GÖRÜNTÜLÜ

Karayılan: Çerçeve yasanın eksik yanları giderilmelidir

Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, 15 Ağustos Diriliş Bayramı vesilesiyle yayınladığı mesajında kalıcı bir barış sağlamak istediklerini dile getirerek çerçeve yasadaki eksik yanların giderilmesi gerektiğini ifade etti.

15 AĞUSTOS

15 Ağustos Diriliş Bayramı vesilesiyle bir mesaj yayınlayan Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, Barış ve Demokratik Toplum süreci kapsamında gelişen süreç konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sürecinin olmazsa olmazı olduğunu dile getiren Karayılan, yasanın bu sürecin mimarı Önder Apo’yu kapsamamasını eleştirdi. Kendinin halen “eğer Önder Apo zindandaysa, kimseye silah bırak ve git diyemem” pozisyonunda olduğunu belirten Karayılan, mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp, siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazır olduklarını belirtti.

“Biz, Önder Apo’nun perspektifleri ve değerli şehitlerimizin anıları temelinde bu süreci gerçekleştireceğiz. Biz biliyoruz ki bu süreç Önder Apo ve şehitlerimizin direniş ve emekleriyle ortaya çıkmıştır. Bu çerçeve kanunun temelinde de Önder Apo’nun emeği ve şehitlerimizin kanı vardır. Biz çerçeve kanunu sıradan ele almıyoruz fakat eksik yanları da giderilmelidir” diyen Karayılan, Kürdistan Özgürlük Davası’nı demokratik siyasetle yürütmek istediklerini dile getirdi.

Karayılan’ın mesajı şu şekilde.

Değerli yoldaşlar, saygıdeğer halkımız;

15 Ağustos Diriliş Bayramı hepinize kutlu olsun!

Öncelikle, tüm Kürdistan Özgürlük Gerillaları ve tüm yoldaşlar adına, 15 Ağustos Diriliş Bayramı’nın 42’nci yıldönümünü Önder Apo’ya kutluyor, selam, saygı ve bağlılık duygularımızı sunuyoruz.

Yine tüm şehit analarının, şehit ailelerimizin ve değerli halkımızın, tüm bölge halklarının, dostlarımızın ve tüm yoldaşlarımızın Diriliş Bayramı’nı kutluyoruz.

Ölümsüz komutanımız Egîd (Mahsum Korkmaz) yoldaş şahsında tüm devrim şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, onlara verdiğimiz sözü bir kez daha yineliyor ve diyoruz ki, “ey şehitler; ruhunuz şad olsun; amaçlarınıza ulaşacağız, mücadelenizi başarıya taşıyacağız!”

Yine Erdal (Engin Sincer), Zeki Şengali (İsmail Özden) ve Atakan Mahir (İbrahim Çoban) yoldaşlar şahsında tüm Ağustos ayı şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

15 Ağustos Hamlesi, sadece bir gerilla atılımı değildi, aynı zamanda halkımızın da atılımıydı. Halkımız da o günlerden bugüne büyük direndi. Katliamlardan geçti. Şırnak, Digor ve Kendekol Katliamlarında yitirdiğimiz canlar şahsında Türk devletinin saldırılarında şehit düşen tüm insanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz.

Değerli arkadaşlar;

