Newala Qesaba hafızamız, Egîd mücadele tarihimizdir

Hiç kimse bizden Newala Qesaba'yı unutmamızı, Egîd'in hikâyesinden vazgeçmemizi beklemesin. Hiç kimse barışın bedelinin hafızamız olduğunu düşünmesin. Hiçbir süreç ve hiçbir siyasal hesap bizden mücadelemizin yarattığı değerlerden vazgeçmemizi beklemesin.

NEWALA QESABA

Nûmedya24'te Newala Qesaba'da iş makinelerinin yeniden çalışmaya başladığını okuduğumuzda, içinden geçtiğimiz dönemi bundan daha çıplak anlatabilecek başka bir görüntü olmadığını düşündük.

Bir tarafta barıştan, çözümden, demokratik toplumdan, yeni bir dönemden söz ediliyor; Kürtlerin önüne yeni bir hukuki ve siyasal çerçeve konuluyor. Diğer tarafta Kürtlerin en ağır hafıza mekânlarından birinde iş makineleri çalışıyor.

Üstelik 15 Ağustos'un tarihsel anlamının bütün ağırlığıyla yaşandığı günlerde.

Bunun bilinçli olarak bu tarihe denk getirildiğini kanıtlayamayız. Buna ihtiyacımız da yok. Çünkü ortaya çıkan siyasal görüntü yeterince ağırdır.

Sembollerin ne anlama geldiğini bilen, yüzyıllara yayılan bir yönetme tecrübesine, kurumsal hafızaya, arşive ve güçlü bir güvenlik bürokrasisine sahip bir devletin Newala Qesaba'nın Kürtler açısından ne ifade ettiğini bilmediğini düşünmek saflık olur.

1989’da Günay Aslan, dönemin SHP Sêrt İl Başkanı Avukat Zübeyir Aydar’dan aldığı ilk bilginin peşine düştü; tanıklarla görüştü, belgeleri topladı ve 2000’e Doğru dergisinde Newala Qesaba’yı kamuoyuna taşıdı. Ardından Üniformalı Kasaplar’ı yazdı, tarihe not düştü. Musa Anter onu şiire taşıdı; İlkay Akkaya’nın sesiyle bir kuşağın ağıdına dönüştü. Murat Kocaman ve arkadaşları Mirî û Jî Sax (Ölü ve de Diri) belgeselini yaptı.  

1989’da yapılan ilk kazıda sekiz naaş çıkarıldı ve çalışma durduruldu. Aileler yıllarca yakınlarının kemiklerini istedi. İnsan hakları örgütleri araştırdı ve raporladı. Davalar açıldı. 2011'de insanlar, mezarların kepçelerle açılmaması için ses yükseltti. 2014'te yol çalışmaları sırasında yeniden insan kemiklerinin ortaya çıktığı bildirildi.

ORADA EGÎD VARDIR

Bugün, 2026'da yine kepçeleri konuşuyoruz. Demek ki mesele Newala Qesaba'nın unutulmuş olması değil, unutulmayan bir yerin unutturulmak istenmesidir.

İHD Sêrt Şubesi de ne yapılması gerektiğini bir kez daha açıkça söylüyor: alan korunmalı, yapılaşma durdurulmalı, sınırları belirlenmeli; Minnesota Protokolü esas alınarak bağımsız ve bilimsel kazılar yapılmalı; bulunan kemikler DNA testleriyle kimliklendirilmeli ve ailelerine teslim edilmelidir.

Yani bilinmeyen bir hakikat yoktur. Ne yapılması gerektiği de bilinmektedir. Asıl soru, bütün bunlar bilindiği hâlde Newala Qesaba'ya nasıl hâlâ kepçe girebildiğidir.

Çünkü o toprağın altında yalnızca kemikler yoktur. Ermenilerin, Keldanilerin hafızası vardır. Gözaltında kaybedildiği, öldürüldüğü ya da çatışmalarda yaşamını yitirdikten sonra buraya getirildiği anlatılan Kürtlerin tamamlanmamış hikâyeleri vardır. Bir kemiğe dokunabilmek, bir mezarın başında yas tutabilmek için onlarca yıl bekleyen aileler vardır.

Ve orada Egîd vardır.

Egîd Mahsum Korkmaz'ın ailesi, dönemin tanıkları ve insan hakları kurumları yıllardır onun buraya getirildiğini söylüyor. Aile, Egid’in ve Sason’da şehit düşen küçük kardeşleri Veysi’nin kemiklerinin kendilerine teslim edilmesini bekliyor.

