Amed’in Pasur (Kulp) ilçesine bağlı Kasor Havzası’nda Kılıç Kardeşler Madencilik İnşaat Mühendislik ve Proje Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından yapılması planlanan “Yarma ve Sondaj Yöntemiyle Maden Arama Projesi”ne ilişkin davada bilirkişi raporu dava dosyasına girdi. Raporda, proje alanının mera vasfında olduğu ve Silvan Barajı Uzun Mesafeli Koruma Alanı içerisinde bulunduğu belirtilirken, su kaynakları, hava emisyonları, heyelan, erozyon ve biyolojik çeşitlilik açısından çeşitli risklere dikkat çekildi.
17 Temmuz 2026’da bölgede yapılan keşfin ardından hazırlanan bilirkişi raporunda, proje için hazırlanan çevresel değerlendirmelerin ve öngörülen önlemlerin farklı uzmanlık alanları açısından yeterli teknik dayanağa sahip olmadığı ifade edildi.
Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi’nde görülen davada, davacı tarafın “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” işleminin iptali talebiyle açtığı dava kapsamında bilirkişi incelemesi yapıldı. Keşif sırasında tarafların iddialarını dinleyen heyet, proje alanında gözlem ve incelemelerde bulunarak fotoğraflar çekti ve tespitlerini rapora aktardı.
Farklı uzmanlık alanlarında yapılan incelemeler sonucunda, proje tanıtım dosyasında yer alan çevresel değerlendirmelerin ve alınması öngörülen önlemlerin teknik dayanaklarının yeterli olmadığı belirtildi.
Raporda özellikle su kaynaklarına ilişkin temel verilerin eksikliği, proje alanının aktif heyelan bölgelerine yakınlığı, deprem riski, erozyon ve toprak yapısı ile habitat ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olası etkiler öne çıktı.
Raporun sonuç bölümünde ise “Yarma ve Sondaj Yöntemiyle Maden Arama Projesi” kapsamında verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının uygun olmadığı sonucuna varıldı.
ÇALIŞMA EROZYONA NEDEN OLACAK
Maden mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede, iki yarma alanından yaklaşık 360 metreküp pasa ve cevher çıkarılmasının öngörüldüğü belirtildi. Ancak arazinin yüksek eğimli topoğrafyası nedeniyle çıkarılacak malzemenin aşağı doğru kayması ve yuvarlanmasına karşı proje dosyasında herhangi bir önlem öngörülmediği tespit edildi.
Raporda, proje başlangıcında 0,5 metre kalınlığında dekapaj yapılacağı ve delme-patlatma işlemi gerçekleştirilmeyeceği belirtildi. Bununla birlikte, dekapaj ve saha tesviyesi sırasında yapılacak nakliye faaliyetlerinin toz oluşumuna neden olacağı, tozun bastırılması veya bertarafına yönelik önlemlerin ise proje dosyasında yeterli şekilde ortaya konulmadığı ifade edildi.
Bilirkişi heyeti, yüksek topoğrafik eğim nedeniyle kazıdan çıkacak pasanın yamaç aşağı kontrolsüz bırakılması durumunda erozyona yol açabileceği uyarısında bulundu. Raporda, alt kotlarda bulunan yerleşim yerleri ve tarım arazilerinin bu durumdan etkilenebileceği belirtildi.
Pasanın eğimli arazide kayma riski taşıdığına dikkat çekilen raporda, gerekli koruma tedbirlerinin belirtilmemesinin iş güvenliği açısından da tehlike oluşturabileceği kaydedildi.
Raporda, maden arama faaliyetlerinin geçici nitelikte olmasına rağmen yarma ve sondaj platformlarında bitki örtüsünün sıyrılacağı belirtildi. Faaliyetlerin tamamlanmasının ardından açılacak yarma hendeklerinin kapatılması ve arazinin eski haline getirilmesine ilişkin somut bir rehabilitasyon planının ise proje tanıtım dosyasında yeterli teknik ayrıntıyla ortaya konulmadığı ifade edildi.
SU KAYNAKLARI ZARAR GÖRECEK
Bilirkişi raporunda, sondaj lokasyonlarının bölgedeki içme ve sulama suyunu besleyen su kaynaklarına ve menderes hatlarına yakınlığına da dikkat çekildi. Karotlu sondajlar sırasında yeraltı su katmanlarının birbirine karışması ve akifer yapısının zarar görmesi ihtimalinin proje tanıtım dosyasında yeterince analiz edilmediği belirtildi. Projenin madencilik faaliyetlerinin olası etkileri açısından mevcut haliyle yetersiz olduğu sonucuna varıldı.