Kuzey Kürdistan’da, serhildanların bastırılması ardından çok derin ve kapsamlı bir asimilasyon gelişti. 1970’li yıllarda bu asimilasyon çok ilerlemişti. Öyle olmuştu ki, halkımız erimenin ve yok olmanın eşiğine gelmişti. Öylesi bir dönemde Önder Apo’nun çıkışı tarihi bir çıkıştı. O dönemde devreye giren özgürlük mücadelesi çeşitli adlarla geliştirildi ve bu, halkımıza bir nefes oldu. Ancak hemen onun ardından, 12 Eylül 1980’de askeri-faşist cunta iktidara geldi. Doğrudur; cunta, Türkiye devrimci hareketini ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için iktidara geldi. Ancak aynı zamanda Kürdistan’da, Şark Islahat Planı’nı hayata geçirmek için devreye girdi. Yani 1925 yılındaki Şark Islahat Planı’nı tamamlamak için çabalarda bulundu. Kürdistan’da gündüz çocuklara, geceleri ise kadın ve erkeklere zorla Türkçe öğrettiler. Kürtçeyi yasakladılar. İnsanlar evlerinde bile Kürtçe konuşamaz oldu. Köy meydanlarını işkencehaneye çevirdiler. Kürt insanlarını, kadın-erkek demeden çırılçıplak soyarak aynı meydanda sıraya dizdiler. İnsanlarımıza dışkı yedirdiler. Bu biçimde bir vahşet yürüttüler. Sadece zindanlarda bunları yapmadılar; bütün Kürdistan’ı adeta zindan haline getirdiler.

Hiç kuşku yok ki o vahşete karşı sessiz kalmak, insanlıktan çıkmaktı. Önce Amed Zindanı’nda Mazlum Doğan, Ferhat Kurtay ile yoldaşları ve 14 Temmuz eylemcileri bu duruma karşı çıkış yaptılar, o sessizliği kırdılar ve direniş geliştirdiler. Bu insanlık dışı uygulamalara karşı sessiz kalmamak için, Önder Apo’nun yoğun çabaları vardı ve hazırlıklar geliştirildi. Mahsum Korkmaz yoldaş öncülüğündeki 15 Ağustos Hamlesi bu temelde devreye girdi. Zaten o vahşete karşı durabilmenin başka bir yolu da yoktu.

15 Ağustos Hamlesi, her ne kadar silahla başlamış olsa da, anlamı silahtan çok daha büyüktü. Topluma bir müdahale olarak gelişti. Toplumun sessizliğine karşı bir çağrı oldu. Halkımız önce kuşkulu ve kaygılı yaklaştı. Çünkü o zamana kadar Kürt halkı nerede başını kaldırdıysa, başı kesilmişti. Onun için halk sürece kaygıyla yaklaştı. Ancak ne zaman gördü ki gerilla farklı bir yöntemdir, yenilmiyor, ciddi, kararlı insanlardan oluşuyor ve her gittikçe büyüyor, o zaman anladı ki, özgürlük ve kurtuluşun yöntemi gerilla mücadelesidir. Ondan sonra onu sahiplendi, gençler katıldı ve böylece Kürt halkında bir değişim yaşandı. Güvensizlik güvene, korku cesarete, karamsarlık umuda dönüştü. Ölü bir halk dirildi, ayaklarının üzerine kalktı. Bu temelde önce Nusaybin ve Cizre, sonra ise Kürdistan’ın bir çok yöresinde Kürt halkı sokaklara döküldü. Halkımız, kahramanlarının cenaze törenlerini yapabilmek için sokaklara çıktı. Bu biçimde serhildan (başkaldırı) hareketi başladı. Bu, toplumda çok büyük değişimlere yol açtı. İşte Diriliş Devrimi böyle gerçekleşti. Diriliş Devrimi, düşünsel, siyasi, kültürel, toplumsal bir devrim oldu. Kadın devrimi oldu. Kürt kadını, Berivanların, Saadetlerin, Havvaların öncülüğünde bu devrime katıldı. Bu biçimde 15 Ağustos Atılımı, kendisiyle birlikte toplumsal devrimi yarattı. Gerçek devrim böyle gerçekleşti.

