Türkiye’nin gündemini sarsan ve yüz binlerce yurttaşın mağdur edildiği trilyonluk fon vurgununa ilişkin soru işaretleri devam ediyor. Vurgunun Fatma Betül Kaya gibi AKP’li bakanlara, milletvekillerine ve onların aile fertlerine kadar uzanması, iktidar-sermaye ilişkilerini ve ekonomik güç ağlarını tartışmaya açtı. Bazı ekonomistlerin uyarılarına ve hatta MASAK eski başkan yardımcısı Dr. Ramazan Başak gibi birebir MASAK ve SPK başvurularına rağmen göz göre göre yapılan vurguna yönelik soruşturmanın geç başlatılması, denetim mekanizmalarının işletilmemesi, vurgunu gerçekleştiren şirketlerden ziyade faşizmi kurumsallaştıran, muhalefeti yargı sopasıyla bastıran, ekonomik programlarıyla halkı yoksullaştıran, yandaşlarından sermaye sınıfı yaratan, denetim mekanizmalarını kendi yandaşları ve politikalarına göre dizayn eden AKP iktidarının kurduğu soygun düzenine gözleri çevirdi ve büyük tabloya odaklanmanın gerekliliğini bir kez daha ortaya çıkardı. Fon vurgunu üzerinden bu büyük tabloyu ANF’ye değerlendiren gazeteci Bahadır Özgür, bu skandal vurgunun bir borsa krizi veya finansal kriz değil, bizzat iktidarın ekonomi politikalarının yarattığı iklimin ürettiği sömürü ve servet transferi mekanizması olduğunu vurguladı. Fon vurgununu, “Doğrudan siyasi güce sırtını dayamış ve neredeyse iktidar içinde herkesin dahil olduğu, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgun tezgahı” olarak tarif eden Özgür, bu mekanizmanın bütünüyle ortaya çıkmasının siyasi rejimin çözülmesiyle aynı anlama geleceğini kaydetti.
‘BU BİR FİNANSAL KRİZ DEĞİL, İKTİDARIN YARATTIĞI İKLİMİN ÜRETTİĞİ SÖMÜRÜ VE SERVET TRANSFERİ MEKANİZMASI!’
Fon krizinde ortaya çıkan tabloyu nasıl okuyorsunuz? Bu bir finans skandalı mı, yoksa iktidar-sermaye ilişkisinin krizlerinden biri mi? İktidarın kendi içindeki bazı hesaplaşmaları görünür hale getirebilir mi?
Öncelikle bu bir finansal kriz değil. Ama iktidarın uyguladığı ekonomi politikalarının yarattığı iklimin ürettiği bir sömürü ve servet transferi mekanizması. Çünkü borsada bu çapta bir vurgun yapmanın temelinde, önce ucuz kredi ile tüketimin körüklenmesi, ardından kuru tutabilmek için devreye sokulan Kur Korumalı Mevduat ve enflasyonun patlaması ile de insanların ellerindeki parayı korumak ve artırmak için borsaya sürülmesi var.
‘PANDEMİDEN SONRA BİR MASA BİR SANDALYEYLE ŞİRKETLER HALKA ARZ EDİLEREK VURGUN ORTAMI OLUŞTU!’
Özellikle pandemiden sonra borsaya akın başladı. Bu bizzat iktidar tarafından teşvik edildi. Deyim yerindeyse bir masa bir sandalyeyle şirketler halka arz edildi. Buna sosyal medya da dahil devasa bir medya propagandası eşlik etti. Nihayetinde bu vurgun için ortam oluştu. Tabii burada tahmin ettiğimiz ama henüz tam bilemediğimiz şaibeli kaynakların borsa kanalıyla sisteme sokulması meselesi de bulunuyor. İşte fon tezgahının arka planı böyle… Şimdi gelelim bunun iktidar içi bir çatışmanın ürünü olup olmadığına… Bu rejimin karakteristik özelliği sadece partilerden değil, siyasi ve bürokratik kliklerden, çıkar ağlarından oluşması. Haliyle kendi içinde tutarlı ve istikrarlı bir yapı olmaktan ziyade, çelişkili bir organizma.
‘REJİMİN İNŞASI AİLE VE KAN BAĞLARI ÜZERİNE DAYANIYOR!’
Bir de şunun altını çizmek lazım. Rejimin mantığı siyasi ve iktisadi gücün kurumlar üzerine inşasına dayanmıyor. Aileler ve kan bağları üzerine inşasına dayanıyor. Bu sebeple hemen her kurumda aile bağlarını görüyoruz. İşte iktisadi rejimin bu rantçı ve servet aktarımına dayalı karakteri ile siyasi rejimin çelişkili hali bir araya gelince büyük servetlerin döndüğü alanlarda yaşanan gerilimler ortaya dökülüyor.
‘DEĞİŞEN KÜRESEL VE BÖLGESEL DİNAMİKLER YENİ İŞBÖLÜMÜNÜ YARATTI!’
AKP'nin geçmişte birlikte hareket ettiği bazı sermaye çevreleriyle bugün arasına mesafe koyduğu ya da farklı grupları öne çıkardığı söyleniyor. Bu değişimin arkasında nasıl bir ekonomik ve siyasi hesaplaşma görüyorsunuz?
