Celal Fırat: Sürecin ‘terör’ söylemi üzerinden yürütülmesi, sağlıklı sonuçlar vermez

DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasanın iktidar tarafından geciktirilmesini eleştirerek, sürecin “terör” söylemi üzerinden yürütülmesinin çözüm ve demokratikleşme açısından sağlıklı bir sonuç vermeyeceğini söyledi.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Demokratik Toplum ve Barış Süreci” kapsamında beklenen yasal düzenlemelere ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu. Meclis’te komisyon çalışmalarının uzun süre önce tamamlanmasına rağmen çerçeve yasanın hâlâ çıkarılmadığını belirten Fırat, bunun hükümetin zaman kazanmaya yönelik bir hamlesi olduğunu ifade etti.

Sürecin ilerleyebilmesi için somut hukuki adımların atılması gerektiğini vurgulayan Fırat, Önder Apo’nun statüsünün de bundan sonraki işleyiş açısından önemli olduğunu söyledi.

Artık bu sürecin daha fazla uzatılmadan, toplumun hakikatine ve beklentilerine cevap verebilecek nitelikte yasaların çıkarılması gerektiğini vurgulayan Fırat, şunları söyledi.

“Kamuoyunda da paylaşıldığı gibi, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) başta olmak üzere birçok düzenlemenin Meclis gündemine alınması gerekiyordu. Fakat bunlar yapılmadı. Siyasi bazı sıkıntılar ve problemler yaşandı. Şu an ciddi bir tartışma ve ciddi bir sorun var; sıkıntılar toplumda yoğun bir şekilde hissediliyor. Grup başkanlarımız, eş genel başkanlarımız ve parti sözcümüz de bunu kamuoyunda sürekli dile getiriyor. Biz de bu çerçeve yasaların, Meclis kapanmadan önce hızlı bir şekilde çıkarılmasını arzuluyoruz. Bu, herhangi bir kişinin talebi değil; herkesin içine sinecek, herkesin hukukunu koruyabilecek bir yasanın çıkarılması gerekiyor. Bizim beklentimiz budur.

Ancak iktidar, şu ana kadar sadece sorumluluğu birbirine atan bir tutum sergiliyor. Artık bu süreci daha fazla uzatmadan, toplumun hakikatine ve beklentilerine cevap verebilecek nitelikli yasaların çıkarılması gerekiyor.”

‘KÜRT SORUNU SADECE SİLAHSIZLANMA EKSENİNE SIKIŞTIRILAMAZ’

Basında ve egemen siyasette yürütülen tartışmaların, Kürt sorununun özünü görmezden gelerek yalnızca silahsızlanma ekseninde yürütülmesini eleştiren Fırat, medyanın ve iktidarın kullandığı dilin değişmesi gerektiğini söyledi. Fırat, şöyle devam etti:

“Maalesef Türkiye'de hâlâ aynı dil kullanılıyor. Komisyonun adı bile bu noktada değildi. Artık bu klişeleşmiş dili kullanmaktan uzaklaşmak gerekiyor. Herkesin hukukunu koruyabilecek, herkesin onurunu gözetebilecek, teslimiyet anlayışıyla değil, onurlu bir barışın koşullarını yaratabilecek bir konjonktürü iktidarın oluşturması gerekiyor. Ama şimdiye kadar bunu yaratmadı.

Mesele sadece silah meselesi değil; Türkiye'nin demokratikleşmesi gerekiyor. Kürtlerin talepleri var, Kürt meselesi var ve hâlâ onlarca, hatta yüzlerce sorun var. Elbette bunların bir anda çözülemeyeceğini biz de biliyoruz. Ancak demokratik bir anayasanın etkin bir şekilde konuşulması ve yasalaşması gerekiyor. Ondan önce de bu yasaların çıkarılması ve zihniyetin değişmesi lazım.

Medyada sabah akşam her şeye 'terör' mantığıyla bakan bu dilden uzaklaşılması gerekiyor. Bu dil, Türkiye'ye hiçbir şey kazandırmıyor. Düşünün; hep aynı senaryolar, aynı sözler ve aynı söylemler. Ben 50 yaşındayım, bildim bileli hangi iktidar gelirse gelsin aynı dil kullanılıyor. Artık bunun bir karşılığı olmadığını görmek ve cesaretle sorunların üzerine gitmek gerekiyor.

Maalesef bugün her şeye 'bize ne kazandırır' mantığıyla bakılıyor. Biz bunu doğru görmüyoruz. Bu sorunlar Türkiye'deki bütün halkların ve toplulukların sorunudur. Gerekirse DEM Parti gibi bir siyasi yapı da olmasın diyoruz. Yeter ki barış gelsin, demokrasi gelsin. Herkesin kendini içinde görebileceği, kendi derdine merhem olacak bir dilin, bir söylemin ve demokratik bir anayasanın oluşmasını arzuluyoruz.”

‘ÇÖZÜMÜN TEMEL KOŞULU DEMOKRASİ VE GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEKTİR’

Kürt toplumunun ve partilerinin en temel talebinin demokratikleşme olduğunu vurgulayan Fırat, Türkiye'nin inkar ve imha siyasetiyle örülü geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: “Biz demokrasi istiyoruz. Demokrasi olduğunda özgürlükler olur, kimlikler kendini ifade eder, bütün topluluklar kendi diliyle, inancıyla ve itikadıyla kendini özgürce ifade edebileceği, kendini yönetebileceği mekanizmalara kavuşur. Bu ancak demokrasiyle mümkündür. Herkesin birbirinin hukukuna saygı göstermesi gerekir.