Egîd herhangi bir isim değildir. Kürtlerin son elli yıllık mücadele tarihinin sembol değeri en yüksek şahsiyetlerinden biridir. Bir kuşağın hafızasında yalnızca bir insanı değil, tarihsel bir kırılmayı, bir iradeyi ve Kürtlerin kendi geleceklerine müdahale etme iddiasının önemli bir dönemini temsil etmektedir.

15 Ağustos da herhangi bir tarih değildir. Bu nedenle Newala Qesaba'ya giren kepçeyi yalnızca bir kepçe olarak görmemiz beklenmemelidir.

Bugün, 1. Cumhuriyet’in tarihsel kalıplarının küresel ve bölgesel zorunluluklar altında yeniden düzenlendiği bir dönemden geçiyoruz. Devlet, yeni rejime geçişin Kürt meselesinden kaynaklanan tarihsel yükünü yine Kürtlerin omuzlarına bırakmaya çalışıyor. Bununla da yetinilmiyor; Kürtlerin siyasal, örgütsel ve hafızasal dayanaklarını aşındıran son derece kapsamlı bir tasfiye siyaseti planlanıp yürütülüyor.

Tasfiye yalnızca insanları veya örgütsel yapıları tasfiye etmek değildir. Bir halkın hafızası da tasfiye edilmeye çalışılabilir; sembollerin anlamı boşaltılabilir, tarihsel mekânlar ortadan kaldırılabilir ve bir halkın kendi mücadelesini anlattığı kavramlarla bağı zayıflatılabilir. Geçmişiyle arasına mesafe koyması, ölülerini geride bırakması ve kendi tarihini başkasının lügatiyle yeniden okuması istenebilir.

Ve bütün bunlar "yeni dönemin" gereği olarak sunulabilir.

Bizim itirazımız tam da buradadır. Kürt meselesinin çözümünün bütün tarihsel yükünü Kürtlerin omuzlarına bırakıp devletin kendi sorumluluğunu mümkün olduğunca tartışmanın dışında tutan, Kürtlerden değişmesini, dönüşmesini ve vazgeçmesini isteyen fakat aynı soruları devlete yöneltmeyen bir yaklaşımın barış üretmesi mümkün değildir.

BARIŞ UNUTMAK DEĞİLDİR

Kürt halkının barışı istediğini yeniden ispatlaması gerekmiyor. Bu halk savaşın ne olduğunu biliyor. Ölümü biliyor. Cezaevlerini, sürgünü, yakılan köyleri, faili meçhulleri, kayıpları biliyor. Barış diye başlayan süreçlerin nasıl sona erebildiğini de biliyor. Bu yüzden barış istiyor.

Ama barış unutmak değildir. Barış, kendi geçmişinden utanmak değildir. Barış, ölülerini geride bırakmak değildir. Ve barış, bir halkın tarihsel hafızasının üzerinden yol geçirmek hiç değildir.

Tam burada devlete söyleyeceğimiz söz açıktır: Bizi yanlış okumayın. Barış istememizi unutmaya hazır olduğumuzu sanmayın. Geleceği konuşmamızı geçmişimizi terk edeceğimiz şeklinde yorumlamayın. Sessizliği rıza sanmayın. Sükuneti teslimiyet sanmayın. Siyasal arayışı hafızasızlık sanmayın.

Ve bütün bunları söylerken meseleyi duygusal bir reaksiyona indirgemeyin. Dünyanın değiştiğini, bölgenin değiştiğini, güç dengelerinin ve jeostratejik denklemlerin yeniden kurulduğunu görüyoruz. Tam da bütün bunları gördüğümüz için kendi gerçekliğimizden uzaklaşmayı, hafızamızı terk etmeyi reddediyoruz. Dünyayı anlamak başka şeydir; dünyadaki değişimi gerekçe göstererek kendi tarihine yabancılaşmak başka.

Newala Qesaba'nın ne olduğunu biliyoruz. O toprağın altında kimlerin yattığına ilişkin tanıklıkları biliyoruz. Ailelerin ne istediğini biliyoruz. Egîd'in ailesinin yıllardır ne söylediğini biliyoruz. Siz de biliyorsunuz.

