Özgür basın geleneğinin beşiği rolünü oynayan Serxwebûn gazetesinin yayına başlamasının üzürinden tam 48 yıl geçiyor. 6 Eylül 1978’de Mazlum Doğan’ın öncülüğünde yayımlanan ilk sayısıyla Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin yürüttüğü varlık ve irade savaşının yaman savunucusu olan Serxwebûn gazetesi, özgür basın geleneğinin de startını vermiş oldu.
Ardından onlarca dergi, gazete, ajans, televizyon, prodüksiyon şirketi, internet sitesi, dijital medya kanalı ve hesabı bu çizgide, özgün mecralarında başta Kürtçe olmak üzere bir çok dilde ve alanda yayın yaptı. Temel varlık ve özgürlük mücadelesinin ilkeleri etrafında birleşen bu yayınlar, her gün kendilerine yeni şeyler katarak, niteliksel ve niceliksel anlamda büyüyerek varlıklarını sürdürmektedir. Şüphesiz, girdikleri yolun ve takipçileri oldukları hakikatin gereği olarak binlerce insan bu mecrada emek verdi. Mazlum Doğan, Gurbettelli Ersöz, Xelil Dağ ve Ape Musa’dan; Nazım Daştan, Cihan Bilgin ve Huseyin Aykol’a kadar yüzlerce hakikat savaşçısı bu hakikat mücadelesinde canını verdi.
Verilen bu emekler, yapılan fedakarlıklar ve yitirilen canlar, hiç şüphe yok ki bir yol açtı ve bir gelenek oluşturdu. Mücadelenin en amansız yaşandığı süreçlerde halkın ve halkların safında yer alarak varlık, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde çığır açtılar. Bütün kültürel ve fiziki soykırım saldırılarına, özel savaş lafazanlığına karşı canları pahasına mücadele ettiler. Kürt halkının varlık mücadelesini görünür kılıp, siyasi iradesini ortaya koydular; Ortadoğu’da özgürlük ve demokrasi ilkelerinin gelişmesinde, kadın özgürlük mücadelesinin bu aşamaya gelmesinde büyük rol oynadılar.
GELENEĞİN DERSLERİ VE DÖNÜŞÜM İHTİYACI
Ve şimdi yeni bir eşikteyiz. Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te kamuoyuna deklare ettiği “Barış ve Demokratik Toplum” bildirgesi ile özgürlük mücadelesi de yeni bir aşamaya geçti. Temel bir mücadele alanı olan Özgür Basın geleneği de şüphesiz bu değişim ve dönüşüm sürecinde, geleneğinden aldığı tecrübe ve güçle yeni dönemin temel mücadele alanlarından biri olacaktır.
Bu nedenle, neden değişim ve dönüşüme ihtiyaç duyulduğu iyi sorgulanmalı ve buradan hareketle yeni döneme cevap olabilecek bir yayıncılığın yol haritası belirlenmelidir. Hatta yeni sürecin anlaşılması, ilke ve ölçülerinin belirlenmesi, pratik-politik hatlarının çizilmesi ve toplumsallaştırılmasında öncülük rolü oynanmalıdır.
Ama nasıl? Hangi teknik, araç ve kurumlarla; nasıl bir dil, uslüp ve tempoyla; toplumsal komünal amaçlara giden basıncılığın yöntemleri neler olmalıdır? Yeni dönemde kendini hangi haklı amaçlara dayandırıp nasıl bir politik çizgi izleyecek? Buna öncülük edecek kişiler nasıl bir donanıma ve ilkelere sahip olmalıdır? Bu şekilde uzayıp gidecek sorular silsilesi, yeni dönem basıncılığı için de cevap bulmayı gerektiriyor.
Amacımız burada kesin belirlemeler yapıp kısa yoldan sonuçlara gitmek değildir. Bu konularda, aslında bir süredir başlamış olan değişim ve dönüşüm tartışmalarına birkaç temel noktadan bakmak istiyoruz.
