GÖRÜNTÜLÜ

Zeynep Karayılan: Barış süreci tek taraflı yürütülemez

ÖHD Amed Şube Eş Başkanı Zeynep Karayılan, Meclis’ten geçen çerçeve yasanın uygulanmasının MGK kararına bağlı tutulmasını eleştirerek, Kürt sorununun yalnızca silahsızlanmaya indirgenemeyeceğini söyledi.

ZEYNEP KARAYILAN

Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde, silah bırakma ve geri dönüşlerin hukuki zemine kavuşturulmasına ilişkin tartışmalar sürüyor. Süreçte iki yıl geride kalırken, 10 Ağustos’ta Meclis’ten 467 milletvekilinin kabul oyuyla geçen çerçeve yasanın uygulanması için öngörülen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı henüz alınmadı.

16 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanan yasanın öngördüğü mekanizmanın işletilmesi için güvenlik birimlerinin silah bırakmaya ilişkin tespiti ve bunun MGK kararıyla teyit edilmesi gerekiyor. Meclis’in yeni yasama yılına başlamasına ve MGK’nin toplanmasına rağmen yasanın uygulanmasına ilişkin somut bir adım atılmaması eleştirilere neden oluyor.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Eş Başkanı Zeynep Karayılan, sürecin hukuki boyutunu, çerçeve yasanın eksikliklerini, demokratikleşme beklentilerini ve atılması gereken adımları ANF’ye değerlendirdi.

‘YASANIN İŞLETİLMESİ İÇİN MGK KARARI ŞARTI KONULDU’

Yasanın uygulanmasının güvenlik kurumlarının tespitine ve MGK’nin kararına bağlandığına dikkat çeken Zeynep Karayılan, bu yaklaşımın Kürt sorununu güvenlik politikaları çerçevesinde ele almaya devam ettiğini söyledi.

Karayılan, şöyle konuştu:

“Bu yasada yer alan mekanizmanın işletilmesi için öncelikle güvenlik güçlerinin örgütün silah bıraktığına yönelik bir tespitinin ve bunun da Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanması bekleniyor. Yani bu yasada yer alan hükümlerin yürürlüğe geçmesi için öncelikle bu teyit ve tespit mekanizmasının işletilmesi gerekiyor.

Biz bu yasanın ne kadar eksik bir yasa olduğunu, uygulamada birçok sorunla karşılaşılacağını ve aslında Kürt sorununun çözümünden uzak, yine en temeline güvenlikçi politikaları koyduğunu defalarca dile getirdik. Ancak gerek bizler tarafından gerek Sayın Abdullah Öcalan gerekse Kürt Özgürlük Hareketi tarafından, tüm eksikliklerine rağmen bu yasanın bir başlangıç olduğu değerlendirildi.”

‘KÜRT TARAFI TARİHİ ADIMLAR ATARKEN İKTİDAR SÜRECİ ŞEFFAF YÜRÜTMÜYOR’

Kürt sorununda yüz yıllık inkâr ve imha politikalarının ve son 50 yılda yaşanan çatışmaların ardından çözüm için müzakere yürütülmesinin önemli olduğunu belirten Karayılan, özellikle son 10 yıldaki politikaların ardından diyalog zemininin oluşmasının tarihsel bir anlam taşıdığını ifade etti.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin süreç kapsamında önemli kararlar aldığını ve bunları uygulamaya koyduğunu belirten Karayılan, iktidarın ise aynı doğrultuda somut ve şeffaf adımlar atmadığını söyledi:

“Özellikle son 10 yılda uygulanan Çökertme Planı’nın ardından masaya oturmak gerçekten çok önemli; çözüm yönünde irade beyanı ortaya koymak çok önemli. Şüphesiz bu sürecin baş mimarı Sayın Abdullah Öcalan’dır. Kürt Özgürlük Hareketi de bu süreci destekleyip ta en başından itibaren peş peşe çok tarihi kararlar aldı ve uyguladı. Nitekim geçtiğimiz günlerde Türkiye sınırına yakın kampların boşaltıldığı yönünde tek taraflı bir açıklama yaptılar. Yani sürecin önünü açmak adına yeniden bir irade beyanı ortaya koydular.

