Kürdistan'da GES’ler: Mera, tarım arazileri ve kadim yerleşkelerin işgali

Maden, baraj ve HES projeleriyle onlarca yıldır tahrip edilen Kürdistan, şimdi de meraların, tarım arazilerinin ve binlerce yıllık arkeolojik mirasın güneş panelleri altında kaybolduğu yeni bir yıkım dalgasıyla karşı karşıya.

GES VE EKOKIRIM

Güneş Enerjisi Santralleri (GES), Türkiye’nin enerji politikasında son yıllarda hızla büyüyen bir alan haline geldi. “Temiz enerji”, “karbon salımının azaltılması” ve “yerli ve milli enerji bağımsızlığı” söylemleriyle pazarlanan bu yatırımlar, resmi söylemin aksine Kuzey Kürdistan’da meraların, tarım arazilerinin, sulak alanların ve binlerce yıllık arkeolojik yerleşimlerin sermayeye açılmasının yeni bir aracı haline geldi.

Maden, baraj, HES ve orman kıyımlarıyla onlarca yıldır yıkıma uğratılan Kürdistan, şimdi de “güneş tarlaları” adı altında büyük holdinglerin ve iktidara yakın şirketlerin yeni bir talan alanına dönüşmüş durumda.

GES yatırımlarının Kuzey Kürdistan’da yoğunlaştığı bölgeleri, bu bölgelerin ekolojik ve tarımsal dokusunun nasıl tahrip edildiğini somut örneklerle ve bu yatırımların arkasındaki büyük şirketlerle bu şirketlerin iktidarla ilişkilerini ele alacağız.

Türkiye’de kurulu güneş enerjisi kapasitesi son on yılda katlanarak büyüdü ve 6 bin megavatı aştı. Bu kapasitenin önemli bir bölümü, lisanssız üretim kapsamında ve denetimi görece zayıf projelerle hayata geçiriliyor.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve TEİAŞ verilerine göre, lisanssız GES’lerin sayısının fazlalığı, bu alanda çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) ve kamuoyu denetiminin de aynı ölçüde sınırlı kalmasına yol açıyor. Kürt kentlerinde yoğunlaşan bu yatırımlar hem bölgenin yüksek güneşlenme potansiyeli hem de hazine arazilerinin görece bol ve ucuz olması nedeniyle şirketler için cazip yatırım alanlarına dönüşmüş durumda.

GES'LER NEREDE KURULUYOR?

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın “Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı” (YEKA) uygulaması ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün hazine arazilerine irtifak hakkı tesis etme yetkisi, Kürt kentlerinde onlarca GES sahasının önünü açtı.

Resmi ilanlara göre yalnızca bir dalga kapsamında Êlîh’te (Batman) 5, Çewlîk’te (Bingöl) 3, Amed’de (Diyarbakır) 2, Mêrdîn’de (Mardin) 7, Mûş’ta 1 ve Riha’da (Urfa) 4 saha, güneş enerjisine dayalı yenilenebilir kaynak alanı olarak ilan edildi. Bunlara ek olarak Semsûr (Adıyaman), Xarpêt (Elazığ), Erzîngan (Erzincan), Meletî (Malatya), Şirnex (Şırnak) ve Wan gibi illerde de çok sayıda saha GES’e açıldı.

Sadece bir kararla milyonlarca metrekare tarım arazisi ve mera GES'lere tahsis edildi. Semsûr’un Bêsnê (Besnî), Serê Golan (Gölbaşı) ve Aldûş (Gerger) ilçelerinde, Êlîh merkez ve Kercews’te (Gercüş), Mardin'in Midyad, Artûklû, Nisêbîn (Nusaybin) ve Kerboran (Dargeçit) ilçelerinde, Riha'nın Herran ve Sêwreg (Siverek) ilçelerinde, Şırnak'ın Hezex (İdil) ve Basan (Güçlükonak) ilçelerinde yüz binlerce, kimi noktalarda milyonlarca metrekarelik alanlar GES sahası olarak işaretlendi.