Öyleyse mesele artık bilmek değildir; bütün bunları bile bile ne yaptığınızdır.

KARŞINIZDA HAFIZASIZ BİR TOPLUM YOK

Bu halk, devlet aklının ne olduğunu kitaplardan öğrenmedi. Onu kendi tarihinden öğrendi. İnkârın, asimilasyonun, sürgünün, cezaevlerinin, köy boşaltmalarının, faili meçhullerin ve zorla kaybetmelerin içinden geçti. Dolayısıyla karşınızda hafızasız bir toplum yok. Bunu hesaba katın.

Fakat bugün kendimize de bakmak zorundayız. Kürt siyasal alanında yaşanan savrulmayı, birbirimizi tüketme biçimimizi, fikir üretmek yerine birbirimizin cümlelerinden suç çıkarmamızı görmezden gelemeyiz.

Sanal medya bunun en çirkin aynasına dönüşmüş durumda. Farklılığın kolaylıkla düşmanlığa çevrildiği, insanların birkaç cümleyle hain, teslimiyetçi, milliyetçi veya işbirlikçi ilan edildiği bu zeminde büyük bir tarihsel dönemi karşılayamayız.  

Devletlerin psikolojik harp, dezenformasyon, manipülasyon, ajanlaştırma ve toplumsal ayrışmaları derinleştirme yöntemlerini kullandıkları yeni bir bilgi değildir. Bunun karşılığı, her farklı düşünenin arkasında karanlık bir gölge aramak da değildir.

Bunun karşılığı olgunluktur. Siyasal akıldır. Perspektiftir. Çünkü bazen bir halkı zayıflatmak için onu yenmek gerekmez, birbirine düşürmek yeterlidir.

Tam da bu nedenle bugün birbirimizi tüketmek yerine önümüzde duran asıl meseleyi görmek zorundayız. Newala Qesaba bunlardan biridir.

Burada Kürt siyasetinin de kendisine sorması gereken ağır bir soru vardır. Newala Qesaba için hiçbir şey yapılmadığını söylemek doğru değildir; çok şey yapıldı, insanlar mücadele etti, aileler direndi, gazeteciler yazdı, sanatçılar yürüdü ve insan hakları savunucuları yıllarca peşini bırakmadı.

Fakat bütün bunlara rağmen, otuz yedi yıl sonra Newala Qesaba'ya yeniden kepçe girebiliyorsa, bunun siyasal ağırlığıyla yüzleşmek gerekir. Bu mesele yeniden Kürt siyasetinin önüne konulmalıdır. Bir günlük açıklama olarak değil, bir sosyal medya gündemi olarak değil; Newala Qesaba'nın tarihsel ağırlığı neyse o ağırlıkla.

Devlet gerçekten yeni bir dönemden ve toplumsal barıştan söz ediyorsa yapması gereken son derece basittir: İş makinelerini durdurmak. İHD Sêrt Şubesi’nin taleplerini uygulamak ve hakikatin ortaya çıkmasına alan açmaktır.

HİÇ KİMSE BİZDEN EGÎD’İN HİKAYESİNDEN VAZGEÇMEMİZİ BEKLEMESİN

Çünkü bazen bütün büyük barış teorilerinden daha güçlü tek bir ölçü vardır: Bir anne, çocuğunun kemiğini istiyorsa devlet ona asfalt gösteremez.

Biz barışı da geleceğimizi de konuşacağız; kendi siyasetimizi tartışacağız, hatalarımızı da savrulmalarımızı da. Birbirimizi tükettiğimiz o korkunç dili de.

Fakat bir şeyi tartışmayacağız: Ölülerimizin unutulmasını. Çünkü barışın bedeli hafıza olamaz. Bunun üzerinden yol geçirebilir, üzerine toprak dökebilir, haritaları değiştirebilir ve imar kararları çıkarabilirsiniz. Ama bize unutturamazsınız.

Hiç kimse bizden Newala Qesaba'yı unutmamızı beklemesin. Hiç kimse bizden Egîd'in hikâyesinden vazgeçmemizi beklemesin. Hiç kimse barışın bedelinin hafızamız olduğunu düşünmesin. Ve hiçbir süreç, hiçbir yasa, hiçbir siyasal hesap bizden mücadelemizin yarattığı değerlerden vazgeçmemizi beklemesin.

Bundan asla ve kat'a tek bir adım geri atmayacağız.

Bizi böyle bilin.