apo'nun konumu yasada açıkça geçmiyor. Fakat pratik süreci koordine etme noktasında etkili olacağı nettir. Sürecin devam etmesi halinde ikinci adımda koşulları yasal olarak da gündeme gelecektir.
‘ÖNDER APO’NUN ÇALIŞMA KOŞULLARININ SAĞLANMASI ZORUNLUDUR’
Önder Apo’nun çalışma ve iletişim koşullarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kartal, “Şu anda Önder Apo'nun adada yapılan yeni binaya geçtiğini düşünüyoruz. Çünkü bu yasayla birlikte basınla görüşme, bazı kişilerle bir araya gelme ve dış kamuoyuyla iletişim kurma olanaklarına kavuşacak. Yeni yapılan bu bina, onun hem süreci pratik olarak koordine etmesi hem de farklı insanlarla iletişim kurması için çalışma koşullarını sağlayacaktır” dedi.
‘DEMOKRATİK SİYASAL MÜCADELENİN KOŞULLARI OLUŞTURULUYOR’
Sürecin niteliğinin halk ve demokrasi güçleri tarafından doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Remzi Kartal, bunun Kürt sorununun hemen çözüldüğü bir aşama olmadığına, demokratik siyasal mücadelenin koşullarının oluşturulduğu yeni bir dönem olduğuna dikkat çekti.
Kartal, şu ifadeleri kullandı: “En önemli konu, halkımızın ve demokrasi güçlerinin bu sürecin karakterini iyi anlamasıdır. Bu süreç, ‘Kürt sorunu hemen çözülecek, bu yasal adımlar atıldı, bitti’ şeklinde bir düzeyde değildir; demokratik siyasal mücadelenin koşulları oluşturuluyor ve bu, Kürt halkı açısından çok stratejik bir kazanımdır.
Kürt halkı bugüne kadar zorunlu olarak silahlı mücadeleyle inkar ve imhayı durdurmaya çalıştı ve başarılı da oldu. Ama şimdi siyasal mücadeleyle kazanımlar elde edilecek. Halkımız bu yeni süreçte yasal, demokratik ve toplumsal inşa konusunda kendisini sorumlu görmelidir.
Yalnız Kürtler değil; Türk halkı ve Türkiye'deki herkes bulunduğu her alanda Kürt-Türk demokrasi mücadelesini yükseltmeli ve toplumsal inşayı geliştirmelidir. Bu temelde gelişen siyasal mücadeleyle anayasal sistemi değiştirerek yeni ve demokratik bir sistem inşa etmeliyiz. Bu demokratik sistem içerisinde Kürt halkının ana dil eğitimi, yerel yönetimlerdeki imkanları ve siyasal hayatın her alanındaki kazanımları geliştirilmelidir.
Halkımız, yeni bir sürece girdiğinin bilinciyle ‘Ben ne yapabilirim, çevremi nasıl örgütleyebilirim, yürütülen demokratik toplumsal inşada nasıl yer alabilirim?’ soruları üzerine yoğunlaşmalı ve kendisini aktif kılmalıdır. Bu temelde halkımıza ve demokrasi güçlerine başarılar diliyorum.”