Mêrdîn'in Şemrex (Mazıdağı) ilçesinde tek bir sahada 850 bin metrekareyi aşan bir alan, Riha Sêwreg'te ise toplamda 1,7 milyon metrekareyi bulan birden fazla saha GES yatırımına açıldı.

NEDEN BU BÖLGELER HEDEF ALINIYOR?

Batı illerindeki şirketlerin, güneşlenme süresi avantajı nedeniyle Amed ve Riha gibi kentlerin meralarına yöneldiği, bu durumun yerel halk için ciddi mağduriyetler doğurduğu biliniyor. Bölgenin yüksek güneşlenme oranı, düşük arazi maliyetleri ve büyük ölçekli hazine arazilerinin varlığı, GES yatırımcıları için Kürt kentlerini cazip kılan başlıca etkenler arasında görülüyor. Ne var ki aynı bölge, onlarca yıldır tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan halklar için de yaşamsal bir kaynak niteliği taşıyor.

SOMUT ÖRNEKLERLE EKOLOJİK VE TOPLUMSAL TAHRİBAT

Amed’in Sûr ilçesine bağlı Arzoxlî (Kervanpınar) köyünde, ZENKAR-1 Güneş Enerji Santrali projesi 2024 yılında verilen 'ÇED Olumlu' kararının ardından, köylülerin hayvancılık yaptığı mera alanında kazı çalışmalarına başlandı.

Amed Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, proje sahasının aynı zamanda yeni tescillenen birinci derece arkeolojik sit alanı olan 'Xirap Bajar Yerleşim Ören Yeri'ni kapsadığını, sit sınırlarının projeyi koruyacak biçimde kaydırıldığını ve sahada tarihi mozaik kalıntıları bulunduğunu açıkladı. Buna karşın Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi projeye karşı açılan davayı reddetti.

23 Şubat 2026'da başlayan kazı çalışmalarına köylülerin gösterdiği tepki, jandarmanın saldırılarıyla karşılandı. Olaylarda, aralarında hamile bir kadının da bulunduğu çok sayıda kişi biber gazı ve plastik mermiyle yaralanırken, onlarca köylü gözaltına alındı. Köyün giriş çıkışları haftalarca askeri abluka altında tutuldu. Mera, tarla ve evlere ulaşım fiilen engellendi. Amed Barosu bu uygulamayı “keyfi müdahale” ve “hürriyetten yoksun bırakma” olarak nitelendirdi.

VERİMLİ TOPRAKLARIN SANAYİYE DEVRİ

Mêrdîn’in Şemrex ilçesinde 850 bin metrekareyi aşan bir alan GES'e tahsis edilirken, aynı ilçede Cengiz Holding'e bağlı Eti Bakır'ın tamamladığı 52 megavatlık bir GES, 210 bin haneye eşdeğer elektrik üretecek şekilde devreye alındı. Şemrex, aynı zamanda Eti Bakır'ın metal geri kazanım ve gübre tesisinin de bulunduğu, madencilik faaliyetleriyle uzun yıllardır toprağı ve su kaynakları baskı altında olan bir ilçedir. GES yatırımı bu tabloya yeni bir sanayileşme katmanı ekliyor.

MERA ÜZERİNE 162 BİN PANEL

Riha'nın Wêranşar (Viranşehir) ilçesi Kadıköy Mahallesi Dûzik mezrasında, Kalyon Holding'in 13 bin dönümlük bir alanda başlattığı GES projesi kapsamında, hayvancılıkla geçinen mahalle sakinlerine ait mera arazisi üzerine 162 bin 500 güneş paneli yerleştirilmesi planlanıyor. ÇED raporuyla onaylanan proje, Mêrdîn'in Dêrik ilçesine bağlı Zokê (Subaşı) ve Kotê (Pirinçli) mahallelerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Bölge halkı ise bu ölçekte bir mera kaybının, hayvancılık faaliyetlerini sürdürülemez hale getireceğini vurguluyor.