Türkiye'nin demokratikleşmesi ve geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor. Düşünün, Sivas'ta 33 insan, 33 yıl önce diri diri yakıldı. Hâlâ bu bile tam anlamıyla aydınlatılmadı. Bunun gibi yüzlerce katliam sayabiliriz. Türkiye artık bu acılarla yüzleşmeli. Bir halk kendini nasıl ifade etmek istiyorsa, bunun alanı yaratılmalıdır. Avrupa'da, Almanya'da Kürtçe de Türkçe de eğitim veriliyor. İnsanlar kimliğinden ya da inancından dolayı ötekileştirilmiyor. Ama gelin görün ki, etle tırnak dediğimiz bu ülkede, bırakın etle tırnak olmayı, neredeyse kolumuzu kökünden kesmiş bir anlayışla bize yaklaşılmaya çalışılıyor.

Şu an cezaevlerinde hasta tutuklular var, siyasi rehineler var. Bu zihniyetin kendisini değiştirmesi gerekiyor. Biz DEM Partililer olarak demokratikleşen, geçmişiyle yüzleşebilen bir Türkiye'yi arzuluyoruz. Bu, bütün sorunlarımızı konuşabileceğimiz bir mekanizma yaratacaktır. Dil meselesi de bunun içindedir; özgürlükler de birlikte yaşam koşulları da.

Biz bu toplumun ve bu halkın bir gerçeğiyiz. Elli yıldır inkarla, imhayla ve cezaevleriyle bu sorun çözülmeye çalışılıyor. Ama sorun her geçen gün daha da kangrenleşiyor, daha büyük problemlere yol açıyor. Birbirimizi anlayabileceğimiz, birbirimizin duygularını hissedebileceği koşulların yaratılması gerekiyor. Bunun da yegane koşulu demokrasidir. Biz DEM Partililer olarak demokrasi istiyoruz.”

‘SAYIN ÖCALAN’IN ÖZGÜR KOŞULLARI YARATILMALIDIR’

Kürt sorununun çözümünde muhataplık tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Celal Fırat, Önder Apo’nun sürece ilişkin rolünün netleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Sayın Öcalan bir çağrı yaptı ve bu çağrı doğrultusunda üzerine düşeni yerine getirdi. Artık sistemin ve devletin bu meseleye daha demokratik bir çerçeveden bakması gerekiyor. Statüsü net bir şekilde belirlenmelidir. Sayın Öcalan, bu sürecin baş müzakerecisi ve yol yürütücüsüdür. Böyle dönemlerde farklı düşünce ve kesimler arasında köprü kurabilecek bir rol üstlenmektedir. Bu nedenle kendisinin halkıyla doğrudan konuşabileceği, kendisini ifade edebileceği özgür koşulların ivedilikle oluşturulması gerekir.

Türkiye’de barış isteniyorsa bunun gereği yapılmalıdır. Bu sadece bir kesimin değil, herkesin sorumluluğudur. Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler de dikkate alındığında, bu süreçte birbirimizi anlamaya ve yaralarımızı birlikte sarmaya ihtiyacımız var. Ancak bunun için artık sözden ziyade somut adımların atılması gerekiyor. Uzun süredir konuşuluyor ama hâlâ yeterli ilerleme sağlanmış değil.

Cezaevlerinde binlerce insan bulunuyor. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmıyor. Bu yaklaşım değişmeden barışın sağlanması mümkün değildir. Türkiye’nin, kendi geçmişiyle yüzleşebilen ve geleceğe umutla bakabilen bir anlayışa ihtiyacı vardır.”

‘SAHA VE HALK BARIŞA HAZIR, İKTİDAR İRADE GÖSTERMELİ’

Sivas, Tokat, Malatya ve Pütürge hattında gerçekleştirdiği halk buluşmaları ve ev ziyaretlerine ilişkin gözlemlerini de aktaran Celal Fırat, toplumun geniş kesimlerinde barış beklentisinin güçlü olduğunu, ancak siyasi iktidara yönelik ciddi bir güvensizlik bulunduğunu söyledi.

Fırat, şunlara dikkat çekti: “Sivas, Tokat ve Malatya başta olmak üzere farklı ilçe ve bölgelerde temaslarda bulunuyoruz. Görüştüğümüz herkes barışın bir an önce sağlanmasını istiyor. Ancak sürece yönelik bir güvensizlik de var; insanlar, ‘Neden bu adımlar atılmıyor?’ diye soruyor. Bu yalnızca DEM Parti’ye destek verenler için değil, farklı siyasi görüşlerden insanlar için de geçerli.

Herkes artık demokrasi, özgürlük ve barış istiyor. ‘Yorulduk’ diyorlar. Ekonomik sorunlardan bireysel özgürlüklere kadar birçok alanda yaşanan sıkıntıların farkındalar. Halkın barış talebi net. Bugün yoğun görüşmeler ve ev ziyaretleri yapıyoruz. Pütürge’de de benzer bir tablo var. İnsanlar sürekli olarak, ‘Barış ne zaman gelecek, cezaevindeki arkadaşlarımız ne zaman serbest kalacak?’ diye soruyor. Halk bu konuda hazır, yeter ki iktidar cesur adımlar atsın.

Ancak bazı siyasi çevrelerin sürekli bir karşı blok oluşturma çabası içinde olduğunu da görüyoruz. Buna rağmen toplumun genel talebi barış ve demokratikleşmedir.”