Ancak masanın diğer tarafına baktığımızda, iktidarın mevcut aşamada yaptığı açıklamalarda sürecin hâlâ güvenlik ve silahsızlanma odaklı ele alındığını görüyoruz. Yasanın çıkmasının üzerinden iki ay geçmiş olmasına rağmen teyit ve tespit mekanizmasının nasıl işletildiğine dair resmî bir açıklama yok. Kurullar toplanıyor, toplantılar yapılıyor ama içeriğe dair resmî bir bilgi verilmiyor. Süreç onlar açısından şeffaf yürütülmüyor.”

‘ZEHİRLİ DİL VE BELİRSİZLİK TOPLUMSAL GÜVENİ ZEDELİYOR’

Sürecin ilerlemesine ilişkin belirsizliklerin ve medyada kullanılan dilin toplumun barışa duyduğu güveni zayıflattığını ifade eden Karayılan, Kürt sorununun yalnızca silah bırakma veya çatışmaların sona erdirilmesi meselesi olarak ele alınamayacağını vurguladı.

Karayılan, şunları belirtti:

“Medyada çok zehirli ve kirli bir dil kullanılıyor. Gerek kullanılan bu dil gerekse mevcut belirsizlik ve bekleme hâli, toplumda sürece yönelik güveni zayıflatıyor. İktidarın ve bir kısım muhalefetin Kürt sorununu sadece güvenlikçi politikalara ve silahsızlanmaya sıkıştırmaktan vazgeçmesi gerekiyor.

Kürt sorunu sadece silahsızlanma veya çatışmanın sona erdirilmesi meselesi değildir. Elbette silahların devreden çıkarılması önemlidir; ancak meseleyi buna indirgemek doğru değil. Kalıcı bir çözüm için Kürtlerin siyasi, kültürel ve kolektif haklarının tanınması, demokratik siyasetin önünün açılması ve buna uygun hukuki düzenlemelerin yapılması şarttır.”

‘AYRIMCI OLMAYAN VE KAPSAYICI BİR ÇERÇEVE YASAYA İHTİYAÇ VAR’

Silah bırakma ve geri dönüş süreçlerinin hukuki güvence altına alınması için daha kapsayıcı düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirten Karayılan, mevcut çerçeve yasanın kişileri ve suç tiplerini kategorilere ayıran yaklaşımını eleştirdi.

Demokratik siyasete geçişin önünün açılabilmesi için ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün de güvenceye kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Karayılan, şöyle devam etti:

“Silah bırakma sürecinin hukuki güvenceye kavuşturulması ve dönüşlerin önünün açılması için öncelikle ayrım gözetmeyen, kapsayıcı ve demokratik çözümü esas alan bir çerçeve yasaya ihtiyaç vardı. Süreci suç tiplerine, tarihsel dönemlere ya da belirli kişi ve gruplara ayırarak kategorize etmemek gerekiyordu. Bu kategorik yaklaşım, silahlardan demokratik siyasete geçişin önünde engel oluşturmaktadır.

İhtiyaç duyulan; silah bırakmayı ve demokratik siyasal yaşama katılımı mümkün kılan, dönüş koşullarını açıkça belirleyen ve hukuki güvence altına alan bütünlüklü bir düzenlemeydi. Bu yasanın yalnızca silah bırakma koşullarını değil; ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, demokratik siyasete katılım hakkını, adil yargılanma hakkını ve dönüş yapan kişilerin hukuki statüsünü de kapsaması gerekiyordu.”

‘TEK TARAFLI FEDAKÂRLIKLARLA BU SÜREÇ SÜRDÜRÜLEMEZ’

Türkiye’de ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahalelerin sürdüğünü ve demokratik siyaset alanının daraltıldığını belirten Karayılan, bu koşullarda silah bırakan kişilerin geri dönmesinin beklenemeyeceğini söyledi.

