Mithat Sancar, Gültan Kışanak ve Çetin Arkaş gazetecilerle buluştu

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin gazetecilerle bir araya gelen Mithat Sancar, Gültan Kışanak ve Çetin Arkaş, Önder Apo’nun üstleneceği rolün sürecin devamı için kritik olduğunu ve süreç boyunca yeni yasaların çıkarılması gerektiğini belirtti.

Barış ve Demokatik Toplum Süreci, Değerlendirme ve Takip Kurulu'nun oluşturulması ve alt kurulların açıklanması ile devam ediyor. Kurul ve alt kurulların çalışmasına başlaması için Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı beklenirken diğer yandan yapılacak çalışmaların biçimi ve planlanmasına dair tartışmalar devam ediyor.

 Sürece dair gazetecilerle bir araya gelerek toplantılar düzenleyen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yetkilileri, İmralı Heyeti Üyeleri ve İmralı Sekreteryası üyeleri sürece dair bilgilendirme yapmaya devam ediyor. Buluşmalar kapsamında Kürt Siyasetçi Gültan Kışanak, İmralı Sekretaryası üyesi Çetin Arkaş ve DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar gazeteciler ile bir araya geldi. Ankara'nın Çankaya İlçesi Kızılay'da bulunan bir otelde gazetecilerle bir araya gelen Gültan Kışanak, Arkaş ve Sancar, sürece ilişkin bilgilendirmeler yaparken gazetecilerin sorularını yanıtladı. Buluşmaya çok sayıda gazeteci ve köşe yazarı katıldı. Heyet, süreçte Hukuki ve Kurumsal Aşama'ya girildiğini ve bundan sonraki dönemin kurumsal bir işleyiş ile devam edeceğini belirtti.

 Heyetin yaptığı açılış konuşmalarının ardından sorular soran gazeteciler, devamla atılacak adımların neler olduğunu, silah bırakma sürecinin detaylarını ve İmralı tutanaklarının çarpıtılması ile Önder Apo ile iletişim koşullarının nasıl düzenleneceği sorularını sordu.

 'YENİ BİR ÇAĞRI GÜNDEMDE DEĞİL'

 İlk sözü alan Sancar, öncelikle yasanın uygulanması için MGK raporunun beklendiğini söyledi. Sancar, silah bırakmaya dair Önder Apo’dan yeni bir çağrının yapılmasının gündemde olmadığını ve  ihtiyaç görüldüğü taktirde görüşmeler sonucu bunun tartışılabileceğini belirtti. Silah bırakma sürecinin takibinin kurul ve alt komisyonlar aracılığıyla yapılacağını söyleyen Sancar, "Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt hareketi ile çeşitli temaslar sürerken, bu konuda henüz ayrıntılı bir plan bizimle paylaşılmadı. Ancak çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu konuda kısa sürede resmi açıklamalar yapılacak. Beklentimiz de bu yönde" dedi.

 'ABDULLAH ÖCALAN'IN YER ALACAĞI KURUL'

 Yasanın uygulanma aşaması için kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun yaptığı toplantılar sonrası aldığı kararlarla oluşturulan alt kurul ve komisyonlara dair konuşan Sancar, görev dağılımlarına ilişkin bir netleşme ve bilginin söz konusu olmadığını söyledi. Sancar, kurulan 4 alt kuruldan en çok merak edileninin ve önemli olanın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Kurulu olduğunu belirtti. Söz konusu alt kurulun nasıl oluşturulacağı ve görevlerinin ne olacağı konusunun gündemde olduğunu söyleyen Sancar, Önder Apo’nun bu alt kurulda yer alacağına diar resmi bir kararın henüz iletilmediğini belirtti. Sancar, “Sayın Öcalan’ın rolü merak ediliyor. Bu kurul esas olarak silahsızlanma sürecinin yürütülmesini sağlayacak bir kurul olacak. Ancak bunun işleyişi açısından henüz kamuoyuyla paylaşılmış bir karar yok” dedi.

