Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda güncel gelişmelere dair gelişmeleri değerlendirdi.
Bu haftaki toplantıya Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında somut adımlar atılması talebiyle Ankara’ya gelen Barış Anneleri de katıldı.
Barış Anneleri’ni selamlayarak konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, Beyaz tülbentli annelerin barış mesajının Ankara’dan, parlamentodan, parklardan ve kent merkezlerinden tüm dünyaya yayıldığını ifade etti.
'BUNDAN 10 YIL ÖNCE SİYASİ DARBE GERÇEKLEŞTİ'
Tülay Hatimoğulları, 4 Kasım 2016’da HDP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyonun 10’uncu yılında ilişkin ise "Bundan tam 10 sene önce bir siyasi darbe gerçekleşti. O dönemdeki eşbaşkanlarımız sevgili Figen Yüksekdağ ve sevgili Selahattin Demirtaş’ın içinde bulunduğu çok sayıda milletvekilimiz, PM üyemiz, il ve ilçe örgütlerimizden üyelerimiz MYK üyelerimiz ve geniş çaplı gözaltı ve tutuklama furyasıyla karşı karşıya kaldık. Kobanê Kumpas Davası ile milyonların iradesine kelepçe takılmak istendi. Şu an Kobanê Kumpas Davası'nda hala cezaevinde olan yoldaşlarımız var. Pervin Oduncu, Zeynep Karaman, Zeynep Ölbeci, Aynur Aşan, Nezir Çakan, Dilek Yağlı, Nazmi Gür, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Alp Altınörs, İsmail Şengül, Ali Ürküt, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hala hapishanede. Ben hem onların şahsında bütün siyasi mahpuslara ve cezaevinde tutuklu bulunan bütün yoldaşlarımıza buradan hepimiz adına selam ve sevgilerimizi gönderiyorum" diye konuştu.
Tülay Hatimoğulları, Kobanê Davası kapsamındaki siyasetçilerin tahliye edilmemesine tepki göstererek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması çağrısında bulundu ve davanın uzun süredir devam ettiğine dikkat çekti.
Tülay Hatimoğulları, davanın siyasi hesaplara rehin edildiği bir sürece dönüştüğünü belirterek "Kobanê Kumpas Davası adeta siyasi bir intikama dönüştürülmüş durumda. Bu davada adalet, siyasi hesaplara rehin edilmeye devam ediyor" dedi.
KAYYIM, DEMOKRASİYİ MEZARA GÖMMEK DEMEKTİR
Tülay Hatimoğulları, şöyle devam etti:
"4 Kasım'da başlayan siyasi darbe, sadece arkadaşlarımızın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla sınırlı kalmadı. Hatırlayacaksınız, o dönemde belediyelerimize patır patır kayyımlar atandı. Bakın, şimdi bu dönemde de yine DEM Parti belediyelerinin bir kısmına kayyım atanmış durumda. Van'dan İstanbul'a kadar her yere yayıldı bu kayyımcı anlayış. 20 milyonluk kentin seçilmiş başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu hala tutuklu ve yargılaması devam ediyor. Dün de Grup Başkanvekilimiz Sezai Temelli, heyetimizle birlikte dayanışma için oradaydı. Partimiz dün Silivri'de davayı takip etti. Siyasetçinin yeri mahkeme salonları değil, halkın yanıdır. Siyasetçinin yeri bu kürsülerdir. Siyasetçinin yeri, seçildiği makamın kendisidir. Çünkü seçilen siyasetçi, sizin, halkın iradesidir. Halkın iradesine, halka rağmen oradan alıp yerine kayyım atamak kabul edilebilir bir şey değildir. Demokrasiyi mezara gömmek demektir.
