Meclis bugün yeni yasama yılı için kapılarını açacak. Siyasette gözler Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne çevrilirken, HDK Eş Sözcüsü, DEM Parti Milletvekili ve Komisyon Üyesi Meral Danış Beştaş, sürecin seyrini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) umut hakkına ilişkin kararını ve Meclis’in üstlenmesi gereken rolü ajansımıza değerlendirdi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, sürece ilişkin ‘Süreç tıkır tıkır işliyor’ açıklamasını değerlendiren Meral Danış Beştaş, sürecin devam ediyor olmasının değerli olduğunu ancak sorunsuz ilerlemediğini söyledi.
1 Ekim itibarıyla sürecin neredeyse iki yılını dolduracağını belirten Meral Danış Beştaş, Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısının üzerinden de yaklaşık iki yıl geçtiğini hatırlattı.
Meral Danış Beştaş, sürecin geldiği aşamaya ve Meclis’in sorumluluklarına ilişkin şunları söyledi:
“Süreç işliyor, o konuda bir sıkıntı yok ama nasıl işlediği önemli. Sürecin başlı başına işliyor olması hiçbir sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Hala komisyonun raporu yaşama geçmedi. ‘Çerçeve yasa uygulanacak mı?’, ‘Ne zaman uygulanacak?’, ‘Geçişler nasıl olacak?’ gibi soruları hep birlikte soruyoruz.
Meclis Komisyonu’nun kurulması sürecini de değerlendiren Meral Danış Beştaş, komisyonun oluşturulması için uzun süre çalışma yürüttüklerini belirterek şöyle konuştu:
“Meclis Komisyonu’nun oluşturulması gerektiği yönünde sürecin içinde olan biri olarak, bir milletvekili olarak, HDK Eş Sözcüsü olarak ve bir komisyon üyesi olarak aşamaları çok yakından biliyorum. Mesela biz komisyonun oluşturulması için habire bir şeyler anlattık. Hepimiz birlikte, parti olarak, kongre olarak, demokratik kamuoyu olarak ‘Bir an önce oluşmalı’ derken nihayet komisyon oluştu.”
Komisyon çalışmalarında bir dolu başka sıkıntıyla baş başa kaldık. Annelere Kürtçe bile konuşturulmadı ya da istediğimiz isimlerin bir kısmı dinlenmedi.”
Komisyonun kurulması ile İmralı ziyaretinin toplumsal ve siyasal mücadelenin sonucunda gerçekleştiğini ifade eden Meral Danış Beştaş, sürecin aksayan yönlerine dikkat çekti:
“Mesela İmralı’ya gidişle ilgili komisyonun İmralı’da Sayın Öcalan’la görüşmesine dair aylarca neredeyse bir tartışma yürütülüyordu. Aslında olması gereken bu değildi. Çok daha kısa sürede sürecin temel siyasi aktörüyle komisyonun görüşmesinden daha olağan, daha olması gereken bir mesele yoktu.
Yine aylarca kamuoyunda bu tartışıldı ve sonra gidildi. Eksik, aksak oldu. Sonra rapor açıklanmadı. Kendileri uygun gördükleri bir tarihte açıkladılar. Özetini komisyona sundular. Çerçeve yasa yine bu tartışmalar eşliğinde çıktı. Şimdi de Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı tartışılıyor.”
Süreçte yaşanan eksikliklerin yanı sıra hâlâ ortak bir barış dilinin inşa edilemediğine, iktidar sözcülerinin önemli bir bölümünün eski, kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı dili sürdürdüğüne işaret eden Meral Danış Beştaş, iktidar ve muhalefet medyasının kullandığı dilin de sürecin ihtiyaçlarına yanıt vermediğini söyledi.
