Demokratik Entegrasyon Konferansı: Olağanüstü demokratik hal ilan edilmeli

Zürih’te düzenlenen Demokratik Entegrasyon Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede, Kürt kimliğinin tanınması, hukuksal güvenceler, demokratik özerklik ve toplumsal örgütlenmenin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.

Kürt Toplumsal Araştırmalar Derneği (Akademî Kurd) tarafından 24 Ekim’de İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen Demokratik Entegrasyon Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Yaklaşık 300 delegenin katılımıyla gerçekleştirilen konferansın sonuç bildirgesinde, Önder Apo’nun Demokratik Komünal Toplum Manifestosu çerçevesinde geliştirdiği demokratik entegrasyon perspektifinin siyasal, toplumsal, hukuksal ve ekonomik boyutlarına ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

Dört ayrı oturumda ele alınan tartışmaların sonuçlarının aktarıldığı bildirgede, demokratik entegrasyonun yalnızca çatışmaların sona erdirilmesiyle sınırlı olmadığı, çatışmalara neden olan siyasal, hukuksal ve toplumsal koşulların ortadan kaldırılmasını da gerektirdiği belirtildi.

‘DEMOKRATİK ENTEGRASYON ANCAK MÜCADELE VE MÜZAKEREYLE MÜMKÜNDÜR’

Bildirgenin ilk bölümünde, demokratik entegrasyonun asimilasyon ve kimliksizleşmenin karşısında yer aldığı vurgulandı. Entegrasyonun tek taraflı bir uyum süreci olarak ele alınamayacağı belirtilerek, karşılıklı tanınma, dönüşüm ve eşitler hukukuna dayalı ortak yaşamın esas alınması gerektiği ifade edildi.

Demokratik entegrasyonun devlet-toplum ilişkisinin toplum lehine yeniden düzenlenmesini öngördüğü belirtilen bildirgede, bunun yalnızca PKK’nin silah bırakması ya da silahlı güçlerin Türkiye Cumhuriyeti’ne hukuksal, sosyal ve ekonomik entegrasyonu anlamına gelmediğine dikkat çekildi.

Bildiride şu değerlendirmeye yer verildi:

“Demokratik Entegrasyon Kürt kimliğinin tanınması, dil hakkının güvenceye alınması, kültürel hakların özgürce kullanımı, siyasal temsil, yerel demokrasi, eşit yurttaşlık hukukunun güvenceye kavuşturulmasıdır.”

Bu sürecin hem devletin hem de Kürtlerin karşılıklı olarak birbirini tanımasını ve demokratik dönüşümünü gerektirdiği belirtilerek, mücadele ve müzakerenin birlikte yürütülmemesi halinde Kürt sorununun kalıcı biçimde çözülemeyeceği vurgulandı.

‘ÖZERK ROJAVA, DEMOKRATİK SURİYE’

Bildirgenin Rojava’ya ilişkin bölümünde, Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeler demokratik entegrasyonun somut bir örneği olarak değerlendirildi.

Rojava yönetiminin yeni Şam yönetimiyle yürüttüğü entegrasyon sürecinin, bir yandan mevcut özerkliği korumayı, diğer yandan Suriye’nin demokratik temelde yeniden inşasını hedeflediği belirtildi.

29 Ocak anlaşmasıyla birlikte Kürtlerin devlet sistemi içerisinde yer almaya başladığı ifade edilen bildirgede, fiili özerklik döneminin gerisinde bir statü söz konusu olsa da kısmi özerkliğin korunmasının ve hukuksal güvenceye kavuşturulmasının önemli olduğu kaydedildi.

Rojava’da son 12 yılda oluşturulan kurumların korunması, askeri birliklerin mevcut yapılarıyla ordu sistemine entegre edilmesi, yerel yönetimlerin ve asayiş mekanizmalarının bölgenin demografik ve toplumsal yapısı temelinde düzenlenmesinin önemine dikkat çekildi.

Kürtçe eğitim, kadın birliklerinin konumu ve yeni anayasa tartışmalarının müzakere ve mücadele başlıkları arasında bulunduğu belirtilerek, Rojava’nın özerkliğinin korunması ile demokratik bir Suriye’nin inşasının birbirini tamamlayan süreçler olduğu vurgulandı.

‘KADINLAR MÜCADELEDE KENDİ YERLERİNİ YARATTI’

Bildirgenin kadın mücadelesine ilişkin bölümünde, Kürt halkının 50 yılı aşkın süredir beş kuşaktır kesintisiz mücadele yürüttüğü ifade edildi. Kürt kadınlarının bu süreçte yalnızca mücadeleye katılan değil, kendi toplumsal ve siyasal konumunu inşa eden bir özne haline geldiği belirtildi.

Kadınların kazanımlarının kendilerine sunulmadığı, mücadeleyle elde edildiği vurgulanırken, demokratik entegrasyon sürecinde kadınların mevcut sisteme nasıl ve hangi koşullarda entegre olacağı sorusunun önemini koruduğu ifade edildi.

