KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, Stêrk TV’de yayımlanan Özel Program’da Barış ve Demokratik Toplum sürecini, Şengal’de gerçekleşen entegrasyon hamlesini ve Rojava’da yaşanana gelişmeleri değerlendirdi.
Barış ve Demokratik Toplum sürecinde Özgürlük Hareketi olarak tüm temel adımları attıklarını, fakat hâlâ Önder Apo’nun durumunda bir değişiklik olmadığını vurgulayan Avesta, şimdiye kadar Önder Apo’nun Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun koordinatörü olarak devrede olması gerektiğini ifade etti. AKP hükümeti ve Türk devleti tarafından somut adımların atılmamasından kaynaklı olarak sürecin ilerleyişine ilişkin kuşkuların attığına dikkat çeken Avesta, gerilla güçlerinin çekilmesi ve bazı alanların boşaltılması gibi adımlara rağmen beklenen gelişmelerin yaşanmadığını kaydetti. Avesta, sürecin ilerleyebilmesi için Önder Apo’nun özgür çalışma koşullarının sağlanması ve verilen sözlerin pratik adımlara dönüştürülmesi gerektiği belirtti.
Şengal’de Êzidî toplumunun 12 yıllık direnişinin ardından Şengal Savunma Birlikleri (YBŞ) ve Şengal Kadın Birlikleri’nin (YJŞ) 26 Ekim 2026 tarihinde Irak ordusuyla gerçekleştirdiği askeri entegrasyonun, yeni bir dönemin kapısını araladığını söyleyen Sozdar Avesta, bu adımın kalıcı bir kazanıma dönüşmesi için Êzidî toplumunun siyasi, kültürel ve toplumsal haklarının da güvence altına alınması, yerel yönetim iradesinin tanınması ve öz savunma mekanizmalarının korunması gerektiğinin altını çizdi. Êzidî toplumuna birlik çağrısı yapan Avesta, “Tüm Êzidîlerin bu hamleyi kendi özgürlükleri, kurtuluşları olarak görmeleri gerekir” dedi.
Rojava halkına yönelik saldırılar, özellikle işgalden sonra yerinden edilen halka dönüş sürecinde yapılan saldırılara dikkat çeken Avesta, kendi topraklarına dönen halkın güvenliğinin sağlanması ve saldırıların önlenmesi gerektiğini bu konuda Rojava yönetimine de sorumluluk düştüğünü belirtirken, Şam geçici hükümetine de halkın haklarını ve iradesini güvence altına alma çağrısında bulundu. Demokratik entegrasyonun mücadelenin sona ermesi anlamına gelmediğini söyleyen Avesta, Rojava’da elde edilen kazanımların korunması ve halkın kendi topraklarında güven içinde yaşayabilmesi için 4 parça Kürdistan’da yaşayan herkesin mücadeleyi daha da yükseltmesi gerektiğini ifade etti.
KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta’nın değerlendirmeleri şöyle:
Ağırlıklı olarak Şengal’in durumu üzerinde durmak istiyoruz. Ancak Barış ve Demokratik Toplum sürecinin hangi aşamada olduğu da merak ediliyor. Önder Apo ve hareket tarafından bütün adımlar atıldı. Fakat karşı taraf sessizliğini koruyor, önemli adımlar atmıyor. Bu dönemin ruhuna uygun adımlar atmıyor. Süreci nasıl yorumluyorsunuz ve en önemlisi, yeni adımlar var mı, yok mu?
Teşekkür ederim, öncelikle Ekim ayındayız. Geçtiğimiz birkaç gün içinde kadın ordumuzun komutanı heval Gülnaz Karataş’ın, (Bêrîtan) şehadetinin 34. yıl dönümünü karşıladık. Aynı zamanda Kadın Özgürlük Hareketi olarak 40. yılımıza giriyoruz. Başta Bêrîtan yoldaş şahsında özgürlük mücadelesinin bütün şehitlerini, Ekim ayı şehitlerini saygıyla, hürmetle, minnetle anıyorum. Şehitlere verdiğimiz sözü ve şehitlerin amaçlarını yerine getireceğiz.
İlk sorunuz, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hangi aşamada olduğuna ilişkin. Öncelikle bu soruya geçmeden önce Önder Apo’yu saygıyla, sevgiyle ve özlemle selamlıyorum. Bu süreç için yürüttüğü eşsiz mücadelenin de iki yılı doluyor. Ekim ayının 24’ünden iki yıl oldu. Önder Apo iki yıldır büyük bir sabırla, dünyanın bütün halkları, ezilen halklar için Barış ve Demokratik Toplum süreciyle, demokratik entegrasyonla bir perspektifi, bir paradigmayı gündeme getirdi. Bu çok önemlidir. Önder Apo hem bunu ortaya koyuyor hem de diyelim bunun koordinatörüdür; aynı zamanda bu sürecin önderidir, mimarıdır. Öncelikle bunu söylemek istiyorum. Şimdi süreç hangi aşamada? Yeni bir şey var mı, yok mu? Yeni bir şey var demek isterdik. Gönül böyle söylemek isterdi ama gerçekten yeni bir şey, şu ana kadar kamuoyunun, Kürt halkının beklediği bir değişim yok.
Atılması gereken adımlar neden atılmadı, bunların nedenleri nelerdir? Buna ilişkin bir açıklamalarının, bir izahlarının olması gerekir. Bunlar şimdiye kadar gerçekleşmedi. Özgürlük Hareketi olarak gerekli olanı, sorunuzda da yer aldığı gibi, yerine getirdik. En son Yürütme Konseyi Eş Başkanı heval Besê Hozat da hareket olarak süreci nasıl değerlendirdiğimizi açıkladı. Bu, ortak değerlendirmemizdir. Gerçekten süreç bütünüyle durmuş dersek belki doğru olmayabilir. Çünkü tam olarak öyle değil. Fakat bir ilerleme de yok. Yani bunun için, bu süreçte şimdi Türk devleti ne yapmak istiyor? Esas olarak bu soruların biraz onlara sorulması, onların cevap vermesi gerekiyor. Hareket üzerine düşeni tereddütsüz, ikirciksiz, büyük bir inançla; kendine güvenerek, Önder Apo’ya ve halkına güvenerek yerine getirdi. Bu süreç bu iki yıl içinde geliştirildi. Hangi adımları attığımızı dünya âlem biliyor, kamuoyu da haberdardır.