YARIN FİGEN YÜKSEKDAĞ VE DEMİRTAŞ ZİYARET EDİLECEK
Yarın 4 Kasım dolayısıyla Kobanê Kumpas Davası’nda tutuklu bulunan arkadaşlarımızın bulundukları cezaevi önünde basın açıklamalarımızı yapacağız. Yarın ben Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edeceğim, Tuncer başkanımız Kandıra’da Figen Yüksekdağ’ı ziyaret edecek, Kadın Meclisi Sözcümüz Halide arkadaşımız da Sincan Hapishanesi’nde olacak ve hem arkadaşlarımızı ziyaret edecek.
FON VURGUNU BU ÜLKENİN SUSURLUK'UDUR
Bugün 3 Kasım, aradan 30 yıl geçti ve Susurluk hala dün gibi aklımızda. Bir kamyon ile bir araba çarpıştı hatırlayacaksınız. Bu arabanın içinden bir emniyet müdürü ve kırmızı bülten ile aranan bir firari ve bir vekil çıktı. Devlet-mafya-siyaset üçgeni aynı arabadaydı. 30 yıl içinde araba değişti ama zihniyet değişmedi. Bugün de bu araba borsada, fonda, bankalarda cirit atıyor. Dev fon vurgunu bu ülkenin ekonomi Susurluğu’dur. Hesap sorulmadan, sorumlular ortaya çıkarılmadan bunun kapanmasına biz izin vermeyeceğiz. Halkın aşına, ekmeğine göz koyanların peşini inanın biz bırakmayacağız. Halkın hakkı olanın hesabını sonuna kadar halkımızla birlikte soracağız.
DOKUZ AYDA 66 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ
Yıllarca bu ülkeye emek veren emekliler, haklarını alamıyor. Bakın, neredeyse her Salı günü muhalefet partilerinin sıralarında emekliler oluyor. Onların partimize gelmelerini, bu konuda birlikte bir dayanışma ve mücadele yürütmeyi son derece kıymetli buluyoruz. Emekliler bu ülkede 17 milyon kişi. İsterlerse Türkiye'nin her şeyini değiştirebilirler. Böyle bir güçleri var.
Bu yılın sadece ilk 9 ayında en az 66 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti. Antalya'da hortum nedeniyle 5 işçi yaşamını kaybetti. Zonguldak'ta 3 madenciyi toprağa verdik. Bugün de İliç’te yaşamını kaybeden işçimizin ailesi burada. Ben tekrar hepinize başsağlığı dileklerimizi bir kez daha iletiyorum. Ve Halil İbrahim Yağız, Antep'te 11. sınıf öğrencisi, MESEM’e başvuruyor. MESEM ona inşaatta iş alanı açıyor. Ve bu çocuğun başında kask yok. Hiçbir güvenlik önlemi alınmamış. Ve bu çocuk 11. sınıf öğrencisi, daha emeğinin ilk gününde 6. kattan düşüyor ve yaşamını kaybediyor. Çocuk işçi cinayetlerinin hesabını kim verecek? Devlet, çocukları çalıştırdığı gibi korumuyor da. Yine Dilovası’nda üçü çocuk, altısı kadın, yedi kişi hayatını kaybetti.
KAYNAK VAR, ÖDEMİYORLAR
MESEM diye bir garabetle çocuk işçiliği ve çocukların emek sömürüsüne kılıf buldular. MESEM’ler kapatılmalı, staj ve çıraklık süreleri sigorta başlangıcı sayılmalı. Ben çok merak ediyorum. Bu iktidarın, bu fon vurguncularını koruyan iktidarın işçiye, emekliye, yoksula, işsize, köylüye, esnafa, kadınlara, çocuklara nasıl vaatleri var.