Eski yargılar ve düşmanlaştırıcı söylem üzerinden yürütülen tartışmaların toplumda umutsuzluğu artırdığını ifade eden Meral Beştaş, sürecin daha sağlıklı ilerleyebilmesi için acil adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
Sürecin temel muhatabının çalışma koşullarının henüz oluşturulmadığını belirten Meral Danış Beştaş, Önder Apo’nun konumuna ilişkin iktidarın net bir tutum ortaya koymadığını söyledi. Devlet Bahçeli’nin Önder Apo’nun koordinatör olarak görev yapması ve umut hakkından yararlanması yönündeki tutumunu daha açık biçimde ortaya koyduğunu hatırlatan Meral Danış Beştaş, AKP iktidarının ise bu konuda yeterince açık olmadığını söyledi.
Sürecin kamuoyuna açık ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Meral Danış, şöyle devam etti:
“Mesela bir an önce yapılması gerekenler var. İlki de şu: Bu sürecin temel muhatabı hâlâ gerekli çalışma koşullarına sahip değil. Sayın Öcalan hâlâ İmralı’da tutuluyor, hâlâ yapılan yerleşkeye geçmedi. Çünkü kurul oluşmadı. Çünkü kendisi o kurulun koordinatörü. Onun çalışmaya başlaması için komisyonda kimler yer alıyorsa onlarla birlikte çalışmaya başlaması gerekiyor. Bunun için de buna yönelik bir yasa gerekiyor, bir kabul gerekiyor, bir zemin gerekiyor.
İktidarın fiili durumla, de facto adımlarla bu süreci devam ettirmek; kamusallaştırmamak, alenileştirmemek, şeffaflaştırmadan, adeta kamuoyundan bazı meseleleri gizleyerek ya da farklı şekillerde yansıtarak bu süreci devam ettirme gibi bir siyasi tarzı var.
Bunların başında da mesela hâlâ iktidar sözcüleri, Sayın Öcalan’ın pozisyonuna ilişkin açıklıkla konuşmuyor, söz söylemiyor. Yani bunu gizli kapaklı, mesajlarla, örtük cümlelerle kendilerince açıklamaya çalışıyorlar. Ya da bunun kamuoyunda bilinmesini istemiyorlar aslında.
Bu konuda Devlet Bahçeli’nin tutumu çok daha aleni. Yani mesela kendisi bunu açıkça ifade ediyor. En son Sayın Öcalan’ın koordinatör olarak görev yapması gerektiğini söyledi. Umut hakkından faydalanması gerektiğini söyledi. Ama AKP iktidarının bu konuda yeterince açık olmadığını öncelikle ifade ediyorum.”
‘2013-2015’İN TEKRAR YAŞANMAMASI İÇİN HUKUKİ ZEMİN ŞART’
Hukuki zeminin önemini vurgulayan Meral Beştaş, 2013-2015 yılları arasındaki Dolmabahçe Mutabakatı sürecini hatırlattı. Sözün yerini hukukun alması gerektiğini, aksi durumda sürecin tek taraflı olarak “buzdolabına kaldırılması” riskinin toplumda güvensizlik yarattığını söyledi.
Meral Danış Beştaş, sürecin hukuki bir zemine kavuşturulması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:
“Bu tip müzakere deneyimlerinde sözün yerini hukukun alması lazım. Şüphesiz karşılıklı görüşme, diyalog, müzakere çok önemli, değerli. Ama bunun hukuki bir zemini olmadığında tek taraflı bir şekilde bundan vazgeçilebiliyor. Yani bunun deneyimlerini çokça yaşadık. 2013-2015 yılları arasında Dolmabahçe Mutabakatı bile yok sayıldı. Buzdolabına kaldırıldı ve sonra reddedildi.
Bu konuda toplumun, halkların çok kötü deneyimleri var, hafızası var. Ve bu hafızanın tekrar canlanmaması için artık kesinlikle bu işin zemininin, hukuksal bir nitelikte netleştirilmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’ın pozisyonu, çalışma koşulları artık zamana yayılmadan resmen netleşmeli. Resmen derken kuru bir resmiyetten söz etmiyorum, hukuk zemininden söz ediyorum. Ve sözcülerin de iktidarın da bunun arkasında durması gerekiyor.”