VASIFLI TARIM ARAZİSİNDE DEV SANTRAL

Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş. (Erdemir), Dêrsim'in Melkişî (Çemişgezek) ilçesinde 274 hektarlık vasıflı tarım arazisi üzerinde 235,4 megavat kurulu güce sahip Erdemir GES'i kurmayı planlıyor. Projede 563 bin 652 adet güneş paneli yer alacak ve üretilecek elektrik doğrudan Erdemir'in kendi sanayi tüketimiyle mahsuplaşılacak. Ekoloji örgütleri, tarıma elverişli ve verimli bir arazinin bu ölçekte sanayi kullanımına açılmasının, bölgedeki gıda üretim kapasitesini kalıcı olarak azaltacağı uyarısında bulunuyor.

SESSİZCE YAYILAN TALAN

Kamuoyunun gündemine büyük direnişlerle taşınan Arzoxlî ve Wêranşar örneklerinin dışında, Riha’nın Sêwreg ilçesinde toplam 1,7 milyon metrekareyi aşan birden fazla saha, Êlîh’in Kercews ilçesinde 850 bin metrekareye yakın bir alan ve Şirnex’in Hezex ilçesinde 1 milyon metrekareyi aşan bir saha GES yatırımına açıldı.

Bu projelerin büyük bölümü, yerel basında ya hiç yer almıyor ya da yalnızca resmi ilanlar üzerinden, sahadaki gerçek etkisine değinilmeden aktarılıyor.

Ekoloji örgütleri, bu “sessiz” yayılmanın, büyük direnişlerin görünür kıldığı örneklerden çok daha geniş bir alanı kapsadığını ve bölgedeki toplam mera ile tarım arazisi kaybının resmi rakamların çok üzerinde olabileceğini vurguluyor.

KİME AİT TOPRAK, KİME AİT KÂR?

GES yatırımlarının bölge ekonomisine katkısı da tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor. Projelerin büyük bölümü, yerel istihdam yaratmak yerine sınırlı sayıda bakım personeli çalıştırıyor. Üretilen elektriğin satışından elde edilen gelirin neredeyse tamamı ise yatırımı yapan holdinglere ya da şirketlere gidiyor.

Buna karşılık, toprağını mera veya tarım amacıyla kullanan bölge halkı; uzun vadeli kira anlaşmaları ya da acele kamulaştırma bedelleri karşılığında geçim kaynaklarından kalıcı olarak koparılıyor. Bu tablo, GES yatırımlarının bölgesel kalkınmadan çok, dışarıdan gelen büyük sermaye gruplarının kâr alanını genişlettiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

Ekoloji örgütlerinin raporlarına göre, GES’ler için seçilen alanların büyük bölümü resmi olarak “marjinal” ya da “düşük verimli” ilan edilse de fiilen halkın hayvancılık ve tarımla geçimini sağladığı mera ve tarım arazilerinden oluşuyor.

Binlerce panelin kapladığı geniş yüzeyler; toprağın güneş almasını, yağış sularının doğal şekilde sızmasını ve bitki örtüsünün yeniden oluşmasını engelleyerek yerel mikroiklimi ve toprak nemini değiştiriyor, meraya bağlı hayvancılık faaliyetlerini ise büyük ölçüde daraltıyor. Ayrıca projelerin çoğunlukla halkın katılımı olmadan ve itiraza kapalı bir ÇED süreciyle onaylanması, bölge halkının kendi yaşam alanı üzerindeki karar hakkını fiilen ortadan kaldırıyor.

Akademik çalışmalar da GES sahalarının kuş göç yolları, doğal sit alanları ve korunan bölgelere belirli bir mesafede kurulması gerektiğini; aksi halde bu alanların hem toprak örtüsü hem de yerel canlı çeşitliliği üzerinde kalıcı bozulmalara yol açtığını ortaya koyuyor.

Ancak Kürt kentlerindeki birçok projede bu mesafe kriterlerinin ya gözetilmediği ya da sit sınırlarının doğrudan proje lehine yeniden çizildiği görülüyor. Arzoxlî örneğinde olduğu gibi, arkeolojik sit kararlarının dahi GES sahasını koruyacak biçimde daraltılması, bu alandaki denetim mekanizmalarının ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.