2027 bütçesinde garantili ödemelere 300 milyarlarca lira, faizlere 4 trilyon lira ayırmak için kaynak var. Ancak emekliye, işçiye, emekçiye geldiğimizde diyorlar ki: ‘Sıfır kaynak, yok.’ Yalan! Vallahi kaynak var. Siz yapmıyorsunuz, siz ödemiyorsunuz. Bakın, DEM Parti Kadın Meclisi olarak kadın bütçe çalıştayımızı yaptık. Kadın akademisyenlerle, konusunda uzman, alanda ve sahada iyi çalışmalar yürütmüş olan kadınlarla bir araya geldik. Onların akıllarına, fikirlerine başvurduk. Ve o kadınlar şunu söylüyor: ‘Kaynaklar silaha, ranta, fonculara, hırsızlara değil de kadın yoksulluğuna, kadın istihdamına, emekliye ve yoksula adil bir şekilde bölüştürülünce inanın bütün sorunlar çözülür. Ülkenin de böyle bir kaynağı vardır.’ diyorlar. Bu ülkenin dört bir yanında kampanyamızı başlatmış durumdayız. DEM Parti olarak Ekmek, Barış ve Adalet kampanyası kapsamında her zaman alanlarda, meydanlardayız. Şimdi kampanyamız dolayısıyla Türkiye'deki çok farklı kesimlerle; işçi, emekçi, emekli, çalışan ve farklı iş kollarından insanlarla, toplumun her kesimiyle bir araya geliyoruz.
İŞE, AŞA, EMEĞE BÜTÇE AYIRIN
Biz işe, aşa, ekmeğe bütçe ayırın diyoruz. İktidar hâlâ silaha pay ayırıyor. Barış diyoruz, iktidar hâlâ savaş arayışını sürdürüyor. ‘Yemen ellerinde nasıl savaşa katılırım?’ diye planlar peşindeler. Mekke Antlaşması, AKP, MHP ve CHP'nin oylarıyla Dışişleri Komisyonu'ndan geçti ve şimdi Genel Kurul'a gelecek. Bu komisyonda biz Mekke Antlaşması'na hayır dedik. Genel Kurul'da da hayır diyeceğiz. Neden hayır dedik? Çünkü bu anlaşmaya göre bir ülkeye yapılan saldırı, hepsine yapılmış sayılacak ve derhâl yardım istenecek. Yani Türkiye, kendi seçmediği bir savaşın ortasında bulabilir kendini. Suud'un parasına karşılık Türkiye'nin gençlerini savaşa sokmak istiyorlar. Savaşa siyasi iktidarın mensuplarının çocukları ya da zenginlerin çocukları gitmiyor. Kim savaşıyor? Fakir ailelerin çocukları, yoksul insanların çocukları, o kerpiçli evlerde oturan ailelerin çocukları savaşa götürülüyor. Biz bunu asla kabul etmiyoruz.
ÇÖZÜM KENDİ TOPLUMSAL BARIŞINI SAĞLAMAKTIR
Dünya büyük bir çalkantının içinde. Bunu hepimiz biliyoruz, farkındayız. Ama çözüm savaşta, silahta değil. Askeri ittifakları çoğaltmakta değil. Halklar arası eşitliği, demokrasiyi büyütmektedir. Buradadır çözüm, büyütmektir. Çözüm kendi toplumsal barışını sağlamaktır. Bölgenin savaş paktlarına değil, barış ve işbirliği paktlarına ihtiyacı var. Türkiye bölge için önemli bir ülke. Bunun hepimiz farkındayız. Taraflara aracılık etmeli, müzakereci olmalı, halklar arasında barışın diplomasisini kurabilmeli. Bir kez daha buradan altını çiziyoruz. Biz Türkiye'nin barışı için ne kadar çalışıyorsak, bugün değerli Barış Annelerimiz Ankara'da barış talebiyle Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş ve buradalarsa bugün Barış Annelerimiz bu gruptaysa barışı Türkiye için istiyoruz ve bölge için istiyoruz. Bu nedenle asla barışı savunmaktan bir gram vazgeçmeyeceğiz ve barış bu topraklarda tesis edilene dek biz barış barış barış demeye devam edeceğiz.