En son temel adımlar da atıldı. Özgürlük gerillası Bakûrê Kürdistan’dan çekildi. Yine gerillanın Medya Savunma Alanları’nda bulunduğu birçok yer, işte Metina, buralar boşaltıldı. Resmi olarak 8 Ekim’de çok önemli bir açıklamayı kamuoyuyla paylaştık. Üzerimize düşeni yerine getirdiğimizi söyledik. Bunun üzerinden 20 günden fazla zaman geçti. Bu 20 gün içinde çok önemli adımlar atılabilirdi. Esasında Önder Apo’nun şimdi devrede olması gerekirdi. Önder Apo’nun bu süreci herkese açıklayabilmesi gerekirdi. Gazeteciler gitmiş olmalıydı, akademisyenler gitmiş olmalıydı, siyasetçiler gitmiş olmalıydı. Örneğin izleme komisyonunun kurulmuş olması, oraya gitmiş olması gerekirdi. En önemlisi de bu sürecin mimarı ve koordinatörü olarak Önder Apo’nun, Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun koordinatörü olarak devrede olması gerekirdi. Bizim için esas olan budur.
HAREKET OLARAK ARTIK YAPABİLECEĞİMİZ BİRŞEY KALMADI
Yani uzun sözün kısası; bunlar gerçekleşmedikçe süreç hakkında lafta ne kadar bir şeyler söylense de biz bunlara itibar etmiyoruz. Kamuoyu, halkımız ve diğer insanlar da artık bunları pek fazla ciddiye almıyor. En son yine Türkiye Meclis Başkanı bir açıklama yaptı. “İzleme komisyonunu kurmak istiyoruz, bunun için müzakere ediyoruz” dedi. O izleme komisyonunun iki buçuk ay önce kurulmuş olması gerekirdi. Yani bu biçimde halkımızda da çok fazla kuşku oluşuyor. Biz de hareket olarak bu düşüncedeyiz. Acaba gerçekten yine komisyon adı altında süreci ertelemek, kendilerine zaman kazandırmak mı istiyorlar? Bunlar kuşku yaratıyor, sorular ortaya çıkarıyor. Bu nedenle şunu söyleyelim; artık somut adımlar atılmadıkça, özellikle Önder Apo sağlıklı çalışabileceği ve çalışmalarını özgürce yürütebileceği koşullar devreye girmedikçe, hareket olarak arkadaşlarımız da açıkladı; bir kez daha altını çizelim, yapacağımız bir şey kalmadı.
Bunun nedenleri nelerdir? Elbette çok uzun uzun üzerinde durmaya gerek görmüyorum, çünkü bazı şeyler tekrara dönüşüyor. Yani biz bu süreci farklı okuyoruz. AKP hükümetinin ve devletin okuması farklıdır. Onlar, âdeta seçimler için zaman kazanmak istiyorlar. Yine konjonktürel yaklaşıyorlar, bölgedeki gelişmelerle birlikte ele alıyorlar. Örneğin İsrail’de seçimler vardı, Amerika’da seçimler var. Yine işte Mekke anlaşması diyebileceğimiz bir anlaşma yapmışlar. Bunların hepsini günlük olarak değerlendiriyorlar. Kürtler konusunda kendi çıkarlarını nerede görüyorlarsa ona göre bir siyaset oluşturuyorlar. Çözüm için yola çıktığımız bu meselenin dışarıya, dış konjonktüre bağlanması ve seçimin küçük hesaplarına göre ele alınması, kendi kendini kandırmaktır. Eğer gerçekten böyle bir yaklaşım varsa ve bu kesinleşirse, baştan söyleyelim; bu, böyle ilerlemez. Herkesin sürecin ciddiyetine göre hareket etmesi gerekir. Başta da AKP hükümeti ve Türk devleti. Bu süreç bütün bölge halkları için huzurun, istikrarın, birliğin, demokrasinin geliştirilmesi sürecidir.
Kürt halkı da tüm Kürdistan’da özgürlüğüne, haklarına ulaşmak için yürüttüğü bu 50 yıllık mücadeleyle, özgürlük gerillasının Kürdistan topraklarında onlarca yıl, 42 yıl kesintisiz yürüttüğü bu mücadeleyle şimdi artık başı dik biçimde siyasi bir sürece katılmak istiyor. Bunun önü açılmıyor. Buna hazır değiller. Şuraya buraya, başka bir tarafa çekmek kabul edilemez. Bir kez daha biz de bu biçimde söylüyoruz; bu oyunlardan vazgeçilmelidir. Süreç nasıl tartışılmışsa, nasıl söyleniyorsa, şimdiye kadar hangi sözler verilmişse bunlar pratikte yerine getirilmelidir. Böyle olursa süreç hız kazanabilir. Böyle olmazsa artık hareket olarak kendi tarafımızdan yapacağımız her şeyi yaptık. Ama şunu da söyleyeyim; Özgürlük Hareketi hiçbir zaman alternatifsiz ve mücadelesiz kalmamıştır. Yani sonsuza kadar böyle bir bekleyiş içinde durmak gibi bir mecburiyetimiz yoktur. Her alanda, demokrasi, barış ve demokratik toplum mücadelemizi demokratik yol ve yöntemlerle sürdürüyoruz bundan sonra da sürdüreceğiz.
Önder Apo’nun fikirleriyle, Êzidî toplumunun ve çocuklarının emeği ve direnişiyle yürütülen 12 yıllık mücadelenin sonucunda bugün Êzidî toplumu bir entegrasyona doğru gidiyor. Şengal askeri güçleri, yani Êzidxan’ın çocukları ile Irak hükümeti ordusu arasında askeri bir entegrasyon gerçekleştirildi. Bu adımı nasıl yorumluyorsunuz? Êzidî toplumu için bu adım nasıl bir öneme sahiptir?
Şengal Dağı’nın zirvesinde 12 yıllık kesintisiz, eşsiz ve büyük bir mücadele ve direnişin sonucunda özgürlük mücadelesinde öncü rol üstlenmiş çok değerli kahramanlar; heval Mam Zekî’den Agit Civyan’a, Dîlşêr Herekol’a, Berfîn Nurhak’a, yine Nûjîn Sêrt’e, heval Seîd’e, Dijwar’a, Çeko’ya, Zerdeşt’e kadar kendi mesajlarında da resmi olarak belirttikleri gibi 530 kahraman şehitleri var. Öncelikle o şehitleri bir kez daha saygıyla anıyorum. Bu hamleyi de Şengal halkına, bütün savaşçılarına kutluyorum. Gerçekten Êzidî toplumu açısından dikkat çekici bir görüntüydü. Şengal toplumu televizyon ekranlarına her zaman soykırımla, zulümle, kendisine yapılan zalimliklerle, yeniden saldırılarla ve şiddetle karşı karşıya kalmasıyla gündeme geliyordu. Bütün bunlar karşısında bu 12 yıl içinde, her zaman söylendiği gibi küllerinden doğan bir toplum oldu. Öz yönetimini kuran, kendi gücünü oluşturan ve kendisini bu düzeye getiren bir toplum oldu. Bu önemlidir.
