Atlığ: Kürdistan’da komünal ekonomi mümkün

Demokratik Ekonomi ve Ekonomik Örgütlenme Çalıştayı hazırlık komitesinden Yılmaz Atlığ, “Katılımcı, yerele dayanan, tekel karşıtı, kadının özne olduğu, ekolojik ruhla inşa edilecek bir modelden bahsediyoruz. Kürdistan’da komünal ekonomi mümkün” dedi.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Amed’de 4-5 Temmuz tarihlerinde ‘Demokratik Ekonomi ve Ekonomik Örgütlenme Çalıştayı’ düzenliyor. Çalıştay 4-5 Temmuz tarihlerinde Çand Amed Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapılacak. 

Demokratik Ekonomi ve Ekonomik Örgütlenme Çalıştayı ile ilgili DBP tarafından yapılan açıklamada, “Kapitalist modernite, sömürgecilik ve ulus devlet anlayışı; sömürü, talan, işsizlik ve yoksulluk dayatmaya devam ediyor. Halkların, emekçilerin, kadınların bugününe ve geleceğine el koymak istiyor. Kürdistan coğrafyasında emek sömürüsü, derin yoksulluk, devasa işsizlik, kadın emeğinin yok sayılması ve doğa talanı sürüyor. Ancak küresel kapitalist sistemin hegemonya mücadelesinin derinleştiği ve Kürdistan coğrafyasında sosyoekonomik geri bıraktırılmışlık politikalarının sürdüğü bir dönemde halklar ve ezilenler asla çaresiz değildir"  denildi. 

“Modelimiz tarihsel komünal deneyimleri bir miras olarak hesaba katıyor. Ancak eleştirel temelde ele alıyor” diyen Çalıştay hazırlık komisyonundan Yılmaz Atlığ, çalıştaya ve komünal ekonomiye dair ajansımızın sorularını cevapladı. 

‘KOMÜNAL EKONOMİ, KAPİTALİST SİSTEMİN REHİN TUTTUĞU EKONOMİNİN TOPLUMSALLAŞMASIDIR’

Komünal ekonominin kapitalizmin elinde rehin tutulan ekonominin toplumsallaşması olduğunu belirten Atlığ, sözlerine şöyle devam etti:

“Bilindiği üzere ekonomi kavramı Yunanca oiko ve nomos sözcüklerinin bir araya gelmesinden yani Oikonomos’tan türemiştir. Oiko ev, nomos ise kural anlamına gelir. Yani ekonomi esasen kadınların özne olduğu evin kuralı, idaresi ve geçim düzenine ilişkindir. Yurttaşların temel ihtiyaç ve geçim faaliyetlerinin alanıdır. Ancak uygarlık güçleri bir karşı devrimle kadının da içinde bulunduğu eve ve onun geçim faaliyetleri düzenine müdahale etmiştir. Kamusal-komünal fayda, dayanışmacı ahlak ve topluluk mülkiyeti temelinde işleyen Oikonomos’un üzerine çöreklenmiş, bireysel-sınıfsal çıkara, rekabetçi-yok edici ahlaka ve bir avuç ayrıcalıklının özel mülkiyetine dayanan kar uğruna doğayı talan eden tekelci bir sömürü düzeni inşa etmiştir. Her türlü ekonomi faaliyetini de bu uğurda rehin almıştır.

İşte en basit şekilde söyleyecek olursak komünal ekonomi, kapitalizmin ve bir avuç sömürücünün elinde rehin tutulan ekonominin toplumsallaşması, toplumun ve kadının tekrardan ekonomiye dahil edilmesidir. Ekonomiyle demokrasinin buluştuğu komünal ekonomide, yerellik ve katılımcılık temel ilkedir. Yurttaşlar, üretim ve tüketim kooperatiflerinde, fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, dükkânlarda, ofislerde, okullarda, hastanelerde yani tüm işyerlerinde konseyler aracılığıyla karar alma süreçlerine aktif bir biçimde katılırlar. Yurttaşlar kendi sahip oldukları, kendi topluluk mülkiyetlerinde olan iktisadi varlıkları kendileri yönetirler. Dahası komünal ekonomi, ahlaki ve politik topluma giden yolda dayanışmacı ahlakı esas alır.

Dolayısıyla komünal ekonomi, kapitalist modernitenin bu anti-ekonomisine karşı gerçek ekonomiyi temsil eder. Komünal ekonomi kimsenin işsiz, yoksul, borçlu olmadığı, başta barınma, beslenme, sağlık, eğitim, iletişim olmak üzere tüm insani ihtiyaçlarının piyasa mekanizmasının dışında parasız olarak karşılandığı bir düzenin adıdır.”

‘ÜRETİCİ VE TÜKETİCİ KOOPERATİFLERİ MODELİNİ ESAS ALIYORUZ’

Komün ekonomisinin katılımcı, yerele dayanan, kadını özne olarak gören, ekolojik ruhla inşa edilen bir sistem olduğu vurgusu yapan Atlığ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her şeyden evvel sömürüye ve talana asla yer vermeyen bir sistem öneriyor. Katılımcı, yerele dayanan, tekel karşıtı, kadının özne olduğu, ekolojik ruhla inşa edilecek bir modelden bahsediyoruz. Bu model, ortak üretim, dayanışma, kolektif karar alma ve toplumsal katılım ilkeleriyle örgütlenecek. 