Karayılan, “Mevcut aşamada Türkiye’de ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahaleler yoğun bir şekilde sürerken ve demokratik siyaset alanı daraltılırken, silah bırakan kişilerin dönmesini beklemek gerçekçi değildir. Sürecin tek taraflı fedakârlıklarla yürütülmesi artık sürdürülebilir nitelikte değil. Atılan adımların karşılık bulması, iktidarın demokratikleşme ve hukuki güvence konusunda somut sorumluluk üstlenmesi gerekiyor” dedi.

‘ÖCALAN’IN HUKUKİ DURUMU VE UMUT HAKKI SÜRECİN TEMEL BAŞLIĞIDIR’

Abdullah Öcalan’ın hukuki durumunun ve çalışma koşullarının sürecin temel başlıkları arasında olduğunu vurgulayan Karayılan, silahlardan demokratik siyasete geçişin sağlanabilmesi için Öcalan’ın süreçte etkin rol alabileceği koşulların oluşturulması gerektiğini ifade etti.

AİHM kararlarının uygulanmasının Türkiye açısından uluslararası hukuki bir yükümlülük olduğunu hatırlatan Karayılan, şöyle konuştu:

“Sayın Abdullah Öcalan’ın hukuki durumu sürecin temel başlıklarından biridir. Silahlardan demokratik siyasete geçişin olanaklarını yaratmak ve dönüşleri mümkün kılmak için kendisinin süreçteki rolünü oynayabileceği iletişim ve çalışma koşullarının sağlanması gerekmektedir.

Bu noktada ‘Umut Hakkı’ ele alınması gereken en temel kararlardan biridir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanması, Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi ve Umut Hakkı’nın iç hukukta güvenceye kavuşturulması zorunludur.”

‘YENİ BİR YASAYA GEREK OLMADAN ATILABİLECEK ADIMLAR VAR’

Demokratikleşme yönünde atılabilecek bütün adımların yeni yasal düzenlemelere bağlı olmadığını belirten Karayılan, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi, cezaevlerindeki tahliye engellerinin kaldırılması ve hasta tutsakların serbest bırakılması gibi konularda mevcut koşullarda da adım atılabileceğini söyledi.

Karayılan, şunları kaydetti:

“Şu anda çıkarılan yasa MGK kararında sıkışmış durumda. Ancak bu yasa dışında, hatta bazı durumlarda yeni bir yasaya dahi gerek kalmadan atılabilecek bir sürü adım var. Örneğin kayyum uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerindeki infaz yakmaların durdurulması, hasta tutsakların tahliye edilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskıların kaldırılması gibi adımlar, bir karar beklemeden demokratikleşmenin önünü açacak hamlelerdir.

Nitekim Meclis çatısı altında kurulan komisyonun hazırladığı raporda da bu hususlar yer alıyordu. Buna rağmen uygulamada herhangi bir adım atılmıyor. Bütün bunlar, sürecin sağlıklı ilerlemesi bakımından devletin öncelikli olarak atması gereken adımlardır.”

‘HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONLARI KURULMALI’

Kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sağlanamayacağını, bunun demokratik hakların tanınması ve toplumsal yüzleşmeyle desteklenmesi gerektiğini ifade eden Karayılan, eşit yurttaşlığı esas alan yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğunu belirtti.

Geçmişte yaşanan çatışmaların sonuçlarıyla yüzleşilmesi için Hakikat ve Yüzleşme Komisyonlarının kurulmasını isteyen Karayılan, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“Pozitif barışı sağlayacak yasal adımların atılması şarttır. Eşit yurttaşlığı esas alan yeni bir toplumsal sözleşmenin oluşturulması; Kürt sorununun yapısal sorunlarına cevap verecek kültürel, siyasal ve sosyal hakların tanınması gerekmektedir. Ayrıca çatışmanın sonuçlarıyla yüzleşmek adına Hakikat ve Yüzleşme Komisyonları kurulmalıdır.

Kalıcı barış için irade beyanı söylemde kalmamalı, somut yasal düzenlemelerle desteklenerek toplumsal yaşamda karşılık bulmalıdır. En önemlisi de tüm bunlar zamana yayılmadan gerçekleşmelidir. Çünkü barış; karşılıklı güvenin, birlikte yaşamın ve toplumsallaşmanın adım adım inşa edilmesiyle kalıcı hâle gelecektir.”