Düşünmez: ‘Çerçeve Yasa’ demokratik çözümün ilk hukuki eşiğidir

DEM Parti Colemêrg Milletvekili Onur Düşünmez, düzenlemenin demokratik siyasete geçiş açısından tarihsel bir eşik olduğunu belirterek, “Meclis’ten geçen düzenleme, uzun soluklu demokratik inşa sürecinin kapısını aralayan ilk hukuki eşiktir” dedi.

ONUR DÜŞÜNMEZ

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi, 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçti. Teklif, Meclis Genel Kurulu’nda da görüşülerek 468 oyla kabul edildi.

Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen çerçeve yasaya ilişkin DEM Parti Colemêrg (Hakkari) Milletvekili Onur Düşünmez, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.

Meclis’te kabul edilen çerçeve yasanın anlamının yalnızca mevcut maddelerle sınırlı ele alınmaması gerektiğini söyleyen Düşünmez, “yasayı kırk yılı aşan çatışmalı dönemin ardından demokratik siyasete geçiş bakımından tarihsel bir eşik olarak” değerlendirdi.

Düşünmez, şöyle devam etti: “Bu yasanın anlamı, silahlı mücadelenin sona ermesi ve toplumsal bütünleşme yönünde atılan adımların ilk kez daha belirgin bir hukuki zemine kavuşmasıdır. Türkiye’de Kürt meselesinin uzun tarihine baktığımızda, devletin güvenlik merkezli yaklaşımının sorunu ortadan kaldırmak yerine toplumsal, siyasal ve kültürel düzeylerde daha derin hale getirdiğini görüyoruz. Şimdi açılan alan, aynı sorunun demokratik siyaset, hukuk ve müzakere yoluyla ele alınabileceği yeni bir tarihsel döneme işaret ediyor.

Bu bakımdan yasayı küçümsemeden, anlamını büyüterek okumak gerekir. Dün Meclis’ten geçen düzenleme, uzun soluklu demokratik inşa sürecinin kapısını aralayan ilk hukuki eşik olmuştur.”

‘NEGATİF BARIŞTAN POZİTİF BARIŞA GEÇİLMELİ’

Yasanın kabul edilmesinin tek başına Kürt meselesinin demokratik ve kalıcı çözümü anlamına gelmediğini vurgulayan Düşünmez, silahların devreden çıkarılmasının ardından yapısal sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi. Barış çalışmalarında “negatif barış” ve “pozitif barış” ayrımına dikkat çeken Düşünmez, şunları söyledi:

“Kürt meselesinin demokratik ve kalıcı çözümü, yalnızca silahların devreden çıkarılmasına ilişkin düzenlemeler üzerinden tanımlanamaz. Johan Galtung’un barış çalışmalarında geliştirdiği ayrımla söylersek, doğrudan şiddetin sona ermesi ‘negatif barış’ bakımından temel bir kazanımdır; kalıcı ve köklü barış ise adaletsizlik üreten yapısal ilişkilerin dönüştürülmesini, yani ‘pozitif barış’ın kurulmasını gerektirir.

Çatışmanın sona ermesiyle birlikte siyasal, hukuki ve kültürel eşitsizliklerin ortadan kaldırılması, insanların kendilerini eşit yurttaşlar olarak görebileceği bir hukuk düzeninin kurulması gerekir. Dolayısıyla bugün bulunduğumuz aşamayı son nokta olarak değil, pozitif barışın inşasına geçebilmemizi sağlayan tarihsel bir başlangıç olarak görüyoruz.”

‘ANADİL, EŞİT YURTTAŞLIK VE YEREL DEMOKRASİ GÜVENCEYE ALINMALI’

Kürt meselesinin demokratik çözümü açısından üç temel başlığın belirleyici olduğunu vurgulayan Onur Düşünmez, bu başlıkları şöyle sıraladı:

“Anadil temelinde eğitim hakkı, eşit yurttaşlığın güvence altına alınması ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi gereklidir. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değildir; hafızanın, kültürün ve toplumsal aidiyetin taşıyıcısıdır. Bu nedenle Kürtçenin kamusal yaşamda, eğitimde ve kültürel alanda güvenceye kavuşması demokratikleşmenin asli başlıklarından biridir.

