Nilüfer Koç: Avrupa Konseyi yeni sürecin koşullarını dikkate almalı

Yeni bir barış sürecinin gündemde olduğunu ve Önder Apo’nun barış ve demokratik toplum yönünde çağrılar yaptığını belirten KNK'den Nilüfer Koç, Avrupa Konseyi’nin bu yeni koşulları dikkate almasını ve tutumunu gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.

NİLÜFER KOÇ

“Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” kampanyası kapsamında 50 ülkeden 845 imza toplandı. Aralarında 109 Nobel Ödülü sahibinin de bulunduğu uluslararası destek, Avrupa Konseyi’ne taşındı. Son olarak 29 ülkeden 620 imzacı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne mektup gönderdi.

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Dış İlişkiler Eş Sözcüsü Nilüfer Koç ile uluslararası kampanyanın sonuçlarını, Avrupa Konseyi nezdinde yürütülecek diplomatik girişimleri, umut hakkının uygulanması için atılacak adımları ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü hedefi doğrultusunda önümüzdeki dönemde yürütülecek çalışmaları değerlendirdik.

Önder Apo’nun İmralı’da yeni bir binaya geçtiği yönündeki açıklamaları değerlendiren Nilüfer Koç, daha geniş bir alana nakledilmesinin koşullarda esaslı bir değişiklik anlamına gelmediğini belirtti. Yapılan düzenlemenin yalnızca fiziki mekanın genişletilmesinden ibaret olduğunu ifade eden Nilüfer Koç, İmralı Adası’na ulaşımın ve görüşmelerin hâlâ devletin denetiminde olduğuna dikkat çekti.

Adanın denizin ortasında bulunduğunu ve kimin adaya gidip gelebileceğine devletin karar verdiğini hatırlatan Nilüfer Koç, “Devlet istediği zaman seni götürecek, gidenlere izin verecek ya da vermeyecek. Devletin tamamen hakimiyeti altında olan bir durum. Bu, kendi başına bir sorun. Adanın içinde hücrenin metrekaresinin değişmesi de çok belirleyici bir faktör değil. Bana göre oyalamanın ötesine geçmeyen bir durum” dedi.

Önder Apo’nun yürüttüğü politik mücadelenin toplumla ve siyasetle buluşmasının önemine işaret eden Nilüfer Koç, mevcut koşulların bu buluşmanın önünde engel oluşturduğunu söyledi. Önder Apo’nun Türkiye’de demokrasi ve barışın inşası için büyük riskler üstlendiğini ve uzun süredir politik mücadele yürüttüğünü belirten Nilüfer Koç, bu mücadelenin toplumla buluşabilmesi için fiziki mekan değişikliğinin yeterli olmayacağını kaydetti.

İmralı’daki tecrit koşullarının barış fikrinin toplumsallaşmasını ve siyasetin gündeminde etkin biçimde yer almasını da engellediğini dile getiren Nilüfer Koç, esas değişikliğin Önder Apo’nun dış dünyayla bağlantı kurabilmesinin sağlanmasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Nilüfer Koç, “Yerin değiştirilmesi bu noktada da bir göz boyamadır. Süreci değiştirecek bir durum değil. Önder Apo’nun kendisinin de talep ettiği gibi dış dünyayla bağlantıların sağlanması esas olarak sürece hizmet eder. Bu, Kürtlerin sürece karşı güvenini daha da artırıcı bir gelişmeye yol açabilir” diye konuştu.

Önder Apo’nun fiziki koşullarında yapılan düzenlemenin esaret ve tecrit durumunu değiştirmediğini yineleyen Nilüfer Koç, “Önder Apo hâlâ İmralı Adası’nda esirdir. Esaret şartları da değişmiyor. Bir hücreden diğer hücreye naklediliyor. Buna çok aldanmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘SÜRECİN İLERLEMESİ İÇİN ÖNDER APO’NUN STATÜSÜ NETLEŞMELİ’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Kürt tarafının attığı adımların ortada olduğuna işaret eden Nilüfer Koç, devletin ise somut adımlar konusunda yavaş ve belirsiz bir tutum sergilediğini söyledi. Sürecin ilerleyebilmesi için Önder Apo’nun statüsünün netleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak 27 Şubat’tan bu yana sürecin gelişmesi için çok sayıda öneri sunulduğunu hatırlattı.