'ABDULLAH ÖCALAN'IN ROLÜNÜ ÜST KURUL BELİRLEYECEK'

 Önder Apo’nun süreçte oynadığı hayati rol ve misyona işaret eden Sancar, Önder Apo’nun kurumsal yapı içerisinde görev almasını beklediklerinin ekledi. Bu konuda kararı verecek olanın üst kurul olduğunu belirten Sancar, “İstişareler sonucu bu kurulda nasıl bir rol üstleneceği belirlenecek ama bir rol üstlenmesine ilişkin bir ortak yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz.  Kendisinin etkili, aktif ve tanımlanmış bir rol oynaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konu önümüzdeki günlerde netleşecek. Süreç işliyor ve kritik zor evreler önümüzde duruyor. Burada tanımlanmış bir konumda ve rolde bir kurulda yer alması düzenleyici, yönlendirici bir işlev fonksiyon pozisyonunda olması gerekir. Bu netleşmeden bunun açıkça karara bağlandığını ilan edemeyiz elbette” diye belirtti.

 'SAYIN ÖCALAN YENİ YERE TAŞINMAMIŞTIR'

Önder Apo’nun çalışma ve yaşam koşullarına dair çıkan haberlere dair konuşan Sancar, yeni inşa edilen yere taşındığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını ve  Önder Apo’nun daha önce kaldığı yerde kalmaya devam ettiğini söyledi.

Sancar, eskiden farklı olarak İmralı’da yapılan görüşmelerin daha geniş bir salonda yapıldığını ekleyerek, “Şu anda Sayın Öcalan’ın yeni yerine taşındığına ilişkin bilgiler gerçekliği yansıtmıyor. İmralı’daki yaşamını eski yerinde sürdürüyor. Sayın Öcalan’ın bu süreçte üstlendiği tarihi ve ağır görevi ortadadır. Bu açıdan, yeni çalışma ortamı ve şekli oluşursa ona göre bir düzenleme yapılacaktır. Sekretarya mı yeni çalışma arkadaşları mı gerekecek, ihtiyaçlar nedir buna göre düzenlemelerde elbette gündem de olacaktır, olmalıdır da” ifadelerine yer verdi.

 ‘ÖRGÜT YÖNETİCİLERİ İLE GÖRÜŞME OLMADI’

 Kamuoyunda "İmralı tutanakları" olarak dolaşıma konulan ve Kürt Özgürlük Hareketi ile  Önder Apo tarafından doğru olmadıkları teyit edilen tutanaklara dair konuşan Sancar, PKK üst düzey temsilcileri ile  Önder Apo arasında fiziki bir görüşmenin yapılmadığını belirtti. Sancar, “Bunu ilk ağızdan hem sayın Öcalan hem örgüt yaptığı açıklamada dile getirdi. Yine devlet yetkilileri bunu bu şekilde açıkladılar. Bu ‘sızıntıların’ basit bir olay olmadığını hepimizin görmesi gerekiyor. Bu provokasyonları aşmanın yolu Sayın Öcalan'ın kamuoyuna hitap etmesinin yolunun açılması ile mümkün olacaktır. Bu yol açılırsa, doğrudan gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri giderse doğrudan kendisi anlatır. Ancak bizim pek çok konunun konuşulduğu görüşmelerin tamamını anlatmamızın nasıl sonuçları olacağını ve nasıl tartışmalar yaratacağını tahmin edebilirsiniz. Esasen dünyadaki bu süreçlerde de mutlak şeffaflık her şeyin, herkesin gözü önünde konuşulduğu bir yöntem hiç olmadı. Burada kamuoyundan bir şey saklamak değil, bir süreci sağlıklı yürütme çabası söz konusudur. Yeri geldiğinde zaten açıklamalar yapılıyor” diye konuştu.

