GÖRÜNTÜLÜ

AP’de Kürt Konferansı: Süreç fırsatlar sunuyor

AP'deki Kürt Konferansı’nda konuşan EUTCC Başkanı Kariane Westrheim, sürecin önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, "Bu döneme umutla yaklaşmalıyız, ancak gerçekçilikten de uzaklaşmamalıyız. Barış kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir" dedi.

Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Kürt konferansının ikinci  günü açılış konuşmaları ile başladı. 20’nci konferansın organizatörü Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) Başkanı Norveç’teki Bergen Üniversitesi’nden Kariane Westrheim, ilk konuşmayı  yaptı. 

KARIANE WESTRHEIM: TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİ KÜRT SORUNUNDAN BAĞIMSIZ DÜŞÜNÜLEMEZ

Moderatörlüğünü EUTCC Yönetim Kurulu Üyesi Dersim Dağdeviren’in yaptığı ilk oturumda canlı bağlantı ile konuşan Kariane Westrheim, konferansta emeği olan herkese teşekkür ederek, “EUTCC’nin 2004 yılında kurulduğu dönemde Türkiye, Brüksel’in gündeminde önemli bir yere sahipti. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin görüşmeler başlamıştı. Ancak demokrasinin temel meselelerinden biri olan Kürt sorununun çözümü henüz ele alınmamıştı. Bu siyasi meşruiyet eksikliğinin ve gerçeklerden kopuk yaklaşımın ne Türkiye’yi demokratikleştireceğinin ne de Kürt sorununu çözeceğinin bilincindeydik” şeklinde konuştu. 

Kariane Westrheim, konferansın kuruluşundan bugüne siyasi değişimler ve katılım biçimlerini anlattıktan sonra, Türkiye’deki son Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değindi.

EUTCC Başkanı, “Sayın Öcalan’ın adı, barış ve siyasi çözüm bağlamında artık Avrupa kurumlarında açıkça tartışılıyor” diyerek gelinen aşamaya dikkat çekti. 

Kariane Westrheim, “Öcalan’ın 2025 yılında yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısı Avrupa Parlamentosu’nda ele alındı. Avrupa Parlamentosu, bu çağrının ardından yaşanan gelişmeleri tarihi bir fırsat olarak nitelendirdi” şeklinde konuştu.

“EUTCC, basit ama kapsamlı sonuçları olan bir fikir etrafında kuruldu: Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, Kürt sorunundan ayrı düşünülemez” diyerek sözlerini sürdüren Kariane Westrheim, “Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsa demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve siyasi özgürlükler söz konusu olduğunda Kürt sorununda bir istisna yapılamaz” ifadelerini kullandı. 

Yirmi yılda hükümetler değiştiğini, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin değiştiğini ve çatışmanın da çeşitli aşamalardan geçerek farklı bir seyir izlediğini belirten Kariane Westrheim, Kürtlerin kültürel ve siyasi hakları yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olmadığını kaydetti.

KÜRT SORUNU DAHA GENİŞ BİR BOYUT KAZANDI

Bu hakların, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri çerçevesinde kabul ettiği demokratik değerler ve yükümlülüklerle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Kariane Westrheim, “Ancak Kürt sorunu kaçınılmaz olarak daha geniş bir boyut kazandı. Kürt meselesinin kendisi, çatışmanın siyasi yönünün ele alınmasını gerektiriyordu. Bu da siyasi diyaloğu ve Abdullah Öcalan’ın rolünün tartışılmasını zorunlu kılıyordu” diye konuştu.

Kariane Westrheim, Kürt sorununu EUTCC olarak  “hiçbir zaman yalnızca Türkiye sınırları çerçevesinde ele almadıklarını” belirterek, EUTCC’nin konferansları ve kurduğu ağlar, Kürdistan’ın dört parçasından, yani Türkiye, Suriye, Irak ve İran’dan farklı sesleri ve bakış açılarını bir araya getirdiğini vurguladı. 

DERS AÇIKTIR: KAZANIMLAR KAYBEDİLEBİLİR

Rojava’daki duruma da işaret ederek, Kürtlerin kazanımlarının birçoğunun ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunun altını çizen Kariane Westrheim, “Bölgedeki toprak kontrolü ve özerk kurumlar ağır baskı altında. Suriye’de Kürtlerin kendi kendilerini yönetme hakkının, haklarının, siyasi temsillerinin ve yerinden yönetim anlayışının geleceği ise belirsizliğini koruyor.

Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, buradan çıkarılacak ders açıktır: Yıllar içinde inşa edilen siyasi kazanımlar çok kısa bir süre içinde kaybedilebilir.

İşte bu nedenle, farklılıklarımızı koruyarak Kürtler arasındaki dayanışmayı sürdürmek önemlidir. Burada söz konusu olan herkesin aynı düşünmesi ya da siyasi farklılıkların ortadan kalkması değildir. Asıl mesele, diyalog ve siyasi iş birliği yoluyla Kürtlerin temel haklarını ve demokratik kazanımlarını savunabilmektir.”

YENİ AÇILIM FIRSAT SUNUYOR AMA BARIŞIN KENDİSİ DEĞİLDİR

“Bugün ortaya çıkan yeni açılım bir fırsat yaratıyor. Ancak bir fırsat, henüz barışın kendisi değildir” diyen EUTCC Başkanı, şunları söyledi: “Bu döneme umutla yaklaşmalıyız, ancak gerçekçilikten de uzaklaşmamalıyız. Barış kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir. Son yıllarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar da garanti altında değildir.

İşte bu nedenle EUTCC’nin hâlâ önemli bir rolü var. Bugün görevimiz, Avrupa’nın bu süreci desteklemesini sağlamaya katkıda bulunmaktır.”

ÖNDER APO’NUN MESAJI OKUNDU

Kariane Westrheim’in konuşması ardından AP Kürt konferanslarının son 20 yılını konu alan bir sinevizyon gösterimi, hemen sonrasında da Önder Apo’nun konferansa gönderdiği mesaj okundu.

LEYLA ZANA: ARTIK REDDİN YERİNİ TANIMA VE KABUL ALMALIDIR

Konferansa katılamayan Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi Leyla Zana da bir mesaj gönderdi. Kariane Westrheim’in okuduğu mesajda Leyla Zana, “Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü için tarihi öneme sahip, nadir rastlanan bir kapı açılmış durumda. Tünelin sonunda geleceğe ilişkin güçlü bir umut ışığı belirdi.

Bu ışığı gerçeğe dönüştürmek, bütün siyasi tarafların ortak sorumluluğudur. Aynı zamanda herkesin ortak çıkarınadır. Bu sorumluluk bütün taraflara aittir” dedi. 

Eğer adil bir çözüm sağlanabilirse bu sürecin, benzeri görülmemiş bir dönüşüm modeline dönüşebileceğini ifade eden Leyla Zana, “Kürt halkı hiçbir kurumun, örgütün ya da devletin günlük çıkarlarının aracı değildir. Çıkara dayalı ilişkilerin de rehinesi olamaz.

Kürt sorununu oluşturan ve bugüne kadar devam etmesine neden olan siyasi ve hukuki meseleler, neden-sonuç ilişkisi içinde, bir bütün olarak ele alınmalıdır” diye konuştu. 

“Reddetme politikası sona ermeli; yerini kabul ve tanıma politikasına bırakmalıdır” diyen Leyla Zana, Önder Apo’nun durumuna dikkat çekerek, “Kürt sorunu kadar kapsamlı bir meselenin çözümünde, 28 yıldır kendi halkıyla dahi görüşme ve istişare etme imkânından mahrum bırakılmış bir aktörün rolü de göz ardı edilemez” dedi. 

Leyla Zana, “Sayın Öcalan’ın kendi halkıyla iletişim kurabilmesi ve bu sorunlu meselenin daha fazla gecikmeden çözüme kavuşturulması gerekiyor” diye ekledi. 

ŞİRİN EBADİ: SAYIN ÖCALAN BÜYÜK BİR CESARET GÖSTERDİ, ADİL VE HAKLI BİR KARARDI

Açılış oturumunun üçüncü konuşmacısı olan ve aynı zamanda konferansın hamisi olan Nobel ödüllü İranlı insan hakları aktivisti Şirin Ebadi, “Öncelikle, bu konferansın düzenlenmesinde emeği geçen Sayın Öcalan’a teşekkürlerimi ve takdirlerimi iletmek istiyorum” dedi.

Şirin Ebadi, yalnızca Türkiye’de değil, bütün Ortadoğu ülkelerinde Kürtlerin haklarının tanınmasını sağlayabilmeyi umut ederek, “Dikkatinizi şu noktaya çekmek istiyorum: Siyaset değişken bir bilimdir. Bunun anlamı şudur: Bugün siyasette işe yarayan ve uygun olan bir yöntem, beş yıl sonra artık uygun olmayabilir. Koşullar değişebilir. Dolayısıyla koşullara bağlı olarak yöntemlerin ve kararların da değişmesi gerekir” şeklinde konuştu. 

