Barış katilleri
Barış; hak, adalet ve eşitlik mücadelesiyle gerçekleşir. Hak, adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasinin olmadığı yerde savaş politikası vardır. Şu anda zulüm ve baskı durumu yanında yer alanlar en büyük barış düşmanı katillerdir.
Barış; hak, adalet ve eşitlik mücadelesiyle gerçekleşir. Hak, adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasinin olmadığı yerde savaş politikası vardır. Şu anda zulüm ve baskı durumu yanında yer alanlar en büyük barış düşmanı katillerdir.
Şimdi Türkiye’de bir algı operasyonu yürütülüyor; belediyelere kayyum atanmış, belediye eşbaşkanları gözaltına alınmış, ama buna karşı Kürt ayağa kalkmamış! Nedeni de Kürtler barış istiyormuş! Bu, algı yaratmak için yapılan bir propaganda kampanyasıdır. Türkiye’de barışın nasıl anlaşıldığını ortaya koymaktadır. Eğer bir iktidar bir halk üzerinde zulüm yapıyor, asıyor, kesiyor, katlediyor; bunun sonucu bir sessizlik varsa bunun adı barış oluyor! Buna tarihte zorbanın yarattığı sessizlik anlamına gelen “Roma Barışı” demişler. Barış olduğu için böyle tanımlamışlar. Zorbaların zulmünün en üst düzeyde olduğunu ifade etmek için ‘Pax Romana’, yani ‘Roma Barışı’ demişler. Şimdi Türkiye’de AKP yardakçılarının istediği, arzuladığı barış da budur. Nasıl ki Türkiye’de Kürt halkı üzerine estirilen zulüm ve katliamlar sonucu 1940 ile 1970 arası dönemde Bakurê Kurdistan’da bir ölüm sessizliği hakim kılınmışsa, şimdi de arzulanan budur.
Kürtlerin, Kürdistan’ın bütün parçalarında güçlendiğini gören Türk devleti 2014 30 Ekim tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararla Kürt halkına yönelik topyekun bir savaş başlatmıştır. Zaten bunu mahallelerde ve sokaklarda asayişi sağlayıp kamu düzenini koruma olarak ifade etmişlerdir. Yani zorla, şiddetle, tutuklamalarla, katliamlarla, yakıp yıkmayla bunu sağlayacağız demişlerdir. Bugünkü şarlatanların ifade ettiği türden barışı sağlayacağız demişlerdir. Hem de Türkiye tarihinde en fazla barış umudu yaratan Dolmabahçe Mutabakatı’nı ve 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını yok sayarak! Dolmabahçe Mutabakatı’nın nasıl bir barış belgesi olduğunu en fazla da o günkü AKP yandaşı basın ve gazeteler dile getirmiştir. Şimdi bunları yok sayıp savaş başlatan ve Kürt halkına tarihin en büyük zulmünü yapanların barışı sağladığı propagandasını yapmak tabii ki tarihin en büyük ahlaksızlıklarındandır.
Aslında AKP iktidarının ve yardakçılarının karakterini en iyi ortaya koyan bu yaklaşımlardır. Bunların tüm arzusunun Kürtlerin ezilip susturulması olduğu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.
Kuşkusuz toplum üzerinde büyük bir baskı ve terör estirilmektedir. Kürt halkının nefes dahi almaması için baskı Türkiye’deki demokratlara kadar yansıtılmıştır. Türkiye’deki aydınların ve demokratların Kürtlerin haklarını dile getirmemesi için Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay gibi cezaevine en son atılacaklar bile Kürtlerle dayanışma içinde oldukları için zindana atılmışlardır. Türkiye ve Kürdistan’daki baskı ve zulme kamuoyunu duyarlı kılan Özgür Gündem’le dayanışma içinde oldukları için aydınlara dava açılması ve gözaltına alınmaları, tutuklanmaları işte böyle bazı şarlatanların barış diye ifade ettikleri ortamı yaratmak için yapılmıştır.
Şu anda kapatılan ajanslar, gazeteler, televizyonlar, radyolar ve dergiler bu barış olarak yutturulmaya çalışılan zulüm düzenini kimse dillendirmesin diye yapılmıştır. Binlerce insan sadece siyasi görüşleri ve demokrasi mücadelesi veren partinin üyesi oldukları için tutuklanmıştır. Her ay da yüzlercesi tutuklanmaktadır. İşte bazı şarlatanların dedikleri barış bu olmaktadır. Sokağa çıkan herkese zulüm yapıldığı gibi, milletvekillerine hakaret edilmekte, tartaklanmakta ve yerlerde sürüklenmektedirler. Kadınları yerlerde sürüklemek bu şarlatanların barışı olmaktadır.