Kuşkusuz bunun temelinde yine Önder Apo’nun büyük düşünce ve felsefesini görüyoruz. Bu hamleden herkesten fazla Önder Apo’nun mutluluk duyduğunu biliyorum. Önder Apo’yu kutluyorum. Êzidî toplumumuzun bu mücadelesinin temelinde Önder Apo’nun büyük emeği vardır. Bu entegrasyon elbette söylediğimiz gibi kolay gerçekleşmedi. Orada dağıtılan bildiriler, verilen mesajlar, ortaya çıkan görüntüler gerçekten önemlidir. Özellikle YJŞ ve YBŞ komutanlarının açıkladığı gibi, kendileri açısından tarihte yeni bir sayfa açtılar. Bundan sonra toplumlarını kendilerinin koruyabileceklerini belirttiler. Yine kendi topraklarında kalabileceklerini ve özgür yaşayabileceklerini belirttiler. Toplumlarına böyle bir sözü yeniden verdiler. Yine aynı mesajda Irak devleti, Irak devletinin siyasi yetkililerinden askeri ve güvenlik yetkililerine kadar, yine birçok siyasetçi de Irak Başbakanı adına resmi mesajlarını iletti. Êzidî toplumunun haklarını güvenceye alacaklarını belirttiler.
ŞİMDİYE KADAR BÖLGEDE MEYDANA GELEN HER GELİŞMEDEN EZİLEN HALKLAR ZARAR GÖRDÜ
Özgürlük Hareketi olarak bu adımı önemli görüyoruz. Gerçekten de Irak devletinin, bileşenlerinin hakları bakımından, herkesin kendi rengiyle, kendi inancıyla ve varlığıyla, yani kendisi olarak yaşayabilmesine Irak Anayasası imkân tanıyor. Şimdiye kadar, böyle topluluklar Irak’ta bazı haklara sahiplerdi fakat diğer devletlerde olduğu gibi, Kürdistan’da, Irak’ta da Êzidî toplumuna şimdiye kadar Êzidîlik adıyla bu düzeyde bir hak tanınmamıştı. İlk kez Êzidî toplumunun haklarını resmi bir mesajla kabul ediyor ve böyle yaklaşıyor. Bunları söylediğim gibi önemli görüyoruz, değerlidir. Fakat bu değerin nasıl büyütüleceği, nasıl hayata geçirileceği önemlidir. Örneğin YBŞ’nin mesajı okunurken çok önemli bir cümle söylendi; ‘Bu anlaşmanın, bu hamlenin başarısı, pratikte uygulanmasının ciddiyetine bağlıdır.’ Bu bir gerçektir. Çünkü Ortadoğu’da ve bölgedeki gelişmelerden kaynaklı hangi gün ne olacağı belli değildir.
Şimdiye kadar bölgede meydana gelen her gelişmeden ezilen halklar zarar gördü. Özellikle de Ortadoğu’da bu gelişmelerin altında en fazla ezilen, bu gelişmelerden payına zulüm, soykırım ve göç düşen Êzidî toplumumuzdur. Bu nedenle bu hamle önemli görülmelidir. Kendilerinin de açıkladığı gibi, tarihi bir hamle olarak görüyorlar. Biz de pratikte tarihi bir rol oynamasını umut ediyoruz. Ama her şey değildir bunu söylemek istiyorum. Bunun için daha fazla, daha ağırlıklı bir mücadele yürütmek gerekiyor. Kendi demokratik, ortak mücadelesini yürütmesi, kendi toprağında kendisini koruması gerekiyor. En onurlu olan, en fazla başı dik olmayı sağlayan duruş da budur. YJŞ gücünün öncülük etmesi, Şengal annelerinin bu biçimde entegrasyon içinde yer alması, YBŞ ve YJŞ’nin de birlikte verdiği ortak görüntüler onur verici. Bu hamleyi bir başlangıç olarak önemli görüyoruz ve söylediğimiz gibi toplumumuzu da kutluyorum.
Önderliğin Êzidî toplumu için verdiği emekten bahsettiniz; buna bağlı olarak bir soru sormak istiyorum. Önder Apo’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Şengal’deki bu entegrasyon sürecine etkisi nasıl oldu?
Şengal’de yürüyen bu süreç, genel olarak Kürdistan’da yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin önemli bir parçasıdır. Önder Apo, Şengal fermanı gerçekleştiğinde şöyle bir değerlendirme yaptı. O zaman Önder Apo’yla görüşmeler vardı. Yine bir çözüm süreci yürütülüyordu. Gidiş gelişler vardı, heyetler gidip geliyordu. Önder Apo, ‘Şengal’e yapılan saldırı hepimize yapılmıştır. Êzidî toplumuna yapılan saldırı hepimize yapılmıştır. Ya Êzidî toplumunu yeniden kurtaracağız, DAİŞ’in elinden kurtaracağız ve onu kendi toprağına geri döndüreceğiz; kendi toprağında onurlu ve başı dik yaşayacak. Ya da kendimiz için de onurdan söz etmeyeceğiz’ dedi. Bu nedenle şunu söyleyebilirim; bu büyük onur için, 12 yıldır Özgürlük Hareketi olarak Önder Apo’nun perspektifi doğrultusunda, hiçbir fedakârlıktan veya üzerine düşen görevden geri durmadan, yalnızca Êzidî toplumu için bu mücadele yürütüldü.
Önder Apo her dönemde bu toplumun Kürdistan’daki önemine dikkat çekti. Önder Apo bunu neden yapıyor? Çünkü bu toplumun başına gelen bütün fermanlar, Kürdistan’dan, Kürtlerden, büyük değerlerden, özgürlük ve kültür değerlerinden çok şey götürdü. Gerçekten en eski, en köklü varlığımızın bu toplumda saklı olduğu bir toplum olarak tanımlıyor Önder Apo. Her zaman da dikkatli yaklaştı. Yalnızca İmralı sürecinde değil, bütün süreç boyunca. Yani biz de bu hareketin içindeyiz. Önder Apo’nun dikkati her zaman Êzidî toplumu üzerindeydi. Her zaman bu toplumun özgür, demokratik bir kültür içinde, kendi toprağında yaşamasını istedi. Önder Apo’nun buna ilişkin perspektifleri çok somuttur, biliniyor. Ferman döneminde de bu perspektifle 12 kahraman yönünü Şengal Dağı’na çevirdi ve büyük bir mücadele yürüttü. Onlardan bazılarının yakalanmasına rağmen Şengal Dağı’nın savunması 9 özgürlük gerillasıyla yapıldı.