1992 yılında Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel, ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ biçiminde açıklama yaptı. Bu biçimde 1984’ten 1990’a kadar yürütülen gerilla stratejisi başarılı oldu, sonuç aldı. 1993’e geldiğimizde ise gerilla stratejisinin başarısı kesinleşti. Bundan dolayı Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Saygıdeğer Mam Celal’ın aracılığıyla, yeni bir sürecin başlaması için ateşkes ilan edilmesini talep etti. Önder Apo, bu temelde 1993 Newrozu’nda ilk ateşkesi ilan etti. Bu, mücadelemizde yeni bir dönemin, yeni bir stratejinin, siyasi çözüm stratejisinin başlangıcı oldu. Çünkü savaş artık rolünü oynamıştı, yapması gerekeni yapmıştı. Gizli kılınan Kürt sorununu açığa çıkarttı ve masaya koydu. Bu yüzden, siyasi yol ve yöntemlerle çözümün gelişmesi gerekti.

Fakat, gördük ki bunun hemen sonrasında Türkiye’de derin bir el sürece müdahale etti. Turgut Özal öldürüldü ve Kürt sorunu siyasi yöntemlerle çözülmelidir diyerek Turgut Özal’ın yanında duran General Eşref Bitlis, Kürdistan’da özel savaşı en çok yürüten Cem Ersever gibi birçok kişi öldürüldü. Bu biçimde devlet içindeki bir el, bu sorunu bir kördüğüm haline getirdi. Önder Apo daha sonra da ne zaman fırsatını bulduysa ateşkes ilan etti. Savaşın durması ve siyasi çözümün gelişmesi için yol ve yöntemler geliştirdi. Şu ana kadar 9 defa ateşkes ilan ettik. Geçen 42 yıllık savaş sürecinde 11 yıl ateşkeslerle, 31 yıl da savaşla geçti. Niye? Çünkü devlet içindeki bir zihniyet bırakmıyor, bizi şiddetle, silahla yok etmek istiyordu. Her saldırdığında “kazandık ve sonuç alıyoruz” diyordu. Böylesi psikolojik ve özel bir savaş, çok kapsamlı bir biçimde yürütüldü.

Son 10 yılda ise, Hareketimizin büyümesini kendilerine bir tehlike olarak gördüler ve “Türkiye’nin beka sorunu var” dediler. Devlet içinde yer alan bütün damarlar birleşti ve savaş ilan ettiler. Bizi, şiddet ve silahla yok etmek istediler. Ağır ve kapsamlı bir savaş süreci yaşandı. Bize karşı her türlü modern silahı kullandılar. Yasaklı silahlar da kullandılar. NATO’nun desteğiyle, hatta komşu devletlerin ve yine kimi Kürtlerin de desteğiyle bizi yok etmek istediler. Fakat bizi yok edemediler. Onlar Zap ve Metina’da tıkandılar; ilerleyemediler. Böylece silahla, şiddetle bizi yok edemeyeceklerini anlayınca, tekrar çağrı oldu. Devlet Bahçeli’nin çağrısı böyle okunmalı. Bilindiği gibi Önder Apo da olumlu cevapladı ve şimdiye kadar süreç yürüdü.

Saygıdeğer halkımız, Değerli yoldaşlar;

10 Ağustos günü TBMM’nin çıkardığı Çerçeve Kanun, Cumhuriyet tarihinde yeni bir şeydir. Cumhuriyet kurulduktan bu yana Kürt iradesini tanımamış ve Kürtleri öldürerek yok etmek istemiştir. Bu çerçevede, bu kanun yeni ve değerli bir adımdır. Fakat bu kanunun çok eksiği ve yanlışı vardır. Her şeyden önce; bu sürecin mimarını, Önder Apo’yu kapsamamıştır. Halbuki, bu süreci başlatan Önder Apo’dur. Yine, içinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri, hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış. Meseleyi sadece gerillanın silah bırakmasına indirgemiştir. Oysa bu sorun, yüzyıllık büyük bir sorundur. Dar bir yaklaşım vardır. Şüphesiz bu dar yaklaşım, sorunu çözüme kavuşturamaz. Gerilla, neyin sonucunda tarih sahnesine çıkmıştır? Bu eğer iyi açılmazsa, sorunun köklü çözümü de olmaz.

