NATO toplantısı ve süreç

Şundan hiç kuşkumuz yok: Kürt soykırımını başarıyla sürdürme hedefi, TC devletinin ve AKP iktidarının önündeki esas hedef olmaya devam ediyor. Tüm gayreti de bu açıdan NATO onayını daha da güçlendirmek üzerine oluyor.

Uzun süredir hazırlıkları yapılan ve propagandası edilen NATO toplantısı nihayet Ankara’da yapılıyor. Antikapitalist çevreler söz konusu toplantıyı protesto ederken, belli ki Tayyip Erdoğan yönetimi toplantıdan çok şey bekliyor. 24 yıl sonraki Dünya Futbol Kupası'na katılım gibi, NATO toplantısının da kendileri açısından fiyaskoyla sonuçlanmaması için olağanüstü çaba harcıyor. O kadar çok tutuklama yapıp baskı sistemi geliştirdi ki, deyim yerindeyse ortalıkta kuş uçurtmuyor.

Geçen yılki NATO toplantısı tartışmalı geçmiş, adeta bir silahlanma yarışı ve hamlesine dönüşmüştü. Buna karşılık Kürt Özgürlük Hareketi de Barış ve Demokratik Toplum Süreci çerçevesinde 11 Temmuz günü 30 gerillanın silah yakma eylemini düzenleyerek, halkların ve sosyalistlerin gerçek tutumunun ne olması gerektiğini ortaya koymuştu. Silahla dünyanın özgür olamayacağını herkese göstermişti.

Şimdi her iki olayın da yıl dönümü yaşanıyor. NATO’nun şimdiki toplantıda yeniden yapılanma planını kabul edeceği belirtiliyor. Çok açığa vurmasalar da ittifakın arasında önemli sorunların yaşandığı anlaşılıyor. Yine NATO ittifakının önünde de çözmesi gereken önemli sorunlar bulunuyor. Peki NATO, Türkiye’deki toplantıyla söz konusu sorunları çözebilecek mi? Toplantı sonucunda yayınlanan bilgilere bakarak bunu anlamaya çalışacağız.

Şimdiden görünen o ki; ABD’nin NATO’ya dayanarak bildiğini yapması artık biraz zor olacak. İran savaşında yaşananlar bu durumu bazı yönleriyle gösterdi. Belki de söz konusu ayrılıklar daha çok açığa çıkar. Bu toplantı da esas olarak üye devletlerin ikili görüşme ve anlaşmalarıyla geçer.

Elbette devletler açısından NATO’nun ne durumda olduğunu anlamaya çalışmak gerekir, ancak bir de halklar, sosyalist ve demokratik güçler var. Bunlar açısından da bu NATO toplantısının nasıl karşılanacağını dikkate almak lazım. Belli ki bu tür kesimlerin NATO’nun varlığını sorgulama durumları artarak devam edecektir. ‘Gerçekten NATO gerekli mi?’ sorusu daha çok tartışılacaktır.

Görüldüğü kadarıyla NATO’dan en çok beklentili olan güçlerden biri AKP iktidarı ve Türk devletidir. İran’daki savaşın durumu AKP iktidarının bu yönlü umutlarını daha çok artırdı. NATO toplantısına CHP’ye 'mutlak butlan' kararıyla müdahale ederek ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni yavaşlatarak hazırlandı. Açık ki bunları NATO’ya da bir biçimde onaylatmak istiyor. Bir yandan Tayyip Erdoğan yönetiminin devamı için dış destek alırken, diğer yandan da Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiyesi için daha güçlü destek sağlamaya çalışıyor.

Çok açık ki, son dönemde artan 'çerçeve yasa' propagandası, ancak hiçbir pratik adım atmama durumu bu temelde gündeme geliyor. Yine MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın ayrıntılı Irak gezisi de bu çerçevede yapılmış bulunuyor. Şundan hiç kuşkumuz yok: Kürt soykırımını başarıyla sürdürme hedefi, TC devletinin ve AKP iktidarının önündeki esas hedef olmaya devam ediyor. Tüm gayreti de bu açıdan NATO onayını daha da güçlendirmek üzerine oluyor.

Eğer AKP iktidarı Kürt soykırımı konusunda NATO desteğini güçlendirerek alırsa yerine getirmeyeceği NATO isteği olmayacaktır. Öylesi durumda İsrail’in Ortadoğu hegemonyasını da kabul eder, Kuzey Kıbrıs’ın federasyon yapmasını da. Bu temelde AKP iktidarının vermeyeceği taviz ve Türkiye’de pazara sürmeyeceği değer yoktur. Bu çerçevede ilişki kurmayacağı ve anlaşmayacağı hiç kimse yoktur. Bu gerçeği hem Kürtlerin ve hem de Türkiye’nin demokratik güçlerinin hiçbir zaman unutmaması gerekir.