‘SOMUT BİR ZİYARET PLANLAMASI YOK'

Gazetecilerin, akademisyenlerin ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin üst düzey yetkilileri ile çeşitli aktörlerin ziyaretlerine dair sorulan soruya ayrıca yanıt veren Sancar, “Bundan sonraki aşamada Sayın Öcalan kamuoyuyla doğrudan iletişim kurabilmeli. Ama bu konuda somut bir planlama önümüzde bulunmuyor şu anda. Ama bunun gecikmeden olmasının pek çok açıdan gerekli olduğunu da bir kez daha sizin aracılığınızla kamuoyuna duyurmuş olalım. Önümüzdeki dönemde başka tür görüşmelerin yapılması da olasıdır, şu an olmasa da bunun bir ihtiyaç olacağı aşamaya da gelinecektir” ifadelerini kullandı.

 'ALT KURULLARDA YETERSİZLİKLER VAR'

 Söz konusu kurulların devletin üst düzey yetkilileri ve devlet bürokrasisinden oluşmasının Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda yetersizliklere yol açacağını belirten Gültan Kışanak ise “Sayın Öcalan'la yapılan görüşmeler, Sayın Öcalan'ın konumu, İmralı'daki durumu meselenin çatışma ile ilgili boyutu iktidarın ve devletin ilgili kurumları her birinin bir rolü, sorumluluğu, görevi var ve bunu yapmalılar, yapıyorlar. Bizler de her birimiz bu yolun daha sağlıklı ve daha iyi sonuçlar alacak şekilde yürünebilmesi için katkı sunan pozisyonda olmalıyız. Bu yasadan yararlanacak insanlar var ve onların avukatları olacak. Meslek örgütleri, barolar, sendikalar var ve bu kurumların, kişilerin oluşturulan bu kurullara katılmasının önü açılmalı ve destek vermeleri sağlanmalıdır. Alt kurulların tamamının daha kapsayıcı, yeri geldiğinde danışarak, görüşerek, istişare edilerek sivil toplumun, kamuoyunun, entelektüellerin katılımın olmasının çalışmalara katkı sağlayacağını düşünüyorum.  Ayrıca da bir kadın olarak bütün bu kurullarda kadınların da sözünün olması katkılarının olması, yapıcı rollerini oynayabileceği kanallarının açılması, bu imkanların sunulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Biz barışçı ve demokratik toplumu inşa edeceksek, ortak demokratik bir gelecek kuracaksak, kesinlikle bunun harcını kadınlar karacak” diye ifade etti.

 'BİR YILDA YÜZ BİN KİLOMETRELİK YOL'

Sahada üstlendikleri rol ve görevi merak eden gazetecilerin sorularına cevap veren İmralı Sekreteryası Üyesi Çetin Arkaş ise Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın ruhuna bağlı olarak mesai harcadıklarını, demokratik toplumu örmek için çalışmalar yürüttüklerini ve bu kapsamda sahada temaslarını artırdıklarını belirtti. Arkaş, “Hapisten çıkalı herhalde 1 sene bir ay oldu. Geçen bir arkadaş hesaplamıştı. Bu süreçte 100 bin kilometre yol yapmışız. Bu sürecin en sağlıklı şekilde yürüyebilmesi adına düşüncelerimizi anlatıyoruz. Çok geniş çevrelerden insanların bu konuda merakı var. Ağırlıklı olarak halk toplantıları yapıyoruz. Çeşitli toplum kesimleriyle özgün buluşmalar yapıyoruz. Bunların özünde ise bu süreci anlatma çabası var. İnsanların haklı olarak kafalarında soru işaretleri var. Bu süreç neden başladı, nasıl başladı, nereye varacak, kaygılar ve endişeler var, umutlar var. Kaygı ve endişeleri gidermeye, umudu büyütmeye çalışıyoruz" dedi.

