Ergil: Yerel iradeyi, dili ve kimliği güvence altına alan kapsayıcı bir çerçeve yasa çıkarılmalı

Prof. Dr. Doğu Ergil, kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sağlanamayacağını belirterek, yerel iradeyi, dili ve kimliği güvence altına alan kapsayıcı bir çerçeve yasanın çıkarılması gerektiğini söyledi.

DOĞU ERGİL

Ortadoğu’da güç dengelerinin yeniden kurulduğu, İran’ın bölgesel etkisinin gerilediği ve Suriye’de yeni bir düzen arayışının sürdüğü süreçte, Türkiye’nin güvenlik politikaları ile Kürt sorununa yaklaşımı yeniden tartışılıyor. Akademisyen ve siyaset bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil, bölgedeki gelişmelerin Türkiye’ye etkisini, dış politika tercihlerini, NATO içindeki konumunu, askeri stratejilerini ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen ‘Çerçeve Yasa’ tartışmalarını ANF’ye değerlendirdi. 

'ANKARA’NIN SURİYE POLİTİKASI ÖZERKLEŞMEYİ ENGELLEMEK ODAKLI’

İran’ın bölgede kurduğu etki ağlarının ve devlet altı müttefiklerinin büyük ölçüde etkisizleştirildiğini belirten Prof. Dr. Doğu Ergil, bu durumun bölgedeki güç dengelerini sarstığını söyledi. İran’dan başlayıp Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden İsrail’i tehdit eden nüfuz alanının tasfiye edildiğine işaret eden Ergil, bu gelişmenin İsrail’in saldırganlığını ve etkisini artırdığını, Türkiye ile İsrail’i ise giderek bir stratejik rakip konumuna getirdiğini kaydetti.

Suriye’de devletin çöktüğünü ve kurulacak yeni yapının henüz belirsizliğini koruduğunu vurgulayan Ergil, Ankara’da yapılan son NATO toplantısını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu:

“ABD’nin Avrupa’daki ve NATO içindeki askeri varlığı azalırken, savunma işlevlerini Avrupa’nın üstlenmesi gündeme geldi. Ancak Avrupa’nın bu konudaki yetersizlikleri nedeniyle Türkiye’nin devreye girip çok daha güçlü ve etkili bir konum kazanması durumu ortaya çıktı. Suriye’de ise Türkiye, en başta 'fütuhat' söylemleri ve yayılmacı bir görünüm sergiledi. Bu gereksiz çıkışların ardından oluşmakta olan rejim üzerinden Suriye’nin geleceğini belirlemeye çalıştı. Bunda bir ölçüde etkili oldu ama asıl etkisi, Şam’a her dediğini yaptırmaktan çok, orada bir Kürt özerkleşmesini engellemek oldu.” 

 ‘TÜRKİYE KÜRTLERİ HER ZAMAN BİR TEHDİT OLARAK ALGILIYOR’

Türkiye’nin Kürt meselesine tarihsel yaklaşımını değerlendiren Ergil, devletin bu konuyu sürekli bir güvenlik tehdidi olarak gördüğünü belirtti. Türkiye’nin bütün savunma stratejisini, Kürtlerin ulusal birliğe ve ülke bütünlüğüne yönelik olası bir tehdit olduğu algısı üzerine kurduğunu ifade eden Ergil, şöyle devam etti:

“Peki bu gerçekçi miydi? Tabii ki değildi. Ama maalesef böyle oldu ve Suriye’deki bir Kürt özerkleşmesinin yeni Suriye’de etkin bir konuma gelmesini şu ana kadar engelledi. Bu durum, Türkiye’deki Kürt sorununun çözümünü de geciktiriyor. Bu algı halen hükümet tarafından devam ettiriliyor. Hükümetin medya ve kültür alanındaki baskınlığı nedeniyle Türkiye halkında da bu yönde bir fikir oluşmasında oldukça etkili olundu.” 

‘BARIŞ İÇİN BUNDAN DAHA UYGUN ZAMAN OLAMAZ’

Kürt sorunun çözümü için mevcut dönemin sunduğu fırsatlara dikkat çeken Ergil, Kürtlerin bir ‘öcü’ olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerektiğini vurguladı. Ergil, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürece ilişkin geliştirdiği tutumun, meselenin farkında olan ve çözüm arayışına odaklanan bir yaklaşım olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bunun Türkiye açısından önemli bir fırsat yarattığını ifade etti.

Ergil, "Türkiye, eğer hakikaten Kürt sorununu çözmek istiyorsa, artık Kürtlerin bir tehdit, bir öcü olarak görülmesinden vazgeçilmesi lazım. Kürtlerin de bu konuda Türkiye’yi ikna edebilecekleri en müsait zaman bu zamandır. Abdullah Öcalan’ın şu ana kadar ortaya koyduğu tutum, bazı Kürt çevrelerinde farklı biçimlerde değerlendirilse de Türkiye’nin Kürt sorununu çözecek ortak bir anlayış zemini yaratması açısından bundan daha uygun bir zaman olamaz. Fakat Türk hükümeti hâlâ ayak diriyor" dedi.