Komisyonların kurulması, yasal düzenlemelerin yapılması, silahların yakılması ve PKK’nin feshi gibi önemli başlıklarda Önder Apo’nun çağrı ve öneriler ortaya koyduğunu belirten Nilüfer Koç, onun Türkiye’deki bütün siyasal yelpazeye hitap ederek barış yönünde çaba gösterdiğini ifade etti. Bu çabanın devam edebilmesi ve Önder Apo’nun süreçte üstlendiği rolü sürdürebilmesi için statüsünün belirlenmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

Devletin henüz Kürt sorununun çözümü konusunda kesin bir siyasi karar almadığını dile getiren Nilüfer Koç, yaşanan belirsizliğin ve ertelemelerin de bu kararsızlıktan kaynaklandığını söyledi. Devletin kendi içindeki çelişkilerin giderek arttığına dikkat çeken Nilüfer Koç, yolsuzluk iddiaları ve fon meselesiyle açığa çıkan tartışmaları işaret ederek, AKP iktidarıyla devletin içte çok ciddi bir iç çürüme yaşadığını vurguladı. 

Önder Apo’nun çözüm önerilerini yalnızca Kürt sorunuyla sınırlı olmayan, Türkiye’deki devlet yapısının demokratikleşmesini de hedefleyen bir yaklaşım olarak değerlendiren Nilüfer Koç, “Önder Apo’nun teklifleri, yolsuzlukla kirlenmiş devlet organlarını demokrasiyle temizleme projesidir. Bu çözümden toplumun ezici çoğunluğu kazanacaktır” dedi.

‘DIŞ DENGELERE BEL BAĞLAMAK KISA VADELİ BİR POLİTİKA’

Devletin Kürt sorununu çözmek yerine Ortadoğu’da değişen dengelere ve bölgesel anlaşmalara bel bağladığını söyleyen Nilüfer Koç, Türkiye’nin dış politikadaki gelişmeler üzerinden zaman kazanmaya çalıştığını ifade etti. Devletin, Kürt sorununu çözmeden dışarıdaki ittifaklar aracılığıyla mevcut durumu sürdürebileceği hesabı yaptığını belirten Nilüfer Koç, bu yaklaşımın kalıcı bir çözüm getirmeyeceğini kaydederek, şunları belirtti:

“Dış dengelerde de Kürt sorununun çözümü çok önemli bir denge unsurudur. Türkiye’ye komşu İran, Irak ve Suriye’ye bakmak lazım. Rojhilat, Başur ve Rojava Kurdistan’ı da bölgede Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkını mücadeleyle dayatmaktadır. Yani Kürt sorunu bir tek Türkiye’nin iç değil, aynı zamanda dış siyasetin de sorunudur. Türk devleti nereye giderse gitsin Kürt sorunu hep karşısına çıkacaktır. Şu anda bölgede herkes kendisine yatırım yapabileceği dengeleri aramaktadır. Kürtlerin gücü de dengeleri ciddi anlamda değiştirebilecek bir güçtür.” 

Ortadoğu’da yeni bir bölgesel sistemin şekillendiğine ve stratejik değişimlerin yaşandığına dikkat çeken Nilüfer Koç, bugün kurulan ittifakların ve siyasi dengelerin yarın değişebileceğini söyledi. Türkiye’nin uzun vadeli bir politika geliştirmek yerine günlük gelişmelere göre hareket ettiğini belirten Nilüfer Koç, şöyle devam etti:

“Dengeler değişir, yeni aktörler gelir, aktörler arası ittifaklar değişir. Bu noktada Türkiye’nin çıkmaza sokulduğunu düşünüyorum. Türkiye, bölgedeki kaosun bazı boşluklarından faydalanarak diplomasiyle ömrünü uzatmaya, bölgedeki kimi boşluklardan yararlanmaya çalışmaktadır. Bölge siyasetindeki çok başlılık, çok kutupluluk, siyasetin çatışma-uzlaşma biçiminde gelişmesine neden olmaktadır. Bu nedenle çatışma-uzlaşma sıklıkla yer değiştiriyor. Hegemonya iddiasında olan ABD bile bu siyasal duruma güç getirmekte zorlanmaktadır. Kaldı ki Türk devleti gibi içte ciddi çürümeyi yaşayan bir devlet nasıl güç getirecek? İçte Kürt özgürlük mücadelesinden dolayı Türkiye, özellikle Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum stratejisiyle geleceğine dair karar verme aşamasına sokulmuştur. Ya demokrasi ya da çürümenin derinleşmesi. Kürtler çok dinamik ve kendi gücünün farkında olan bir halktır.”

Türkiye’nin iç sorunlarının da bu politikayı sürdürülemez hale getirdiğini ifade eden Nilüfer Koç, yolsuzluk tartışmalarının yanı sıra muhalefetin susturulmasına ve gazetecilerin tutuklanmasına dönük uygulamaların artarak devam ettiğini söyledi. Devletin kendi içindeki sorunları çözmeden dış politikadaki gelişmelere dayanarak ilerleyemeyeceğini vurgulayan Nilüfer Koç, çıkış yolunun Barış ve Demokratik Toplum Projesi’nin hayata geçirilmesinden geçtiğini belirtti.

Nilüfer Koç, “Bölgede eski anlaşmalar yerine yeni anlaşmalar doğrultusunda bir yapılandırma söz konusu. Türk devleti bu küresel dayatma karşısında günlük diplomasi ve politik hamlelerle devleti kurtaramaz. Türk devleti, etrafında dayatılan değişimle bir kriz halini yaşamaktadır. Devletin yapısal bir sorun yaşadığı ortaya çıkmaktadır. 1923 Cumhuriyeti artık zaman aşımına uğramıştır. Türkiye, Önder Apo’nun önerdiği demokratik bir yapılandırmaya girmezse dışa daha fazla bağımlı hale gelecektir” diye belirtti.

Küresel ve bölgesel güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini, bu hesapların Türkiye’nin beklentileriyle her zaman örtüşmeyebileceğini dile getiren Nilüfer Koç, dış politikadaki anlaşma ve uzlaşmaların Kürt sorununu ortadan kaldırmayacağını söyledi. Türkiye’nin er ya da geç kendi iç sorunlarıyla, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme ihtiyacıyla yüzleşmek zorunda kalacağını ifade eden Koç, “Türkiye’nin demokrasiye ihtiyacı var” dedi.

‘ÖNDER APO’NUN ÖZGÜRLÜĞÜ YALNIZCA SÜRECİN KONUSU DEĞİL’

Önder Apo’nun özgürlüğü tartışmasının yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne bağlı ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Nilüfer Koç, sürecin bu konuda yeni bir siyasal imkan ve argüman yarattığını, ancak meselenin çok daha geniş bir hukuki ve siyasi boyutu bulunduğunu söyledi:

“Süreç olmasaydı Önder Apo özgür olmamalı mı? Bana göre burada sürecin de ötesinde bir sorun var. Zaten kaçırılması, 27 yıldır adaletsiz bir şekilde İmralı’da tutulması kendi başına bir sorun. Bir halkın liderinin, demokrasi ve özgürlükten başka bir şey istemeyen bir insanın bu şekilde tutulması başlı başına bir adaletsizliktir.”

Bu adaletsizliğin hukuki boyutuna dikkat çeken Nilüfer Koç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014 yılında verdiği kararı hatırlattı. Mahkemenin, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının umut hakkı bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesiyle bağdaşmadığı yönünde karar aldığını belirten Nilüfer Koç, Türkiye’nin mevzuatını sözleşmeye uygun hale getirmesi gerektiğini söyledi.

AİHM kararının üzerinden yıllar geçmesine rağmen gereğinin yerine getirilmediğini ifade eden Nilüfer Koç, bunun siyasi bir tutum olduğunu belirtti. Kararların uygulanmasının icra organı olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin sorumluluğuna işaret ederek, Avrupa Konseyi’nin kendi hukukunu işletmesi ve Türkiye’nin kararın gereklerini yerine getirmesini sağlaması gerektiğini vurguladı.