 'BÜYÜK ÖZLEMİN YANSIMASI'

  Önder Apo’nun 27 yıl boyunca İmralı Adası'nda tutulduğunu ve dünya ile temasının sınırlı olduğunu ifade eden Arkaş, "En son bir fotoğrafı ve kısmi bir görüntüsü gösterildi. Bunun haricinde zaman zaman tecridin kırıldığı ve görüşme notlarının avukatları veya heyetimiz vasıtasıyla belli ölçülerde yansıtıldığı dönemlerde insanlar ne diyor; İmralı'da yaşamı nasıldır, hangi süreçte neler yaşandı. Yine sağlığı nasıl, bütün bu süreç içerisinde yaşanan spesifik bazı gelişmelere dair bakış açısı nasıl gelişti. Çok yoğun bir merak ve ilgi var. Hemen hemen her yerden bunları anlatmak adına çağrı alıyoruz. Yüz bin kilometreyi onun için ifade ettim. Ağırlıklı olarak bu ilginin Başkan Öcalan'a yönelik büyük bir özlemin yansıması olduğunun farkındayız, bilincindeyiz” diye belirtti.

Birinci sorulara heyetin verdiği cevapların ardından tekrar sorular soran gazeteciler; 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın hangi örgütleri kapsadığı,  Önder Apo’nun komisyonda yer alıp almayacağı, yasanın uygulanmasına dair bir takvimin olup olmadığı, kaç kişinin süreç kapsamında ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin komisyonlarda yer alıp almayacağına ilişkin sorularını yöneltti.

'BENZER GELİŞMELER İRAN'DA DA GÖRÜLEBİLİR'

Sorulara dair ilk sözü alan Sancar, QSD'nin misyonunu tamamlaması ve İran’da PJAK’ın durumuna ilişkin konuştu. Sancar, benzer gelişmelerin ilerleyen süreçte İran için de görülebileceğini belirterek, “Mazlum Abdî’nin yaptığı açıklama çok önemliydi. Bunun demokratik entegrasyon modelinin hayata geçirilme şekli olduğunu söylüyorlar; biz de böyle değerlendiriyoruz. Oradaki süreç bu süreçten ayrı düşünülemez. Türkiye’de bu süreç başlamamış olsaydı Suriye’de böyle büyük gelişmeler olur muydu, önemli bir sorudur. Demokratik entegrasyon kendi yapısından vazgeçme ve erime değildir; bunu kendileri de açıkladı. Buna benzer süreçler işlediğinde, demokratik entegrasyon ve demokratikleşme ve diyalog yoluyla tartışmalar yaşandığında benzer gelişmelerin İran’da da olacağını söyleyebilirim” diye konuştu.

 'GERÇEK ÇÖZÜM YÖNETİME KATILABİLME'

 QSD’nin feshi açıklamasına ilişkin konuşan Gültan Kışanak ise Kürtlerin Şam’da yönetime katılacağını belirterek, "Bu katılımın imkanlarını yaratmak gerekir" dedi. Gültan Kışanak, "İşte gerçek çözüm budur. Kürtlerin güven içerisinde eşitlik hukukuyla kendi anadilleriyle yönetime katılabilmelerinin imkanını yaratmak. Dün sosyal medyada bir fotoğraf vardı. Sayın Mazlum Abdî, Sayın Îlham Ahmed, Kaysun tepesinde bir fotoğraf çekmişlerdi. Son derece kıymetliydi. 2011'den bu yana neredeyse 14 yıl boyunca IŞİD'e karşı çatışmaların yaşandığı bir halkın kendisini korumaya çalıştığı savaşta önemli roller üstlenmiş kişilerin Şam'ın hakim bir tepesine çıkıp oradan o fotoğrafı vermesi bize şunu söylüyor; sorunu çözmek için aslında yapılacak şeyler Şam'da da, Ankara'da da, Tahran'da da bellidir. Kimseyi dışında bırakmadan tüm farklılıkları yönetime katılabilecekleri imkanların önünün açılması, çatışmaları önleyecek şey budur. Buradaki süreç oraya olumlu katkı yaptı. Oradaki gelişmeler buraya olumlu katkı yapacak” diye ifade etti.