Her şeyden önce, değişim ve dönüşüm denildiğinde var olan her şeyin tuzla buz olması ya da birdenbire buharlaşmasından bahsetmiyoruz. Ya da özgür basın geleneğinin mevcut durumda yürüttüğü politik mücadelenin hiç etkisinin olmadığını kastetmiyoruz. Ancak Önder Apo’nun başlatmış olduğu yeni dönemin ideolojik derinliğine, toplumsal-komünal örgütlenmesine ve politik hamlelerine yeterince cevap olunamadığı da bir gerçektir.
Bu anlamıyla, başta neden bir dönüşümün gerekli olduğu konusunda kendimizi ikna etmeliyiz. Geçmiş mücadele süreçlerinde, yaşadığımız coğrafyada koşullar çok sert olduğu ve halkımıza dönük fiziki soykırım politikaları had safhaya ulaştığı için, haklı olarak buna karşı gerilla mücadelesine dayalı bir savaş yürütülmekteydiç Özgür Basın’ın da bu süreçte cepheden bir mücadele vermesi gerekmekteydi.
Yine reel sosyalizmin yol ve yöntemleri, dayandığı fikirsel arka plan ve mücadele pratiği, günlük yaşamda bizlerde bazı kalıpların oluşmasına neden oldu. Kalıp, form kazanma ve ilkesellik açından dayanıklılılğı ve sürdürülebilirliği de beraberinde getiriyordu. Bir yere kadar buna da ihtiyacımız vardı. Ama geldiğimiz aşamada, Önder Apo’nun arayışları sonucunda hem karşımızdaki sistemin dayandığı ideolojik-tarihsel analizde derinleşme yaşadık, hem de günceldeki sistemin kodlarını daha iyi çözümleyebiliyoruz.
Yani bu sistem yalnızca cephede değil, toplumsal yaşamın her hücresine nüfus etmiş durumda. O halde biz de bu sistemin içindeyiz ve içeriden, yani toplumsal ve siyasal yaşamın her alanında mücadeleyi yürütmemiz gerekmektedir. Bunun için de stratejik olarak mücadele yöntemlerimizde politik bir esnekliğe ihtiyacımız var.
Özgür basın çalışmalarında da bu durum bir rutinleşmeyi beraberinde getiriyordu. Karşımızdaki sistem, toplumsal, siyasal ve askeri olarak toplum üzerinde çok farklı yol ve yöntemlerle saldırılar gerçekleştirip temel dayanağımız olan mücadele gerekçelerimizin altını boşaltırken; yürüttüğü saldırılara dönük algılar oluşturup özel savaşa, fiziki saldırılardan daha fazla önem verirken, bizim halen aynı ezberler, üslup ve yöntemlerle mücadele etmeye çalışmamız da bir rutinleşmeyi, hiç hak etmediğimiz halde toplumdan kopmayı ve hitap ettiğimiz kitle üzerinde etkisizleşmemizi beraberinde getirdi.
Bu konular daha da derinleştirilip detaylandırılabilir. Ancak temel hatlarıyla bu belirttiklerimiz bile bir değişim ve dönüşüme ihtiyacımız olduğunu ortaya koymaktadır. Aksi taktirde verdiğimiz emeğin, yaptığımız fedakarlığın ve haklılığımızın etkisi bir yere kadar olur.
YENİ DÖNEM VE YENİDEN YAPILANMA TARTIŞMALARI
İşin nasılına gelirsek; şüphesiz bu konuda tek bir formül yok. ‘Şöyle yaparsak böyle sonuçlar alırız’ deyip kestirmeden sonuçlara varmak yanıltıcı olabilir. Bu nedenle, ‘nasıl’ sorusunu tartışırken de komünal bir tartışma sürecine ihtiyaç var. Gelenekten edindiğimiz deneyim ve tecrübe, Önder Apo’nun geliştirmiş olduğu fikirsel derinlik ve yeni stratejik hamlesi, dönemin değişen koşulları, medya araçlarındaki ilerlemeler, teknolojik gelişmeler ile toplumun algı ve taleplerindeki dönüşüm iyi incelenerek, bu mecrada emek veren herkesin katılımıyla en sonuç alıcı formüller bulunabilir. Biz de bu konudaki fikirlerimizi komünal örgütlenme ve basın komünleri üzerinden formüle etmek istiyoruz. Zaten ‘nasıl’ sorusuna cevap ararken temel yöntemi komünallik olarak değerlendirdik.
