Kürt konferansı: Demokratikleşme olmadan barış olmaz

AP’de düzenlenen 20’nci Kürt konferansında Kürt sorununun çözümüne ilişkin değerlendirmeler ve çağrılar yapıldı. Özellikle kalıcı barış için demokratikleşme, yasal güvenceler ve eşit koşullarda müzakerenin önemine vurgu yapıldı.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu(AP)’nda 14 Ekim’de bir resepsiyonla başlayan Kürt konferansı, ikinci gününe yoğun bir programla başladı. Konferansın öğleden önceki ikinci ve üçüncü oturumları, Ortadoğu’daki jeopolitik değişimler ve geleceği şekillendiren kadınlara odaklandı.

İKİNCİ OTURUM

Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen konferansın ikinci oturumu “Orta Doğu bir dönüm noktasında: Jeopolitik değişimler, demokratik dönüşüm ve barış arayışı” başlığı altında yapıldı.

Gazeteci Dilek Odabaşı’nın moderatörlüğünü yaptığı bu oturumda Ankara Üniversitesi’nden Doğu Ergil, gazeteci Amed Dicle ve ABD’deki Baltimore Üniversitesi’nden Colin Starger konuşmacı olarak yer aldı. 

DOĞU ERGİL: DEMOKRATİKLEŞME OLMADAN BARIŞIN KALICI ŞARTLARI OLMAZ

Doğu Ergil, güvenliğe çok yatırım yapılmasına rağmen neden bu kadar az barış üretildiğini sorarak, güvenlik üzerine inşa edilen politikaların içinde bulunduğu derin krizlere dikkat çekti. 

Doğu Ergil, küresel alanda yaşanan askeri, jeopolitik ve siyasi değişimleri de değerlendirirken, ortaya çıkan durumun çok kutupluluk değil, üst üste binen güvenlik alanları olduğunu ifade etti.

Türkiye’deki sürece işaret eden Doğu Ergil, “Demokrasi, toplumsal farklılıkları ve varoluşsal çatışmaları siyasi yollarla yönetebilme kapasitesidir. Siyasi anlaşmazlıkları tamamen ortadan kaldırmaz. Birbiriyle uzlaşamayan tarafların, farklılıklarına rağmen barış içinde bir arada yaşayabilmelerini sağlar.

Siyasi sorunların çözümsüz bırakılması ise zamanla kalıcı bir güvensizlik kaynağına dönüşür” şeklinde konuştu. 

Demokratik reformların, istikrar sağlandıktan sonra düşünülmesi gereken bir lüks olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Doğu Ergil, şunları ekledi: Demokrasi, sürdürülebilir istikrarın yalnızca bir sonucu değil, aynı zamanda ön koşullarından biridir. Bunu neden söylüyorum? Çünkü sık sık şöyle bir yaklaşım dile getiriliyor: Önce en önemli anlaşma sağlansın, ardından demokratik reformlara geçilsin. Oysa demokratikleşme olmadan barışın kalıcı koşulları oluşturulamaz.”

Üç dönüşüm öneren Doğu Ergil, “Birincisi, rejim merkezli güvenlikten insan merkezli güvenliğe geçilmesidir. İkincisi, dışlayıcı ulusal egemenlik anlayışından iş birliğine dayalı bir güvenlik düzenine geçilmesidir” dedi. Üçüncü olarak ise dışarıdan dayatılan çözümler yerine, toplumlar tarafından kabul edilen ve yaşatılan çözümlere vurgu yaptı. 

AMED DİCLE: AVRUPA, ÇÖZÜMÜ TEŞVİK ETMELİ

Amed Dicle, Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çekerek, “Bir iktidarla çözüm için görüşmek, onun yönetim anlayışını onaylamak anlamına gelmez. Kürtler, kendi hakları ve gelecekleri için bugün karar yetkisini elinde bulunduranlarla görüşüyor. Muhalefetin sorumluluğu, açılan bu imkânı ülkenin demokratikleşmesi yönünde büyütmek olmalı” dedi. 