‘GÜVENLİKÇİ KONSEPT DEMOKRASİNİN ÖNÜNÜ KAPATIYOR’

PKK'nin fesih kararı ve yürütülen tartışmaların üzerinden bir yıl geçmesine rağmen konunun iktidar ve medya tarafından halen ‘terör’ parantezine sıkıştırılmasını değerlendiren Ergil, güvenlikçi bakış açısının kriz ürettiğini kaydederek şunları söyledi:

“Yaklaşık kırk yıllık bütün araştırmalarımda, yazdıklarımda ve kitaplarımda bunu söylemeye çalıştım ama pek değişmedi. Türkiye hâlâ bu işe bir güvenlik meselesi olarak bakıyor. Niye bakıyor? Kürtlere güvenmediği için ve sağlam kurumlar üretmek, demokrasi inşa etmek, demokrasi üzerinden bir barış ve müzakere toplumu yaratmaktan kaçındığı için. Ülkedeki bütün sorun çıkaran grupları susturmayı ve uzlaşmaz görülen tarafı saf dışı bırakmayı yöntem olarak benimsiyor. Bu yaklaşım, demokrasinin ve uzlaşmaya dayalı bir barış kültürünün önünü kesiyor.” 

‘ÜLKELER DEMOKRATİK VE GÜVENİLİR KURUMLARLA YÖNETİLİR’

Bir ülkenin stratejik öneminin yalnızca askeri kapasitesiyle korunamayacağını, bunun için demokratik meşruiyet ve güvenilir kurumların gerekli olduğunu vurgulayan Doğu Ergil, devletlerin sadece askeri güç üzerinden yönetilemeyeceğini belirtti. Bir ülkenin aldığı kararların toplum tarafından kabul görmesinin önemine dikkat çeken Ergil, şunları söyledi:

“Bir kararın arkasında askeri güç kullanmak ve insanların ölmesi gibi fedakarlıklar varsa, toplumun bunu onaylaması için demokratik meşruiyet ve hükümete inanç gerekir. İkincisi, yönetiminizin güvenilir olması, yolsuzluklardan, hırsızlıklardan ve dünya çapındaki organize suç örgütlerinin etkinliğinden uzak durması gerekir. Ki kurumlarınız kuvvetli olsun, devletiniz güvenilir olsun ve hem içeride hem dışarıda müttefikleriniz size inansın.”

Bugün devletlerin karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca güvenlik başlığıyla sınırlı olmadığını ifade eden Ergil, göç yönetimi, enerji güvenliği ve devlet dışı silahlı yapıların yarattığı sorunların da bulunduğunu belirtti. Savunma politikaları ve askeri kapasite üzerinden yürütülen söylemlerin tek başına güçlü bir ülke yaratmaya yetmeyeceğini vurgulayan Ergil, Türkiye’nin askeri kapasitesine ilişkin tartışmaların yeterince şeffaf yürütülmediğini söyledi.

Ergil, Türkiye’nin NATO içindeki konumuna ve savunma politikalarındaki çelişkilere dikkat çekerek, “NATO’nun en kalabalık ikinci ordusuyuz ancak şu anda Hava Kuvvetleri’nin ne kadar güçlü ve savaş kabiliyetinde olduğunu bilmiyoruz. Sınır dışındaki üslerin Irak ve Suriye’deki Kürt hareketini baskı altında tutmanın ötesinde Türkiye’ye ne kazandırdığı açıkça yazılıp tartışılmıyor” dedi.

Türkiye’nin savunma alanındaki bazı tercihlerinin uluslararası güvenilirlik açısından sorunlar yarattığına dikkat çeken Ergil, F-35 ve S-400 süreçlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“F-35 gibi 5. nesil uçak üretim sürecinden dışlandık. Niye aldığımızı bilmediğimiz bir kararla Rus S-400 sistemlerini aldık ama kullanamadık. Çünkü NATO ordusunun bunu kullanması mümkün değil; farklı bir yazılım ve güvenlik konsepti gerektiriyor. Kullansaydık Rusya’ya bağımlı hale gelecek ve NATO sırları ortaya çıkacaktı. Şimdi ise otuz yıllık F-16’ların bakımı ve motor yenilenmesi için sürekli çekişiyoruz.”