Bence bunun temel sebebi, 2024 seçimlerinin ağır bir sonuçla kaybedilmesi. İktidar şunu gördü: Propaganda aygıtı artık işlemiyor. Rıza üretemiyor. Dış ekonomik ve siyasi konjonktür değişti. Dolayısıyla buna uyum sağlamak lazım. İçeride kurulan iktisadi ve toplumsal ilişki ağları eskisi kadar konsolide değil. Hatta iktidar alternatiflerine doğru da bir kayma var. Eğer seçim kaybetmişseniz, makinenin işlemeyen parçalarını değiştirmek mecburiyetindesiniz. İBB operasyonunda iktidara yakın tüm müteahhitlerin de davada bir şekilde yer almasından tutun da ünlülere, kara para aklama ağlarına, mesela Can Holding gibi medyayı da kapsayan yapılara operasyonlar vs. bu değişim mecburiyetinin parçaları bence. Tabii bu operasyonlar içinde klik çatışmaları, mal mülk paylaşımı gibi gelişmeler de iç içe. Ben hepsinin temelinde değişen küresel ve bölgesel dinamiklerin getirdiği yeni işbölümünün yattığını düşünüyorum. Yeni ticaret ve enerji hatları, Gazze katliamı, Suriye’deki gelişmeler, Kürt sorununda atılan adımlar ve İran-Rusya-Çin blokuna karşı Batı’nın sertleşen, yekpare hale gelen politikaları.
‘VURGUNUN BÜTÜNÜYLE ORTAYA ÇIKMASI İLE SİYASİ REJİMİN ÇÖZÜLMESİ AYNI ŞEY!’
Sizin yazılarınızda özellikle para trafiği ve şirketler arasındaki ilişkiler öne çıkıyor. Bu ilişkiler bize fonlarda nasıl bir düzen kurulduğunu gösteriyor. Paranın izini sürdüğümüzde nereye ulaşıyoruz? Böylesine büyük bir yapının SPK, MASAK, bankalar ve diğer denetim mekanizmalarının gözü önünde büyümesi nasıl mümkün oldu? Burada asıl sorgulanması gereken yalnızca şirketler mi, yoksa denetim mekanizmalarının kendisi mi?
Öncelikle fonlar üzerine kurulu sistem sadece borsa ile ilgili değil. Siyasi, bürokratik, ticari ayakları olan bir yapı. Bu büyük bir kaynak toplama ve dağıtma ağı. Yani denetim mekanizmaları da buna dahil, iktidar içindeki güçlü kesimler de. Bu sebeple tam olarak hiçbir zaman ortaya çıkmayacak. Bunun bütünüyle ortaya çıkması ile siyasi rejimin çözülmesi bence aynı şey. Etkili bir toplumsal muhalefet olaya müdahil olmadı; şu aşamada bu da mümkün görünmediğine göre, fon tezgahının bütün yönleri ile ortaya çıkması imkansız.
‘TEK DEĞİŞMEYEN ŞEY RECEP TAYYİP ERDOĞAN!’
Fon soruşturmasının zamanlaması da tartışılıyor. Sizce soruşturmanın bugün bu ölçekte gündeme gelmesini yalnızca hukuki ve finansal nedenlerle açıklamak mümkün mü, yoksa iktidar içerisindeki güç dengeleri de bu tabloyu anlamak açısından önemli mi? Özetle, AKP içerisindeki ekonomik güç dengeleri değişiyor mu?
Sürekli değişiyor aslında. 2002-2007 arası, 2007-2012 arası, 2012-2016, 2016-2024 ve şimdi de 2024 sonrası… Bütün bu kesitlere baktığımızda iktidar bileşenlerinde tasfiyelerin olduğunu, yeni ittifakların sürekli kurulduğunu görürüz. Bu AKP’den ziyade inşa edilen rejimin bir özelliği. Değişmeyen tek şey Recep Tayyip Erdoğan. Bakın, aileden birisi, damat Berat Albayrak bile dışlanmıştı. Ve tek istifa eden, ederken de en sert eleştiriyi yapan o oldu. Süleyman Soylu için bir dönem ‘en kudretli isim’, ‘rejimin mimarlarından’ falan deniliyordu. Şimdi etkisi sınırlı. Ortada görünmüyor. Lakin bu demek değil ki yeniden gelmezler. Organizma demem bundan. Pragmatist biçimde koşulların getirdiği mecburiyetlere uyum sağlamaya çalışılıyor. Yalnız bu kapasite giderek daralıyor. O sebeple iç çatışmalar daha da artıyor, keskinleşiyor ve alenileşiyor.
‘İKTİDAR İÇİNDE HERKESİN DAHİL OLDUĞU BİR VURGUN’
Bu dosyada en kritik soru sizce hangisi: Paranın nereye gittiği mi, bu yapının nasıl kurulduğu mu, yoksa kimlerin bu yapının oluşmasına siyasi ve bürokratik olarak alan açtığı mı?
Hepsi. Bu mekanizmayı kuran, koruyan ve kaynağı paylaşanların kim olduğu asıl mesele. Çünkü bir kez daha vurgulayalım. Bu bir borsa krizi değil. Bu bile isteye kurulmuş büyük bir servet aktarım mekanizması. Doğrudan siyasi güce sırtını dayamış ve neredeyse iktidar içinde herkesin dahil olduğu, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgun tezgahı.