Bugün o 9 özgürlük gerillasının fedai biçimde mücadele ettiği iz üzerinde Êzidxan’ın gençleri bir iradeye, haklarına sahip oldular. En büyük mutluluk ve Önder Apo’nun bu paradigmasının sonuç alması da budur. Sürecin buraya etkisi ne oldu? Bu da önemlidir. İki yıldır hem Bakûr’da hem Rojava’da bu süreç bir biçimde yürütüldü. Aynı zamanda Önder Apo Êzidxan’daki bu süreci ‘Êzidxan’ın Rönesansı’ olarak tanımladı. Bu perspektif üzerinde Êzidî toplumu hem düşünsel hem felsefi hem kültür ve sanat hem de öz savunma alanında iradesini daha fazla geliştirdi, daha özgür hareket etti. Çünkü demokrasinin alanlarının bulunduğu zamanlarda toplumlar elbette mücadelelerini daha özgür yürütebilir. Örneğin iki yıl öncesine kadar haksız biçimde, gerçekten ahlaktan da uzak biçimde çok ağır saldırılar vardı. Mesela 2024’e kadar Türk devleti ve işbirlikçileri tarafından bu iradeye kesintisiz saldırılar yapıldı. Şengal’in iradesine de saldırılar yapıldı. Onlara çok büyük acılar ve ıstıraplar yaşattılar.
Bu nedenle bu iki yıllık Barış ve Demokratik Toplum süreci içinde Êzidî toplumu da kendi toprağında mücadelesini daha fazla sürdürebildi. Bu da onun ürünüdür. Yine Êzidî toplumunun rönesansı için en önemli şey öz savunmadır. Süreç bu perspektif üzerinde yürütüldü. Bu entegrasyon üzerinde de Önder Apo’nun bizzat durduğunu, bunun mücadelesini verdiğini, bunun için çalıştığını iyi biliyoruz. Önder Apo bunun için de şunu söylemişti: ‘Êzidî toplumuna söz verdik; Êzidî toplumunun başına bir daha ferman gelmeyecek.’ Bir daha ferman yaşanmaması için bu toplumun örgütlü olması, öz savunmasının olması, kendi toprağında yaşaması ve bunun için ne gerekiyorsa yapması gerekir. Toplum da bugün bu bilince ulaşmıştır. Bu da süreç içinde sürece verilen önemli bir cevaptır ve bu sürecin Şengal üzerindeki olumlu etkisidir.
Bizim de takip edebildiğimiz kadarıyla gerçekleşen entegrasyonda en fazla YJŞ güçlerinin entegre olması dikkat çekti. Siz YJŞ güçlerinin entegrasyonunu nasıl yorumluyorsunuz?
YJŞ kuşkusuz Ortadoğu’da bir sembol oldu. Yani 3 Ağustos 2014 yılındaki o görüntüleri şimdiye kadar insanlığın hafızasında canlıdır. Êzidî toplumunda ise hiçbir zaman unutulmayacaktır. Êzidî kadınlar kamyonlara bindirildiğinde, üzerlerine siyah çarşaflar giydirildiğinde, üzerlerine fiyat konulup pazara götürüldüklerinde, o zaman özgürlük savaşçısı kadınlar olarak, YJA Star gerillaları olarak ve Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak bir söz verdik. Êzidî kadınların intikamını alacağımızı söyledik. İntikam, intikam almak bizim için neydi? Êzidî kadının iradesini oluşturmasıydı. Bu kadar ağır bir fermanın yaşanmasının ve bu kadar çok kadının esir düşmesinin bir nedeni olduğunu biliyorduk. Şimdiye kadar, bu ana kadar, bir entegrasyon gerçekleşmesine rağmen bu ana kadar da çoğunluğu kadın ve çocuk yaklaşık üç bin insanın akıbeti hâlâ belli değildir.
Bugün YJŞ de kendisini bu çizgi üzerinde oluşturdu. Bêrîvan’dan başladı; yine Arîn’e kadar, Berfîn öncülüğünde bu başladı. Bu, Şengal’de bir irade oldu. Êzidî toplumumuz, bütün ezilen toplumlar gibi, özellikle biz Kürtler için de söylenir, bizim toplumumuzda insan gözüyle görmedikçe bir şeye inanmaz. YJA Star savaşçıları Şengal bölgesine gidip müdahale ettiklerinde toplumu en fazla etkileyen buydu. Bu etkiledi ve bunu söylediler; ‘Örneğin erkeklik nedir, ne oldu, kendilerine, biz askeriz, orduyuz, buranın savunucularıyız diyenler tanklarına, toplarına, araçlarına binip arkalarına bakmadan gittiler. Ama YJA Star savaşçıları yüzlerini Şengal Dağı’na çevirdiler.’ Bu, Êzidî kadınlarda bir irade, bir inanç yarattı. ‘Ben de yapabilirim’ dediler ve katılım sağladılar. O günden bugüne kadar gerçekten tereddütsüz mücadele yürüttüler. 2016’da Sikêniyê hamlesi, Êzidî Kadınların İntikamını Alma Hamlesi başlatıldı.
Bugün bir savunma gücü olarak, kendisini yeniden kurmuş bir güç olarak, Şengal’in kızlarından oluşan kendi gücüyle ve özellikle annelerimizle, Şengal’de Kadın Özgürlük Hareketi TAJÊ ile ortak çalışmalar yürüttüler. Bunun ürünü bugün bu askeri güçtür. En büyük değer de budur, onur da budur. Yani Êzidî kadınların intikamı bu adımla bir ölçüde alınmıştır. İntikam budur. O gün törende hazır bulunan Êzidî kızların, çocukların dudaklarındaki gülümseme, en büyük intikamın alınmasıydı. En büyüğüydü. Oraya rengini veren ve herkesin gözünün önüne farklı bir tablo koyan da gerçekten YJŞ’ydi. O özgür kızlar, özgür yaşamak isteyen o kız çocukları, o umutla oraya çıktılar ve bunu ortaya koydular. Bu nedenle YJŞ önemli bir rol oynuyor diyebiliriz. Bundan sonra da Êzidî kadınların korunmasında, bölgedeki kadınların korunmasında Irak için bir modeldir. Irak ordusunda böyle bir kadın gücünün oluşturulması ve resmi olarak yer alması ilk kez gerçekleşiyor. Bu önemlidir. Bu, Irak’taki bütün kadınlar ve oradaki bütün bileşenler için önemlidir. Desteklerini vereceklerine inanıyorum. YJŞ de tarihi rolünü daha büyük biçimde oynayabilir.