Özgür basında da çokça tartışıldığı gibi, yeni dönemin temel mücadele stratejisi demokratik siyaset iken bunun temel dayanağını da toplumsal-komünal örgütlenme oluşturmaktadır. Halkın komünden başlayarak kendini irade haline getirmesi, yerel meclislerin bir araya gelerek konfederal toplum örgütlenmeleri oluşturması, var olan kazanımları korumanın yanı sıra halkın özgürlük ve demokrasi sorununa da çözüm arayacaktır. Tabiki iktidarcı-devletçi sistemin bireyciliği parlatarak toplumun tüm hücrelerine nüfuz ettiğini düşündüğümüzde, buna karşı toplumun tüm hücrelerine nüfuz edecek ve toplumu toplum yapacak komün ilkelerinin oluşturulması ve korunması gerekmektedir.
Eğer bizler de şimdiye kadar olduğu gibi bu yeni dönemin dili, gözü ve kulağı olacak; iktidar odaklarının toplum üzerindeki saldırılarına karşı toplumu savunacaksak, tam da meselenin merkezindeyiz. Özgür basın olarak sistemin halkların fiziki ve kültürel varlığına saldırılarını, toplumsal yapıyı parçalayan yöntemlerini, özel savaş kurum ve pratiklerini teşhir etmek; bu konuda bilinç oluşturmak ve insanları buna karşı mücadeleye teşfik etmek önemlidir. Ancak yeni dönem bundan ibaret değildir. Toplumun yeniden kendini inşa etmesi, basında da pozitif bir inşa stratejisini gerektiriyor. Hatta bu konuda özgür basın, öncü ve inşacı güçtür.
“Söylediği kadar yapan, yaptığı kadar söyleyen” bir geleneğin takipçileri olarak, topluma iyi, güzel ve doğru dediğimiz şeyleri önce kendimizin yapması gerekmektedir. Eğer toplumun kendini yeniden inşa edip irade haline getirmesinin tek formülü komün ise -ki bunu iddia ediyoruz- o zaman bütün özgür basın kurumları ve emekçileri de komünün ilkelerine göre yaşamalı ve çalışmalarını bu temelde sürdürmelidir. Sanırız ki bu konuda teorik olarak bir fikir birliği var.
ALTERNATİF YAŞAM VE ÖZGÜR BASIN KOMÜNLERİ
Tam da burada ‘nasıl’ sorusuna dönersek; her şeyden önce sistemin etkilerini üzerimizden atarak, kendimizi sistem medya şirketleriyle kıyaslamadan, toplum basıncılığının toplumla birlikte yapılabileceğine ve toplumun özgür olabilmesi için de en küçük toplumsal grubun komün olması gerektiğine inanmamız gerekmektedir. Şüphesiz, toplum üzerinde ve bu toplumda yaşayan bireyler olarak bizlerin üzerinde de sistemin çok farklı boyutlarda etkiler vardır.
Sistemin kendini biricik ve alternatifsiz göstermesi, bu konuda algılar oluşturarak her konuda kafa karışıklılığı yaratması, başka bir yaşam alternatifinin olmadığı propagandasını yapması önemli bir gerçekliktir. Ancak toplumun büyük çoğunluğunun da bu sisteme ve yaşamına karşı tepkili olduğunu bilmekteyiz. O halde dar ve bireysel tepkiler, bu sisteme karşı mücadelede yeterli değildir. Toplumsal inşa dediğimiz sey, bu alternatifi oluşturmaktır.