'UYGULANMA AŞAMASI İÇİN 2 AYLIK SÜRE'

 Birçok kesimin "çerçeve yasa" kanununa sınırlı baktığını belirten Gültan Kışanak, yasanın PKK ile ilişki kurularak açılan yüzbinlerce dava dosyasını etkileyeceğini söyledi. Yasanın uygulanma aşamasına geçiş için 2 aylık bir sürenin gerekliliğine dikkat çeken Gültan Kışanak, "2 ay içerisinde yasanın uygulanabilir hale geleceği mesafenin kat edilmesi bekleniliyor. Yasanın yürürlüğü girmesi için yapılacak işler belli, mekanizmalar işletilirse ve uygulama hızlanırsa 2 ay içinde bu süreç başlayacaktır. Peyder pey bu dosyalar ele alınacaktır. Büyük bir iş. Acilen bu yasayı beklemeden hasta tutsakların tahliyesini de ele almak gerekiyor. Bu yasa geçti ama uygulanmaz gibi tartışmalara neden olacak hiçbir olumsuz durum da söz konusu değildir. Bu yasa uygulanacak. O zaman yapılması gereken yasanın uygulanması için gereken şartları hızlıca temin etmek ve yasa beklenmeden yaşam kayıplarına neden olabilecek hasta tutsaklar konusunda bir tutum alınmasıdır” dedi.

 'KADROLAR BÜROKRASİDE YER ALACAK MI?'

Dönecek olan Kürt Özgürlük Hareketi kadrolarının devlet bürokrasisinde yer alıp almayacağına ilişkin sorulan sorulara ilişkin konuşan Arkaş, "Böyle bir özlemi ve hevesi olan kimseyle karşılaşmadım" dedi. Arkaş, “Ben 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'ne giriş yaptım. Şimdi valilik yapan, bazı sınıf arkadaşlarımı hücremde, televizyonda görebiliyordum. 91 yılında İstanbul Üniversitesi'nin genelinde 500 üniversite öğrencisinin dağa gittiğini biliyorum. Bu gidişler 1991 yılında gerçekleşti. Bu insanlar bireysel bir amaç, hedef beklenti içinde olsaydı, bugün çok farklı noktalara gelebilecek insanlardı. Şartlar, koşullar o günkü atmosfer böylesi bir tercihi ahlaki ve vicdani olarak zorunlu kılıyordu. Bunların geride kalmasını, bir daha yaşanmamasını arzu ve temenni ederim" ifadelerine yer verdi.

'DEVLET ÖZ GÜVENLİ OLMALI'

Kürtlerin devlet içerisinde kendi hassasiyetleri ile yer alması konusunda devletin öz güven içerisinde olması gerektiğini belirten Arkaş, "Öz güvenli bir devlet olmanın, kendine güvenen bir devlet olmanın ifadesi budur. İngiltere'de başbakanlık yapan eski birtakım bürokratlara bakın, kökenlerine bakın; İngiltere'nin eski sömürgelerinden insanlar var. Gelmişler, oraya gitmişler. Osmanlı'nın yönetim kademesine bakın, çok değişik çevrelerden, halklardan insanlar yönetim kademesinde yer almışlardır. Bu büyük bir özgüvenin ifadesidir. PKK kadroları olur, olmaz. Ben böyle bir hevesi olan arkadaşa, insanlara karşılaşmadım ama eğer devlet Kürtler açısından da 'Evet bu devlet bizim devletimizdir' duygusunu, algısını, duygusunu yaratmak istiyorsa bu noktada büyük bir öz güvenle yaklaşmasını isterim” diye konuştu.

Cevapların ardından gazeteciler, yeni anayasa tartışmaları ve Şehîd Rûstem Cûdî Mülteci Kampı'na ilişkin sorularını yöneltti.