AİHM VE ‘UMUT HAKKI’
AİHM'in 2014 yılında verdiği "umut hakkı" kararının sadece hukuki bir düzenleme olmadığını belirten Meral Beştaş, konunun toplumsal, siyasal, ekonomik ve sosyolojik boyutları bulunduğuna dikkat çekti. Önder Apo’nun pozisyonunun yalnızca silahsızlanmayla sınırlandırılamayacağını; siyasallaşma, demokrasi, adalet, hak ve özgürlüklerle birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
YENİ YASAMA DÖNEMİNDE MECLİS’İN VE KURULLARIN ROLÜ
24 Ağustos’ta yapılan toplantıda Adli ve Hukuki İşler, İzleme ve Tespit, Sosyal Uyum ve Bütünleşme, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon olmak üzere dört alt komisyon oluşturulmuştu.
Yeni yasama döneminde Meclis’in üstlenmesi gereken role ilişkin konuşan Meral Danış Beştaş, Çerçeve Yasa kapsamında oluşturulması öngörülen Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bakanlar, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı’ndan oluşan, idare ve yürütmeye bağlı bir yapı olduğunu belirtti. Bu nedenle Meclis’in ve oluşturacağı komisyonun sürecin “sigortası” konumunda olduğunu ifade eden Meral Beştaş, şöyle konuştu:
“Bugün Meclis açılıyor, biz de orada olacağız. Koordinasyon, Siyasallaşma ve Silahsızlanma dediğimiz stratejik koordinasyon çok hayati bir role sahip. Sadece Cumhurbaşkanı ve bakanlara değil; sivil topluma, demokrasi güçlerine, bu konuda uzman akademisyenlere açık bir kurulun oluşturulması gerekiyor. En geniş partinin katılımıyla bir kurul oluşturulmalı ve buna sadece ‘izleme kurulu’ denmesinin de isabetli olmadığını ifade edeyim.
Sadece izleyen, iş yapmayan bir kurul değil. Hem izleyen hem çalışan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dair bir kurul. Adına ortaklaşa karar verebiliriz neticede. Ama Meclis Başkan’ının söylediği, sanki sadece izleme olacak gibi bir izlenim, bir intiba yaratıyor. Bence bunu aşmalı.”
KARA PROPAGANDALARA YANIT: ‘TESLİMİYET DEĞİL, YASAL VE SİYASAL ENGELLERİN KALDIRILMASI’
90’lı yıllardan bu yana PKK’nin teslim olması için çeşitli yöntemlere başvurulduğunu hatırlatan Meral Danış Beştaş, son dönemde teslimiyete ilişkin toplumda oluşturulan algıyı kabul etmediklerini belirtti.
Meral Beştaş, bu yöndeki söylemlerin bilinçli olarak yaygınlaştırıldığına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Bu sürece dair, özellikle bazı kesimlerde odaklı ve bilinçli yaratılan bir algı var. Teslimiyet, teslim olma, silah bırakıp teslim olacaklar gibi bir algı yaratılıyor ve topluma yaydırılıyor.
Şunu hatırlatmak istiyorum ki 90’lı yıllardan bu yana PKK’nin, PKK militanlarının, gerillalarının, Kürt Hareketi mensuplarının -tırnak içinde söylüyorum- teslim olması için yapılmadık iş kalmadı. Yani helikopterlerle bildiri dağıtımından bu konuda çıkarılan sayısız kanuna rağmen bu sağlanamadı. İstisnalar olabilir; gelip teslim olan, itirafçı olanları kastetmiyorum. Ama bir bütün olarak bu mücadele, sürdürdüğümüz müzakere ve barış talebi devam etti. Bu yönüyle bu çarpıtmayı kesinlikle kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.
Bu, bir teslimiyet sürecinden ziyade yeni bir aşamaya geçiştir. Bunu, Barış ve Demokratik Toplum’u inşa etmedeki yasal ve siyasal engellerin kaldırılması şeklinde ifade etmek mümkün. Ve bu sonuçlar, bu çıktılar da oluşan masadan açığa çıkıyor neticede. Bir müzakere ve diyalog sürecinin sonucunda ortaya çıkıyor.
Bu bilinçli saptırmalara, kara propagandalara hiç kimsenin itibar etmemesi gerektiğini de önemle ifade etmek isterim.”