İstanbul’da 13-14 Haziran 2026 tarihinde gerçekleşen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” başlıklı konferansta, Türkiye’nin birinci yüzyıldaki yapılan hataların muhasebesi üzerinden ikinci yüzyılda yeni bir başlangıç için siyasal, iktisadi, toplumsal, kültürel ve ekolojik anlamda ortak geleceği birlikte kurmanın yolları konuşuldu. Kuruluşundan bugüne Cumhuriyet’in diğer kimlikleri zorbalıkla bastırarak erittiği tekçi karakterin neden olduğu insani ve kültürel yıkımın sonuçlarının tartışıldığı konferansta, kalıcı demokratikleşmenin, demokratik bir toplumun inşası ile devletin hukuk, özgürlükler ve eşit yurttaşlık temelinde yeniden yapılanmasının birbirini beslediği bir süreçle mümkün olacağı vurgulandı ve ilk yüzyılda “dışarıda bırakılan” ve geleceğe dair sözü olan herkesin demokratik dönüşümün öznesi olması çağrısında bulunuldu. Konferansa katılan birbirinden değerli konuklardan olan Ermeni gazeteci ve yazar Pakrat Estukyan ANF’ye konuştu. Soykırıma uğratılan bu coğrafyanın kadim halklarından Ermeni halkının bir ferdi olan aydınlardan Pakrat Estukyan, Türkiye’nin demokratik dönüşümünün ancak topyekun bir yüzleşme, diyalog ve bir arada yaşama iradesiyle gerçekleşeceğinin altını çizdi.
‘KÜRT SİLAHLI AYAKLANMASI BERABERİNDE KÜRT AYDINLANMASINI DA GETİRDİ!’
Ermeni aydın Pakrat Estukyan, bugün ortak yaşamın inşasını öngören Barış ve Demokratik Toplum paradigmasının Kürt Hareketi’nin ufuk açıcılığı sayesinde somutlaşmaya doğru ilerlediğini vurguladı. Türkiye'de 35-40 yıldır süren Kürt silahlı ayaklanmasının beraberinde Kürt aydınlanmasını da getirdiğini belirten Estukyan, Kürtlerin uluslaşma sürecinin de buna paralel olarak şekil aldığını belirtti. Estukyan, Kürtlerin 40 yıl öncesine kadar halen göçebe düzeyinde yaşayan unsurları da olan ve birbirlerine aşiret bağıyla bağlı bir toplumken, bugün ulus bağıyla bağlı, dil birliğiyle bağlı bir toplum haline geldiğini anımsattı.
‘TÜRKİYE’DE KÜRT HAREKETİ İVMESİNİ SOSYALİST GELENEKTEN ALIYOR!’
Estukyan, dört parçaya bölünmüş Kürdistan coğrafyasında Barzani-Talabani gibi halen aşiretlerle tanımlanan ailelerin siyasi aktör olarak ağırlığı varken, Türkiye’deki Kürt hareketinin ise sosyalist bir gelenekten feyz alarak mücadeleyi bugünlere taşıdığını vurguladı. Estukyan, şöyle konuştu: ”PKK, 5 Nolu cezaevinde doğdu diye bir kavram varsa, bu da 5 Nolu cezaevinde mahkum olan insanların çoğunlukla Türkiye Sosyalist Hareketi'nde ya da Türkiye İşçi Partisi saflarında yer almış devrimcilerden oluşmasından dolayıdır. Deniz Gezmiş'in en yakınında olan arkadaşlarından başlayarak, Dev-Genç saflarında hep politize olmuş bir Kürt gençliği vardı. Kürt Hareketi ivmesini o gelenekten alıyor. O yüzden hareketin söylemleri, getirdiği açılımlar, paradigmalar ufuk açıcı oluyor. Hatta Türkiye'yi de aşacak bir ufuk açıcılıktan bahsediyoruz. Özellikle Kürt hareketinde kadına biçilen rol, kadının üstlendiği politik hat o kadar belirleyici ki bu Türkiye ortalamasının çok üstüne çıkan durum. Bugüne kadar Türkiye'de kadın kotasını oluşturan başka bir siyasi hareket yok ve bu örnek oluyor artık. Partideki eşbaşkanlık sistemi ivme kazanıyor ve bu nedenle de STK'larda da kendini göstermeye başladı.
