Türkiye ve Kürdistan’da son dönemde, özellikle devrimci tutsaklar kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen Y ve S tipi yüksek güvenlikli cezaevlerine sevk edilerek mutlak tecrit altında tutuluyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre bugüne kadar 42 kuyu tipi cezaevi açıldı.
Kuyu tipi cezaevlerine karşı devrimci tutsakların başlattığı açlık grevleri ise sürüyor. Açlık grevindeki tutsakların tek talebi, maruz kaldıkları hak ihlallerinin sona erdirilmesi ve başka cezaevlerine sevk edilmeleri.
Son olarak, 5 Temmuz’da Antalya S Tipi Cezaevi’nde açlık grevinde olan Gürkan Türkoğlu, 268. gününde zorla müdahalenin ardından yaşamını yitirdi.
Kuyu tipi cezaevlerini tecrit politikasının en ileri aşaması olarak belirten Çağdaş Hukukçular Derneği Cezaevi Komisyonu üyesi Naim Eminoğlu, kuyu tipi hapishanelerdeki uygulamaları ve tutsakların taleplerini ajansımıza değerlendirdi.
‘KUYU TİPLERİ TECRİDİN EN ÜST SEVİYEDE YAŞANDIĞI YERLERDİR’
Kuyu tipi cezaevlerinde tecridin en üst düzeyde uygulandığını belirten Eminoğlu, şunları söyledi: “Kuyu tipi hapishaneler, havalandırma hakkının yok edildiği ve tecridin en üst seviyede yaşatıldığı yerler olarak adlandırılabilir. Bu hapishanelerin mimari yapısı hakkında Adalet Bakanlığı’nın bugüne kadar yapmış olduğu bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bu hapishanelerin mimari yapısını, orada kalan müvekkillerimizin ve tutsakların anlatımlarından biliyoruz. Bu hapishane tipi, Y Tipi ve YGC tipi olarak adlandırılan yerler. Türkiye’deki diğer hapishane tiplerinden farklı olarak bu hapishaneler üç katlı şekilde inşa edildi. Duvar yükseklikleri 12-15 metre arasında değişiyor.
En tipik özelliği ise, başta belirttiğimiz üzere, mimari yapısı nedeniyle tutsağın kaldığı hücreye bağlı bir havalandırma alanı mevcut değil. Yani burada kalan bir tutsak, havalandırma hakkını kullanmak için hücresinden uzakta başka bir bölüme götürülüyor. Bu mimari yapı nedeniyle tutsaklara sadece 1 buçuk saat havalandırma hakkı kullandırılıyor. Dolayısıyla bu anlamda tecridin ciddi oranda artırıldığı bir hapishane modeli.
Ayrıca burada bulunan hücrelere güneş ve hava girişi olmuyor. Hücrelerin pencerelerinde fens telinden yapılmış, sadece kalem ucunun girebileceği boşluklar bulunan tel ızgaralar var. Bu durum da mimari yapı nedeniyle zaten hava ve ışık girişinin az olduğu hücrelere hiçbir şekilde ışık ve hava girişi olmamasına yol açıyor.
Bu hapishanelerde hücre bölümleri, tutsaklar birbiriyle iletişim kurmasın diye özel olarak tasarlanmış durumda. Tabii buralarda kitap, sohbet ve mektup gibi pek çok hak gaspı da yaşanıyor. Genel olarak kuyu tipi hapishaneler bu şekilde tarif edilebilir.
5 Temmuz’da kaybettiğimiz Gürkan Türkoğlu da bu hapishanelere karşı 268 gün boyunca direndi. Ancak kuyu tipi hapishaneler, maalesef bu ülkede bir can aldı.”