Avrupa Birliği ve Avrupa ülkelerinin sorumluluğuna da işaret eden Amed Dicle, şunları ifade etti:

“Avrupa Birliği siyasi çözüm istiyorsa, Kürt hareketinin kararlarını memnuniyetle karşılamanın ötesinde, devletin atması gereken adımları da gündeme getirmeli. Türkiye’yle ticaretin, yatırımların ve güvenlik ilişkilerinin sürdürülmesi, Kürtlerin haklarının tanınmasına engel değil. Kürtlerle barışmış bir Türkiye’yle bu ilişkiler sürdürülebilir; bölgenin geleceğinde ağırlığı olan Kürtlerle de doğrudan ve uzun vadeli ilişkiler geliştirilebilir.

Kürtlerin Avrupa’dan beklentisi, Ankara’yla kurulan ilişkilerin sağladığı diplomatik etkinin barış yönünde kullanılmasıdır. Geçmişte savaş politikalarına destek vermeyi mümkün kılan yakın ilişkiler, bugün çözümü teşvik etmek için de kullanılabilir.

Çünkü bu sürecin sonucu Türkiye sınırları içinde kalmayacak. Ortadoğu yeniden şekilleniyor ve Kürtler bu değişimin merkezinde. Bölgenin yeni siyasi düzenini Kürtler olmadan kurmak mümkün değil. Ankara’nın da Avrupa başkentlerinin de hesaplarını bu gerçeğe göre yapması gerekiyor. Kürt sorununun çözümünü ertelemek, bölgenin geleceğinde karşılarına çıkacak temel bir sorunu ertelemek demektir.

Bu nedenle Ankara’nın kararı da, Avrupa’nın tutumu da yalnızca bugünkü süreci etkilemeyecek. Ortadoğu yeniden şekillenirken, Kürt sorununun yeni çatışmaların gerekçesi mi, çözümünün yeni ilişkilerin temeli mi olacağını belirleyecek.”

STARGER: ARTIK DEĞİŞİM ZAMANI

Baltimore Üniversitesi’nden Colin Starger, PKK tarafından esir alındığı süreci anlattı. ABD’nin PKK’yi terör listesinden çıkarması ve kendi adının da buna gerekçe olarak göstermemesi gerektiğini belirten Starger, şöyle konuştu:

“1993 yılında beni kaçıran PKK’nin bugün gördüğümüz PKK ile aynı olmadığını, ABD’nin ve Kürtlerle ilişkisinin zaman içinde değiştiğini dikkate aldığımızda, ABD’nin PKK’yi yabancı terör örgütleri listesinden çıkarması gerektiğine kesinlikle inanıyorum.

Benim adım, PKK’nin bugün hala bu listede tutulmasını desteklemek için kullanılmamalıdır. Bundan 33 yıl önce başıma gelenler, örgütün bugün bu listede tutulmasını haklı çıkarmak için gerekçe olarak gösterilemez. Artık değişimin zamanı geldi.”

Starger, “Bir hukukçu olarak adalet benim için son derece önemli. Adaleti gerçekleştirmeye bağlıyım; yapmaya çalıştığım şey bu.

Hukukun üstünlüğü yalnızca adaleti korumayı amaçlamaz; aynı zamanda adaletin gerçekleşmesini sağlamaya çalışır. Gerçek barış esastır, ama sadece silahların susmadı değil, hakiki barış adalet gerektirir” şeklinde konuştu.

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Konferansın üçüncü oturumu “Geleceği Şekillendiren Kadınlar: Ortadoğu’da Demokratik Dönüşüm, Kürt Birliği ve Barış” başlığı altında yapıldı. 

Siyaset bilimci Arzu Yılmaz’ın moderatörlüğünü yaptığı oturuma konuşmacı olarak Bielefeld Üniversitesi’nden Atefeh Ramsari, HDP eski milletvekili ve Özgür Kadın Hareketi’nden Sebahat Tuncel, Rojava temsilcisi olarak İlham Ahmed yer aldı.