Diğer yandan; Devlet Bahçeli ilk yaptığı çağrıda Önder Apo için “savaşı durdursun, örgütünü feshetsin, meclise gelsin, DEM Parti grubunda konuşsun ve umut hakkı sonuna kadar tanınsın” dedi. Doğrusu, biz de Fesih Kongresi kararlarını bu temelde aldık. Yani, “süreci Önder Apo’nun yürütmesi gerekiyor” dedik. Biz şimdi de aynı şeyi söylüyoruz. Süreci Önder Apo’nun yürütmesi gerekiyor. Yani Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün olması gerekiyor. Bu olmazsa, olmaz.

Ben daha önce “eğer Önder Apo zindandaysa, kimseye silah bırak ve git diyemem” dedim. Şimdi de aynı noktadayım. Fakat artık şunu diyebilirim: “Değerli yoldaş, git Önder Apo seni karşılayacak. Dönem perspektiflerini Önder Apo sana verecek” diyebilirim. Yani, eğer Önder Apo devreye girerse, arkadaşları karşılarsa, toplantılar yaparsa ve ikna ederse, olur. Biz bu mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp, siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız. Önderliğimiz bunun için 33 yıldır çabalıyor ve biz de ona güveniyoruz. 33 yıldır yürütülen savaş, fazladan yürütülen bir savaştır. Kendini tekrar olduğu gibi, aslında yerinde olmayan bir savaştı. Fakat bizi yok etmek isteyenlere karşı bu savaşı yürütmeye mecbur kaldık. Her daim böyle oldu. Biz bu savaşı sona erdirmek istiyoruz ve samimi yaklaşımımız budur.

Önder Apo bu süreç için ne dedi? “İdam sehpasından, diyalog masasına geçtik. Bu, önemli bir süreç için bir başlangıç, ilk adım olabilir” dedi. Bu çok anlamlıdır. Biz de öyle yaklaşıyoruz. Fakat bu sürecin mimarı zindandaysa, bu iş yürümez. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. İnanıyorum ki devlet yetkilileri de bunu biliyor. Çünkü hakikat budur.

Diğer taraftan, kullanılan dil hala değişmemiş. Savaş dili belliydi; Türk devletinin savaş dili, psikolojik savaş diliydi. Sürekli, “vurduk ve kazandık” diyorlardı. 15 Ağustos Atılımı gerçekleştiğinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Kenan Evren’di. Kenan Evren, “bu suçu işleyenler kim olursa olsun, hangi deliğe girmişse, hangi taşın altında saklanmışsa, 72 saat içerisinde ordumuz onları kulaklarından tutar, adaletin önüne getirir” dedi. Ancak o 72 saat şimdi 42 yıl oldu ve halen de gerçekleşmiş değil. Önder Apo tek başına yola çıktı. Şimdi milyonlarız; on binlerce kadromuz var. Kim kazanmış, kim kaybetmiş? Ölüm döşeğindeki bu halk bugün ayağa kalkmış. Bölgede en özgürlükçü, demokratik ve mücadeleci halktır. Kadın özgürlüğü temelinde demokratik ve özgür bir sistem yaratılması konusunda tüm halkların umududur. İşte 15 Ağustos bunu yarattı; bütün Kürdistan’da ulusal ruhu ve bölgede direniş ruhu yarattı. Ancak onlar halen, “biz kazandık” diyorlar.