Özgür basın da bu alternatifin oluşturulmasında öncülük yapabilir. Eğer bu sistemin yaşanılmaz olduğunu savunuyorsak, alternatifine olan inancımız güçlü olmalıdır. Bu yolda karşımıza çıkacak en küçük engelde yılmamalıyız. Bu komünler içerisinde yer alacak her kişi, her şeyden önce bu amaç için orada olduğunu bilmeli ve inanmalıdır. Böyle olursa, basın emekçilerinin oluşturacağı özgür basın komünleri topluma da öncülük edecektir. Aksi takdirde, yaşamadığımız bir şeyin propagandasını yapamayız.
ÖZGÜR BASIN KOMÜNLERİNİN KARAKTERİ
Ülkemiz ve bölgemizdeki, kültürel, sınıfsal, dini, cinsi, coğrafyasal farklılıkları göz önünde bulundurduğumuzda, bizlerin de basın komünleri aracılığıyla hem mücadelenin genel gidişatına cevap vermemiz hem de bu zenginliklere hitap edebilecek bir yayıncılık geliştirmemiz gerektiği aşikardır. Bunun için de çok farklı alan ve zeminlerde özgün ve yerel basın komünlerine ihtiyaç vardır.
Örneğin; kadın basın komünleri, gençlik basın komünleri, kültürel basın komünleri, haber basın komünleri, yazınsal basın komünleri şeklinde yüzlerce basın komünleri oluşturulabilir. Her basın komününün özgün bir yayıncılığı, hitap biçimi ve kendine özgü çekiciliği olabilir. Bununla birlikte, komünal toplumun inşası ve anlamlı yaşam arayışı tüm bu komünlerin ortak amacı olabilir.
Özgür basın komünleri, ihtiyaca göre uzun vadeli ya da dönemsel olabilir. Sayıları üç kişi de olabilir, bin kişi de olabilir. Ancak her komün, özgün ve genel amacı çerçevesinde niteliksel ve niceliksel olarak kendini genişletmeyi ve büyütmeyi esas alır. Demokratik ve özgürlükçü değerler gereği, bu komünlerde yerellik ve özgünlük daha çok ön planda olabilir. Her komün, kendi emekçileriyle birlikte kendi kararlarını alabildiği, yayıncılığını geliştirebildiği, ekonomik sorunlarını çözebildiği bir düzeye ulaşabilmeldir. Hakikat ölçülerini esas alan, özü ve sözü bir olan bu komünler neden birer çekim merkezi haline gelmesinler ki?
ÖZGÜR BASIN KOMÜNLERİNİN ÜSLUBU
Özgür basın komünlerinin dili ve üslubu da dönemin temel dönüşüm noktası olacaktır. Şüphesiz dil ve üslup, bir fikrin yansımasıdır. Yer yer dilimizde dogmatik düşünce kalıplarının yansımalarını görebiliyoruz. Yine iktidarcı sistemin eril, cinsiyetçi ve milliyetçi zihniyetin dili, üslubumuza hakim olabilmektedir. Bunu haklı bir mücadele adına yapmak yada ezilmiş bir halkın diliyle yapmak hiçbir şeyi değiştirmez. Yine eskisi gibi cepheden, ezbere ve tekrara dayalı dille yeni dönemi inşa edemeyiz.
O halde her şeyden önce fikri formasyonumuzu geliştirmeliyiz. İktidarcı-devletçi sistemin kendini dayandırdığı ideolojik yaklaşımı ve onun bütün liberal versiyonların iyi analiz edip, demokrasi ve özgürlük ilkelerinin esnek, insani değerlerine dokunan dilini geliştirebilmeliyiz. Bu anlamıyla basın komünlerinin temel görevi, komünün dilini, üslubunu ve stratejisini iyi anlayıp bunları zengin, sade ve anlaşılır bir şekilde kavratabilmektir.
Özellikle pozitif inşa dili dediğimiz; toplumun tüm hassasiyetlerini gözeten, günlük yaşamın maddi ve manevi tüm ihtiyaçlarına cevap veren, çekici ve kapsayıcı bir dil geliştirebilmeliyiz.
