Deniz İşçileri Platformu: Gemilerde ölmek istemiyoruz!

Deniz İşçileri Platformu, deniz işçilerinin uluslararası sularda sivil ticaret gemilerine yapılan saldırılarda katledilmesini, “Gemilerde ölmek istemiyoruz” şiarıyla protesto etti.

Deniz işçilerinin uluslararası sularda sivil ticaret gemilerine yönelik saldırılarda katledilmesi ve denetimsizlik ile güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle iş cinayetleriyle hayattan koparılması, Deniz İşçileri Platformu’nun çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda protesto edildi.

Limter-İş, DGD-Sen, TEYİS sendikalarının yanı sıra çok sayıda siyasi partinin katılımıyla gerçekleşen eylemde, drone saldırısı sonucunda katledilen deniz emekçisi Savaş Çakar’ın gazeteci kardeşi Abbas Çakar ve DEM Parti MYK üyesi Musa Piroğlu hazır bulundu. “Gemilerde ölmek istemiyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde sık sık, “Gemilerde ölmek istemiyoruz”, “Savaşta, barışta sermaye öldürür”, “Denizciler ölürken, armatöre huzur yok” sloganları atıldı.

‘DENİZ İŞÇİLERİNİN HAYATI ARMATÖRLERİN İNSAFINA TERK EDİLEMEZ’

Deniz İşçileri Platformu adına okunan açıklamayı okuyan Ahmet Baran Çen, sivil gemilerde çalışan deniz işçilerinin uluslararası sulardaki savaş ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edildiğini vurguladı.

Deniz işçilerinin hayatının armatörlerin insafına terk edilemeyeceğinin altını çizen Çen, “Bölgesel krizler ve savaşlar, deniz taşımacılığında doğrudan biz işçilerin hayatını riske atmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı sebebiyle Karadeniz'de, İran-İsrail-ABD savaşıyla Hürmüz Boğazı'nda ve Husilerin saldırılarıyla Kızıldeniz'de sivil ticaret gemileri açık birer hedefe dönüşmüştür. Büyük kurumsal filoların girmekten çekindiği bu ölüm rotalarına, savaş riskinin getirdiği yüksek navlun gelirlerine tamah eden yerli armatörler, yaşlı ve bakımsız hurda gemileri pervasızca sürmektedir. Uluslararası sözleşmeler ve kurallar gereği denizcilerin savaş bölgesine gitmeyi reddetme hakkı bulunmasına rağmen, armatörler işsizlik tehdidiyle ve hukuken geçersiz kıldıkları sözleşme maddeleriyle denizcilerin canını hiçe saymaktadır” dedi.

FACİALARDA İDARELERİ VE ŞİRKETLERİ AKLAMAK ADINA FATURA MÜRETTEBATA KESİLİYOR’

Sektörde denetimlerin “Pervane dönsün yeter” anlayışıyla yürütüldüğüne işaret eden Çen, “Denetimciler gemiye geldiğinde yalnızca evrak üzerindeki kutucukların işaretlenip işaretlenmediğine bakmakta, sahadaki gerçek riskleri, ertelenen tamiratları ve denizcilerin maruz kaldığı kronik yorgunluğu görmezden gelmektedir. Kâğıt üzerinde tamamen dinlenmiş görünen denizciler, gerçekte uykusuzluk ve görünmeyen, belgelenemeyen mesai sömürüsü altında ezilmektedir. Sistem, maliyetleri kısmak adına eksik personel, yetersiz kumanya ve sürekli ertelenen bakımlarla ‘idare eder’ mantığıyla yürütülmektedir. Olası bir faciada ise tüm idareleri ve şirketleri aklamak adına faturanın utanmazca mürettebata, yani, kesilmesi, sistemik ve örgütsel suçları örtbas etmenin bir yolu olarak kullanılmaktadır” diye konuştu.

‘BİZLERE BİÇİLEN ÖLÜM FERMANLARINI YIRTIP ATMAK ANCAK BİR ARAYA GELEREK MÜMKÜNDÜR’

Tabutluk gemilerdeki güvencesiz koşullarda çalışmayı reddettiklerini kaydeden Çen, “Biz deniz işçileri, açık denizin getirdiği fiziki izolasyon ve karmaşık hukuk düzeni yüzünden yalıtılmış olabiliriz. Yıpranma paylarımız elimizden alınmış, günde 14 saate varan çalışma sürelerine mahkûm edilmiş olabiliriz. Ancak yalnız değiliz! Yakın zamanda Samsun demir sahasında dört ay maaş alamayan, susuzluğa ve açlığa terk edilen Volgo-Don 5021 mürettebatının fiili grevi ve kazandığı zafer, meşru direnişin gücünü hepimize göstermiştir. Karşı karşıya kaldığımız bu kuralsızlık düzenini, idarelerin göz yumduğu kâr hırsını ve adeta birer tabutluk olan standart altı gemilerde bizlere biçilen ölüm fermanlarını yırtıp atmak ancak bir araya gelerek mümkündür. Güvencesizlik rejimine karşı taban odaklı ve bağımsız bir dayanışma hattı kurarak örgütlenmeliyiz. İnsanca yaşamak, standart altı gemilerde can vermemek ve haklarımızı alabilmek için deniz işçilerinin tek kurtuluşu örgütlü mücadelesindedir” vurgusunda bulundu.

‘BUGÜN BURADA GAZETECİ OLARAK DEĞİL, HAKSIZCA HAYATINI KAYBEDEN DENİZCİ SAVAŞ ÇAKAR’IN KARDEŞİ OLARAK DURUYORUM’

Açıklamanın ardından uluslararası sularda drone saldırısı sonucunda katledilen deniz emekçisi Savaş Çakar’ın gazeteci kardeşi Abbas Çakar söz aldı.

Bugün burada sadece haberleriyle bu ülkenin insanının sesini duyurmaya çalışan bir gazeteci olarak değil; ekmeğinin peşinde uluslararası sularda sefere çıkan ve hiçbir şekilde tarafı olmadığı bir savaşın ortasında, haksızca hedef alınarak hayatını kaybeden denizci Savaş Çakar’ın kardeşi olarak durduğunu ifade eden Çakar, “Biz gazeteciler haberlerimize rakamlar yazıp geçeriz: ‘Şu kadar gemi vuruldu, bu kadar kişi yaralandı’ deriz... Ama o rakamların her birinin arkasında yarım kalan hayaller, ocağına ateş düşen aileler var. Ben o ateşi özbeöz abimi, Savaş abimi kaybettiğimde yüreğimde hissettim” dedi.

‘BU TEPKİSİZLİK MAZLUMA İHANETTİR’

Korunmasız gemilerin hedef alınmasının savaş suçu olduğunu hatırlatan Çakar, bu savaş suçu karşısında iktidar yetkililerinin sessizliğini eleştirdi.

Görmezden gelerek sürdürülen bu duruşun, saldırganları daha da cesaretlendirdiğini vurgulayan Çakar, iktidara şöyle seslendi: “Masum tüm denizcilerin canı her şeyden kıymetlidir. Bu tepkisizlik mazluma ihanettir. Bu ülkenin vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak, diplomatik ve fiilî tüm adımları atmak en temel sorumluluğunuz değil mi? Uluslararası sularda silahsız gemilerimizi ve denizcilerimizi korumak için daha neyi bekliyorsunuz?”