Önder Apo’nun yaşanan değişimleri görebilecek cesareti gösterdiğini altını çizen Şirin Ebadi, “Sayın Öcalan’ı, bu değişimi görebilecek cesareti gösterdiği için takdir ediyorum. Artık koşulların silahlı mücadeleye izin vermediğini görerek silah yerine kalemle mücadele etmeye karar verdi. Bence bu son derece doğru bir karardır” ifadelerini kullandı. 

İran’daki duruma da dikkat çeken Şirin Ebadi, “Bizim ülkemizde Kürtler, Beluçlar, Azeriler ve Araplar gibi farklı halklar yaşıyor. Ne yazık ki İran İslam Cumhuriyeti, bu halkların dillerini resmi olarak tanımıyor.

Oysa Kürtler de dâhil olmak üzere bu halklar, Farsçanın yanı sıra kendi dillerini de öğrenebilmeli, okuyup yazabilmelidir. Farsça hepimizin ortak dili olabilir; ancak her halk, yaşadığı ülkede kendi dilini öğrenme ve kullanma hakkına sahip olmalıdır” şeklinde konuştu. 

İran’daki hak ihlallerini de anlatan Şirin Ebadi, raporlara yansıyandan çok daha fazla idam edildiğini ve idam edilenlerin büyük kısmının etnik azınlıklardan geldiğini vurguladı. Şirin Ebadi, “Bunun nedeni etnik azınlıklara şüpheyle yaklaşılmasıdır. Ben oradayken hatta şöyle bir şaka yapılırdı; Kürdistan’da doğan her bebek, beş altı yıllık hapis cezasıyla doğar diye” diyerek, içerideki durumun ve Kürtlere yönelik baskıların ne kadar ağır olduğuna işaret etti. Şirin Ebadi, son olarak gelecek yılki konferanda Abdullah Öcalan’ı da görmek istediklerini söyleyerek, “Devlet, Abdullah Öcalan bırakmakla bir adım atmış olacak ve AB katılım süreci de kısalacaktır” dedi. 

BM ARABULUCUSU: BARIŞ MÜMKÜNDÜR

Birleşmiş Milletler Kıdemli Arabuluculuk Danışmanı ve Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu (LSE) Uluslararası Normlar Projesi Direktörü, Birleşik Krallık’tan Mark Muller KC, dünyanın birçok bölgesinde görev yaptığını ve artık şapkasını çıkardığı için bu konularda konuşabildiğini ifade etti. 

Muller şöyle konuştu: “Son 10 yıldır Birleşmiş Milletler’de kıdemli arabuluculuk danışmanı olarak görev yaptım. Suriye, Yemen, Sudan ve daha birçok yerde barış süreçlerinin kolaylaştırılmasına yardımcı oldum.

Görevim gereği, ilgili çatışmalar hakkında kamuoyu önünde konuşma özgürlüğüne sahip değildim. Ancak şu anda görevime ara verdiğim için artık kamuoyu önünde daha rahat konuşabiliyorum.

Son 10 yılda barışın nasıl sağlanabildiğini ve bazı durumlarda neden sağlanamadığını yakından gördüm. Bugün sizlerle paylaşmak istediğim birkaç değerlendirmem var.

İlk olarak şunu söylemek istiyorum: İster Suriye’de ister Türkiye’de yaşansın, Kürt çatışmaları çözümsüz, uzlaşmaya kapalı çatışmalar değildir. Çözüm yolları mevcut.

Hem Türkiye hükümeti hem de Kürt tarafı kendi siyasi ve anayasal taleplerini ortaya koydu. Barış sürecinde aşılması gereken ciddi engeller bulunsa da bu taleplerin hiçbiri diğer tarafın talepleriyle bağdaşmaz ya da aşılması imkânsız görünmüyor.

Taraflar 2011 yılında, ardından da 2015 yılında bir anlaşmaya çok yaklaştılar. Bir anlaşmanın ana hatları o dönemde de mevcuttu, bugün de mevcut.

Mevcut barış sürecinde ve daha önceki girişimlerde yapılması gereken çok iş var. Daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor.