'BÜTÜNLÜKLÜ BİR PROGRAM'

Yeni Anayasa ihtiyacına dönük tartışmalara ilişkin konuşan Sancar, anayasanın en geniş toplumsal ve siyasal katılımla hazırlanması gerektiğini belirterek, tartışmaların Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı gibi belli başlıklara sıkıştırılmasını kabul etmediklerini belirtti. Kürt sorununun çözümünün demokrasi, özgürlük ve hukuk devleti meselesinden bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan Sancar, Anayasa sürecini de barış ve demokratikleşmenin bir parçası olarak gördüklerini ifade etti. Anayasanın yanı sıra yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğuna işaret eden Sancar, silahsızlanma ve siyasallaşma sürecini destekleyecek hukuki değişikliklerin hızla yapılması gerektiğini ve "Terörle Mücadele" Kanunu’ndan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na kadar çeşitli düzenlemelerin değiştirilmesi gerektiğini belirtti. Sancar, “Barış hukukunu bütünlüklü bir program olarak ele alıyoruz. Silahsızlanma bunun bir ayağıdır. Şimdi bu sürecin şimdi bu kabul edilen çerçeve yasayla başlayan sürecin hızla tamamlanmasını bekliyoruz ama o süreç devam ederken de yeni kanunlar çıkabilir. Öncelikle şu anki silahsızlanma ve siyasallaşma sürecini destekleyecek hukuksal değişiklikler ve düzenlemeler lazım” ifadelerini kullandı.

Gültan Kışanak ise Anayasa değişikliğinin temel bir ihtiyaç olduğunu ve Anayasa yapımı için zamana ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Anayasa konusunun kısa vadede gündeme geleceğini düşünmediğini ifade eden Gültan Kışanak, "Keşke bu yolu, bu mesafeyi kısa vadede alabilsek. Bu meselenin cumhurbaşkanlığı seçimiyle doğrudan bağlantılı ele alınmasının çok sığ, çok sıradan bir düşünce olduğunun da altını çizmek istiyorum. Çünkü Cumhurbaşkanlığı meselesini çözecek başka yollar var. İsterlerse bu yollarla bu durumu çözebilirler” dedi.

'ÇALIŞMALAR MAXMUR'DA YAŞAYANLARLA BİRLİKTE YAPILMALI'

Maxmûr Kampı'nın boşaltılmasına ilişkin sorulara da cevap veren Gültan Kışanak, kampta yaşayanların 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalar ve köy boşaltmaları nedeniyle buraya göç etmek zorunda kaldıklarını belirtti. Aradan geçen 30 yılı aşkın sürede ikinci ve üçüncü kuşakların Maxmur’da doğup büyüdüğüne dikkat çeken Gültan Kışanak, "Dönüş meselesi başlı başına dikkatlice ele alınmalı. Ayrıca bu çalışmaların Maxmûr’da yaşayan insanların katılımıyla yürütülmesi gerekir. Geldiklerinde köyünde, tarlasında, yaylasında güven içerisinde yaşayabileceğinin güvencesini oluşturacak bir ortam yaratmak gerekiyor” dedi. Göç edenlerin arazilerinin bugün başkaları tarafından kullanılması gibi sorunların da çözülmesi gerektiğini belirten Gültan Kışanak, “Maxmur, üzerine ciddiyetle durulması ve çalışma yürütülmesi gereken bir alan” ifadelerini kullandı.

'BİZİM İÇİN ÇOK ZOR BİR SÜREÇ'

 Ardından Kürdistan'da kurulan şehit gerillaların taziyelerine ilişkin sorulan sorulara cevap veren Arkaş, "Çatışma koşullarının ağırlığı sebebiyle yaşamını yitiren arkadaşların kimler olduğu, nerede, hangi çatışmada yaşamını yitirdiklerini tespit etmek, bunları belirlemek, o ağır savaş koşullarında epey zor bir iştir. Sayılarının yüzlerce olduğunu söyleyebilirim. Taziyeler kuruldu. Muhtemeldir ki yeni taziyeler kurulacak. Sayının şu anda yüzlerce olduğunu ifade etmek sterim. Bizim için çok ağır bir süreç olduğunu belirtmek isterim. Ailelere haber vermek, onları bilgilendirmek, çok trajik bazı sahnelere de sebebiyet veriyor" diye belirtti.

