Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014 yılında Önder Apo hakkında verdiği “umut hakkı” kararının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen Türkiye kararı uygulamadı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının şartlı tahliye imkânı tanımamasını hak ihlali olarak değerlendiren AİHM kararına rağmen herhangi bir yasal düzenleme yapılmazken, Kürt sorununun çözümü amacıyla yaklaşık bir buçuk yıl önce başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci de bu konuda somut bir adımın atılmasını sağlamadı. Hukukçular ve insan hakları savunucuları, hem uluslararası hukuk yükümlülükleri hem de demokratik çözüm tartışmaları açısından “umut hakkı” kararının uygulanmasının önemine dikkat çekiyor.
Avukat Cemal Demir, AİHM’nin “umut hakkı” kararının hukuki niteliğini, Avrupa Konseyi’nin sorumluluklarını ve Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin yürüyen süreç açısından kararın önemini ANF’ye değerlendirdi.
‘UMUT HAKKI LÜTUF DEĞİL, TEMEL BİR İNSAN HAKKIDIR’
AİHM’nin 2014 yılında verdiği kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında bağlayıcı olduğuna işaret eden Demir, “umut hakkı”nın herhangi bir ayrıcalık ya da siyasi tercih değil, temel bir insan hakkı olduğunu söyledi: “Umut hakkı meselesi aslında Mart 2014’ten bu yana tartışılıyor. Çünkü Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan ve yine ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilen bazı kişiler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştu. Mahkeme de bu başvuruları değerlendirerek önemli bir karar verdi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve insanlık dışı muamele yasağını düzenleyen hükümleri çerçevesinde yaptığı değerlendirmede, hiçbir insanın yaşamının sonuna kadar cezaevinde tutulmasının kabul edilemeyeceğini ortaya koydu. İşte bu nedenle buna ‘umut hakkı’ denildi. Burada söz konusu olan şey herhangi bir lütuf değildir. Devletin dilerse tanıyacağı bir ayrıcalık da değildir. Bu, insan olmaktan kaynaklanan temel bir haktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tam olarak bunu tespit etti. İnsanların belirli koşullar altında özgürlüğüne kavuşabilme umudunun tamamen ortadan kaldırılması insan haklarına aykırıdır. Dolayısıyla bu karar uluslararası hukukun bağlayıcı bir hükmüdür.”
‘AVRUPA KONSEYİ KARARI TAKİP EDİYOR ANCAK SOMUT BİR SONUÇ YOK’
AİHM kararlarının uygulanmasının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetlendiğini hatırlatan Demir, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları verildikten sonra bunların uygulanıp uygulanmadığını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetler. Yani bir takip mekanizması vardır. Kürt Halk Önderi’nin avukatları da yıllardır bu kararın uygulanması için gerekli başvuruları yaptı. Avrupa Konseyi de çeşitli toplantılarında bu konuyu gündemine aldı. Ancak bütün bu girişimlere rağmen Türkiye’nin kararı yerine getirmesi yönünde ciddi ve somut bir adımın atıldığını söylemek mümkün değildir. Konsey bu meseleyi yeniden gündemine aldı ve Türkiye’ye gerekli düzenlemelerin yapılması için süre verdi. Ancak verilen süre dolmasına rağmen bugün hâlâ herhangi bir yasal düzenleme yapılmış değildir. Kararın gereği yerine getirilmediği gibi bu konuda yeni bir irade de ortaya konulmadı” diye konuştu.
‘YAPTIRIM MEKANİZMALARI İŞLETİLMİYOR’
Avrupa Konseyi’nin yalnızca tavsiye kararlarıyla yetinmemesi gerektiğini ifade eden Demir, “Avrupa Konseyi’nin elinde çeşitli mekanizmalar bulunuyor. Eğer taraf devletler AİHM kararlarını uygulamıyorsa, Konsey bunlara karşı yaptırım süreçlerini devreye sokabilir. Üyeliğin askıya alınması gibi farklı seçenekler de uluslararası hukukta mümkündür. Ancak bugüne kadar bu mekanizmaların işletildiğini görmüyoruz. Daha çok kaygılar dile getiriliyor, tavsiyelerde bulunuluyor. Bu durum da Avrupa Konseyi’nin kendi rolü ve misyonu açısından ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor” dedi.
‘BARIŞ SÜRECİNDE TARİHİ ADIMLAR ATILDI’
27 Şubat 2025 tarihinde Önder Apo’nun yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından önemli gelişmeler yaşandığını dile getiren Demir, “27 Şubat 2025 tarihinde Kürt Halk Önderi çok tarihi bir çağrı yaptı. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yalnızca Türkiye açısından değil, Kürt sorununun demokratik çözümü açısından da yeni bir dönemin kapısını araladı. Bu çağrının ardından özgürlük hareketi ve ilgili kurumlar tarafından kalıcı barışın sağlanması, demokratik çözümün geliştirilmesi ve silahlı dönemin geride bırakılması yönünde son derece önemli ve tarihi adımlar atıldı. Buna rağmen devlet tarafından aynı düzeyde karşılık verildiğini söylemek mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
‘KÜRT HALKI FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜ TEMEL TALEP OLARAK GÖRÜYOR’
Kürt halkının “fiziki özgürlük” talebini sürecin merkezinde gördüğünü ifade eden Demir, şunları söyledi: “Kürt halkı Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü kendi özgürlüğüyle birlikte değerlendiriyor. Kürt halkı, kendi özgürlüğünü Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğünde görüyor. Bu nedenle gerçekleştirilen mitinglerde, kitlesel buluşmalarda ve demokratik eylemlerde en temel taleplerden biri fiziki özgürlüğün sağlanması oluyor. Geçtiğimiz günlerde dört ayrı merkezde gerçekleştirilen bölgesel mitinglerde de bu talep güçlü bir biçimde dile getirildi. Halk, bu sürecin başarıya ulaşabilmesi için Sayın Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarının değiştirilmesi, fiziki özgürlüğünün önünün açılması gerektiğini ifade etti.”
‘FİZİKİ ÖZGÜRLÜK SAĞLANMADAN SÜRECİN İLERLEMESİ MÜMKÜN DEĞİL’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kalıcı sonuçlara ulaşabilmesi için Önder Apo’nun koşullarında değişiklik yapılmasının zorunlu olduğunu savunan Demir, sözlerini şöyle tamamladı: “Fiziki özgürlüğün sağlanmaması halinde bu sürecin ilerlemesi ve başarıya ulaşması mümkün değildir. Çünkü Kürt Halk Önderi bu sürecin temel muhataplarından biridir. Kürt halkı kendi iradesini Sayın Abdullah Öcalan’da görmektedir. Dolayısıyla kalıcı ve demokratik bir çözümden söz edilecekse, bunun hukuki zemini de oluşturulmalıdır. Fiziki özgürlüğün sağlanması, hem sürecin dengeli biçimde ilerlemesi hem de hukukun gereğinin yerine getirilmesi açısından zorunlu bir adımdır. Ancak bu şekilde gerçek anlamda bir çözüm zemini oluşturulabilir.”