Aynı şekilde yerel yönetimlerin seçilmiş iradeye dayalı biçimde güçlendirilmesi, yurttaşın kamu yönetimine katılımını artırır ve demokrasiyi merkezden çevreye doğru yayar. Kürt halkının kimliğinin, dilinin ve siyasal iradesinin güvenceye alındığı, Kürtler ve Türkler başta olmak üzere bütün yurttaşların eşitlik temelinde ortak bir gelecek kurabildiği, yerel demokrasinin güçlendiği ve özgür siyasetin genişlediği bir Türkiye hedeflenmelidir.”

‘SAYIN ÖCALAN’IN ROLÜ HUKUKİ VE KURUMSAL ZEMİNE KAVUŞMALI’

Çerçeve yasanın kabul edilmesiyle birlikte sürecin siyasi mimarisi ve koordinasyonunun da tartışılması gerektiğini ifade eden Düşünmez, şöyle konuştu:

“Kürt meselesi gibi çok katmanlı, tarihsel ve toplumsal bir sorunun çözümünde yalnızca hukuki metinler yeterli olmaz. Siyasal muhataplık, güven, müzakere kapasitesi ve toplumsal meşruiyet de aynı ölçüde önem taşır. Bu noktada Sayın Abdullah Öcalan’ın rolü, Kürt siyasal hareketi, Kürt halkı ve sürecin diğer aktörleri üzerindeki etkisi bakımından özgün bir yere sahiptir. Kırk yılı aşan çatışmalı dönemin ardından silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş iradesinin oluşmasında, silahların bırakılması yönündeki çağrıların yapılmasında ve yeni dönemin siyasal çerçevesinin tarif edilmesinde oynadığı rol, bugün tartışmanın dışında bırakılamayacak kadar açıktır.

Bu nedenle ilerleyen aşamalarda Sayın Öcalan’ın sürecin müzakere ve koordinasyon kapasitesini etkin biçimde kullanabileceği koşulların oluşturulması, barışın ilerlemesi açısından temel bir mesele olacaktır.”

‘FİZİKİ ÖZGÜRLÜK, HUKUKİ STATÜ VE UMUT HAKKI BİRLİKTE ELE ALINMALI’

Önder Apo’nun fiziki koşulları, hukuki statüsü ve umut hakkının birbirinden bağımsız başlıklar olarak ele alınamayacağına dikkat çeken Düşünmez, şunları söyledi:

“Fiziki koşulların değiştirilmesi, Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla, siyasi muhataplarla, toplumla ve sürecin diğer aktörleriyle düzenli iletişim kurabilmesini mümkün kılacak çalışma koşullarının oluşturulması, umut hakkının uluslararası hukuk ve insan hakları standartlarıyla uyumlu biçimde güvenceye alınması, bütün bunların açık ve öngörülebilir bir hukuki statüyle çerçevelenmesi birlikte değerlendirilmelidir. Böyle bir yaklaşım aynı zamanda süreci kişisel takdirlerden ve dönemsel siyasi tercihlerden çıkarıp kurumsal bir zemine taşır.

Barış süreçlerinde güvenin temel koşullarından biri, tarafların yarın ne olacağını öngörebilmesi ve verilen sözlerin hukuk tarafından korunmasıdır. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın süreçteki rolünün, fiili gerçeklik düzeyinde bırakılmadan hukuki ve kurumsal zemine kavuşturulması, önümüzdeki dönemin temel tartışmalarından biri olacaktır.”

‘ÜÇ AŞAMALI BİR YOL HARİTASI GEREKİYOR’

Sürecin bundan sonraki aşamalarının birbirini tamamlayan adımlardan oluşması gerektiğini belirten Düşünmez, ilk olarak Önder Apo’nun çalışma ve iletişim koşullarının genişletilmesi, ardından fiziki özgürlük, hukuki statü ve umut hakkına ilişkin düzenlemelerin yapılması, son aşamada ise anayasal ve demokratik reformların hayata geçirilmesi gerektiğine işaret ederek şunları vurguladı:

“İlk aşamada çalışma ve iletişim koşullarının genişletilmesi, avukatları ve siyasi muhataplarla düzenli görüşmelerin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin koordinasyonunu sağlayacak mekanizmaların kurulması gerekir. İkinci aşamada Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, hukuki statüsü ve umut hakkı konusunda açık ve bağlayıcı düzenlemeler yapılmalıdır.

Üçüncü aşamada ise bu adımlar, Kürt meselesinin anayasal ve demokratik çözümünü hedefleyen daha kapsamlı reformlarla tamamlanmalıdır. Çünkü burada söz konusu olan yalnızca bir kişinin hukuki durumu değildir; barış sürecinin güvenilirliği, muhataplık ilişkisi ve Türkiye’nin gelecekte kuracağı demokratik düzenin niteliğidir. Sayın Öcalan’ın özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması, bu nedenle sürecin önünü açacak merkezi siyasal adımlardan biri olarak görülmelidir.”