NATO, AKP iktidarına bu düzeyde bir desteği verir mi? Kuşkusuz bu soru önemlidir ve cevabını öğrenmek ya da anlamak için çalışmak gerekir. Bundan daha önemlisi mevcut AKP iktidarının aşılması için çabaları yoğunlaştırmak ve güçleri birleştirmektir. Yani Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başarısı için el birliği ile çalışmaktır. Sürecin AKP iktidarı tarafından bozulmasına ya da yavaşlatılmasına ve sulandırılmasına fırsat vermemektir.

Belli ki bu konuda AKP iktidarı çok yönlü oynuyor ve özel psikolojik savaşı çok boyutlu kullanıyor. Herkesin buna dikkat etmesi ve özel psikolojik savaşın oyunlarına gelmemesi gerekiyor. Dahası özel savaş oyunlarını boşa çıkarma ve etkisiz kılma görevlerimiz de var. Açık ki bunu da başarabilmemiz gerekiyor. Eğer KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı yaptığı açıklamayla bu oyunu bozmasaydı, belli ki birçok çevre söz konusu özel savaşın oyununa gelecek ve tersinden rol oynayacaktı. Çok açık ki KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı tam zamanında müdahale etmiş ve tehlikeli bir özel savaş oyununu bozmuştur. Bu çerçevede birçok gücü de dikkatli davranmaları konusunda ciddi biçimde uyarmıştır. Herkesin söz konusu uyarılara dikkat etmesi ve hiçbir biçimde özel savaş oyunlarına alet olunmaması gerekir. Çünkü iktidar çevreleri tehlikeli oynamakta ve oyunlarına da yurtsever ve demokratik çevreleri alet etmeye çalışmaktadır.

Dikkat edilirse yaklaşık 45 gündür Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile hiçbir görüşme yaptırılmamakta, İmralı’da tam bir tecrit uygulanmaktadır. Halbuki DEM Parti İmralı Heyeti'nin yaptığı açıklamaya göre Kurban Bayramı'ndan üç gün sonra İmralı’ya gidilecek ve ortaklaştırılan 'kök' ya da 'çerçeve yasa' taslağı Önder Abdullah Öcalan ile tartışılacaktı. Sonuç, Önder Abdullah Öcalan’ın yazısıyla Kandil’e götürülecek ve yasa üzerine Özgürlük Hareketi Yönetimi'nin görüşleri de alınacaktı. Bu taslak, Meclis tatile girmeden yasalaştırılacaktı.

Açık ki bunların hiçbiri AKP iktidarı tarafından yapılmadı. Bunlar yapılmadığı gibi, başta Tayyip Erdoğan ve Numan Kurtulmuş olmak üzere en üst AKP yöneticileri tarafından sürekli “Sürecin normal ilerlediği” propagandası yapıldı. Yine “Çerçeve yasa'nın çıkartılacağı” basın üzerinden propaganda edildi. Belli ki bunların hepsi yalan ve de hilelidir. Aslında ortada bir yasa taslağının olup olmadığı bile belli ve net değildir. Böyle bir taslak olsa bile bu sadece AKP taslağı olacak ve AKP kendi görüşlerini yasa haline getirerek Kürtlere dayatmaya çalışacaktır. Uygulamayanları da teşhir ederek, gerillaya saldırı için zemin oluşturmaya çalışacaktır.

Yeni bir NATO toplantısı yapılır ve 11 Temmuz silah yakma eyleminin 1. yıl dönümü yaşanırken, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne AKP iktidarının yaklaşımı işte böyledir. Peki durmadan propaganda edilen “İyilik ve normal ilerleme” bunun neresindedir? Belli ki NATO toplantısı sonuçlanana kadar AKP zaman kazanmaya çalışmaktadır. Daha sonra da NATO toplantısının sonuçlarına göre hareket edecektir.

Peki NATO toplantısından beklenen sonuç çıkar mı? Çok açık ki, AKP iktidarının umut ettiği sonuçların çıkması zordur, hatta mümkün değildir. Çünkü NATO sisteminin Ortadoğu politikasına göre, bölgenin ilk ulus-devleti olarak Türkiye’nin İbrahimi Antlaşma çerçevesinde değişmesi gerekir. Yani Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni yaratan siyasi ve askeri durum artarak devam etmekte ve Türkiye’yi daha fazla tehdit altında tutmaktadır. Bu nedenle, NATO toplantısından AKP’nin umduğunu bulması mümkün olmayacaktır.

Peki durumlar böyledir diye 11 Temmuz 2025 silah yakma eyleminin önemi ve etkisi azalmakta mıdır? Kuşkusuz hayır! O eylem ideolojik ve stratejik değeri olan bir eylemdir ve bu nedenle de etkisi kesintisiz sürecektir, hatta daha da büyüyerek sürecektir. Çünkü o eylem, Kürt Özgürlük Hareketi'nin tutumunun ve kararlılığının sembolüdür. Dolayısıyla da süreç ilerledikçe eylemin anlamı ve etkisi azalmayacak, tersine daha da artacaktır.

Kaynak: Yeni Özgür Politika