ATEFEH RAMSARİ: KÜRTLERİN BAĞIMSIZ İRADESİ TANINMALI

Atefeh Ramsari, Kürdistan’ın dört parçasındaki duruma dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Kürtlerin siyasi iradesi tarihsel olarak toprakların bölünmesi, birbiriyle rekabet eden devlet kurma projeleri, sınırları aşan Kürt hareketliliği ve bölgesel güvenlik stratejilerinin etkileşimi içinde şekillenmiştir. Dolayısıyla parçalanmışlık yalnızca coğrafi bir durum değildir; siyasi ve kurumsal uygulamalar aracılığıyla sürekli yeniden üretilmektedir.

Buradaki temel çelişki, Kürt meselesinin yönetildiği ulusal çerçeve ile bu meselenin yeniden üretildiği bölgesel ilişkiler arasındadır.

Her devletin kurumları, Kürtlerin siyasi taleplerini öncelikle kendi egemenlik, toprak bütünlüğü ve ulusal güvenlik anlayışı üzerinden değerlendirmektedir. Uluslararası diplomasi de büyük ölçüde devlet merkezli bu yaklaşımı güçlendirmiştir.

Oysa Kürt meselesi, birbirinden ayrı ve bağımsız azınlık sorunlarının toplamı olarak yeterince anlaşılamaz. Çünkü Kürdistan’ın her bir parçasındaki siyasi koşullar, ilgili devletin toprak sınırlarını aşan ilişkiler tarafından şekillendirilmektedir.

Bu mesele, barışın nasıl sağlanacağına ilişkin her türlü tartışmanın merkezinde yer almaktadır.

Kürt meselesinin çözümü; silahsızlanmaya, silahlı çatışmaların sona erdirilmesine ya da Kürt aktörlerin mevcut devlet kurumlarına dahil edilmesine indirgenemez.

Kalıcı bir çözüm, Kürtlerin dışlanmasını ve tabi kılınmasını yeniden üreten siyasi ilişkilerin ele alınmasını gerektirir. Bu da yetkinin nasıl paylaştırılmasını, kolektif hakları, demokratik katılımı ve Kürtlerin bağımsız siyasi iradesinin tanınmasını kapsar.

Barışın sağlanmasına ilişkin sorumluluk esas olarak Kürt aktörlerin üzerine yüklenemez. Siyasi bir uzlaşmanın koşulları, dört devletin politikaları ve stratejik kararları bölgesel güç dengelerini etkileyen uluslararası aktörler tarafından şekillendirilmektedir.

Bu gelişmelerin önemi, siyasi temsildeki biçimsel değişikliklerin çok ötesine uzanmaktadır.

Kadınların katılımı; siyasi bilgi, örgütlenme kapasitesi ve yeni kolektif hareket biçimleri ortaya çıkarmıştır. Bunlar yalnızca belirli kurumların varlığını sürdürüp sürdürmemesi üzerinden değerlendirilemez.

Bu durum, kurumsal kazanımların geri alınabilirliği ile siyasi değişimin uzun vadeli koşulları arasında önemli bir ayrım yapmayı gerektirmektedir.”

İLHAM EHMED: GÜVENCE OLMAZSA BARIŞ GEÇİCİ KALIR

İlham Ehmed, barış yasal olarak güvence altına alınmazsa, korunamayacağının altını çizerek, entegrasyon sürecinde yaşanan sorunlara dikkat çekti. Özellikle ülkedeki Arap şovenizmine işaret eden İlham Ehmed, kadınların rolüne de vurgu yaptı.

İlham Ehmed, “Kadınlar, yaşamın her alanında, toplumsal yaşamın bütün boyutlarında önemli bir rol üstlendiler. Özgür bir yaşamın ve toplumsal özgürlüğün inşasına katkıda bulundular. Suriye’nin geleceği açısından da önemli bir rol oynadılar.

Demokratik ve toplumsal değerler oluşturdular. Ancak Suriye’de ortaya çıkan yeni siyasi koşullarda, halkların kendi yönetimlerini oluşturmak için elde ettikleri kazanımların korunup korunamayacağı belirsizdir” şeklinde konuştu. 

İlham Ehmed, kadınların toplumsal ve siyasi hareketlerdeki rolünü sınırlamak, onları siyasetin dışına itmek isteyen yaklaşımların ortaya çıktığını ifade ederek, “Mesele, onların yalnızca çalışan konumunda kalması değil, siyasi kararların alınmasında da etkin rol üstlenebilmesidir” dedi. 