Askeri entegrasyon hamlesi kuşkusuz önemlidir. Ancak sizin de değerlendirmenizde dikkat çektiğiniz gibi, önemli olan örneğin Êzidî toplumunun hakları konusunda, kültürel ve siyasi alanlarda adımların da atılmasıdır. Bu nasıl olacak? Bu konuda Irak devletine hangi görevler düşüyor?
Bunun bir başlangıç olduğuna işaret ettik, önemlidir, önemli bir uzlaşmadır. Şengal, içinde bulunduğu bölge bakımından, coğrafi olarak da gerçekten önemlidir. Bütün Irak açısından stratejik bir yeri vardır. Bu nedenle bu süreç için yalnızca askeri adımlar yeterli değildir. Törende de bu açıklandı. YBŞ ve YJŞ’nin hazırladığı mesajda, orada okudukları bildiride de belirtildi. Esasında Êzidî toplumunun sorunu siyasi bir sorundur. Toplumsal bir sorundur. Buna bağlı bir savunma sorunu da vardır. Bunlar birbirini tamamlar. Yani demokratik entegrasyon sürecinin askeri tarafına bir ölçüde bazı çözümler bulunduğu görülüyor. Bu önemlidir. Fakat bunun yanında toplumsal, siyasi ve kültürel entegrasyonunun, yerel yönetiminin de tanınması gerekir. Bunlara ilişkin tartışmalar da vardır. Bunu da biliyoruz. Görüşmeler vardır, tartışmalar vardır. Çünkü Şengal’in kendine özgü özellikleri vardır. Yani idari yapı içinde bir ilçedir. Ancak oranın nüfusu veya diğer özellikleri bakımından yalnızca bir ilçe değildir; bu biçimde ele alınmamalıdır.
Orada yaşayanların, Êzidî toplumunun, orada yaşayan halkların inanç özellikleri vardır. Toplumsal özellikleri vardır. Kültürel özellikleri vardır. Gerçekten bir varlık sorunu vardır. Fermanın ardından kendi varlığını bütün gücüyle yeniden ortaya koymuştur. Ama artık bu varlığın kendisini kurmaya, kendisini sürdürmeye dönüşmesi gerekir. Irak devleti veya şu anda iktidarda olan ve adımları ilerletmek isteyen hükümet, buna paralel olarak bu hakları da tanımalıdır. Bunun için bazı yasal değişiklikler de gerekli olabilir. Nasıl YBŞ ve YJŞ güçlerine yasalar içinde bir yer buldularsa, onları kapsayabildilerse ve buna göre bir cevap verdilerse, aynı zamanda toplumun kurumları için de buna uygun değişiklikler yapabilmelidirler. Êzidî toplumunun iradesi bununla güvence altına alınabilir. Yeniden söylemek istiyorum; bu adım önemlidir ama bir başlangıçtır. Ortadoğu’da yaşıyoruz. Her gün çok temel değişiklikler meydana geliyor. Yani bugün olan şeyin ardından yarın ne olacağını bilmiyorsun.
Hatta şunu söyleyeyim, belki çok dikkat çekicidir, bilmiyorum. Basından da takip ediliyor. Biz basından takip ettik, gördük, törenin düzenlendiği gün, aynı saatlerde, tören daha yeni bitmişken, örneğin Irak’ta istihbarat başkanı ve şimdi söylendiğine göre başbakanın 69 danışmanı görevden alınmış. Çünkü Irak’ta henüz taşlar tam olarak yerine oturmuş değil. Genel olarak Ortadoğu’da olduğu gibi Irak da çok tehlikeli bir süreçten geçiyor. Bu nedenle önemli bir açıklamadır, önemli bir hamledir, birbirini kabul etmek önemlidir. Biz bunları gerçekten önemli görüyor, değer de veriyoruz. Ama kimse şunu unutmamalıdır; bunun için mücadele gerekir, bunun sürdürülmesi gerekir. Haklara ilişkin açıklama yapılmıştır; bunun uygulanması çok önemlidir. Örneğin açıklamada Şengal Dağı’nın ortak biçimde, birlikte, Êzidî toplumunun talebine göre bu toplumun savaşçıları tarafından korunacağı belirtildi. Bu çok önemlidir. Çünkü Şengal Dağı yalnızca bir dağ değildir. Şengal, Şengal Dağı, bütünüyle kültürdür, tarihtir, varlıktır, sığınaktır.
KİMSE REHAVETE KAPILMAMALIDIR
Êzidî toplumumuzun ifadesiyle onların yuvasıdır, kendilerini korudukları sığınaklarıdır. Örneğin herkes Şengal der ama Şengalliler Şengal Dağı derler. Şengal Dağı demeden Şengal’i anlatmıyorlar. Bu nedenle özellikle dağda Şengal güçleri olmalı. Bildiğimiz kadarıyla anlaşmada da böyle belirtilmiş; bütün mezar yerleri, bütün kutsal yerler, dağın çevresindedir. Biz de biliyoruz; bütün çevresinde, belki çok dikkat çekicidir, ilkbaharın başlangıcından sonbahara kadar her gün bir kutlama yaparlar. Bunların hepsi inançtır, hepsi kültürdür. Şengal Dağı’nın askeri merkezlerin bulunduğu bir yer olmaması gerekir. Bu konuda da açıklamalarında görüldüğü kadarıyla bir ölçüde anlaşmaya varmışlar. Biz bu konuyu çok önemli görüyoruz. Bütün bunların korunması için YJŞ güçleri duracaktır. Yine Êzidî toplumu kendine özgü özellikleri olan bir toplumdur. Polis alanı vardır, kolluk alanı vardır, soruşturma alanı vardır.
Bu 12 yıl içinde bunları kendisi yaptı. Bundan sonra da YJŞ bu rolü oynayabilir, bu korumayı sağlayabilir. Biz bunları görüyoruz. Bunun için Êzidî toplumunun bir bütün olarak buna sahip çıkması gerekir. Êzidî toplumu buna sahip çıkmalıdır. Hem Şengal’dekiler hem ülke dışındakiler, özellikle dünyadaki bütün Êzidîler buna sahip çıkmalıdır. Bu adımla birlikte bir rehavete girilmemelidir. Ben bunu bir tehlike olarak görüyorum. Bir uyarıda da bulunmak istiyorum. Bazen bazı şeyler böyle bir rahatlama yaratır. Bu rehavet oluşmamalıdır. Rehavete girilmemelidir. Bu, çatışma meselesi de değildir. Ama söylenen ve yapılan şey takip edilmeli, destek verilmelidir. Kendi birliğini burada oluşturabilmeli ve sürdürebilmelidir. Böyle doğru, kendine güvenen bir yaklaşım gösterilmelidir. Önemli sonuçlar elde edebileceklerine inanıyorum. Şengal’deki Êzidî toplumu deneyim sahibidir. İyi bir deneyim kazanmıştır. İyi bir birliği de vardır. Bundan sonra da bunun sürdürülmesi gerekir.