Çevre mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede ise ulaşım kaynaklı toz ve egzoz emisyonlarının yeterince ortaya konulmadığı ifade edildi. Proje kapsamında yapılan toz hesabının yalnızca saha içerisindeki malzeme taşınmasını kapsadığı, 3,2 kilometrelik ulaşım yolunda oluşacak araç trafiğinin yaratacağı etkinin ise hesaba katılmadığı kaydedildi.
İş makineleri ve jeneratörlerden kaynaklanacak egzoz emisyonlarının miktarının da geçerli bir kütlesel debi hesabıyla ortaya konulamadığı belirtildi.
Bilirkişi heyeti, proje alanının Silvan Barajı Uzun Mesafeli Koruma Alanı içerisinde bulunmasına ve çevresinde derelerin yer almasına ayrıca dikkat çekti. Kazı ve sondaj faaliyetlerinin su kaynaklarıyla etkileşim potansiyeli taşıdığı belirtilerek, projenin su kaynakları açısından çevresel risk barındırdığı ifade edildi.
Raporda, su kaynaklarının faaliyet noktalarına olan mesafeleri, debileri ve mevcut su kalitesine ilişkin başlangıç verilerinin ortaya konulmadığı belirtildi. Bu nedenle kazı ve sondaj çalışmalarının su kaynakları üzerindeki olası etkisinin ve alınması öngörülen önlemlerin yeterliliğinin belirlenemediği kaydedildi.
DEPREM VE HEYELAN RİSKİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Kümülatif çevresel etki değerlendirmesinin de yeterli olmadığı belirtilen raporda, ulaşım güzergâhındaki mevcut trafik ile proje kapsamında oluşacak trafiğin toplam etkisinin ele alınmadığı ifade edildi. Su kaynaklarına ilişkin başlangıç verilerinin eksikliğinin ise projenin mevcut duruma yapacağı katkının değerlendirilmesini sınırlandırdığı kaydedildi.
Faaliyetin geçici olmasının, su kaynakları üzerindeki etkilerin de geçici ve tamamen giderilebilir olduğu anlamına gelmeyeceği vurgulanan raporda, çalışmaların yerel içme ve sulama sularında kalıcı kirliliğe yol açabileceği değerlendirildi.
Raporda, ruhsat sınırındaki R2 ve proje sahasının güneybatısındaki R5 noktalarında aktif heyelan bulunduğu belirtildi. Sondaj makinelerinin oluşturacağı titreşimlerin, kazı çalışmalarının veya su dengesindeki değişikliklerin aktif heyelanları tetikleyebileceği kaydedildi. Bu alanlar için mikro-bölgeleme ve şev stabilitesi raporlarının hazırlanması gerektiği ifade edildi.
Bölgenin 1’inci derece yüksek riskli deprem kuşağında bulunduğuna da dikkat çekilen raporda, heyelan riski ile depremselliğin birleşmesi halinde kontrolsüz derin sondaj ve kazı çalışmalarının kütle hareketlerini hızlandırabileceği belirtildi.
Bilirkişi heyeti, bu değerlendirmeler doğrultusunda projenin jeolojik açıdan teknik dayanaklarının yeterli olmadığı sonucuna vardı.
'GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ'
Bilirkişi raporunun dava dosyasına girmesinin ardından ajansımıza konuşan köylüler, yıllardır dile getirdikleri kaygıların uzman incelemesiyle de ortaya konulduğunu belirtti.
Köylüler, raporda su kaynaklarının, mera ve toprak yapısının korunması, doğal yaşam ve biyolojik çeşitlilik, erozyon ve heyelan riskleri ile çevresel etkilerin bütüncül değerlendirilmesi konularında tespitlerin yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Su kaynaklarının korunması, mera ve toprak yapısının korunması, doğal yaşam ve biyolojik çeşitlilik, erozyon ve heyelan riskleri, çevresel etkilerin bütüncül değerlendirilmesi konularının yalnızca köylülerin endişesi olmadığı, uzman bilirkişi incelemesinde de ciddi teknik sorunlar olarak ortaya konulduğu görülmüştür.
Biz mücadelemizi kişilere karşı değil; köyümüzün toprağına, suyuna, merasına ve geleceğine sahip çıkmak için sürdürüyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hukuk içinde, bilimsel verilerle ve kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz. Toprağımıza, suyumuza ve geleceğimize sahip çıkıyoruz.”