GÖRÜNTÜLÜ

Sûka Serî mücadele ve direnişin sembolü oldu

Sûka Serî direnişindeki savaşçılardan biri olan Çeko, “11 ay süren savaş boyunca direnişsiz tek bir gün bile geçmedi. Çoğu zaman yiyecek ve su bulunmuyordu. Ama herkes bu savaşın nedenini ve hedefini bildiği için yaşanan zorlukları önemsemiyordu” diyor.

ŞENGAL SÛKA SERÎ DİRENİŞİ

Şengal kent merkezindeki Sûka Serî'deyiz. Yanımızda arkadaşlarının Çeko diye hitap ettiği bir savaşçı var. Kendisi, DAİŞ'e karşı 11 ay süren Sûka Serî direnişinde yer alan savaşçılardan biri. Sûka Serî tarih kokuyor. İnsan kendini sanki başka bir zamanda yaşıyormuş gibi hissediyor. O binaların taşları, duvarlarda açılmış kurşun delikleri, tek başına ayakta kalan ağaç, yaşanan savaşı gözler önüne seriyor. Çeko, 1998 yılında Zorava Köyü'nde dünyaya gelir ve Feqîra aşiretindendir. O da Şengal'deki birçok Êzidî gibi, 3 Ağustos 2014 Fermanı sırasında Özgürlük Hareketi'ni tanır.

DAİŞ çetelerinin saldırılarının ardından HPG ve YJA-Star gerillaları özgür dağlardan yönlerini Şengal'e çevirir. Çeko, henüz çocuk yaştayken kadın, çocuk, yaşlı binlerce kişinin katledilmesinden derinden etkilenir. Ferman sırasında dağa yöneldiğinde arkadaşları görür ve onları tanır. Çeko, şöyle diyor: "Normal olmayan büyük bir acının yaşandığını anlıyorduk. Biz de bu mücadeleye katılmayı kendimiz için bir görev olarak gördük. Hareketi tanımıyorduk ama onların bu toplumu korumak için geldiklerini biliyorduk. Biz de dedik ki; bu toplumu korumak için gelen bu insanlarla yoldaş olacağız."

 

YÜZ BİNLERCE KİŞİ AÇILAN KORİDOR SAYESİNDE KURTULDU

2014 yılında Êzidîlere yönelik ferman başladığında, dünyanın gözü önünde otoritesini dayatan KDP güçleri Êzidî toplumunu kaderiyle baş başa bıraktı. Şengal'deki bütün Êzidîler, bu güçlere güveniyordu. Sözde Irak devlet güçleri Şengal sınırlarını, KDP güçleri ise köy ve kentleri koruyordu. Ancak 3 Ağustos 2014'te bu güçlerin halkı nasıl yalnız bıraktığı görüldü. Êzidî toplumu bir kez daha büyük bir fermanla karşı karşıya kaldı.

Çeko o günleri şöyle anlatıyor: "O güçler halkı bu vahşetle baş başa bıraktılar. O sırada HPG ve YPG güçleri gelerek insani koridor açtı. Yüz binlerce Êzidî o koridor sayesinde kurtarıldı. Aynı dönemde Êzidî grupları oluşturuldu ve DAİŞ'e karşı savaştılar. HPG ve YPG güçlerinin gelmesinden sonra yüzlerce Êzidî genç onlarla omuz omuza savaştı. O zaman sadece dağ hattı bizim elimizdeydi, daha sonra Şengal'e doğru ilerleme sağlandı. Arkadaşlar burada eşsiz bir emek ortaya koydu."

Gerillaların Şengal merkezindeki Sûka Serî'ye gelişi daha sonra gerçekleşir. Buraya yerleşir, mevzilerini ve noktalarını oluştururlar. Çeko da Sûka Serî'de DAİŞ'e karşı savaşan Êzidî gençlerden biridir. O dönemde Şengal kent merkezinin tamamı DAİŞ'in kontrolündedir. Çeko, "Her gün ağır silahlarla arkadaşlara saldırıyorlardı; amaçları Sûka Serî'yi yeniden kendi kontrollerine almaktı. Fakat Êzidî savaşçılarının, YBŞ, HPG, YJA-Star, YPJ ve YPG güçlerinin direnişi sayesinde bunu başaramadılar” diyor.