ÖZGÜR BASIN KOMÜNARLARI
Özgür basın komünlerinde yer alacak olan basın emekçisi komünarların duruşu, temel özellikleri ve kişilik formülasyonları da komünün niteliğini ve etkileyiciğini belirleyecek temel etkenlerdir. Bu konuda büyük bir geleneğe ve tecrübeye sahibiz. Yüzlerce hakikat savaçısı, yaşamları ve duruşlarıyla ortaya bir çok ilke çıkardı. Toplumsal ahlak ve politikadan nasibini almış, fikri alt yapıya sahip, toplumun öncü bireylerinden biri olmak isteyen herkes basın komünlerinde yer alabilir.
Araştıran, inceleyen ve sürekli kendini geliştiren özellikler edinmek gerekir. Sosyolojik ve tarihsel bilinç kadar, bunun politikasını da oluşturabilen ve günlük gelişmelere cevap verebilen bir karektere sahip olunmalıdır.
Bunun yanında günümüz medya araç ve yöntemlerini bilen, özgür basın geleneğinin ilkelerini, üslubunu ve tarzını esas alan bir duruş içerisinde olunmalıdır. Şüphesiz hiç kimseden dört dörtlük olması beklenemez. Sistemin saldırıları altında olan bu toplumsal gerçekliğin içinden gelen bireyler olarak eksik ve yetersiz yanlarımız olacaktır. Ancak komün ruhu, aynı zamanda hep birlikte oluşma ve gelişme anlamına da gelmektedir. Bu konuda her birimizin birbirine katacağı çok şey vardır. Her özgür basın komünü, her komünar için hem bir öğretmen hem de bir öğrenci olma yeridir.
Bununla birlikte özgür basın komünleri, yine kendi özgünlüklerine ve ihtiyaçlarına göre birlikte akademik çalışmalar yürütebilir, farklı deneyim ve tecrübelerden faydalanabilir. Zaten Önder Apo’nun önümüze koyduğu külliyat, kendi başına yüzlerce akademiyi ve binlerce komünarı doyuracak niteliktedir.
Hiç şüphe yok ki özgür basın geleneğinin tecrübelerinden çıkarılacak dersler ve yeni dönemin komünal görevlerine ilişkin daha bir çok şey söylenebilir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, her özgür basın komünarı kendi açısından bu tartışmaya katkı sunabilir ve deneyimlerini paylaşabilir. Olması gereken, komünal bir tartışma yürütülerek doğru sonuçlara ulaşmaktır. En önemlisi de düşünürken ve tartışırken üretmek, ortaya çıkan düşünce ve pratik tecrübeleri komünleştirmek, dönemin temel görevlerinden biridir.
‘YENİ DÖNEM, KOMÜNALİTE ÇIKIŞININ DÖNEMİDİR’
Önder Apo’nun bu konudaki birkaç vurgusunun, tartışmanın yönünü de belirleyeceğini düşünüyoruz:
“Yeni dönemin ihtiyacı yalnızca teorik tartışmalar değildir; aynı zamanda yaşamın içinde karşılık bulan, toplumu örgütleyen, pratik yol ve yöntemler geliştiren bir yayın çizgisidir. Yeni dönem, bizim açımızdan komünalite çıkışının dönemi olacaktır. Dolayısıyla bu, aynı zamanda komünalist bir anlayışla gelişecek inşa çalışmalarına ortak olmanın, katılmanın da gereğidir.
Bu anlamda halkın öz örgütlülüğünü, komünleri, meclisleri, kooperatifleri, kadın ve gençlik örgütlenmelerini, kültürel ve ahlaki yeniden inşayı esas alan bir yayın çizgisi, yeni dönemin ruhunu taşıyacaktır. Çünkü demokratik toplum ancak günlük yaşam içinde kurulan örgütlü ilişkilerle büyür ve kalıcı hale gelir.”