BARIŞ ANNELERİ BARIŞ MÜCADELESİNDEN HİÇ VAZGEÇMEDİ
Barış Anneleri dünden beri Ankara'da. Buradan hükümete, Türkiye'ye ve bütün dünyaya seslendiler. Seslenmeye devam ediyorlar. 'Barış için ne bekliyor' diyor analar. 'Yetmedi mi akan kanlar?' 'Yetmedi mi asker ve gerilla analarının ve sevdiklerinin çektiği acılar?' Ortalığın en karanlık, en karmaşık olduğu dönemde bile Barış Anneleri barış mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Geceyi Kurtuluş Parkı'nda geçirdiler dün, Ankara'nın soğuğunda. Dün ben ve Tuncer Eş Genel Başkanımız, MYK üyelerimiz, vekillerimiz, yöneticilerimiz, parti emekçileri, arkadaşlarımızla birlikte oradaydık. Onları ziyaret ettik parkta ve bir annemiz şunu söyledi. 'Biz soğuktan da korkmuyoruz.' Ben dedi 'betonun üstünde de yatarım.' 'Buradaki bütün kadınlar da öyle, yeter ki artık bir gencimiz toprağa düşmesin ve yeter ki hapishanedeki çocuklarımız çıksın. Ben karın içinde de yatarım' dedi. İşte annelerin barışa olan istekleri, tutkuları, inançları ve talepleri bu kadar güçlü.
ANALARIN SÖZÜNÜ DUYUN
Bugün grubumuzdalar ve taleplerini bizim de dillendirmemizi talep ettiler. Talepleri, tutumları çok net, çok samimi ve çok sade. Barışın önündeki engeller kaldırılsın. Tecrit son bulsun. Sürecin sağlıklı ilerlemesi ve başarıya ulaşması için Sayın Öcalan'ın 'Fiziki özgürlüğü sağlansın' diyorlar. 'Siyasi tutsaklar serbest bırakılsın' diyorlar. Ben bugün bütün siyasi parti liderlerine buradan seslenmek istiyorum. Anaların sözü barışın rehberidir. Yani milyonlarca insan bunu talep ediyor. Anaların sözünü duyun ve gerekeni gelin hep birlikte yapalım.
27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çağrısıyla bir kapı aralandı. PKK, o kapıdan cesaretle geçti. Kendini fesh etti, silahları yaktı. Türkiye’den çekildi. Metina başta olmak üzere birçok kamptan çekildiklerini açıkladılar. Bir taraf adım attı ve sözünü tuttu. Şimdi sözünü tutma sırası devlet ve iktidardadır. Bakın milyonlarca yurttaşımız şu soruyu soruyor; yasa çıktı, peki ne zaman uygulanacak? Silahlarını yakanlar nereye gelecek? Nasıl ve hangi şartlarda gelecekler? Dönmek isteyenler hangi güvenceyle dönecek? Oyalama, zamana yayma neden? İktidar konuşulan takvime değil de kendi takvimine göre mi davranıyor? İktidarın bir barış ve demokrasi takvimi var mı? Varsa bunu neden kamuoyuna açıklamıyor? Bu soruları yanıtlamak iktidarın görev ve sorumluluğu.
ÇERÇEVE YASA ARTIK HAYATA GEÇİRİLMELİ
Toplumun bu somut sorularına cevap üretilmesi şarttır. Çerçeve yasa artık zaman kaybetmeksizin hayata geçmeli. Bunun için Milli Güvenlik Kurulu kararı gerekiyor. Evet, bu kurul bu kararı hızla almalı. Zira örgütün boşaltacağı alanlar boşaltıldı ve bilgisi devlette mevcut. Bütün bu bilgiler devletin raporlarında mevcut. Bu yasa hayata geçmeli ki silah bırakanlar ya da diasporadakiler ülkeye dönebilsin, hapishanedekiler çıkabilsin. Türkiye'de 86 milyonun ihtiyaç duyduğu barış ve demokratikleşme yasalarının çalışmalarına artık başlayabilelim. Bu yasa uygulanmadan bu çalışmalara da başlanmıyor. Normalde başlanabilir. Ancak iktidar onu onun önüne koyduğu için bunlar da duruyor.