‘AVRUPA KONSEYİNİN TUTUMU BARIŞ SÜRECİYLE SINANIYOR’

Avrupa Konseyi’nin Önder Apo’ya ilişkin tutumunun, Kürt sorununa yaklaşımındaki eski politik çizginin devamı niteliğinde olduğunu belirten Nilüfer Koç, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bu yaklaşımın çelişkilerini daha görünür hale getirdiğini ifade etti.

Nilüfer Koç, Avrupa Konseyinin siyasal ve icra organı Bakanlar Komitesinin Türkiye ile Kürtler arasındaki çatışmalı dönemin devam ettiği varsayımıyla hareket ettiğini belirterek, Türkiye’yi müttefiki ya da partneri olarak görmesinin de kurumun hukuki sorumluluklarını yerine getirmekte isteksiz davranmasında etkili olduğunun altını çizdi.

Nilüfer Koç, yeni bir barış sürecinin gündeme geldiğini ve Önder Apo’nun barış ve demokratik toplum yönünde çağrılar yaptığını hatırlatarak, Avrupa Konseyi’nin bu yeni koşulları dikkate almasını ve tutumunu gözden geçirmesi gerektiğini kaydetti. 

“Avrupa Konseyi yansıdığı kadarıyla hâlâ eski Kürt politikasında ısrar ediyor” diyen Nilüfer Koç, Kürtlerle Türklerin artık savaşmadığı bir süreçte Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin çelişkiden faydalanan üçüncü taraf gibi davranmayı sürdürmesini eleştirerek, “Kürt sorununun yüz yıllık bir denklemi vardı: İkisi kavga edince üçüncüsü sevinir. Avrupa Konseyi de sanki hala üçüncüsünün rolünü oynamaya devam ediyor. Halbuki Türkiye somutunda Kürtlerle Türkler artık fiili olarak askeri bir savaş içerisinde değildir. Üçüncü taraf neden hâlâ iki taraf savaşıyormuş gibi bir pozisyon alıyor?” diye sordu.

Avrupa Konseyinin Türkiye’yle kurduğu üyelikten kaynaklı müttefiklik ve partnerlik ilişkisinin insan hakları alanındaki yükümlülüklerinin önüne geçmemesi gerektiğini vurgulayan Nilüfer Koç, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin, kurumun bugüne kadarki yaklaşımını yeniden değerlendirmesini zorunlu kıldığını belirtti. Bu çerçevede uluslararası imza kampanyasına verilen desteğin de yalnızca Önder Apo’nun fikirlerini benimseyen çevrelerle sınırlı olmadığına dikkat çeken Nilüfer Koç, imzacılar arasında Önder Apo’nun düşüncelerini ideolojik olarak benimseyenlerin yanı sıra, hukuki ve siyasi bir adaletsizliğe itiraz edenlerin de bulunduğunu ve AİHM tarafından karar verilmiş olmasına rağmen bu kararın uygulanmamasının farklı çevrelerde tepki yarattığının altını çizdi. 

Avrupa Konseyi ve AİHM’in son 40 yıldır Türkiye’deki hak ihlallerine ilişkin çok sayıda dosyayla karşı karşıya olduğunu hatırlatan Nilüfer Koç, bu mekanizmalara yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’deki muhalif kesimlerin de başvurduğunu belirtti. Bugün ortaya çıkan barış imkanının Avrupa Konseyi’ne de sorumluluk yüklediğini hatırlatan Nilüfer Koç, Bakanlar Komitesinin barışı destekleyen bir tutum alması ve Önder Apo’ya ilişkin AİHM kararının gereğinin yerine getirilmesini sağlaması gerektiğini söyledi.

‘1-3 ARALIK TOPLANTISI ÖNCESİ BASKI ARTIRILMALI’

Uluslararası imza kampanyasının yeni bir aşamaya taşınması gerektiğini belirten Koç, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1-3 Aralık tarihlerinde gerçekleştireceği toplantıya dikkat çekerek, bu toplantıda Önder Apo’nun durumunun ve AİHM kararının uygulanmasına ilişkin dosyanın gündeme geleceğini söyledi.