Bu açıdan HDP’nin, DEM Parti ile birlikte kendini fesheden PKK'nin de bir ön açıcı, yol gösterici işlevi var. Ama buna rağmen mesela DEM Parti’ye sosyalist parti diyemiyoruz. Niye diyemiyoruz? Çünkü anti-sosyalist unsurları da içinde barındırabiliyor. Kendisini çatı partisi gibi konumlandırıp, reel politik uğruna, dindarla da arasını hoş tutmak istiyor, ötekiyle de arasını hoş tutmak istiyor. Bu durum da tavizlere yol açmak zorunda kalacağını gösteriyor. DEM Parti şahsen benim için söylemleriyle kıymetli bir partidir, vaatleriyle, ilkeleriyle kıymetli bir partidir. Ama tabanını geliştirdikçe, daha çok insandan oy alma şansı arttıkça bu ilkelerden taviz vermek zorunda. Bu beni kaygılandırıyor. Tabii ki halen ilk seçimde gene ona oy vereceğim kesindir. O yüzden eleştirel bir konum almak istemiyorum ama Selahattin Demirtaş'lı günleri özlüyorum. O günlerin motivasyonunu, saflığını özlüyorum. Bugünkü arkadaşlara haksızlık etmek asla istemem. Hepsi benim çok değer verdiğim insanlar.”
‘TÜRK-KÜRT BARIŞMASI DİĞER HALKLARI DA KAPSAMALI!’
Barış ve Demokratik Toplum sürecini çok önemsediğini, ancak barışmaktan söz edilecekse bunun sadece Türk-Kürt barışmasıyla sınırlı kalmaması, diğer halkları da kapsaması gerektiğini vurgulayan Estukyan, “Her şeyden önce kendisini memleketin sahibi konumuna getirmiş olan Türk unsurunun ve dışlanmış olan Kürt unsurunun barışmasını çok önemli buluyorum. Ama bu durum sadece Türk-Kürt barıştık, tamam bundan sonra biz egemeniz, kalanları yine ezeriz, olamayacaktır. 1920’lerde bu zihniyet egemendi. Müslümanlık ittifakı oluştu ve ‘gavurları’ birlikte temizlediler. Hatta bazı Kürtler hala, ‘Beraber kan döktük. Biz Türklerle kardeşiz’ diyor. Bundan marifetmiş gibi bahsediliyor. Ama sormak lazım, birlikte kimin kanını döktünüz diye. Benim kanımı döktünüz. Önce bu dilden arınmak gerekiyor. Daha sonra yüzleşmek gerekiyor.
‘ÖNCE TARİHİ DOĞRU ANLATMAK VE YÜZLEŞMEK GEREK!’
19 Mayıs resmi söylemde Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olarak kutlanırken, başka halklar, Pontus Rumları için aynı tarih soykırımın yıldönümü olarak anılıyor. Dolayısıyla burada bir ortak noktayı bulmak zorundayız. Bu da ancak yüzleşerek, gerçekte 19 Mayıs 1919'da ne olduğunu yeniden konuşarak olur. Çünkü resmi söylem, bize Atatürk kırık dökük bu vapurla Samsun'a gitti ve Kurtuluş Savaşı'nı başlattı diyor. Ama Atatürk Samsun'a niye gitti? Atatürk Samsun'a hangi görevle gönderildi? Bir de bundan bahsetsenize. Atatürk'ü Samsun'a Osmanlı İmparatorluğu gönderdi. Hangi görevle gönderildi? Karadeniz bölgesinde çeteler var, bu çeteler oradaki Hristiyanlara zulüm ediyor. Git bu konuda tedbir al dendi. O ne yaptı? O zulmediyor denen başıbozuk çetelerin elebaşıyla, Topal Osman'la vapurdan iner inmez görüştü ve onun sırtını sıvazladı. Yani demokratik cumhuriyeti inşa etmek için önce bu tarihi doğru anlatmak ve yüzleşmek gerek. Yanlış iliklenen düğmeleri düzeltmek gerek” diye konuştu.
Kürt meselesinin Devlet Bahçeli’nin başını çektiği “terörsüz Türkiye” olarak adlandırılaran süreçle çözülemeyeceğini vurgulayan Estukyan, “Bu süreçten çıksa çıksa en iyi ihtimal Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarında iyileşme çıkar. Ama Kürt meselesi öyle çözülmez. Kürt meselesi, kimlik tanınmasıdır, anadilin tanınmasıdır. Bunlar şu anda gündemde değil. Yeni anayasa da sadece Tayyip Erdoğan’a ilave süre tanımak için kurgulanmış bir anayasa” dedi.