2016 yılında NATO’dan teknolojik destek aldıktan sonra Süleyman Soylu, “2017’nin Nisanına kadar PKK ortada kalmayacak ve artık kimse PKK’nin adını anmayacak” dedi. Birçok kez bu tür söylemlerde bulundular. Son olarak; 2021 yılının Şubat ayında Garê’ye, karargahımıza dönük bir saldırı gerçekleştirdiler. O zaman, Irak Devleti ve bazı Kürt kesimlerinin desteğiyle üç ay içerisinde bir bütün olarak tek fert kalmayacak şekilde bizi Güney Kürdistan’da yok etmeyi ve çıkarmayı planlamışlardı. Bu temelde saldırıya geçtiler. Fakat sonuç ne oldu? Geçen yıl devlet yetkililerin talebi üzerine antlaşma ile arkadaşları Zap’tan çıkardık. Arkadaşlarımız halen Metina’da ve arkadaşlarımızı Metina’dan çıkarmamız için bizden talepte bulunuyorlar. Madem başardınız, yendiniz niye bizi Zap’tan çıkaramadınız; Neden Metina’da hala gerilla arkadaşlarımız var? Demek ki ortada bir güç ve irade var. Açık ki, Türk devlet güçleri o alanlarda tıkandı ve ilerleyemedi. Bu bir gerçektir.

Biz kimsenin hakkını yemiyoruz. Türk ordusu güçlü bir ordudur. NATO’nun ikinci ordusudur; elinde modern silahlar var ve savaşıyor. Fakat kadınıyla erkeğiyle Apocu Kürdistan Özgürlük Gerillası da sıradan bir güç değildir. Savaşta fedai ve uzman bir güçtür. Kimse onları yenemez. Bunun son ispatı da Zap direnişidir. İsa peygamberin de dediği gibi; Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmelidir.

Dünya genelinde ezilen halkların mücadelesini takip edip belirlemelerde bulunan bir çok uzman vardır. Bunlardan biri de onlarca yıl Amerika Dışişleri Bakanlığı görevini yürütmüş olan Henry Kissinger’dir. Kissinger ve bir çok uzman der ki, ‘şayet egemen bir devlet, kendisine karşı kalkmış olan isyancıları yok edemiyorsa o devlet yenilmiştir. Şayet ayaklanan isyancılar bırak yok olmayı, bir de kendilerini topluma kabul ettirmişse, o zaman isyancılar başarılıdır.” Şimdi Kürdistan’daki durum da bu değil mi? Yani hakikat görülmelidir. Artık o psikolojik savaş dili durdurulmalıdır.

Yine sanki gerilla suç işlemiş gibi bir yaklaşım var. O öyle değil. Gerilla Kürdistan toplumunda en sorumlu ve onurlu kişidir. Sorumlulukları temelinde karşılıksız olarak inandığı dava ve halkı uğruna kendini feda eden kişilerdir. Şerefli ve onurlu bir biçimde savaşı yürütmüştür, şerefli ve onurlu bir biçimde barışı da sağlayacaktır. Başı dik bir biçimde barış yürüyüşünde yer alacaktır. Her bir gerilla bunu hak etmiştir.

Elbette bizim, yani gerillanın eksiklikleri yaşanmış olabilir, yaşanmıştır. Çok açık ki, Önder Apo’nun diyalog masasındaki elini, gerektiği gibi güçlendiremedik. Bu bizim için ciddi bir eksikliktir. Bu yetersizliklerimizden dolayı Önderliğimize ve halkımıza özeleştirimizi veriyoruz. Bu anlamda özeleştirisel bir süreçteyiz. Ancak Önderlik ve halkımız dışında kimseye özeleştiri vermeyiz. Görev tam yerine getirilmemiştir; biz bunun özeleştirisini veriyoruz. Bu böyledir. Biz Şeyh Saidlerin, Geliyê Zîlan katliamının, Dersim Tertelesi’nin çocuklarıyız. Bizler tarihin derinliklerinden geliyoruz. Bize neler yapıldığını herkes biliyor. Halk olarak onlarca katliamdan geçtik. Beş bine yakın köyümüz yakılıp yıkıldı, 17 bin 520 insanımıza faili meçhul adı altında saldırı gerçekleştirildi ve çoğu katledildi. Bunları kim yaptı? 2015 yılında Cizre’de 271 silahsız gencimizi bodrumlarda üzerlerine benzin dökerek yaktılar. Bu suçu kim işledi! Mehmet Tunç ve Asya Yüksel’in elinde silah mı vardı? Her gün basında çağrı yapmıyorlar mıydı? Peki neden o gençler hem de vahşice katledildiler? Özcesi eğer eski defterleri açarsak kimin suçlu kimin suçsuz olduğu ortaya çıkar. Bundan dolayı biz, Adalet ve Hakikati Açığa Çıkarma Komisyonu oluşturulmasını öneriyoruz. Araştırma yapıp gerçekleri açığa çıkarsın ve hesap sorsun. Biz bunu bir gereklilik olarak görüyoruz ve buna hazır olduğumuzu belirtiyoruz.