AİHM kararları çerçevesinde Bakanlar Komitesi’nin önünde bulunan dosyanın Türkiye’nin yasal düzenlemelere gitmesi açısından önemli olduğunu vurgulayan Nilüfer Koç, uluslararası kampanyaların sürdürülmesi gerektiğini ifade etti. Ancak yalnızca uluslararası imza ve kampanyalarla yetinilmemesi gerektiğine, Kürdistan’ın bütün parçalarındaki toplumsal kesimlerin de sürece sahip çıkmasının önemine işaret etti.

Özellikle Bakur ve Rojava’da yaşanan gelişmelerin bölgesel açıdan büyük tehlikeler barındırdığını belirten Nilüfer Koç, Kürdistan’ın farklı parçalarındaki halkın ortak tutum geliştirmesinin hem Önder Apo’nun özgürlüğü hem de Barış ve Demokratik Toplum Süreci bakımından önemli olacağını kaydetti.

Nilüfer Koç, uluslararası kampanyanın diplomatik ve siyasi sonuçlara dönüşmesi için Avrupa Konseyi’nde temsili bulunan DEM Parti’nin daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini söyledi. DEM Parti’nin İmralı heyeti aracılığıyla müzakere sürecinin içinde bulunduğunu hatırlatan Nilüfer Koç, partinin Strasbourg’da yürüteceği çalışmaların müzakere sürecini zayıflatmayacağını, aksine, güçlendireceğini belirtti.

‘DEM PARTİ STRASBOURG’TA DAHA HAMLECİ OLMALI’

DEM Parti’nin Avrupa Konseyi nezdinde daha etkin bir diplomatik rol üstlenebileceğine işaret eden Nilüfer Koç, partinin diplomasideki edilgen tutumun dışına çıkarak daha hamleci bir çalışma yürütmesi gerektiğini vurguladı.

DEM Parti’nin müzakere sürecinde Türkiye’de yasaların demokratikleşmesini talep ettiğini hatırlatan Nilüfer Koç, Strasbourg’da, Avrupa Konseyi nezdinde yürütülecek girişimlerin de bu mücadelenin bir parçası olduğunu kaydetti. Bu çalışmaların müzakere sürecini zayıflatmak bir yana, demokrasi lehine güçlendireceğini ifade eden Nilüfer Koç, “DEM Parti, de facto olarak bir arabulucu işlevi görüyor. İmralı Heyeti var ve birebir bu müzakere sürecinin içinde. Dolayısıyla müzakereyi kolaylaştıracak, demokrasi lehine kolaylaştıracak mücadelenin bir boyutu da Strasbourg’da, Avrupa Konseyi nezdinde yürütülecek faaliyetlerdir” dedi.

Nilüfer Koç, DEM Parti ve diğer muhalefet partilerinin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi üzerinde siyasi ve diplomatik baskının artırılmasına katkı sunabilecek imkanlara sahip olduğunu belirterek, bu imkanların daha etkin kullanılmasının önemine dikkat çekti.

KÜRT KADIN HAREKETİNDEN ÖĞRENCİLERE KADAR TÜM TOPLUMSAL KESİMLERE ÇAĞRI

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin aralık ayındaki toplantısı öncesinde yalnızca siyasi partilerin değil, bütün toplumsal kesimlerin harekete geçmesi gerektiğini belirten Nilüfer Koç, Kürt Kadın Hareketi, Kürt Öğrenciler Birliği ve farklı toplumsal örgütlenmelere çağrıda bulundu. Bakanlar Komitesi’ne mektup gönderilmesi, e-posta yoluyla taleplerin iletilmesi ve dijital medya kampanyalarının sürdürülmesi gerektiğini kaydeden Nilüfer Koç, bu girişimlerin imza kampanyasının devamı olmasının ötesinde, Önder Apo’nun barış yönündeki ısrarının ve mücadelesinin, toplumsal düzeyde sahiplenilmesi anlamına geldiğini vurguladı.