Özellikle de entegrasyon meselesindeki durumu anlatan İlham Ehmed, “Biz kalıcı bir barış istiyoruz. Ancak entegrasyonun nasıl gerçekleşeceği ve bunun kalıcı bir barışa nasıl katkıda bulunacağı sorusu henüz açıklığa kavuşmuş değil.

Şunu söyleyebiliriz: Barış, gerekli güvenceler sağlanmadığı takdirde yalnızca geçici bir durum olarak kalabilir. Barışı inşa edecek mekanizmalar ve kurumsal güvenceler oluşturulmazsa, her an bozulma ihtimali vardır. Bu nedenle çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır” diye belirtti. 

‘SURİYE’NİN ORTAĞI OLMAK İSTİYORUZ’

İlham Ehmed, “Kürtler ile Suriye yönetimi arasındaki ilişkilerde temel mesele şudur: Kürtlerin bu devletin içerisinde bir aktör olarak varlıklarının kabul edilmesi ve kimliklerinin tanınması gerekir” diye ekledi. 

Suriye’nin ortağı olacaklarını kaydeden İlham Ehmed, şunları ifade etti: “Biz entegrasyon kararı aldık; ancak bu, geri adım atmayı kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor.

Biz bu ülkenin gerçek ortakları olmak istiyoruz. Kürtler olarak eşit ve temel ortaklar olmak istiyoruz. Bu konuda hem irademiz hem de kararlılığımız var.

Bu nedenle atılan adımları geri çevirmek ya da süreci geriye götürmek doğru değildir. Ancak karşılıklı kabul ve karşılıklı tanınma da gereklidir.

Devletin de bu konuda daha fazla çaba göstermesi, Suriye toplumunun bütün bileşenlerini bu devletin gerçek ortakları hâline getirecek bir uzlaşma ve yapılanma oluşturması gerekiyor.”

SABAHAT TUNCEL: TEKRARLAR AŞILMALI, HAKKIMIZ TANINMALI

Bu oturumda son olarak TJA aktivisti Sabahat Tuncel konuştu. Sabahat Tuncel, gerekli adımlar atılmadığında daha sert süreçlerin yaşanabileceği konusunda uyardı. Barışın nasıl olacağını ve şekilleneceğini sorgulayan Sabahat Tuncel, özellikle Avrupa Birliği’nin Kürt sorununun bir parçası olduğuna ve bu nedenle sorumlulukları olduğuna dikkat çekti. 

Sabahat Tuncel şöyle konuştu: “Avrupa da Kürt meselesinin bir parçasıdır. Kürt sorunu bugüne kadar çözülemediyse bunun nedenleri yalnızca Türkiye’deki politikalardan veya bölgesel gelişmelerden kaynaklanmıyor; Avrupa’nın yaklaşımından kaynaklanan boyutları da bulunuyor.

Bugün hâlâ bir çözüm sürecinden söz ediyoruz. PKK kendisini feshettiğini ve silahları bıraktığını açıkladı. Buna rağmen PKK, Avrupa’nın terör örgütleri listesinde yer almaya devam ediyor. Biraz önce Amerikalı konuşmacı arkadaşımızın da belirttiği gibi, PKK ABD’nin terör örgütleri listesinde de bulunuyor.

Bunu gerçekten sorunun çözümüne yönelik bir yaklaşım olarak değerlendirmek gerçekçi değil.”

Avrupa’nın bugüne kadarki yaklaşımının yeterince olumlu olmadığının altını çizen Sabahat Tuncel, özellikle Umut Hakkı ve AİHM kararlarının uygulanması için Avrupa Konseyi’nin uyarının ötesine geçen etkili adımlar atmadığını vurguladı. 

Sabahat Tuncel, “Eğer biz bu dünyanın bir parçasıysak yapılması gereken, daha etkili bir tutum ortaya koymaktır. Aksi hâlde burada yalnızca konuşur, ardından dağılırız. Gerçek bir değişim ve dönüşüm yaşanacaksa bunun her yerde gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum” diye ekledi. 