Güçlü bir ülke olmanın yalnızca askeri kapasite veya siyasi söylemlerle mümkün olmayacağını belirten Ergil, “Güçlü ülke olmak; ‘güçlü liderlik’ ya da ‘Türkiye Yüzyılı’ gibi söylemlerle olmaz. Kurumların, kişilerden ve hükümetlerden bağımsız, yasalara ve anayasaya bağlı olarak sürdürülmesi gerekir. Yasalara uymayan bir yönetimin inandırıcılığı da olmaz” dedi.

‘KALICI BARIŞ İÇİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM GEREKİYOR’

Türkiye’nin bölgesel rolünün, güvenlik politikaları ve demokratik meşruiyet tartışmalarının Kürt sorununun çözümüyle de doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Doğu Ergil, çatışmanın sona ermesi ile sorunun çözülmesinin aynı şey olmadığını vurguladı. Kalıcı bir barış için yalnızca silahların susmasının yeterli olmayacağını ifade eden Ergil, demokratik, hukuki ve siyasal adımların atılması gerektiğinin altını çizdi.  

Ergil, çözüm için atılması gereken adımları şöyle sıraladı: “Silahların susması yetmez; kimliğin tanınması ve şikayet gerektiren bütün uygulamalardan vazgeçilmesi lazım. Yerel yönetimlerin, halkın iradesiyle ortaya çıkmış siyasal yapıların dağıtılıp yerlerine kayyum atanması uygulaması son bulmalıdır. Kültür ve dil üzerindeki baskılar kaldırılmalıdır. Bunun için siyasal irade, ortak karar ve bunların yasalaşması gerekir. Kanunların da uygulanması şarttır.”

Silahlı çatışmaya dönüşün kimsenin istemediği bir durum olduğunu vurgulayan Ergil, ancak sorunların yalnızca güvenlik politikalarıyla bastırılamayacağını belirterek, “Tekrar bir örgüt ortaya çıkar mı, silahlı çatışmaya dönüş olur mu, bunu kimse istemiyor. Belki de olmayacaktır. Fakat memnuniyetsizlik devam ettiği sürece kitlesel huzursuzluk, barışmanın bir türlü sağlanamaması ve güvensizlik sürecek. Güvensizliğin sürdüğü yerde demokratik bir toplum geliştiremezsiniz, demokratik bir düzen geliştiremezsiniz” dedi.

Yeni dönemde hazırlanması tartışılan çerçeve yasaya ilişkin de uyarılarda bulunan Ergil, yasanın dar ve geçici bir düzenleme olmaması gerektiğini vurgulayarak, “Çıkacak olan yasalara çok itina etmek lazım. Bunların kapsayıcı yasalar olması lazım. Çok ihtiyatlı, korkak, kısmi ve azla yetinen yasalar olmamalı. Kuşku ve korku üzerine kurulmuş yarım yamalak kararlar alınmamalı” diye belirtti.

Toplumsal inisiyatiflerin de bu konuda uyarılar yaptığını belirten Ergil, çerçeve yasanın bütün Türkiye’yi kapsayan bir anlayışla hazırlanması önemine değinerek, bu çerçeve yasanın, dar bir resmin çerçevesi değil, geniş ve bütün Türkiye’yi içeren bir tablonun çerçevesi olması gerektiğini vurguladı.

‘MHP’NİN DÖNÜŞÜ ŞAŞIRTICI, AKP İSTEKSİZ SÜRÜKLENİYOR’

Süreçteki siyasi aktörlerin pozisyonunu da değerlendiren Ergil, MHP liderinin çıkışını önemli bir kırılma olarak gördüğünü belirterek, “MHP’nin bu inanılmaz dönüşümünü önceden tahmin etmek mümkün değildi. Kendi tabanına bile karşı gelerek böyle bir dönüşüm yaptılar ve AKP’yi de sürüklediler. AKP ise çok isteksiz ve mahcup hareket ediyor. Ama en azından hareket ediyor. Ortaya çıkacak yasal çerçeve zamanla geliştirilebilir, eksik kalan yerlere ek yapılabilir" dedi.

‘ASIL SORUMLULUK ŞAHSİLEŞMİŞ YÖNETİMDEDİR’

Kalıcı barışın tesisinde ana sorumluluğun iktidarda olduğunun altını çizen Doğu Ergil, “Devlet denilen yapı bugün tekilleşmiş, tekelleşmiş ve şahsileşmiş bir yönetim anlayışına bürünmüştür. Dolayısıyla inisiyatif de sorumluluk da yönetimin elindedir. Önümüzdeki dönemde çıkarılacak çerçeve yasa ve bu çerçevenin içinin uygulamalarla nasıl doldurulacağı hayati önem taşıyor. Yasa yetmediğinde, bu çerçevenin büyütülüp büyütülemeyeceğini zamanla göreceğiz. Mümkün olduğunca geniş ve bugünkü çözümsüz sorunlara cevap verebilecek bir içeriğin ortaya çıkmasını ümit ediyoruz” diye konuştu.