Değerli yoldaşlar, Onurlu halkımız;

Biz gerçekten Türkiye ile anlaşmak, düşmanlığı sonlandırmak istiyoruz. Yeni bir sayfa açmak istiyoruz. Biz düşmana değil, demokratik cumhuriyete katılacağız. Beklentimiz buydu fakat bakıyoruz ki karşı tarafın yaklaşımı böyle değildir. Halen bizi terörist ve suçlu sayıyorlar. Terör diyorlar ama siz yüz yıldır halkımıza terör uyguluyorsunuz. Yani terazinin bir tarafını ağırlaştırırken diğer tarafını boş bırakmak olur mu? Bu konuda adil bir yaklaşım lazımdır.

Biz, Önder Apo’nun perspektifleri ve değerli şehitlerimizin anıları temelinde bu süreci gerçekleştireceğiz. Biz biliyoruz ki bu süreç Önder Apo ve şehitlerimizin direniş ve emekleriyle ortaya çıkmıştır. Bu çerçeve kanunun temelinde de Önder Apo’nun emeği ve şehitlerimizin kanı vardır. Biz çerçeve kanunu sıradan ele almıyoruz fakat eksik yanları da giderilmelidir. Çünkü biz kalıcı bir barış sağlamak istiyoruz. Kimse kimseyi kandırmamalıdır. Kalıcı barış, Türkiye halklarına birçok şey kazandıracaktır. Ortadoğu bölgesinde Türkiye öncü olacak, birçok şey kazanacaktır. Tarihte de Türk Devleti ne zaman Kürtlerle ittifak yapmışsa o zaman gelişmiş ve güç kazanmıştır. Şimdi de öylesi bir tarihi dönemden geçiyoruz. Şayet bu dile getirdiğimiz çerçevede yaklaşılırsa; biz de bu süreçte üzerimize düşeni yerine getiririz. Fakat biz değerlerimize bağlıyız ve bizler Kürdistan Özgürlük Davası’nı demokratik siyasetle yürütmek, bu biçimde başarıya ulaştırmak istiyoruz. Bunun için de imkan olması gerekir.

Saygıdeğer halkımız, Değerli yoldaşlar;

Doğrudur, biz silahlı mücadele stratejisini sonlandırdık. Artık demokratik siyaset aşamasına geçiyoruz. Fakat 15 Ağustos Atılımı halkımızın tarihinde bir milattır. Kendisiyle tarihi bir diriliş devrimini yaratmıştır. Bunun için Diriliş Devrimi halkımız tarafından her zaman ulusal bayram olarak karşılanacak ve kutlanacaktır. Çünkü bu devrimle halkımız bir çok şey kazanmıştır. Her şeyden önce kendisini kazanmıştır. Halkımız bu devrim ile ayağa kalktı, özgürlük davasını yükseltti; kendisini yeniledi ve yeniden yarattı. Diriliş böyle gerçekleşti. Bundan dolayı da bizler sürekli Diriliş Devrimi’ne sahip çıkalım.

Bu temelde tekrardan herkesin Diriliş Bayramı’nı kutluyor, önümüzdeki mücadele sürecinde herkese başarılar diliyorum.

Bijî Cejna Vejînê!

Bijî, Bijî Serok Apo!”