Siz de işaret ettiniz. Êzidî toplumu fermandan demokratik sisteme doğru gidiyor. Ancak bu entegrasyon meselesinin ardından baktığımızda birçok çevre YJŞ ve YBŞ güçlerinin bu katılımını teslimiyet olarak tanımlıyor. Bu yanlışlığa nasıl bir cevap verilmelidir? Çünkü söz konusu olan bir halkın, bir kültürün, bir inancın kaderidir. Bunun için ne söylersiniz?
Gerçekten önemli bir sorudur. Yani şimdi bulunduğumuz yerden her tarafı çok takip ettik, kim ne söyledi, bunların hepsine hâkimim diyemem. Fakat takip edebildiğimiz kadarıyla önemli gördüğüm bazı şeyleri söyleyebilirim. Şimdi Kürt halkının özgürlük mücadelesinde de, özellikle bu Barış ve Demokratik Toplum sürecinde de, Kürdistan’da ve dışında, özellikle Kürdistan’da, Önder Apo’ya ve özgürlük mücadelesine düşmanlığa yemin etmiş bazı çevreler her zaman vardır. Maalesef aynı şey Êzidî toplumu için de geçerlidir. Bazıları bu toplumun yüzü gülmesin, moralli olmasın diye, adeta bazı adımlara layık görülmüyor. Her zaman bunu karalamak, karamsarlık yaratmak ve kendi yaklaşımlarına göre yanlış şeyler söylemek istiyorlar. Bu yaklaşımı iktidarcı, faşizan, gerçekten de nasıl söyleyeyim, ırkçı bir yaklaşım olarak görüyorum.
Örneğin takip ettiğimiz kadarıyla bazı çevreler iki şeyi öne çıkarıyor. Birincisi, ‘Êzidîler Kürt müdür, değil midir?’ İkincisi, ‘Neden Kürtlerle entegrasyon yapmadılar, neden Irak’la yaptılar?’ Yani bu, Êzidî toplumunun sorunu değildir. Bu soruları soranların bunları kendilerine sormaları gerekir. Örneğin Êzidî toplumu 74 kez soykırımla karşı karşıya kalmışsa ve milyonluk bir nüfustan şimdi bir avuç, bir elin içine sığacak kadar az bir topluluk kalmışsa, acaba bu çevrelerin bunda sorumluluğu yok mudur? Öncelikle kendilerine bu soruyu sormalıdırlar. Yani bu süreçte ‘Êzidîler Kürt müdür, değil midir, nereye gidiyorlar’ meselesini öne çıkarmak tam olarak bir provokasyondur, manipülasyondur, gündemi tersine çevirmektir. Bu entegrasyon gündeme gelmesin diye, doğru yaklaşımlar oluşmasın diye bunu başka bir biçimde geri plana itmek, o tartışmanın gölgesinde bırakmak istiyorlar. Bunları yapanlar elbette yalnızca bireyler değildir. Bir merkez tarafından görevlendiriliyorlar, bir merkez tarafından yönlendiriliyorlar. Bir merkez bunlara para veriyor, internet siteleri kuruyor ve saldırmaları için onları saldırıya geçiriyor.
Şunu söylemek istiyorum; burada ‘Êzidîler Kürt müdür, değil midir’ meselesine girmeyeceğim. Eğer Êzidîlere böyle bir yaklaşımı dayatmak istiyorlarsa, Êzidîlerin Kürt olup olmadığı konusunda kuşkuları olanlar gidip kendilerini netleştirsinler. Araştırmalarını yapsınlar, kendilerini netleştirsinler. Êzidîler nasıldır, kimdir, nereden gelmişlerdir, neden bu kadar saldırıyla karşı karşıya kalmışlardır? Diğer mesele, örneğin ‘Neden diğer tarafla entegrasyon yapmadılar’ deniliyor. YBŞ Komutanı Sayın Tîrêj Şengalî, Nûçe TV’de bir programa katılmıştı. Orada takip ettim, aynı soru ona da sorulmuştu. Bence önemliydi. Buna verdiği cevap önemlidir. Örneğin şöyle bir cevap vermişti; ‘Pêşmerge burada yoktu ki kiminle yapalım? Peşmerge 2017’den beri Telafer’den Kerkük’e, Xaneqîn’e kadar buralarda yok.’ 2003’ten itibaren Irak’ta yeni bir rejim geldi. Faşist Saddam Hüseyin rejimi yıkıldı. Ama yine Şengal, 140. madde altında arada kaldı. Ne Irak tam olarak ilgilendi ne de Kürdistan Bölgesi. İkisinin arasında yine statüsüz, yönetimsiz, kendisini kuramadan, kendisini oluşturamadan kaldı. Sonunda o süreç bir fermana neden oldu. Aralarında bu çelişkiler vardı.
ÊZİDÎ TOPLUMU ONURLU BİR TOPLUMDUR
Bu nedenle Êzidî toplumu şunla veya bununla entegrasyon yapmaya mecbur değildir. Bu da yerinde olmayan bir yaklaşımdır. Kürdistan Bölgesi de bu topraklar içinde elbette federal bir bölgedir. O da Irak’ın içinde, oranın yasalarına ve anayasasına göre yer alıyor. Êzidî toplumu da Irak yasalarına, Irak Anayasası’na göre askeri entegrasyonunu gerçekleştiriyor. Yani burada da haksızlık yapıyorlar. Burada da bir haksızlık vardır. Gerçekten bunları söyleyenler biraz hadlerini de aşıyorlar. Hadlerini aşıyorlar. Yani çekişmelerini yürütmek için yalnızca bu toplum mu kaldı, bu toplum üzerinde mi çekişecekler? Böyle söyleyenler işte Kürtlük adı altında Kürtçülük yapıyorlar. Onların aklında Kürt yok, bunu söyleyeyim; Kürtçülük yapıyorlar. Nasıl bazılarının özgürlükle, demokrasiyle ilgisi yok ve bu süreci manipüle ediyorlarsa, bu süreçte de aynı şeyi yapıyorlar.