İZLEME KURULU KURULMALI
Bu ülkenin demokratikleşme yasalarına ihtiyacı var. Mecliste izleme kurulu artık kurulmalı. Meclis barışı kolaylaştıran rolünü aktif bir biçimde üstlenmeli. Edilgen değil, aktif olmalı Meclis. Barışın inşasında en güçlü adım sürecin baş aktörü Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarının sağlanması, Barış ve Siyasallaşma Kurulu Koordinatörlüğünün yapılmasıyla mümkündür.
İMRALI’DA ESKİ DUVAR YERİNE YENİ DUVAR OLMAMALI
Sayın Öcalan'ın yeni yerine geçtiğini zaten kamuoyuyla paylaştık ve olması gereken buydu. Bu yeni yere zaten geçmeliydi. Yeni yer, Sayın Öcalan'ın eski bir hapishaneden yeni bir hapishaneye geçtiği yer olmamalı. Eski duvar yerine yeni duvar olmamalı. Zaten Sayın Öcalan'ın özellikle bu konutla ilgili tutumu nettir. Burayı, Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğünü yürüteceği bir çalışma mekânı olarak görüyor. Sayın Öcalan'ın uzun zamandır talebi; akademisyenlerle, siyasetçilerle, kadınlarla, insan hakları savunucularıyla, siyasi çevrelerle görüşmek. Bu yeni yerin siyasal anlamının güçlendirilmesi için artık sonuna kadar bu kapının açılması gerekiyor.
BARIŞ ALTIN TEPSİ İLE SUNULMAYACAK
Burada sizlerin huzurunda, bu süreci bugüne kadar getiren Sayın Abdullah Öcalan'a selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.
Şu bilinsin ki; birileri DEM’in bu sürece yaklaşımıyla ilgili bazı yorumlar yapıyor. Şunu bütün Türkiye kamuoyu çok net bilmeli; DEM Parti sözünü ve tutumunu toplumun barış umudunu koruyacak ve güçlendirecek bir şekilde ortaya koydu. DEM Parti olarak şu noktada durmaya devam edeceğiz. 100 yıllık Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesini savunan bir siyasi gelenek olduk. Bu tarihi noktada durmaya devam edeceğiz. Ve bütün halklarımız şunu bilmeli ki, barış bize altın bir tepsi ile sunulmayacak.
‘ABDULLAH ÖCALAN’IN ELİNİ GÜÇLENDİRMEMİZ GEREKİYOR’
Barışı biz mücadeleyle kazanacağız, mücadeleyle inşa edeceğiz. Müzakerede Sayın Öcalan'ın elini güçlendirmek için de mücadelemizi demokratik zeminde en güçlü şekilde yürütmemiz gereken bir dönemin içinden geçiyoruz. Ve biz bunu bilen, bu bilinçle hareket eden bir çalışmanın içinde olmaya devam edeceğiz. Ve şunu çok iyi biliyoruz ki Türkiye'de herkesin ama herkesin hedefi barış olursa biz barışı bu topraklarda inşa ederiz zaten. Kim tutuyor elimizi? Barış deyince herkes barış diyor. Barışa hayır diyen insanlar var mı? Ama pratikte barışı istemeyen kesimler var. Dolayısıyla barışı isteyenlerin sesinin, örgütlülüğünün daha çok çıkması gerekir ki ayak sürüyenlere karşı güçlü bir mücadeleyle barışı bu topraklarda tesis edebilelim.
BİRLEŞİRSEK HİÇBİR ŞEY BARIŞIN ÖNÜNDE DURAMAZ
Herkes sorumluluk hissederse, herkes elini taşın altına koyarsa hiç kimse barıştan kaçma taktikleri geliştiremez. Şair barışı yazarsa, sanatçı sazında, sözünde barışı nakşederse, gazeteci haberinde, köşesinde barışı sahiplenirse, işçiler, emekçiler, yoksullar ekmek kavgalarını barış mücadelesiyle birleştirirse işte o zaman hiçbir şey duramaz barışın önünde.