Tarım arazilerinin GESn alanlarına dönüştürülmesi de bölgede zaten sınırlı olan gıda üretim kapasitesini daha da daraltarak, uzun vadede kırsal nüfusun kendi topraklarından kopuşunu hızlandıran bir etken olarak değerlendiriliyor.

PERDE ARKASINDAKİ BÜYÜK SERMAYE

Kuzey Kürdistan'daki GES yatırımlarının büyük bölümü, ya doğrudan iktidara yakınlığıyla bilinen büyük holdinglerin ya da kamuoyunda neredeyse hiçbir bilgiye ulaşılamayan, şeffaf olmayan küçük şirketlerin kontrolünde bulunuyor. Öne çıkan başlıca aktörler ise şöyle:

Kalyon Holding: 1974 yılında Antep’te kurulan ve İstanbul Havalimanı ihalesini kazanan ortak girişimin parçası olan şirket, Sabah ve ATV’nin de sahibi olan Turkuvaz Medya Grubu’nu bünyesinde barındırıyor. Kamuoyunda “Beşli Çete” olarak anılan ve AKP ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen büyük holdinglerden biri olarak biliniyor. Karapınar’da Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi santrallerinden birini işleten Kalyon Enerji, hisselerinin yüzde 50’siyle Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir yatırım grubuyla ortaklık yürütüyor. Şirket, Riha’nın Wêranşar ilçesinde büyük ölçekli bir GES projesi yürütüyor.

Cengiz Holding: 1980 yılında kurulan şirket; İstanbul Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu ve Karadeniz Sahil Yolu gibi büyük kamu ihaleleriyle öne çıkıyor. Madencilik alanında Eti Bakır ve Eti Alüminyum şirketlerini bünyesinde bulunduran grup, yine “Beşli Çete” olarak anılan holdinglerden biri olarak biliniyor. Mêrdîn’in Şemrex ilçesinde, Eti Bakır’a bağlı 52 MW kapasiteli bir GES’i devreye aldı. Holding, madencilik faaliyetleriyle de bölgede uzun süredir etkin durumda bulunuyor.

Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları (Erdemir/OYAK Grubu): Türkiye’nin en büyük entegre demir-çelik üreticilerinden biri olan Erdemir, Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) bünyesinde faaliyet yürütüyor. Şirket, Dêrsim’in Melkişî ilçesinde 274 hektarlık tarım arazisi üzerine, kendi sanayi tüketimini karşılamak amacıyla büyük ölçekli bir GES kurmayı planlıyor.

Çalık Holding: 1981 yılında kurulan şirket; enerji, inşaat, madencilik, tekstil ve finans sektörlerinde faaliyet yürütüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın uzun yıllar CEO’luğunu yaptığı grup, Güney Kürdistan petrolünün taşınmasında imtiyazlı olduğu belirtilen Powertrans şirketiyle de gündeme gelmişti. Enerji dağıtımı ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ülke genelinde etkin bir aktör konumunda bulunuyor.

ZENKAR Ltd. Şti.: Kamuoyuna açık neredeyse hiçbir kurumsal bilgisi bulunmayan, resmi bir internet sitesi dahi olmayan bir şirket olarak dikkat çekiyor. Arzoxlî’daki ZENKAR-1 GES projesinin sahibi olan şirketin, Diyarbakır AKP İl Yönetim Kurulu Üyesi Muzaffer Aslanhan’a ait olduğu ortaya çıkmıştı. Şirketin valilikle yakın ilişkileri olduğu yönündeki iddialar da basına yansımıştı.

Bu tabloya bakıldığında, Kürt kentlerindeki GES yatırımlarının; kamuoyunda “Beşli Çete” olarak anılan iktidara yakın büyük holdingler ile yerel iktidar çevrelerine bağlı, şeffaflıktan uzak küçük şirketlerin ortak paydasında yürütüldüğü görülüyor.