‘MECLİS’İN ÖNÜNDE İKİ TEMEL GÖREV VAR’

Çerçeve yasanın kabul edilmesinin ardından devletin ve Meclis’in önünde iki temel görev bulunduğunu belirten Düşünmez, şöyle konuştu:

“Burada en büyük hata, yasayı nihai hedef gibi görerek süreci yalnızca güvenlik ve silahsızlanma başlığına sıkıştırmak olur. Oysa kalıcı barış, çatışmanın sona ermesinin ardından toplumun siyasal ilişkilerinin yeniden kurulmasını gerektirir. Bu nedenle Meclis’in önümüzdeki dönemde yeni yasalar hazırlayan, uygulamayı denetleyen, bütün tarafların sesini duyuran ve toplumsal güveni büyüten merkezi bir rol üstlenmesi gerekir.

TBMM’nin kendi komisyon çalışmalarında da sürecin özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti boyutlarının birlikte ele alınması ve ihtiyaç duyulan kanuni düzenlemelerin hazırlanması hedeflenmişti. Şimdi bu iradenin somut yasal düzenlemelere dönüşmesi gerekiyor.”

‘DEMOKRATİK SİYASETİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALI’

İkinci aşamanın temel başlıklarından birinin demokratik siyasetin önündeki hukuki engellerin kaldırılması olduğunu vurgulayan Düşünmez, ifade özgürlüğünü ve siyasi faaliyetleri sınırlayan mevzuatın yeniden ele alınması gerektiğini kaydetti:

“Siyasi faaliyetleri kriminalize eden, ifade özgürlüğünü daraltan ve örgütlü demokratik siyaseti sürekli bir ceza tehdidi altında bırakan mevzuat yeniden ele alınmalıdır. Çerçeve yasa ile açılan hukuki alan, ifade özgürlüğünden ceza hukukuna, terör mevzuatından siyasi partiler hukukuna kadar genişleyen bir reform süreciyle tamamlanmalıdır.

Aynı zamanda kırsaldan, Avrupa’dan ve diğer alanlardan Türkiye’ye dönüş yapacak kadroların, siyasetçilerin ve yurttaşların yalnızca hukuki statülerini belirlemek yeterli olmayacaktır. Eğitim, çalışma, sağlık, barınma, sosyal güvenlik ve toplumsal yaşama katılım başlıklarını kapsayan gerçek bir demokratik entegrasyon programı hazırlanmalıdır.

Geçiş dönemlerinde insanların yarına güven duyması, verilen hukuki güvencelerin açık olması ve uygulamanın öngörülebilirliği sürecin kalıcılığı açısından belirleyicidir.”

‘BARIŞ TOPLUMSAL DEMOKRATİKLEŞME PROJESİNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİ’

Barış sürecinin yalnızca devlet ile Kürt Hareketi arasındaki ilişki üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirten Onur Düşünmez, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kadınların, gençlerin, emekçilerin, inanç topluluklarının, sivil toplumun, akademinin, yerel yönetimlerin ve bütün siyasal çevrelerin bu sürece katılabildiği geniş bir demokratik müzakere zemini kurulmalıdır. Çünkü barışın kalıcılığı, toplumun adalet duygusunun güçlenmesine ve yeni siyasal düzenin meşruiyet kazanmasına bağlıdır. Bunun için Meclis’in düzenli izleme ve denetim mekanizmaları oluşturması, uygulamayı şeffaf biçimde takip etmesi ve gerektiğinde yeni yasaları hızla gündemine alması gerekir.

Hukuki güvence, demokratik katılım ve kurumsal denetim, güven inşasının temel unsurlarıdır. Meclis’te kabul edilen yasa, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yeni bir demokratik kuruluş iradesinin ilk hukuki adımıdır. Ancak bu adımın gerçek anlamına kavuşması, şimdi hep birlikte kuracağımız demokratik kurumlar, eşit yurttaşlık ilişkisi ve kalıcı pozitif barışla mümkün olacaktır. Yasa, dönüşümün kendisi değildir; dönüşümün hukuki kapısını açan ilk adımdır.

Şimdi mesele, o kapıdan cesaretle geçerek demokratik toplumun hukukunu birlikte inşa etmektir.”