Örneğin vicdan bunun neresinde? Şengal Kadın Özgürlük Hareketi’nin bir yöneticisi bir televizyon programına görüntülü olarak katılıyor, onun üzerine saldırıyorlar. Bunları yapanlar kimdir? Bunu da bütün dünyaya yayıyorlar; işte neymiş, ‘Biz Kürt değiliz’ demiş. Yani kendisini nasıl tanımlıyorsa öyle tanımlasın. Senin ne hakkın var bu şekilde saldırmaya, neyi ispat etmeye çalışıyorsun? Gözümüzün önüne nasıl görüntüler geliyor? Şunu söylemek istiyorum; Kuzey Kürdistan’da bazı özel savaş basınının yıllardır, bugüne kadar ortaya koyduğu görüntüler, Kürtlere ‘Siz Kürt müsünüz?’ derlerdi; oradaki örgütlü Kürtlere ‘Siz PKK’li misiniz, değil misiniz?’ derlerdi. Şimdi de “Siz şusunuz, bu değilsiniz” diyorlar. Bunları bu biçimde dile getirmek ve herkesin buna göre başka çevreleri de harekete geçirmesi biraz haddini aşmaktır. Herkes yerini bilmelidir.
Êzidî toplumu değer sahibi, onur sahibi bir toplumdur. Kendilerini tanımayanların, başta da söylediğim gibi, kendilerini gözden geçirmeleri ve bunu bilmeleri gerekir; Êzidîler özgür Kürt varlığıdır. Êzidîler onun mayasıdır. Kimse bunu şuraya buraya çekemez. Hiç kimsenin ‘Sen benim gibi olmalısın’ demeye hakkı yoktur. Yani Êzidî toplumu kendisini nasıl tanımlıyorsa öyle tanımlasın. Bunun böyle olması gerekir. Siyasi partilerin kendi çekişmeleri ayrıdır. Toplumumuzun bundan olumsuz etkilenmemesi gerekir. Özellikle kendilerini Êzidî olarak tanımlayıp başka şeyler yapan bazı kişilerin de kendilerine dönmeleri, bu oyunlara gelmemeleri gerekir. Tersine bu anlaşmanın etrafında yerlerini almaları, buna katılmaları, birliklerini oluşturmaları, kendilerini büyütmeleri ve bu biçimde katılmaları gerekir. Bunun üzerine şunu da söylemek istiyorum; böyle ırkçılık yapan, bu topluma Kürtlüğü öğretmeye kalkan bu dil, hiç kimse bunu yapamaz. Bu konuda da herkes kendi konumuna göre söz söylemeli, adım atmalıdır.
Tam bu konuda mesajınızı almak istiyorum. Birincisi, Êzidî toplumu kendisini bu saldırılardan nasıl korumalı? Diğeri de kendi mirasına, amacına ulaşabilmek için nasıl bir birlik kurmalıdır? Hangi düşünceye sahip olurlarsa olsunlar, bu dönemde Êzidî toplumuna nasıl bir rol düşüyor?
Esasında mesele budur. Êzidî toplumu Kürdistan’ın tamamında, bütün Kürdistan coğrafyasında yaşıyor. Yine ülke dışında, Ermenistan’da, Kazakistan’da, Rusya’da, bütün Avrupa ülkelerine, hatta bir ölçüde bütün kıtalara kadar Êzidî toplumu maalesef göçlerin, soykırımların, fermanların sonucunda dağılmıştır. Bu nedenle hem ülke dışındakiler hem ülkedekiler için bu süreçte, her zamankinden daha fazla, önlerinde tarihi bir adım vardır. Çok önemli imkânlar oluşmuştur. Burada birliklerini kurmaları gerekir. Yaklaşımları, siyasi görüşleri birbirinden farklı olabilir. Bu da demokratik bir haktır. Buna saygı duyuyoruz. Örneğin hangi parti olursa olsun, Kürdistan’da onlarca siyasi parti vardır ve Êzidî toplumu da bunların içindedir. Bunlarda da yer alıyorlar. Kuzey Kürdistan’da da böyledir, Güney Kürdistan’da da böyledir, ülke dışında da böyledir. Rojava Kürdistanı’nda da aynı şey geçerlidir.
Bu nedenle siyasi partilerde, farklı kurumlarda yer alıyorlar; kendilerine ait kurumları da vardır. Siyasi görüşleri birbirinden biraz farklı olabilir. Ama Êzidî toplumunun kimliği, Êzidxan ve kendi varlıkları bakımından bu hakların onları bir araya getirmesi gerekir. Bunu reddeden ve bunun etrafında bir araya gelmeyen birinden gerçekten kuşku duymak gerekir. Êzidî toplumunun haklarını hakikaten ne kadar savunuyor? Aldığımız bilgiler kadarıyla da Şengal’de, Êzidxan’da şimdi bir birlik var. Bir ölçüde hamleler de gelişiyor. Bu alanda birliklerini daha da geliştirmek istiyorlar. Özellikle siyasi ve toplumsal hakları için, demokratik ve özgür bir yerel yönetim olarak böyle bir entegrasyon gerçekleştirebilirler.
Güçlü bir birliğe ihtiyaçları vardır. Bunun siyaseti ortak yürütülmelidir. Savunması ortak yapılmalıdır. Yani siyasi ve diplomatik tarafı bakımından aynı zamanda genel olarak da sahiplenilmesi gerekir. Herkesin üzerine ne düşüyorsa bu süreçle ilişki içinde olması ve sürece sahip çıkması gerekir. Bunu çok önemli görüyoruz.
Bu vesileyle bütün toplumumuza çağrım da budur. Bütün alanlarda, özellikle Welat Şêxan’da, maalesef Êzidî toplumunda böyle bir trajedi de yaşanıyor. Yani Laleşa Nûranî, Şêxan’dadır. Kutsal bir yerdir. Bu Ekim ayı onun ayıydı, hac ayıydı, kutsallık ayıydı. Örneğin Şengal’de yaşayan Êzidîler gidemiyor, bundan mahrum kalıyorlar. Neden böyle? Neden milyonlarca insan, Türk de var, Müslüman Türk de var, Müslüman Kürt de var, Arap da var, hepsi Mekke’ye gidebiliyor, haccını yerine getirebiliyor, kutsal ziyaretini yapabiliyor. Neden Êzidî toplumu, bir saat uzaklıktaki, üç saat uzaklıktaki bu yere şimdiye kadar hâlâ gidemiyor? Bunun nedenini nedir? Bu nedenle öncelikle Mir ailesi olsun, Baba Şêx olsun, hepsi Şengal’deki bu hamleyi kendi özgürlükleri, kendi kurtuluşları olarak görmelidir. Şengal’in savunma güçleri olmasaydı Laleş de düşerdi.