Söz konusu şirketlerin büyük bölümü, ihale ve yarışma yapılmaksızın ön lisans alabilme imkanı tanıyan 2022 tarihli düzenlemeden faydalanıyor.

DİRENİŞLER VE HUKUKİ MÜCADELE

Kürdistan’daki GES projelerine karşı köylülerin direnişi giderek daha örgütlü bir hal alıyor. Arzoxlî köylüleri aylardır proje sahasına girişleri engellemeye çalışırken, Amed Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu da ilgili kamu kurumları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Benzer bir direniş süreci, Mûş’un Gimgim ilçesinde 16 köyü etkileyen bir Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı da sürüyor. Ekoloji örgütleri, bu direnişleri Kürdistan’da sermaye yatırımlarına karşı ortaklaşan yeni bir mücadele hattı olarak değerlendiriyor.

Hukuki süreçlerde ise köylülerin çoğunlukla mahkemelerden olumlu sonuç alamadığı görülüyor. Arzoxlî’da açılan dava reddedilirken, dosya şu anda Danıştay aşamasında bekliyor. Bölgedeki avukatlar ve sivil toplum kuruluşları, ÇED süreçlerinin halkın katılımına kapalı biçimde yürütüldüğünü, itiraz mekanizmalarının fiilen işlevsiz bırakıldığını ve arkeolojik sit kararlarının dahi proje lehine değiştirilebildiğini vurguluyor.

Ekoloji örgütleri, bu direnişlerin ortak paydasının yalnızca çevresel kaygılarla sınırlı olmadığını savunuyor. Aynı zamanda bunun, kırsal Kürt nüfusunun geçim kaynaklarına, kültürel belleğine ve toprakla kurduğu tarihsel ilişkiye yönelik müdahalelere karşı bir itiraz olduğunu belirtiyor.

Bölge halkı açısından mera ve tarım arazileri yalnızca ekonomik bir kaynak değil, kuşaklar boyunca sürdürülen yaşam biçiminin temel taşı olarak görülüyor. Bu nedenle GES projelerine karşı gelişen direnişler, birçok noktada barajlara ve HES’lere karşı yürütülen eski mücadelelerle aynı damardan besleniyor ve benzer örgütlenme ağlarıyla iç içe geçiyor.

TEMİZ ENERJİ: YENİ İŞGAL DALGASI

GES yatırımları, küresel iklim krizine karşı yenilenebilir enerjiye geçiş gerekliliği söylemiyle meşrulaştırılıyor olsa da Kuzey Kürdistan’da yaşanan somut örnekler bu yatırımların ekolojik bir çözümden çok, sermayenin yeni bir birikim alanı olarak bölgeye yöneldiğini gösteriyor.

Maden, baraj ve HES projeleriyle onlarca yıldır tahrip edilen Kürdistan, şimdi de meraların, tarım arazilerinin ve binlerce yıllık arkeolojik mirasın güneş panelleri altında kaybolduğu yeni bir yıkım dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor.

Arzoxlî’da jandarma ablukası altında direnen köylüler, Wêranşar’da mera kaybına itiraz eden hayvan sahipleri ve Dêrsim’de vasıflı tarım arazilerinin sanayi yatırımlarına devredilmesine karşı çıkan ekoloji örgütleri, aynı sorunun farklı coğrafyalardaki yansımalarıdır. Bu direnişler, iktidara yakın büyük holdinglerin ve şeffaflıktan yoksun yerel şirketlerin, bölge halkının yaşam alanları üzerindeki karar hakkını nasıl devre dışı bıraktığını gözler önüne seriyor.

Enerji politikalarının merkezine “ulusal çıkar” ve “yeşil dönüşüm” söylemleri yerleştirilirken, bu politikaların bedelini yalnızca Kürdistan’da yaşayan köylülerin, çobanların ve çiftçilerin ödemesi ne kadar sürdürülebilir?

GES projelerinin gerçek maliyeti, şirket bilançolarında değil; kuruyan meralarda, terk edilen tarlalarda ve yok edilen arkeolojik miraslarda yazılı.