TAZİYELERİ ANLATTI

Gerilla ailelerini bilgilendirdikleri bazı anları paylaşan Arkaş, "Yasa çıktıktan sonra artık dağdan gerillaların eve döneceğini bekleyen bazı aileler oluyor. Arkadaşlarımız aileleri ziyarete gittiklerinde anneler, babalar, kız kardeşleri 'bu yasayla evlatlarımız gelecek onu haber vermeye mi geldiniz' diye soruyorlar. Ama maalesef onların ölüm haberlerini alıyorlar. Böylesi insana acı verici sahnelerle karşılaştık. Ben Diyarbakır bölgesindeki hemen hemen bütün taziyeler gittim. O taziye meydanındaydım. İlçelerde ve köylerde kurulan bütün taziyelerde yer aldım. Karşılaştığım bir anekdotu da yine paylaşmak isterim: İki tane genç gerilla; biri kadın biri erkek fotoğraflarının arkasında yer alan aileleri beni tanımışlar. 'Bana bu çocukları tanıyor musun?' diye sordular. Tanımadığını söyledim. Kendileriyle çektiğim fotoğrafı bana gösterdiler. Meğerse ben onların amcalarıyla aynı cezaevinde kalıyormuşum 30 sene önce. Koğuş döneminde o zaman küçük çocukları içeri, koğuşa alabiliyorduk. Onlar amcalarını ziyarete gelmişler. 3-4 yaşındalarmış o zaman. Fotoğraflarını gördüm. O çocuklar büyümüşler, dağlara gitmişler. Çatışmalarda yaşamını yitirmişler ve ben o iki küçük çocuğun büyümüş resimleriyle karşılaştım. Benim için çok acı bir tabloydu" dedi.

 'HEP BERABER GELECEĞİ YARATMAK ZORUNDAYIZ'

Arkaş, çatışmalı süreçlerde yaşananlara dikkat çekerek devamla şunları söyledi: "Bizim hikayemiz Batı yakasında çok bilinmez. Bunun araştırılmasını isterim. Hep rakamlarla geçti. '40 terörist öldürüldü, 50 terörist öldürüldü.' İsim yok, cisim yok! Biz de bir ana baba evladıyız. Bizim de sevdiklerimiz var. Bizim de arzularımız, özlemlerimiz, yaşam arayışlarımız var. Her birimizin kendine özgü has hikayelerimiz vardı. Bir ağaç kovuğundan çıkmadık. O nedenle bunun da anlaşılmasını istiyorum.  Ben Diyarbakır Cezaevi'nin öyküsüyle büyüdüm. Benden önce bir kuşak vardı. Benden sonra küçük çocuklar vardı. Üç kuşak... Kesintisiz üç kuşaktan bahsediyorum. Ve onbinlerce insan yaşamını yitirdi. Bu sürece bittik, savaşacak insanımız kalmadı ve benzeri bu tür teslimiyet, teslim alma, kazandık, ezdik falan diyerek doğru bir gelecek kurulamadı. Hep beraber kazanacağımız bir dili, bir geleceği, duygu birlikteliğini yaratmak zorundayız.  Bizim tüm tarafta hala mezarsız mezarı olmayan, bir kemiği dahi bulunmayan onlarca aile var. Onu söylemeliyim. O nedenle bizim tarafta yaşananlara da biraz ışık tutun. Objektifleri biraz o tarafa da çevirmeniz rica ediyorum. Bunlarla yüzleşmek ortaklaşmak birbirimizle acıları yarıştırmak yerine anlamaya gayret etmek ve yeniden böylesi bir çatışmalı sürecin yaşanma ihtimalini ortada bırakacak bütün olasılıkları zemini kurutacak ileri evet kurutabilecek bir anlayışı geliştirmek durumundayız."