Türkiye’de kadınları, emek güçlerini, farklı kültür ve inançları kapsayacak demokratik bir dönüşümün henüz gerçekleşmediği belirtilen bildirgede, demokratik entegrasyonun aşırı teorik tartışmalar yerine somut ve uygulanabilir adımlarla geliştirilmesi gerektiği kaydedildi.

Gençlerin, öğrencilerin, akademisyenlerin ve demokratik toplum örgütlerinin bu süreçte aktif rol üstlenmesi gerektiğine dikkat çekilerek, toplumsal örgütlenmenin demokratik dönüşümdeki belirleyici rolü vurgulandı.

‘DEMOKRATİK TOPLUM YASASI HAYATA GEÇİRİLMELİ’

Bildirgenin hukuksal boyuta ilişkin bölümünde, Kürt sorununun demokratik çözümünde yasal düzenlemelerin belirleyici önemde olduğu ifade edildi.

Kürtlerin varlığını, dilini, kültürünü, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ve yerel demokrasi ilkesini kapsayan bir hukuksal çerçeveye ihtiyaç duyulduğu belirtilerek, bu çerçevenin Demokratik Toplum Yasası ile oluşturulabileceği kaydedildi.

Bildiride, “Yasaların yürürlüğe girip uygulanmaya başladığı andan itibaren demokrasi çarkı dönmeye başlayacak” denildi.

Demokratik Toplum Yasası’nın, toplumun kendisini özgürce ifade edebileceği ve örgütleyebileceği demokratik alanın hukuksal güvenceye kavuşturulmasını amaçladığı belirtildi.

Bununla birlikte, yasal düzenlemelerin tek başına sınırsız bir güvence sağlamayacağına dikkat çekilerek, demokratik toplumun örgütlü gücünün ve siyasal iradenin bu sürecin ayrılmaz parçaları olduğu vurgulandı.

‘OLAĞANÜSTÜ DEMOKRATİK HAL İLAN EDİLMELİ’

Bildirgenin dikkat çeken başlıklarından biri de geçiş sürecine ilişkin hukuksal ve toplumsal düzenlemeler oldu.

Demokratik entegrasyonun devlet kurumlarında ve yasalarda kapsamlı reformları gerektirdiği belirtilirken, geçmişte yaşanan hak ihlalleriyle yüzleşilmesi ve mağdurların taleplerini esas alan onarıcı adalet mekanizmalarının oluşturulması gerektiği ifade edildi.

Bu kapsamda “Olağanüstü Demokratik Hal” ilan edilmesi önerildi.

Geçiş sürecinde uluslararası deneyimlerden yararlanılması gerektiği belirtilerek, Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilen Joinet Prensipleri'ne (BM Cezasızlıkla Mücadele İlkeleri) dikkat çekildi.

Bildiride, devletin gerekli adımları atmaması halinde sivil toplumun inisiyatif üstlenmesi, gerçekle yüzleşme komisyonlarının oluşturulması ve geçiş adaletine ilişkin raporlamaların hazırlanması gerektiği vurgulandı.

‘DEMOKRATİK ENTEGRASYONUN EKONOMİK ZEMİNİ KOMÜNAL EKONOMİDİR’

Demokratik entegrasyonun ekonomik boyutuna da geniş yer verilen bildirgede, siyasal ve kültürel hakların tanınmasının yanında ekonomik yaşamın da demokratik, eşitlikçi ve komünal temelde yeniden örgütlenmesi gerektiği belirtildi.

Demokratik komünal ekonominin emek, dayanışma, kolektif üretim ve toplumsal ihtiyaçlar temelinde geliştirilmesi gerektiği ifade edilerek, Kürdistan ve Avrupa’da faaliyet yürüten küçük işletmelerin kooperatifler etrafında bir araya gelmesi önerildi.

Ortak ekonomik girişimlerin ve dayanışma ağlarının geliştirilmesinin Kürt halkının ekonomik birliğini güçlendireceği belirtilen bildirgede, kadın emeğinin görünür kılınması ve kadınların üretim süreçlerine eşit katılımının sağlanmasının önemine dikkat çekildi.

Ayrıca yapay zekâ ve teknolojik gelişmelerin toplumun ortak ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilmesi, teknolojik dönüşümün adil paylaşım ve kolektif üretim temelinde ele alınması gerektiği vurgulandı.

AKADEMÎ KURD: TARTIŞMALARI GELİŞTİRECEĞİZ

Sonuç bildirgesinin son bölümünde, Zürih’te gerçekleştirilen konferansın demokratik entegrasyonun teorik çerçevesini ve uygulama yöntemlerini tartışmaya açan başlangıç niteliğinde bir çalışma olduğu belirtildi.

İsviçre’de yaşayan Kürdistanlılar açısından demokratik entegrasyonun daha kapsamlı biçimde tartışılması ve anlaşılması gerektiğine dikkat çeken Akademî Kurd, önümüzdeki dönemde bu alandaki çalışmalarını sürdüreceğini duyurdu.