“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”yle birlikte demokratik entegrasyon kavramı, Kürt sorununun çözümüne ilişkin tartışmaların önemli başlıklarından biri haline geldi. Önder Apo’nun ortaya koyduğu demokratik toplum perspektifi çerçevesinde ele alınan kavramın hukuki, siyasal ve toplumsal boyutları tartışılmaya devam ediyor.
İsviçre’nin Zürih kentinde Akademî Kurd tarafından düzenlenen Demokratik Entegrasyon Konferansı'na katılan Sosyolog Nazan Üstündağ, konuya ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
Demokratik entegrasyonun devletle bütünleşme ya da toplumun devlet içinde erimesi olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Nazan Üstündağ, Kürt halkının kendi sözünü üretmesi, örgütlenmesi ve demokratik mücadele araçlarını geliştirmesinin önemine dikkat çekti.
Devlet ile toplum arasındaki çelişkilerin ortadan kalkmayacağını belirten Nazan Üstündağ, yeni dönemde esas meselenin bu çelişkilerin sivil ve demokratik araçlarla nasıl ifade edileceği olduğunu söyledi.
'KÜRT YAŞAMININ TÜM BOYUTLARIYLA TANINMASI GEREKİYOR'
Demokratik entegrasyonu hem hukuki hem de toplumsal bir süreç olarak değerlendirdiğini belirten Nazan Üstündağ, Kürtlerin yalnızca siyasal alanda değil, gündelik yaşamın birçok alanında da yasa dışı konuma itildiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Demokratik entegrasyonu hem hukuki hem toplumsal bir süreç olarak anlıyorum. Yani şimdiye kadar Kürtler sürekli çeşitli şekillerde yasadışılaştırıldı. Bunu sadece siyasi olarak söylemiyorum, toplumsal hayat açısından da söylüyorum. Sağlığa erişim, elektriğe erişim, işe erişim, gelire erişim... Yani aslında toplumsal hayatta kaçağa düşürüldüler diye düşünebiliriz.
Bu anlamıyla aslında Kürt yaşamanın legalize olması, Kürt yaşamının tüm boyutlarıyla tanınması ve Kürtlerin artık hukukla karşılaşmalarının suçlulaştırma üzerinden değil, hak ve erişim üzerinden olmasına dair bir mücadele.”
'TOPLUM KENDİ SÖZÜNÜ VE TALEPLERİNİ ÜRETMELİ'
Demokratik entegrasyonun hukuksal tanınma ve eşitlenme boyutu bulunduğunu ancak bunun tek başına yeterli olmadığını belirten Nazan Üstündağ, Kürt toplumunun kendi sorunlarını tanımlayarak çözüm yollarına ilişkin söz üretmesinin de sürecin temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.
Demokratik entegrasyonun toplumsal örgütlenme ve tartışmalar yoluyla gelişebileceğini ifade eden Nazan Üstündağ, şöyle devam etti: “Bunun hukuki bir boyutu var tabii ki. Hukuksal anlamda tanınma ve eşitlenme boyutu var. Ama öbür yandan da Kürt toplumunun kendisinin, kendi dertlerinin, nasıl kaçak durumuna düşürüldüğünün ve nasıl hukukun içine girebileceğinin üzerine söz üretme sürecini de içeriyor bu dönem.
Bu da toplumsal örgütlenmeyle olacak bir şey. Toplumsal tartışmalarla, hikayeler paylaşılarak, bunlar taleplere dönüştürülerek, bazen alternatif üretimlere, alternatif yaşamlara ve alternatif alanlara dönüştürülerek gerçekleşecek. Böyle ikili bir süreç anlıyorum. Sanırım demokratik devlet ve demokratik toplum süreçleri olarak iki ayaklı tarif ettiğimiz şey de bu.”
'DEVLETİN YAVAŞ İLERLEMESİ TOPLUMU BEKLETMEMELİ'
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde devletin atacağı adımlar ile toplumun demokratik örgütlenmesinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Nazan Üstündağ, demokratik devlet alanındaki yavaşlığın toplumsal mücadeleyi sınırlandırmaması gerektiğini vurgulayarak, “Bu gelinen süreçte demokratik devlet alanının yavaş ilerlemesi, demokratik toplum sürecinin yavaş ilerlemesi anlamına gelmemeli. En önemli mesele bu” dedi.
Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin her zaman çelişkiler ve gerilimler barındıracağına işaret eden Nazan Üstündağ, yeni dönemde bu çelişkilerin hangi mücadele araçlarıyla ifade edileceği üzerinde durulması gerektiğini söyledi: “Devletle her zaman aslında tansiyonlu, çatışmalı ve çelişkili bir ilişki olacak. Bu çelişkilerin ve çatışmaların yeni dönemde sivil bir şekilde nasıl örgütlenebileceğini, toplumun burada nasıl daha fazla aktör olarak sahneye çıkabileceğini ve daha fazla mücadele araçları geliştirebileceğini şimdiden oluşturmamız, düşünmemiz gerekiyor.”
'DEMOKRATİK ENTEGRASYON DEVLETLE BÜTÜN OLMAK DEĞİLDİR'
Demokratik entegrasyonun devletle bütünleşme anlamına gelmediğinin altını çizen Nazan Üstündağ, şöyle konuştu: “Demokratik entegrasyon hiçbir zaman devletle bir bütün olmak anlamına gelemez. Çünkü devlet ve toplum arasında zaten başat çelişkiler olduğunu, devletle toplum arasında sürekli bir gerilim olacağını biliyoruz. Ama devletle toplum arasındaki gerilimin hangi araçlarla ifade bulacağı, bizim bu süreçteki çabamızı özetliyor bence.
Şimdiye kadar bu çatışma, daha çok silahlı alanın aktörlüğüyle gerçekleşti. Tabii ki toplum her zaman aktifti ama toplumu daha da aktif hale getirmek, bu mücadelenin içinde daha fazla aktör haline getirmek ve toplumu A'dan Z'ye harekete geçirmek gerekiyor. Ben bu mücadelede demokratik entegrasyondan bunu anlıyorum.”
'İTTİFAKLAR YUKARIDAN DEĞİL AŞAĞIDAN KURULMALI'
Demokratik entegrasyonun yalnızca Kürt toplumuyla sınırlı bir mücadele olarak görülmemesi gerektiğini belirten Nazan Üstündağ, Türkiye'de farklı toplumsal kesimlerin de benzer dışlanma ve yasadışılaştırma süreçleriyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Bu nedenle farklı kesimler arasında ortak mücadele alanlarının oluşturulmasının önemine dikkat çeken Nazan Üstündağ, şunları ifade etti: “Bunu yaparken tabii ki ittifaklar kurmak, ilişkilenmek, özellikle de yukarıdan değil, aşağıdan ittifak kurmak gerekiyor. Türkiye'de sadece Kürtler kaçak durumuna düşürülmüyor. Birçok insan, birçok kesim kaçak durumuna düşürülüyor. Bu, bir ortaklık da yaratabilir.
Bu ortaklıktan hareketle, kaçak elektrik kullanan veya kaçakçılık yapan sadece Kürtler değil. Bunların hepsinin hukukun içine girmek için mücadelesini ittifaklar çerçevesinde yapması, demokratik entegrasyonun bence olmazsa olmaz ilkelerinden biri.”
'DEVLETE RAĞMEN VE DEVLETLE BİRLİKTE'
Demokratik entegrasyonun devlete rağmen mi geliştirileceği sorusunu da yanıtlayan Nazan Üstündağ, devlete rağmen toplumsal mücadele yürütmek ile devletin hukuki ve siyasal dönüşümünü sağlamak arasında zorunlu bir karşıtlık bulunmadığını belirtti.
Kürtlerin 50 yıllık mücadelesinin bu açıdan önemli deneyimler ortaya çıkardığını söyleyen Nazan Üstündağ, toplumsal mücadele sonucunda devletin bazı değişimleri kabul etmek durumunda kaldığını ifade etti.
Nazan Üstündağ, şöyle devam etti: “Yani devlete rağmen ve devletle beraber. Bunların ikisi bence birbirini illa dışlayan şeyler değil. Çünkü devlete rağmen hareket ettiğimizde, devleti de bir noktaya getirebildiğimizi senelerdir gördük.
Yani 50 yıllık mücadelenin aslında gösterdiği şeylerden biri, siz devlete rağmen bazı şeyleri yaptığınız zaman devletin de ister istemez o noktaya geldiği ve onu hukuki çerçevenin içine illaki almasa dahi söylemsel çerçevelerin içine aldığı, temsiliyetlerin çoğaldığı ve benzeri gelişmelerin yaşandığıdır.”
Demokratik entegrasyonun hem toplumsal mücadeleyi hem de hukuksal dönüşümü içeren bir süreç olarak ele alınabileceğini belirten Nazan Üstündağ, “Onun için ikisini birlikte düşünebiliriz. Ama bizim amacımız kendimizi anlamak, kendimizi temsil etmek ve kendi sözümüzü demokratik bir şekilde kurmak olmalı” dedi.