ÇOK AĞIR BİR SAVAŞ YAŞANDI

Sûka Serî'nin içinde yürürken Çeko anılarını anlatıyor; hem güzel hem de hüzünlü anılar: “Bir noktada en fazla dört arkadaş kalıyorduk. DAİŞ birçok kez bize kadar yaklaştı. Evlerin çatılarında nöbet tutuyorduk. Yakındaki evlerde de DAİŞ kalıyordu. Attığımız mermilerin izleri hâlâ görülebiliyor. Burada çok ağır bir savaş yaşandı. Suikast tehlikesi nedeniyle evlerin içinde delikler açmıştık; bu deliklerden girip çıkıyorduk."

HPG-YJA Star, YPJ-YPG ve YBŞ-YJŞ'nin mevzileri Sûka Serî'den Nasır Mahallesi'ne kadar uzanıyordu. Êzidîlere bağlı bazı bağımsız güçler ise Şengal'in yukarısındaki tepede bulunuyordu. DAİŞ'in karargâhları Kızıl Medrese, Silo ve eski hastaneydi. Çeko'nun anlatımına göre bazı yerlerde kendi mevzileri ile DAİŞ'in mevzileri arasındaki mesafe sadece 10-15 metreydi. Yani birbirlerine bu kadar yakındılar.

Çeko yaşanan savaşı şu sözlerle anlatıyor:  "11 ay süren savaş boyunca direnişsiz tek bir gün bile geçmedi. Günler son derece zorlu ve ağırdı. Çoğu zaman erzak, yiyecek ve su bulunmuyordu. Ama herkes bu savaşın nedenini ve hedefini bildiği için yaşanan zorlukları önemsemiyordu. Aralarında evli, çoluk çocuk sahibi olan birçok Êzidî savaşçı vardı; buna rağmen savaş alanında kaldılar, evlerine gitmediler. Bunun nedeni güçlü iradeleriydi. Çünkü kendi gözleriyle görüyorlardı; sayısız Êzidî kadın ve kız çocuğu vahşi çetelerin eline düşmüş, tecavüze uğruyor, gençlerin kafaları kesiliyor, Êzidî kızları kafeslerin içinde yakılıyordu."

HERKESTEN ÖNCE PÊŞMERGELER KAÇTI

Çeko burada birlikte savaştığı arkadaşlarından şu şekilde söz ediyor: "Burada şehit Çeko vardı, komutanlık görevindeydi. Şehit Dicle bizimleydi. Şehit Vînar ile birlikteydik. Burası en ön cepheydi. DAİŞ bizden sadece 20 metre gerideydi. Uzun süre burada kaldık. Burası şehit Dicle'nin mevzisiydi, şehit Şengal de buradaydı. Aylarca burada kaldık. Arkadaşlar burada çok büyük bir moralle direniyorlardı. Doğrudur, burada çok ağır şehadetler yaşandı; ama binlerce çete mensubu da öldürüldü. Solax'tan Sûka Serî'ye, oradan da Qendîl'e kadar 300-400 arkadaş vardı. Her yerde arkadaşların mevzileri bulunuyordu. Çok zorlu bir savaştı. Sonuç olarak HPG ve YJA-Star burada bize yaklaşık 450-500 şehit emanet etti. Kim burada bir şey yapmak istiyorsa, önce bu şehitlere ve o zorlu günlere sahip çıkmalıdır."