‘F TİPLERİNDE VAR OLAN TECRİDİN ON KATI BİR TECRİTLE KARŞI KARŞIYA KALINIYOR’
Kuyu tiplerinin mimari olarak insan yaşamına uygun olmayan bir anlayışla inşa edildiğine dikkat çeken Eminoğlu, şöyle devam etti: “Kuyu tipi hapishanelere karşı çıkılmasının en temel nedeni mimari yapısı. Buraların mimari yapısı, özel olarak tutsakları kendi düşünce ve kişiliklerine yabancılaştırmak ve kişiyi hayattan izole ederek yok etmek üzerine tasarlanmış. F Tipi cezaevlerinde var olan tecridin belki de on katı bir tecritle karşı karşıya kalıyor tutsaklar. Bu durum da onları direnmeye ve karşı çıkmaya itiyor. Türkiye’de kuyu tipi hapishanelere karşı bugüne kadar tespit edebildiğimiz kadarıyla 43 kişi uzun süreli açlık grevi eylemi yaptı. Tamamının sevk talebi kabul edildi.
Tutsaklar aslında burada ağır bir tecridi yaşıyor. Havalandırma, bir tutsak için hapishane hayatında önemli bir yer tutuyor. Kaldığı yerde, istediği zaman kullanabileceği bir havalandırma alanının bulunmaması, tutsak açısından pek çok sorunu beraberinde getiriyor. En basitinden, yıkadığı çamaşırları kurutamıyor. Hücrenin içine asmak zorunda kalıyor ve o ıslak çamaşırların nemi hasta olmasına yol açıyor.
Yine kuyu tipi hapishanelerde tutsaklar, havalandırma hakkının gasp edilmesi nedeniyle yeterince güneş ve hava alamıyor. Ayrıca bu hapishanelerde tutsaklar arkadaşlarından uzakta tutuluyor ve hiçbir şekilde diğer tutsaklarla iletişim imkanı bulamıyor. Bu durum da sosyal izolasyonu artırıyor.”
‘İKTİDAR, DEVRİMCİLERİ SUSTURMAK İSTİYOR’
İktidarın kuyu tiplerinde ısrarının devrimci mücadeleyi susturmak olduğunu söyleyen Eminoğlu, şunlara dikkat çekti: “İktidarın kuyu tiplerinde ısrar etmesinin en büyük nedeni, Türkiye’de var olan muhalefeti tamamen susturmak. Devrimcileri, sosyalistleri, yurtseverleri buralara atarak düşüncelerinden vazgeçirmeyi amaçlıyor. İnsani tüm değerlerinden vazgeçmiş ve hiçbir değeri olmayan insan posaları yaratmaya çalışıyor.
Kuyu tipleri de aslında bilinmezlikle yürüyen bir politika. Siyasal iktidar buraların bilinmezliği üzerinden tüm topluma bir korku aşılamaya çalışıyor. Dolayısıyla İstanbul’da yeni tutuklanan, ‘ünlü’ diyebileceğimiz pek çok insanın Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Hapishanesi’ne götürülmesi çok bilinçli bir politika. İktidar, bu kişiler üzerinden tüm topluma bir mesaj veriyor. Kuyu tipi infaz rejimi ile aslında bu toprakları dikensiz bir gül bahçesine çevirmek istiyor. İktidar, bu nedenle muhalefeti yok etmek için kuyu tipi hapishaneleri inşa etmeye ve yaygınlaştırmaya devam ediyor.”
‘KUYU TİPLERİNDE 100’DEN FAZLA SİYASİ TUTSAK BULUNUYOR’
Bugün kuyu tiplerinde 100’den fazla siyasi tutsak olduğunu belirten Naim Eminoğlu, “Kuyu tipi hapishanelerde 100’den fazla siyasi tutsak bulunuyor. Ancak bunların net sayısını bilmiyoruz. Bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla 100’den fazla siyasi tutsak buralarda insanlık dışı koşullarda tutuluyor. Ancak 42 adet kuyu tipi hapishanenin açıldığını Adalet Bakanlığı sitesinden biliyoruz. Dolayısıyla tutsak sayısının daha fazla olması muhtemel diye düşünüyorum” dedi.