Örneğin üretici ve tüketici kooperatiflerini bu modelde esas alıyoruz. Böylelikle hem üretenin hem de tüketenin kazanması mümkün olacaktır. Yine yerel yönetimler öncülüğünde toplumsal dayanışma ağlarını önemsiyoruz. Böylelikle açlık, yoksulluk ve işsizliğin toplumsal dayanışma ile üstesinden gelebiliriz. Özcesi bu ekonomi modelinin komünal yaşamı ekonomi üzerinden de kuracak ve tahkim edecek bir yararı olacağı şüphesizdir.

Tabii modelimizden söz ederken farklılıklarından da söz etmek gerek. Modelimiz tarihsel komünal deneyimleri bir miras olarak hesaba katıyor. Ancak eleştirel temelde ele alıyor. Örneğin reel sosyalizmden kalan kumanda merkezli ekonominin toplumun ihtiyaçlarına yanıt olamadığı bilinciyle yol alıyor. Yine kim üretirse onun kazanacağı ancak bir bütün olarak üretimin bireysel mülkiyet olarak kalamayacağını düşünüyoruz. 

Komün sisteminin örgütlenmesindeki ekonomi modelinde özel mülkiyet olarak tarif edilen üretim araçları mülkiyetinde özel mülkiyet kategorik olarak reddedilmiyor. Ancak mülkiyetin tekelleşmesine de asla izin verilmiyor. Bu kırmızı çizginin dışında toplumu refaha götürecek her türlü ekonomik adım atılabilir. Çünkü komün sisteminin örgütlenmesindeki ekonomi modeli monolitik bir ekonomik yapılanma değildir. Demokratik özerklik kendini ekonomide de yaratıp farklı ekonomik yapılanmalar geliştirebilir.  Şunun da altını çizmek gerekir ki toplumda güç olmayı gerektiren dört ana faktör vardır. Bunlardan biri ekonomi, diğer üçü ise siyasi, kültürel ve sosyal güçtür. Ekonominin siyasi, sosyolojik ve kültürel olarak örgütlendikçe gelişme sağlayabileceğini unutmamalıyız. “

‘KÜRDİSTAN’DA MÜMKÜN’

Kürdistan’da demokratik komünal bir ekonomik sistemin mümkün olduğunu belirten Atlığ, “Kapitalist modernite ve uygarlık güçleri, yüzlerce ve hatta binlerce yıldır toplum üzerine bir karabasan gibi çöktü. Toplumsal gerçekliğin tüm alanlarına sızmaya çalışarak kendi çıkarları temelinde yeni bir toplumsal gerçeklik inşa etmek için muazzam bir baskı uyguladı ve uygulamaya da devam ediyor. Ancak toplum da bu basınç karşısında kendi potansiyelini bir biçimde korudu. İddiaların aksine komünal ruh ve yapı, toplumsal yaşamda varlığını devam ettiriyor. Hatta denebilir ki komünal öz, en çok da Kürdistan coğrafyasında ve Kürt halkında canlı ve belirgindir. Bunu ortaklaşmacı değerler, dayanışmacı ahlak, bir arada yaşam başta olmak üzere gündelik hayatın pek çok pratiklerinde de görmek mümkündür.

Dolayısıyla komünal inşa için, demokratik komünal ekonomi için Kürt halkının kültürel yapısı ve değerleri gayet elverişlidir. Yerel yönetimler başta olmak üzere pek çok imkanla kendi özgücümüze dayanarak demokratik komünal ekonomiyi mümkün kılabiliriz” dedi. 

‘ÇALIŞTAY, GÜNDELİK HAYATA DOĞRUDAN MÜDAHALE İLE SOMUT ÇIKTILAR DOĞURACAKTIR’

DBP’nin hafta sonu yapacağı çalıştayın önemli sonuçları olacağını, çözüm yolları için tartışmalar olacağını belirten Yılmaz Atlığ, sözlerine şöyle sürdürdü: “Bilindiği gibi Kürdistan coğrafyasının yüzlerce yıldır süren geri bıraktırılma politikaları neticesinde büyük bir işsizlik, derin yoksulluk, doğa talanı ve muazzam emek sömürüsü söz konusu. Kadınlarda ise ekonomik yıkım daha da vahim boyutlarda. Biz böyle bir tabloyu asla kabul etmiyoruz. Buna mahkum olmadığımızı biliyoruz. Çözüm yollarını hep birlikte düşünerek bulacağımızı, somut bir yol haritası çıkaracağımızı ve bunu hayata geçirebileceğimizi düşünüyoruz. Bu amaçla Kent ve Kır Ekonomisi Demokratik Yerel Ekonomi ve Toplumsal Yeniden İnşa Arayışları alt başlığıyla Demokratik Ekonomi ve Ekonomik Örgütlenme Çalıştayı düzenliyoruz. Çalıştay, gündelik hayata doğrudan müdahale eden somut çıktılar doğuracaktır. 

Öte yandan ‘başka bir ekonomi’ yaklaşımı bizler için her daim cari olmuş bir fikir. Demokratik ekonominin bir gereklilik olmanın ötesinde zorunluluk olduğunun bilincindeyiz. Yani esasen bu yeni bir arayış değil. Ancak bu arayışın şimdilerde daha da önemli hale geldiği de ortada. Barış ve Demokratik Toplum Süreci aynı zamanda yeniden örgütlenmek demek. Toplumsal, siyasal, iktisadi, kültürel yeniden inşa demek. Çalıştayımız bunun gereklerinden biri olarak da ele alınabilir. Bu nedenle oldukça önemli olduğu ortadadır.”