Üstelik hem Türkiye’deki siyasi liderler hem de Kürt siyasi liderleri, kendi tabanlarını yanlarına alma ve bu anlaşmanın hayata geçirilmesini sağlama gücüne sahipler.

Ayrıca Türkiye ve Kürt toplumlarında, barıştan yana olanların sayısının daha fazla olduğuna inanıyorum. Türkiye Parlamentosu’nda da barış yönünde güçlü bir eğilim bulunduğunu düşünüyorum.

Bugün sizlere vermek istediğim ilk mesaj şu: Barış mümkündür. Yalnızca bizim yaşam süremiz içinde değil, bu on yıl içinde de barışa ulaşabiliriz. Bunun gerçekleşmesi için bütün tarafların siyasi irade göstermesi gerekiyor.

İkinci mesajım ise şu: Biz insan hakları savunucuları ve arabulucular, son 40 yılda bu çatışmanın askerî bir çözümünün olamayacağını öğrendik. Ancak bütün taraflar birbirlerinin kaygılarını ele alıp yeni bir dönemin kapısını açmadıkça barışçıl bir çözüm de mümkün olmayacaktır.

Barış için müzakere yürütmek hiçbir zaman kolay değildir. Bütün tarafların birbirini anlamasını ve uzlaşmaya hazır olmasını gerektirir. Ancak elde edilebilecek bundan daha değerli bir kazanım yoktur.”

ABDULLAH ÖCALAN’IN ROLÜ KRİTİK

Aynı zamanda Önder Apo’nun Avrupa mahkemelerindeki avukatlarından biri olan Müller, “Kamu otoriteleri kabul etmek istesin ya da istemesin, Abdullah Öcalan’ın oynadığı rol yalnızca silahsızlanmayı ve topluma yeniden kazandırılmayı teşvik etmek açısından değil, aynı zamanda uzlaşma ve yenilenme açısından da kritik önemdedir.

Türkiye’ye bu meseleye nasıl yaklaşması gerektiğini söylemek benim görevim değil. Ancak Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki eski avukatlarından biri olarak, mahkemenin kendisinin tutukluluk koşullarına ilişkin kararının henüz uygulanmadığına dikkat çekmek benim görevimdir” şeklinde konuştu.

Müller, özellikle Umut Hakkı’na dikkat çekerek, “Barış mümkündür; tek yapılması gereken, siyasi irade ortaya koymaktır” şeklinde sözlerini noktaladı. 

JONGERDEN: ŞİMDİLİK SADECE BİR SÜREÇTEN SÖZ EDİYORUZ

Aynı oturumda “Yirmi yıllık diyalog ve tartışma: Avrupa ve Ortadoğu’daki gelişmeler bağlamında EUTCC konferansları” başlıklı bir sunum yapan Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi Prof. Joost Jongerden, PKK’nin silah bırakması ve silah yakmasının sembolik bir adım olduğunu ve diğer taraftan yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini kaydetti. 

Jongerden, şöyle konuştu: “Sürecin sonunda somut sonuçlar doğuracağına dair bir umut var.

Ancak yerine getirilmeyen vaatler ve sürekli ertelenen umutlar, ne barışın ne de savaşın tam olarak yaşandığı bir ara durum yarattı.

Belki de bu nedenle pek çok insan, yaşananları henüz bir ‘barış süreci’ olarak değil, yalnızca bir ‘süreç’ olarak tanımlıyor. Çünkü bu süreci niteleyen kesin bir sıfat henüz yok. Şimdilik sadece bir süreçten söz ediyoruz.

İçinde bulunduğumuz bu belirsizliği anlamak için bugünün ötesine geçmek ve Türkiye’de Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulmak amacıyla geçmişte yürütülen girişimlerin uzun tarihine bakmak yararlı olacaktır.”

PKK’nin daha önce attığı adımlar, ateşkes ilanları ve çözüm arayışlarını hatırlatan Jongerden, bugüne kadarki girişimlerin başarılı olmadığını ifade etti. 

“Bence siyasi çözümün önünde iki engel var” diyen Jongerden, sorunu “terör” olarak tanımlama ve Türkiye devletinin tarihsel olarak Kürt hareketi ile mücadele konusunda askeri mücadeleleri tercih etmesi olduğunu söyledi. Bu nedenle önceki süreçlerin başarısız olduğu kaydedildi. 

Jongerden, sürecin başarılı olması için Türkiye’nin kapsamlı bir demokratikleşme yaşaması gerektiğini ifade etti.