Halkın seçtiği belediye eşbaşkanları tutuklanmakta, yerlerine kayyumlar atamaktadır. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmış, gerekli gördüklerinde onları da tutuklayacaklardır. Böyle bir zulüm düzeni kurulması için yapılanları barış diye tanımlamak kadar utanmazlık ve alçaklık olabilir mi? Barış katillerinin kendilerini barış savunucusu gibi göstermesi kadar ironik bir durum olabilir mi? Barış hakla, adaletle, eşitlikle olur. Hak, adalet ve eşitlik isteyenlerin ezilmesini ve susturulmasını barış ortamı var diye ifade etmek tabii ki şarlatanlık ve alçaklıktır.
Asayişi sağlama ve kamu düzenini koruma adına halkın özgür ve demokratik yaşam iradesine ve demokratik örgütlemesine saldırılmasına karşı Kürt halkı sokağımızı ve mahallemizi biz yöneteceğiz dediğinde, Kürt şehirlerine yapılan tanklı toplu saldırılar, şehirlerin yıkılması, halkın evlerine dönmesinin engellenmesi, hatta Şırnak’ta olduğu gibi halkın sokakta yaşamaya mahkum edilmesi barışı sağlama olarak ifade edilmektedir. Kürt halkı yakılan ve yıkılan şehirlerde şimdi barınacak yer yapmayla uğraşmaktadır. Şehirleri yakılıp yıkılanlar, Kürdistan’dan koparılıp göçertilmek istenmelerine direnmektedirler. Halkın göçertmeye karşı gösterdiği bu direnişi barış gibi göstermek, Kürt halkına neyi reva gördüklerini ortaya koymaktadır. Halka yapılan bu zulmü görmeyen alçakların nasıl bir duruma düştükleri açıktır.
Eğer bu rejim bu duruma düşmüşse bu onun gücünü değil, güçsüzlüğünü gösterir. Çıplak zoruyla halkın karşısında olanlar, asker ve polis gücüyle ayakta duranların neyi güçlüdür? Kürt halkının zulmün, zorbalığın en yüksek düzeye çıktığı bir düzeni benimsediğini, buna sessiz kaldığını söylemek ve bunu Kürtlerin barışı istediği biçiminde yorumlamak, devekuşu gibi kafayı kuma gömmek ve kendini kandırmaktır. Bu halk bu zulmü kabul etmeyecek ve sesini yükseltecektir. Amed Belediye Eşbaşkanları tutuklandıktan sonra tüm baskı, zulüm ve saldırılara rağmen halkın sokaklara dökülmesi, sokaklara dökülenlerin öfkesi ve direnci, halkın tutumunun ne olduğunu ortaya koymuştur.
Türk devlet yetkilileri ve basını Özgürlük Hareketi’ni defalarca yendiğini, halkın Özgürlük Hareketini desteklemediğini yazmış, çizmiş, ama her defasında büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Herhalde en büyük hayal kırıklığına da AKP ve Tayyip Erdoğan uğrayacaktır. AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan direniş çıtasının yükseldiği büyük bir direnişle karşılaşacaklardır. Şimdi böyle bir dönemin mayalandığı günlerden geçmekteyiz.
Önder Apo ve Hareketimiz yıllarca çatışmasızlık ilan ederek devleti ve toplumu demokratik çözüme hazırlama ve bu yönlü çözümü sağlama çabası içinde oldu. Ancak bu çabaların sonucu oluşturulan Dolmabahçe Mutabakatı reddedildi, 7 Haziran seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı yeni Türkiye kabul edilmedi. Bu süreç toplumda ve demokrasi güçlerinde yumuşak mücadele yaklaşımını bir tarz ve alışkanlık haline getirmişti. Bu nedenle çok sert mücadele karşısında yaşanan tereddütler ve sarsıntılar oldu. Ancak AKP iktidarının yürüttüğü sert savaş karşısında toplum kendini buna göre de hazırlayacak ve sert sürecin gerektirdiği mücadele moduna da girecektir. Özgürlük Hareketi’nin bırakalım tasfiye olmasını, her yerde mücadelesini tarihi direnişiyle sürdürdüğü bir dönemde tabii ki Kürt halkı da mücadelenin temeli ve parçası olarak bu mücadelenin içinde olacaktır. Hiç kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Baskı ve zulüm ortamını barış geldi diye yutturmaya ve bu yönlü algı yaratmaya çalışanların da karşılarında hak, adalet ve eşitliğe dayalı barışı yaratmak isteyenlerin mücadelesini göreceği açıktır.
Barış; hak, adalet ve eşitlik mücadelesiyle gerçekleşir. Hak, adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasinin olmadığı yerde savaş politikası vardır. Şiddetli savaş yürütme vardır. Şu anda zulüm ve baskı durumu yanında yer alanlar en büyük barış düşmanı katillerdir. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm demokrasi güçleri zulüm ve baskı düzeni kuran AKP’ye de şarlatanlarına da tarihi bir direnişi gösterecek ve bu toprakları gerçek barışa kavuşturacaktır.
KAYNAK: YENİ ÖZGÜR POLİTİKA