Çeko, 3 Ağustos'tan önce yaşananları şöyle anlatıyor: "3 Ağustos'tan önce Şengal'in dört bir yanında; Musul, Telafer, Zummar ve diğer bölgelerde çatışmalar vardı. Olası bir saldırı sürpriz değildi. Fakat pêşmergeye duyulan aşırı güven, bu fermanın acısını daha da ağırlaştırdı. Zaten Irak devleti 3 Ağustos'tan önce Musul'da ve sınır bölgelerinde yenilmişti. Ben de bizzat şahidim; halk bu durumu sürekli pêşmergelere soruyordu. Ama pêşmergeler hep, 'Bu halka hiçbir şey olmasına izin vermeyeceğiz' diyorlardı. Yine şahidim ki, ferman günü herkesten önce pêşmergeler kaçtı. Köyümüzün gençleri onlara, 'Kaçmayın. Eğer kaçacaksanız da silahlarınızı bize bırakın, biz savaşalım' dediler. Bunun üzerine gençlerle pêşmergeler arasında çatışma çıktı ve pêşmergeler köyümüzden 3-4 genci şehit etti."

ŞENGAL HALKININ DIŞARIDAN GELECEK BİR YÖNETİME İHTİYACI YOK

Ne kadar anlatsa da o gün yaşananların acısını dile getiremeyeceğini vurgulayan Çeko devamla şunları belirtiyor: "O günden bugüne kadar bu direnişin dışında kalan bazı çevreler, Şengal'in 2014 öncesine dönmesini istiyor. Ama onlar hangi yüzle geri dönecek? Bugün hangi eve giderseniz gidin, içinde şehit vermemiş bir aile yoktur. Hâlâ 3-4 bin kayıp insan bulunuyor. Gördüğünüz gibi mezarlar ortada; yüz binlerce insan hâlâ çadırlarda yaşıyor. KDP yönetiminin geri dönmesi mümkün değildir. Şengal halkının dışarıdan dayatılacak bir yönetime ihtiyacı yoktur. Ferman sırasında üzerlerine bulaşan o kara lekeyi hayatları boyunca asla temizleyemeyecekler."

2014 yılında Êzidî toplumu kendi askeri güçleri olan YBŞ-YJŞ ile Êzidxan Asayişi'ni kurdu; idari kurum ve yapılarıyla da halkına hizmet etmeye başladı. YBŞ üyesi olan Çeko, "Onurlu tek bir Êzidî genci bile kalsa, Êzidî toplumu bir daha asla yeni bir ferman yaşamayacaktır. Artık Êzidîler eski Êzidîler değildir. Bugün küçük bir çocuktan yaşlı bir insana kadar kime sorarsanız sorun, herkes Şengal'de neler yaşandığını, bu halkın son 12 yılda ne kadar acı çektiğini biliyor. Bunları unutmak mümkün değildir. Unutmak, bunca şehidin kanına ihanet etmektir. Bunları unutan, ihanetin ortağı olur. O zaman bizimle DAİŞ arasında hiçbir fark kalmaz” diyor.

BİRLİĞE VE DAYANIŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR

Son olarak Çeko, öz savunma ve öz yönetimin önemine değinerek şöyle konuşuyor: "Biz YBŞ-YJŞ savaşçıları ve Êzidxan Asayişi olarak bütün Êzidî gençlerine ve Êzidî dostlarına çağrı yapıyoruz; Şengal'e sahip çıkın, Êzidîliğinize sahip çıkın. Şengal'e sahip çıkacak olan Şengal halkının kendisi, özellikle de Şengal'in genç kadınları ve genç erkekleri olmalıdır. Çünkü biz bunu yaşayarak gördük; Şengal'in dışından gelen hiçbir güç Şengal'i koruyamaz. Şengal'in savunması kendi halkının elinde olduğunda yeni fermanların önü alınacaktır. Bizim burada birliğe ve dayanışmaya ihtiyacımız var. Kendi kendini yöneten, Şengal halkının kendi iradesiyle yöneteceği bir yönetime ihtiyacımız var

Ömrümüzün sonuna kadar şehitlerin yolunda yürümeye ve onların emeklerine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Kendi toplumumuzu ve baskı altında yaşayan bütün halkları korumak için her zaman onların yanında olmaya hazırız. Bunun nerede olduğunun bizim için bir önemi yok. Biz önümüze insani bir görev koyduk. Zaten örgütümüz de insani değerlere dayanan bir örgüttür. Örgütümüz hangi toplumu korumak için bizi görevlendirirse, biz buna hazırız.”