Ferman döneminde, yine o anlatılara fazla girmek istemiyoruz, Kürdistan Özgürlük Hareketi güçleri, özgürlük gerillaları Garê Dağları’ndan, Kürdistan dağlarından Laleş’e gittiler. Yani Laleş’in korunması da Êzidî toplumunun varlığıyla bağlantılıdır. Sanki birbirinden ayrı iki şey oluşturulmuş gibi bir görüntü var; bu görüntü ortadan kalkmalıdır. Bu nedenle Êzidî toplumunun birliği bakımından hem Kürdistan’da hem ülke dışında kimin üzerine ne düşüyorsa bu süreçte yerine getirmeli, katılmalı, rolünü ve misyonunu oynamalıdır. Hepsine çağrım budur; bu hamleye sahip çıkın. Aranızda ne çelişki varsa bir kenara bırakın. Esas olarak bu süreçle birlikte Şengal’in bütün yaraları sarılabilsin. Şengal attığı bu adımı büyütebilsin ve kendi haklarını hayata geçirebilsin. Halkımıza güveniyorum. Bir hafızaya sahiptir. Onlarca yıldır bütün çelişkilere rağmen varlığını koruyabilmiştir. Bu süreçte de bunu daha özgür, daha eşit biçimde sürdürebilir.
Rojava’da da bir entegrasyon süreci var. Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz? Aynı zamanda bu dönemde çok sayıda saldırı var. Birçok konuda, dil alanında, halka, göçmenlere yönelik, her biçimde Rojava halklarına saldırılar yürütülüyor. Rojava için ne söylemek istersiniz?
Rojava’da halkımıza yönelik bu ırkçı saldırıları, provokasyonları ve sürecin manipüle edilmesini, bunları yapanları şiddetle kınıyorum. Şengal’e saldıranlarla aynı zihniyettir bu. Rojava Kürdistanı’nda da özellikle 2011’den bu yana verilen emek, büyük bedeller sonucunda elde edilen değerler var. Şimdi de bir uzlaşma ve demokratik entegrasyonla ilerlemek için yeni bir süreç var. Bu sürecin elbette düzenli biçimde yürütülebilmesi için öncelikle geçici hükümetin, Şam hükümetinin, yerinden göç ettirilmiş ve şimdi kendi yurduna geri dönen halkımız için gerekli koşulları sağlaması, hazırlaması gerekir. Bu onların görevidir. Bu toplumun güvenliği için Rojava Kürdistanı’nın güvenlik güçleriyle koordinasyon içinde bu saldırıların önüne geçilmelidir. Bu artık münferit olay olmaktan çıkmıştır. Günlük olaylar olmaktan çıkmıştır. Artık bir olay değil, bir süreçtir; planlı ve örgütlenmiş biçimde yürütülen bir süreçtir. Bir oyundur. Çünkü bir zihniyet var, bu yaklaşım bir yerde örgütleniyor ve pratiğe geçiriliyor. ‘Kürtler kendi haklarına sahip olmamalı’ diyorlar.
Örneğin ilk saldırıyı zaten hukuki alanda anadile yaptılar, kültüre yaptılar. Bunu kabul etmeme tutumunu ortaya koydular. Şimdi bunun için bir mücadele yürütülüyor. Bu kez de kendi yurduna dönen herkese, önce Efrîn’de bunları yaptılar, Kobanê’de bunları yaptılar, Hesekê’de birkaç kez bunları yaptılar. En son da Serêkaniyê ve Girê Spî’de. Ortaya çıkan görüntüler faşizan görüntülerdir. Ortaya çıkan görüntüler ırkçılığın görüntüleridir. DAİŞ zihniyetini taşıyanlardır, DAİŞ’in intikamını almak istiyorlar. Derhâl bunların önüne geçilmeli ve bunların üzerinde durulmalıdır. Bu konuda elbette bunun önüne geçecek, halkımızın böyle bir mağduriyet yaşamasına izin vermeyecek olan Rojava yönetimi, onun siyasi iradesi ve yine orada bulunan savunma güçleridir. Zaten entegre edilen güçler bu toplumun savunma güçleridir. Bu güçler entegre edildikten sonra kendi toplumlarının güvenliğini sağlamaz, bunu yerine getirmez ve onu güvence altına almazlarsa elbette bu, beraberinde daha tehlikeli bir süreç getirir.
Bu nedenle bunların her biçimde önüne geçilmelidir. Bütün Kürdistan’daki ve Rojava Kürdistanı’ndaki toplumumuz da bunlar karşısında her biçimde halka sahip çıkmalı, bu mağduriyetlerin gelişmesine izin vermemelidir. Tam tersine toplumumuzun kendi toprağında yaşama hakkı korunmalıdır. O topraklarda bulunan çetelerin hepsi çıkarılmalı, derhâl geldikleri yerlere gönderilmelidir. Yani Kuzey-Doğu Suriye’deki, Rojava’daki halkımızın da bu konuda mücadelesini daha fazla büyütmesi, daha dikkatli olması gerekir. Bir daha bu görüntülerin ortaya çıkmasına izin vermemelidir. Bu halkımız çaresiz bir halk değildir. Girê Spî’de ortaya çıkan görüntüler beraberinde bir felaket getiriyordu. Bu biçimde çok büyük bir mağduriyet yaşatılıyor. Bunun üzerinde durulmalı, bunun karşısında durulmalı ve oradaki toplumumuz korunmalıdır. Bunu önemli görüyoruz.
Büyük bedeller ödendi. Madem o ülkenin yurttaşlarıdırlar, madem orada birlikte yaşıyorlar, o devlete entegre oluyorlar, bu devlet de buna göre davranmalıdır, o toplumun iradesini bu biçimde bastırmamalıdır. Yani şunu söylemek istiyorum; halkımız her yerde bunların karşısında durmalı ve mücadelesini sürdürmelidir. Demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi, mücadelenin durdurulduğu anlamına gelmez. Tersine öz savunma devrededir ve kendisini bütün saldırılardan korumak meşru hakkıdır. Bu, onun temel hakkıdır; kendisini savunması ve bunu sürdürmesi. Rojava halkımızı selamlıyorum. Birkaç gündür halk ayaktadır. Halk üzerine düşeni yerine getiriyor. Bütün kurumlarının da buna göre ayağa kalkması ve herkesin görevini yerine getirmesi gerekir. Aksi hâlde bunların önüne geçilmezse büyük tehlikeler ortaya çıkacaktır.