TEKRARLAR AŞILMALI

Sabahat Tuncel sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa Parlamentosu’nda daha önce de konuşma yaptım. Yine Kürt meselesini ve kadınların durumunu ele aldık. Ardından bir süre ara verdim, cezaevine girdim ve yedi buçuk yıl sonra yeniden buradayım. Fakat yine aynı konuları konuşuyoruz.

Bu da artık bir tekrar hâline geldi. Bence Sayın Öcalan’ın 25 Şubat tarihli mesajındaki en önemli tespitlerden biri bu tekrarın aşılması gerekliliğidir. PKK’nin feshedilmesinin gerekçelerinden biri de budur.

PKK’nin kuruluş koşulları, devlet politikalarından bağımsız olarak, kendi tarihsel bağlamında değerlendirilmelidir. O dönemde Ekim Devrimi’nin etkisi, uluslararası siyasi konjonktür ve bağımsız, birleşik Kürdistan perspektifi, silahlı mücadele biçiminin ortaya çıkmasında etkili olmuştu.

Ancak bugün dünya koşulları değişti. Kürdistan’da, Türkiye’de ve Ortadoğu’da koşullar artık aynı değil. Dolayısıyla stratejik mücadele hattının silahlı mücadeleden demokratik siyasete yönelmesi gerektiği vurgulanıyor. PKK’nin de kendi içerisindeki güçlü tekrar döngüsünü aşması gerektiği ifade ediliyor. Bence bu önemli bir tespittir.

Ancak tekrar meselesi yalnızca Kürtler, Kürdistan veya Türkiye ile sınırlı değil. Bütün dünyada benzer bir tekrar yaşanıyor. Bu döngüyü aşmak zorundayız.

Bugün sokaklarda değişim, adalet ve daha adil bir yönetim isteyen insanlar görüyoruz. Gençler neden sokaklarda? Çünkü değişim talebi yalnızca bizim talebimiz değil; dünyanın dört bir yanındaki insanların talebidir.

Bizim buna ek olarak özel bir talebimiz var: Dünya yurttaşlarının sahip olduğu, resmen tanınan yurttaşlık haklarına bizleri de dâhil edin. Çünkü biz yok sayılıyoruz.”

Sabahat Tuncel, “Asıl mesele budur: Kürtlerin varlığı tanınmıyor. Varlığı tanınmayan bir halkın haklarını ve hukukunu nasıl güvence altına alabilirsiniz?

Bence Sayın Öcalan’ın mesajında öne çıkan önemli konulardan biri de tanınma meselesidir. Kürt kimliğinin ve özgür kimliğin tanınmasını; Kürtlerin kendi sistemlerini kurabilmelerinin ve koruyabilmelerinin kabul edilmesini vurguluyor. Asıl mesele budur. Bunlar gerçekleştiğinde, mücadelenin diğer boyutları da bu temel çerçeve içerisinde ele alınabilir” şeklinde konuştu. 

KALICI BİRLİK OLUŞTURULMALI

Kürtler arası birliğin önemine de vurgu yapan Sabahat Tuncel,  “Kürtler kendi arasında birlikteliği sağlarsa, birlikte yaşadığı halklarla da birlikteliği sağlayabilir” dedi. Sebahat Tuncel,  “Birlik, yalnızca dönem dönem yan yana durmak ya da ortak açıklamalar yapmak değildir. Asıl mesele, Kürtlerin demokratik geleceğini ve özgür bir yaşamı birlikte inşa edebilecekleri kalıcı bir birlik oluşturmaktır” vurgusunda bulundu. 

‘ABDULLAH ÖCALAN ÖZGÜR OLMALI’

Sürecin yürümesi için tarafların da özgür olması gerektiğini vurgulayan Sebahat Tuncel, Önder Apo’nun özgür olması gerektiğini belirtti. Sebahat Tuncel,  “Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmek barışı talep etmektir. Kürtler adına mücadele ediyor, Sayın Öcalan’ın statüsünün tanınması, Kürtlerin siyasi statüsünün tanınmasıdır” diyerek sözlerini noktaladı.