Nilüfer Koç, “Önder Apo’nun çizdiği barış yolundaki kararlılığı göstermek açısından bunların önemli olacağını düşünüyorum” dedi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin aralık toplantısında somut bir karar almaması halinde kurumun inandırıcılığının ciddi biçimde sorgulanacağını ifade eden Nilüfer Koç, bunun aynı zamanda Avrupa Konseyi açısından bir yol ayrımı olacağını dile getirdi. Kurumun temel sorumluluğunun, üye ülkelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun hareket etmesini sağlamak ve sözleşmenin gereklerini yerine getirmeleri için gerekli tutumu almak olduğunu hatırlatan Nilüfer Koç, Türkiye’nin de Avrupa Konseyi üyesi olmasına rağmen, üyeliği boyunca demokratikleşme konusunda istikrarlı ve bütünlüklü bir yaklaşım sergilenmediğini eleştirerek, siyasi ekonomik ve askeri çıkarların kurumun tutumunu belirlemesinde etkili olduğunu vurguladı. 

Nilüfer Koç, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin yerine getirmesi gereken rolünü bugün Önder Apo’nun üstlendiğini belirterek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşması için büyük riskler aldığını söyledi. Avrupa Konseyi’nin de bu çabaya karşılık vermesi ve Önder Apo’nun koşullarının değiştirilmesi yönünde sorumluluk alması gerektiğinin altını çizdi. 

‘KÜRT OLMAYAN ÇEVRELER DE BU ADALETSİZLİĞE KARŞI SES ÇIKARIYOR’

Uluslararası imza kampanyasına Kürt olmayan çok sayıda çevrenin de destek verdiğini aktaran Nilüfer Koç, kampanyanın yalnızca Kürtleri ilgilendiren bir talep olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Sivil toplum çevrelerinden gelen çağrıların ve imzaların, Önder Apo’nun durumuna ilişkin hukuki ve siyasi itirazın uluslararası alanda karşılık bulduğunu gösterdiğini belirtti.

İmza kampanyası tamamlanmış olsa da taleplerin gündemde tutulmaya devam ettiğini dile getiren Nilüfer Koç, uluslararası kamuoyunun ve sivil toplumun Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine çağrılarını sürdürmesinin önemini vurguladı.

Nilüfer Koç, Kürtlerin daha fazla ses çıkarması gerektiğini belirtirken, Türkiye’deki, Rojava’daki, Doğu Kürdistan’daki ve Güney Kürdistan’daki bütün kesimlerin bu çalışmalara katılması çağrısında bulundu.

Nilüfer Koç, Önder Apo’nun koşullarının değiştirilmesinin, umut hakkının uygulanmasının ve özgürlüğünün talep edilmesinin İmralı’daki koşullara ilişkin bir meseleden ziyade, bölgenin geleceği açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olduğuna işaret ederek, “Çünkü halihazırda bölgedeki tek demokrasi projesi Önder Apo’nun sunduğu projedir. Tüm bölgesel ve küresel güçler, sorunları şiddetle çözmeye çalışırken Kürt cephesinden barış, alternatif olarak sunulmaktadır. Bu, çok tarihi bir olay” dedi. 

‘ÖNDER APO’NUN ÖZGÜRLÜĞÜ BÖLGEDE YENİ BİR UMUT YARATACAKTIR’  

Önder Apo’nun dış dünyayla doğrudan ve özgürce temas kurabilmesinin, umut hakkının uygulanmasının ve özgürlüğünün sağlanmasının, bölgede yeni bir umut yaratacağını belirten Nilüfer Koç, bunun Ortadoğu’nun farklı ülkelerinde de etkilerinin olacağını söyledi.

Nilüfer Koç, böyle bir gelişmenin Doğu Kürdistan ve İran’ı, Güney Kürdistan ve Irak’ı, Rojava ve Suriye’yi etkileyeceğini ifade ederek, Önder Apo’nun özgürlüğünün bölgesel düzeyde yeni bir siyasal imkan yaratacağını ve Avrupa Konseyi’nin bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini kaydetti.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, Türkiye’yi barış yönünde teşvik etmek için kullanabileceği araçlara sahip olduğunu belirten Nilüfer Koç, kurumun yalnızca diplomatik değil, ekonomik ve siyasi imkanlarını da devreye sokabileceğini söyledi.