MÜCADELE ZAMANI
Zaman bekleme zamanı değil, barış için her zamankinden daha çok çalışma zamanı. Mücadele etme zamanı. Zaman, barışı ve demokrasiyi kendi öz gücümüzle ve öz örgütlülüğümüzle inşa etme zamanı. Zaman, farklı kulvarlarda da olsak Türkiye'nin demokrasisi ve barışı için ortak mücadeleyi yürütebilme zamanıdır. Ve biz DEM Parti olarak bu süreci böyle görüyor, böyle ele alıyor ve bu durduğumuz noktada sonuna kadar durmaya devam edeceğiz. Hiçbir güç barışın önünde duramaz. Hiçbir güç bu annelerin önünde duramaz. Hiçbir güç bizleri engelleyemez. Ne olursa olsun bizler barışı bu topraklara getireceğiz. Yolumuz açık olsun. Hızır yâr ve yardımcımız olsun.”
BARIŞ ANNELERİ GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın haftalık Meclis grup toplantısının ardından söz alan Barış Annesi Müzeyyen Bütün, annelerin Ankara’ya geliş amaçlarının barış için siyasetçilerle görüşmek olduğunu belirtti.
52 yıllık savaşta çocuklarını kaybettiklerini ifade eden Müzeyyen Bütün, Devlet Bahçeli’nin çağrısına Önder Apo’nun barış için attığı adımlarla karşılık verdiğini, ancak iktidarın bu adımlara karşılık henüz somut bir irade ortaya koymadığını söyledi.
Meclis’in savaş kararları alan bir yer olmaktan çıkarak barış, özgürlük ve çözüm için kararlar alması gerektiğini vurgulayan Müzeyyen Bütün, siyasetçilere barış için yeniden çağrıda bulundu.
SOMUT ADIM ATILMADI
Barış sürecine siyasetçilerin, gazetecilerin, yazarların ve halkın sahip çıkması gerektiğini belirten Müzeyyen Bütün, Önder Apo’nun çağrısına samimi karşılık verilmesi halinde herkesin kazanacağını ifade etti.
Müzeyyen Bütün, sürecin karşılıksız bırakılması durumunda savaşın büyüyerek herkesi etkileyebileceği uyarısında bulundu. Siyasetçilere seslenen Müzeyyen Bütün, “Hepimiz bu topraklarda birlikte yaşıyoruz ve gelin Sayın Öcalan’la el ele verin. Bu barışın mimarı Sayın Öcalan’dır. Kendisiyle oturarak bu barışı sonuca ulaştırın. Kan artık akmasın. Barışı görelim” dedi.
Barış Annelerinin daha önce de Ankara’ya gelerek siyasi partilerle görüştüğünü hatırlatan Müzeyyen Bütün, görüşmelerin ardından geçen aylara rağmen herhangi bir somut adım atılmadığını belirtti.
ANNELER ARTIK GÖZYAŞI DÖKMESİN
Barış Annelerinin barış mücadelesini sürdüreceğini vurgulayan Müzeyyen Müzeyyen Bütün, Önder Apo’nun sözlerinin arkasında olduklarını ifade etti.
Müzeyyen Bütün, “Herkes şunu bilsin: Biz Sayın Öcalan’la el ele veriyoruz. Onun sözlerinin arkasındayız. Elimizden geldiği sürece Barış Anneleri olarak bu barış için çabalayacağız ve sonuca ulaşacağız” diye konuştu.
Barış Anneleri olarak kimsenin yaşamını yitirmemesi ve annelerin gözyaşı dökmemesi için mücadele ettiklerini belirten Müzeyyen Bütün, kardeşlik içinde özgür ve demokratik bir yaşamın inşa edilmesi için barış çağrılarını sürdüreceklerini söyledi.